Almanya Vatandaşlık Yasası Çifte Vatandaşlık ve Opsiyon Modeli: “Üç Adım İleri, İki Adım Geri”

Almanya Adalet Bakanı Heiko Maas ve İçişleri Bakanı Thomas de Maizière mart ayında çifte vatandaşlığa ilişkin yasal düzenleme konusunda koalisyon ortakları arasında anlaşma sağlandığını duyurduklarında, yabancı uyrukluların Almanya’da doğan çocukları için Opsiyon Modeli’nin tamamen kaldırılacağı ve böylelikle çifte vatandaşlığın mümkün kılınacağı bekleniyordu. Fakat yeni model, tutarsızlıklarıyla dikkat çekiyor.

Bekir Altaş 1 Temmuz 2014

2000 yılında yürürlüğe giren Vatandaşlık Yasası’na göre Almanya’da doğan yabancı uyruklu çocukların 23 yaşını doldurana kadar Alman vatandaşlığı ile ebeveynlerinin vatandaşlığı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaları, çeşitli hukuki ve siyasi tartışmaların konusu olmuş ve son Federal Parlamento Seçimlerinde de seçim kampanyalarının malzemesi olmuştu. Bunun neticesinde CDU/CSU ve SPD arasında yapılan koalisyon sözleşmesinde, Almanya’da doğan çocuklar için vatandaşlığı seçme zorunluluğunun kaldırılması öngörülmüş ve bunun akabinde federal hükûmet bu konuda değişiklik öngören tasarıyı mayıs ayında meclise sunmuştu.

Ancak hükûmet tarafından sunulan yeni tasarıda seçme zorunluluğunun tamamen kaldırılmamış olması, özellikle Türk toplumunda seçim öncesi vaadlerin yerine getirilmemesiyle bir hayal kırıklığı meydana getirdi.

Buna rağmen doğum yeri esasına göre Alman vatandaşlığını almış olanların büyük bir kısmının tasarıdaki şartları yerine getireceğinden ötürü, tasarıyı çifte vatandaşlık yolunda önemli bir adım olarak değerlendirmek mümkün. Öyle ki tasarıya göre 21 yaşına kadar 8 yıldan daha fazla Almanya’da ikamet eden, en az 6 yıl Almanya’da okula gitmiş olan veya Almanya’da bir okul ya da meslek diploması almış olanlar için seçme zorunluluğu kaldırılıyor ve çifte vatandaşlık mümkün kılınıyor. Buna ilave olarak Avrupa Birliği üyesi bir ülke veya İsviçre vatandaşı olanlar tasarıya göre seçme zorunluluğu kapsamı dışında bırakılmakta. Tasarı ayrıca istisnai hâllere özgü hükümler de öngörüyor.

Buna karşın doğum yeri esasına göre Alman vatandaşlığını almış ve aynı zamanda ebeveynlerinden ötürü örneğin Türkiye vatandaşlığına sahip olan, ancak yeni düzenleme çerçevesinde yukardaki kriterleri yerine getirmediği için Almanya’da “yetişmiş” sayılmayan hatırı sayılır miktarda kişinin, vatandaşlıkta seçme zorunluluğuna tabi olacağından ötürü sahip olduğu Alman vatandaşlığını kaybedeceği de bir gerçek. Bu durum bilhassa Avrupa Birliği içerisinde örneğin istihdam veya öğrenim için başka bir ülkeye taşınmış olan ailelerin çocukları için problemli neticelere yol açabilir. Aynı durum Türkiye’ye kesin dönüş durumu için de geçerli olacaktır.

Bu şekilde ebeveynlerinin vatandaşlığına karşı karar almaya mecbur bırakılacak olan Türkiye vatandaşlarının sayısı hakkında fikir edinmek açısından Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi’nin haziran ayında yayınladığı Türkiye kökenli vatandaşların göç hareketlerine ilişkin rapor önemli ipuçları veriyor. [1]
Rapora göre Türkiye’ye kesin dönüş yapan Türk vatandaşlarının sayısı her yıl 14.000 ila 17.000 civarında. Buna ilave olarak her yıl 4.000 ila 5.500 civarında Türkiye kökenli Alman vatandaşı Türkiye’ye göç ediyor. Bu rakamlardan yola çıkarak Türkiye’ye olan göç sonucu Almanya’da “yetişmiş” sayılamayacak olan kişilerin sayısının bir hayli yüksek olduğu ve bunların vatandaşlıkta seçme zorunluluğu ile karşı karşıya kalacakları görülecektir.

Bilirkişi Raporu: Eşitlik İlkesine Aykırı

Potsdam Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Andreas Zimmermann’ın, Adaletsizlik ve Irkçılığa Karşı Uluslararası Federasyon (FAIR) için hazırladığı bilirkişi raporunda, tasarının bu şekliyle özellikle Alman Anayasası’nın eşitlik ilkesi açısından önemli tereddütler doğurduğu dile getiriliyor. Çünkü, seçme zorunluluğu, sadece ebeveynleri yabancı olan ve herhangi bir sebepten dolayı Almanya’da “yetişmemiş” çocukları ilgilendirmektedir. Buna karşın Alman vatandaşlığını bir ebeveyninin Alman vatandaşı olmasından ötürü, yani soy esasına göre (Alm. “Abstammung”) kazanan çocuklar, Almanya’da hiç bulunmamış olsalar dahi, vatandaşlık ile ilgili seçme zorunluluğuna tabi olmayıp çifte vatandaş olabilecekler. Benzer durum, doğum yeri esasına göre Alman vatandaşlığını kazanmış ve bunun yanında herhangi bir Avrupa Birliği üyesi ülkenin veya İsviçre’nin vatandaşlığına sahip olan çocuklar için de geçerli. Oysa vatandaşlığı kaybettirme durumu ile ilgili gerekçelendirmeler, tüm Alman vatandaşı grupları eşit şekilde kapsamalıdır.

Netice olarak, hükûmetin çifte vatandaşlıkla ilgili tasarısını bir iyileştirme olarak değerlendirmek mümkün olsa da, itirazlara mahal vermeyecek, mantıklı ve tutarlı bir yasal düzenlemeden bahsetmek güçtür. Zimmermann’ın raporda öne çıkarttığı örnekte olduğu gibi yasaya tabi olanların vatandaşlıklarını kaybedinceye kadar doğmuş olan ve yurt dışında yaşayan çocukları, Almanya ile ebeveynlerinden daha zayıf bir bağ içerisinde olmalarına rağmen, başka bir ülke vatandaşlığı yanında, soy esasına dayalı olarak Alman vatandaşlığını da elde edebilirler ve buna sürekli olarak sahip olabilirler. Bu çocukların ebeveynleri ise, seçim zorunluluğu sebebiyle Alman vatandaşlıklarını kaybedebilirler.

Geçmiş Durumlara İlişkin Düzenlemeler Yetersiz

Tasarının sorunlu diğer bir boyutu ise, anayasa tarafından öngörülen geçmiş durumlara ilişkin düzenlemeleri yeterince ihtiva etmemesidir. Hükûmet, Yeşiller Partisi Milletvekili Volker Beck’in nisan ayında İçişleri Bakanlