İslamofobi Fransa İslamofobiyle Mücadele Kuruluşu: “İslamofobi Kibirli Bir Nefret Şeklidir”

Kuruluşunun 10. senesini geride bırakan Fransa İslamofobi’ye Karşı Kolektif Mücadele Derneği (CCIF-Collectif Contre l’Islamophobie en France) Avrupa ve uluslararası düzeyde tanınan bir organizasyon. 2011’de Birleşmiş Milletler Özel Danışmanlık Statüsü’ne kavuşan CCIF, Fransa’da İslamofobi ile mücadele anlamında ses getirici projelere imza atarak Müslümanlara destek veriyor. CCIF Sözcüsü Marwan Muhammad ile Fransa’daki İslamofobi’yi ve derneğin bu konuda yürüttüğü çalışmaları konuştuk.

1 Şubat 2014

Fransız toplumundaki Müslüman algısını kısaca özetleyebilir misiniz?

Toplumun Müslümanlara bakışını araştıran kamuoyu yoklamalarına göre Fransızların yüzde 74’ü İslam ve Müslümanlar hakkında olumsuz fikre sahip olduklarını belirtiyorlar. Fakat insanların Müslümanlar hakkında sahip oldukları fikirler doğrudan medyanın konuya yaklaşımıyla şekilleniyor. Bunu insanlara tanıdıkları bir Müslüman olup olmadığını sorduğumuzda anlıyoruz. Çünkü Müslümanları medyadan değil, toplumsal ilişkileri aracılığıyla tanıyan insanlar Müslümanlara karşı olumlu bir algıya sahip oluyorlar. Dolayısıyla kamuoyu araştırmalarının sonuçları, toplumdaki Müslüman karşıtı algının değil, medya ve politik mecrada Müslümanlara yönelik var olan nefret söylemlerinin yansıması.

İslamofobi Fransız toplumu tarafından kabul edilen bir olgu mu, yoksa bu sorunun kabulü konusunda bir yadsıma mı söz konusu?

Fransızlar İslamofobi konusunda çok uzun süre bir inkâr içerisindeydiler. Sadece İslamofobi kavramını değil, aynı zamanda bu konuda bir şeyler yapmayı da reddediyorlardı. Aslında Müslüman karşıtı bir hissiyatın ve nefret suçlarının olmadığını ve olayların raslantısal, istisnai hadiseler olduğunu savunuyorlardı. Fakat çalışmalarımız ilerledikçe İslamofobi’nin varlığı inkâr edilemez oldu. Zira her sene nefret suçları ve ayrımcılıkla ilgili rakamları, bu hadiselerin hukuki ayrıntılarını ortaya koyduk. Böylece istisnai veya raslantısal olarak kabul edilen hadiseler toplumda var olan bir olguya dönüştü. Eğer yılda birkaç ayrımcılık olayı yaşansa idi, bu istisnai bir durum olarak görülebilirdi, fakat yılda beş yüz nefret suçu ve ayrımcılık vakasıyla karşılaşılıyorsa, camiler saldırıya uğrayıp, Müslüman mezarlıkları tahrip ediliyorsa artık bu gerçeği daha fazla yadsıyamazsınız. Dolayısıyla bir zaman sonra medya ve iktidarın da İslamofobi’den bir fenomen olarak bahsetmeye başladığını gördük. Bununla birlikte kavramın kendisi ile ilgili tartışmalar devam etti. Kimileri İslamofobi kavramının 1970’lerde İran İslam Rejimi tarafından icat edildiğini iddia ederken, kimi uzmanlar söz konusu terimin 19. yüzyıldan beri kullanıldığını ve Müslümanlara yönelik ayrımcı uygulamaları tanımlamak için Fransa’da türetildiğini ileri sürdüler. Bugün İslamofobi Fransa’da artık varlığı kabul edilen bir olgu. Bu olguyu Fransa’da politik tartışmaların ana meselelerinden biri hâline dönüştürdük ve artık aşırı sağcı politikacılar bile İslamofobi terimini zorluk çekmeden kullanıyorlar.

CCIF’in çalışmaları hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?

Fransa İslamofobi’ye Karşı Kolektif Mücadele Derneği (CCIF), 2003’te kuruldu. Başlıca faaliyet alanımız nefret suçları ve ayrımcılığa maruz kalmış mağdurlara haklarını aramaları hususunda psikolojik ve hukuki destek hizmeti sunmak. 2003’ten bu yana çoğu kadın olan binlerce mağdura bu anlamda yardım ettik. Hukuk, iletişim, halkla ilişkiler ve birlikte çalıştığımız diğer organizasyonlarla irtibatımızı sağlayan uluslararası ilişkiler kadrolarımız var. Bunlar dışında çalışmalarımız için önem arz eden ve nefret suçları ve ayrımcılıkla ilgili verileri toplayan bir gözlemci kadromuz mevcut. Mağduriyet yaşayan biri bize başvurduğunda önce hukuk departmanımız tarafından hakkını nasıl arayacağı konusunda kendisine bilgilendirme ve yardım sunuluyor. Dava sonuca bağlandıktan sonra ise olayın nerede, nasıl gerçekleştiği, failin kim olduğu gibi verileri derliyoruz. Böylece yıl sonunda İslamofobi’yle alakalı güvenilir veriler elde etmiş oluyoruz.

Peki çalışmalarınızda Müslümanlar dışında Fransız toplumuna yönelik mesajınız nedir?

Biz Müslümanlara şu mesajı veriyoruz: “Size karşı yapılan ayrımcılık ve nefret suçlarını kabullenmeyin ve yılmayın!” Çoğunluk toplumuna ve daha geniş kitlelere ise İslamofobi’nin sadece Müslümanların problemi olmadığını, aksine tüm toplumun meselesi olduğunu anlatmaya çalışıyoruz; bu toplumun tümüne zarar veren bir sorun. Nasıl antisemitizmle mücadele sadece Yahudilerin görevi değilse, aynı şey İslamofobi için de geçerli. Çünkü İslamofobi’den zarar gören yalnızca Müslümanlar değil. İslamofobi toplumun özünü teşkil eden çok temel bir değeri, vatandaşları birbirine bağlayan yurttaşlık bağını zedeliyor. İnsanları birbirine düşman eden bu tarz bir ırkçılığı kabul ettiğimiz takdirde zarar görecek olan şey bu bağdır.

Çalışmalarımızda üç hedef kitle var. İlki Müslümanlar; onlara haksızlıklar karşısında yılmamaları için destek sağlıyoruz. İkincisi gayrimüslim kitle; onları da İslamofobi’nin gerçekliği ve buna karşı birlikte mücadele verilmesi hususunda ikna etmek için çalışıyoruz. Üçüncüsü ise resmî makam ve kurumlar. Bu kurumlar üzerinde ırkçılığa karşı alınacak önlemler konusunda baskı oluşturmak da bizim çalışmalarımız arasında yer alıyor.

Fransa sömürge geçmişine bağlı olarak Müslümanlarla uzun yıllara dayanan bir birlikte yaşama kültürüne sahip. Fakat aynı zamanda İslamofobik vakaların en fazla yaşandığı Avrupa ülkesi. Müslümanlarla iç içe yaşamış bir toplumun bu tavrının altında yatan nedenler nelerdir?

Öncelikle Fransa’nın kendi kimliği ve geçmişiyle problemli bir ülke olduğunu belirtmemiz gerekiyor. İslamofobi’yi bir kenara bırakın, toplum olarak, “Geleceğe dair proje ve hedeflerimiz nelerdir?” sorusunun cevabını veremiyoruz bugün. “Fransa nedir?” diye sorduğumuzda bu sorunun bir karşılığı yok, zira Fransızlar kim olduklarından ziyade kim olmadıklarıyla tanımlıyorlar kendilerini: “Biz Türkiyeli, Faslı değiliz. Amerikan da değiliz, çünkü o kültürden hoşlanmıyoruz. Rus da değiliz.” Fransız toplumu kim olduğu ve gelecekte yapmak istedikleri hakkında ortak bir görüş oluşturamıyor. Bu da ülkeyi popülist politikalara açık hâle getiriyor. Biri çıkıp da, “Size problemlerimizin kaynağının kim olduğunu söyleyeceğim.” dediğinde bu Fransız toplumunda büyük yankı buluyor. Aşırı sağcılar, “Sorunlarımızın sebebi zenciler, Müslümanlar ve göçmenler.” diyecek olsa bu Fransız toplumunda karşılık bulacaktır, çünkü insanlar savundukları değer sistemi hakkında net fikirlere sahip değiller. Bu birinci neden. İkinci neden ise Fransa’da köklü bir geçmişe sahip olan din karşıtı damar. Bu açıdan tek hedef Müslümanlar değil; ülkede antisemitist ve Hristiyan karşıtı eğilimler de mevcut. İnsanı daha iyi biri olmaya teşvik eden ve manevi olarak yükselten bir inanç düşüncesi Fransa’da tabu, çünkü Fransızlar olarak “bizler” geçmişi eskilere dayanan rasyonalizm geleneğine sahip olduğumuzu iddia ediyoruz. Bu düşünceden hareketle evreni yöneten daha üstün bir otoritenin var olduğu düşüncesi Fransız toplumunda gericilik olarak görülüyor.

Sizce Fransız laisizmi, Müslüman karşıtı tavırları mazur göstermek adına bir bahane olarak kullanılıyor mu?

Evet. Aslında İslamofobi’nin suçluluk duyulmadan işlenen bir ırkçılık olduğu söylenebilir. İslamofobi kibirli bir nefret şeklidir. Çünkü kendini kadın hakları, ifade özgürlüğü ve sekülerizm gibi Fransız toplumunda pozitif çağrışımları olan kavramların arkasına saklarsın. Bu da sana ırkçılığını Fransız toplumunda kabul edilebilir bir kılıfa sokma imkânı sağlar. Böylece, “Pis Arap, ülkene defol!” demek yerine, “Fransa seküler bir ülke ve bu ülkenin kültürüne saygı duymanızı istiyoruz.” dersin. Bu aslında, “Siz buraya ait değilsiniz!” demektir.

Peki CCIF, Fransız toplumundaki olumsuz Müslüman ve İslam algısına olumlu bir katkı sağlayabildi mi?

Toplumdaki ön yargıları tartışmaya açmak Müslümanlar hakkındaki klişelerin yıkılmasına yardımcı oluyor. İslam hakkındaki olumsuz yaklaşım ve irrasyonel düşüncelere rasyonel cevaplar vererek bu klişelerle mücadele ediyoruz. Europol Raporu’na göre Avrupa’da işlenen terörist eylemlerin %1’ine bile tekabül etmeyen bir oranının Müslümanlar tarafından gerçekleştirildiğini duyduktan sonra kimse artık, “Avrupa’daki şiddet olaylarının çoğundan Müslümanlar sorumlu.” diyemez. Müslüman karşıtı nefret suçu mağdurlarının %94’ünün kadın olduğu gerçeği karşısında kimse artık kadınlara kötü davrananların Müslümanlar olduğunu iddia edemez. Dolayısıyla böylesi bir yaklaşım Müslümanlar hakkındaki algıyı da olumlu yönde değiştiriyor; daha da önemlisi Müslümanların, haklarına saygı gösterilmesi için mücadele edeceklerini ifade ediyor. Medyada politikacılarla etkili ve akılcı bir şekilde tartışabilen Müslümanlar sayesinde Müslümanların Fransız toplumunun bir parçası olduğu ve haklarının çiğnenmesine asla tahammül göstermeyecekleri algısı zamanla yerleşecek.

CCIF’in bu zamana kadar gerçekleştirdiği en etkili çalışma neydi?

Biz İslam’ın bir din olarak saygıyı hak ettiğini savunuyoruz; bu anlamda Fransız mahkemelerinde Müslümanlar lehine kazandığımız davalar Müslümanlar açısından Fransa’daki hukuki havayı değiştirdi. Kazanılan davalar haricinde 2012’de bir ulusal iletişim kampanyası gerçekleştirdik. Bu insanları düşünmeye sevk eden başarılı bir kampanyaydı, zira ana sloganımız “Biz de halkız”dı. Kampanya posterlerini ana caddelere astık. Kocaman bir poster üzerine Fransız halkını tüm çeşitliliğiyle tasvir ettiğimiz resimde siyahi insanlar, Araplar, beyazlar, Müslümanlar, Yahudiler, bazısı başörtülü kadınlar, kimisi sakallı erkekler vardı. Tüm bu çeşitlilik içerisinde Fransız halkının bir parçası olmak için aşırı sağcıların ideolojilerine boyun eğmek zorunda olmadığımızı ifade ediyorduk: “Biz sizin bizi görmek istediğiniz şekilde değil, olduğumuz hâlimizle Fransızız ve bu halkın bir parçası olmak için hiçbir şeyimizi değiştirmek zorunda değiliz.” Bu kampanya Fransız medyasında bir algı kırılmasına neden oldu. “Müslümanlar geliyor, şimdi üstelik başörtüleriyle posterlerdeler.” tarzı sözlerle kampanyaya duydukları müthiş öfkeyi dillendirenler oldu. Politikacılar, milletvekilleri ve Fransa’daki Thilo Sarrazin benzeri aşırı sağcılarla bu meseleleri tartıştık ve neticede onların söylemlerini çürütmeyi başardık.

Yakın zamanda oldukça ses getiren bir diğer mesele aşırı sağcı lider Marine Le Pen hakkında açtığımız davaydı. Kendisi Müslümanların Paris’in bazı sokaklarında cemaatle namaz kılmalarını –ki bu oldukça nadir gerçekleşen bir hadisedir- Nazi işgaline benzetti. Bunun üzerine biz de kendisi hakkında suç duyurusunda bulunduk ve Avrupa Parlamentosu onun dokunulmazlığını kaldırarak yargılanabilmesinin önünü açtı. Bu olay Fransız medyası için tam anlamıyla bir şoktu, çünkü Le Pen’in bu ifadeleri Fransız basını tarafından o kadar zararsız ve normal bir şeymiş gibi sunulmaktaydı ki, insanları, “Bakın bunlar aşırı sağcılar ve bu konuşma nefret söylemleri içeriyor.” diye uyarmak bize düştü. Bu tarz bir düşünce yapısının çağdaş ve ilerici olduğu iddiasındaki Fransız toplumunda yeri olmadığını hatırlatmanın, CCIF aktivistlerine kalmış olması bence Fransa açısından gerçekten büyük bir utanç sebebidir.

ETİKETLER:
    • ezkandemir
      2017-09-06 09:45:48

      Merhaba, elbette! Avrupa'da yayın yapan diğer dergi ve platformlara destek olmak görevimiz. Başarılar diliyoruz.

    • Emin Arıkan
      2017-09-05 16:53:13

      Merhabalar, Bizler Fransa'da Drôme bölgesinde "DİDİB" e bağlı dernekler olarak Türk diyasporasını ayakta tutmak ve buradaki Türk toplumunun milli ve dini değerlerinin varlığı noktasında algılarını doğru ve objektif yönlendirmek amacı ile eylül ayı itibari ile " L'AZURÉ " isminde bir dergi çıkarmaya başladık. " Türklerin Fransa ile İmtihanı " teması ile yayın hayatına başlayan dergimiz, ( bedelsiz )3 aylık periyotlar halinde çıkmaya devam edecek. 2. Sayımıza islamafobi TEMA'sı ile devam etmeyi düşünüyoruz. Bu noktada izniniz olursa yazınızı dergimizde kullanmak istiyoruz. Saygılarımla L'AZURÉ DERGİ EDİTÖRÜ ARIKAN Emin

    2 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar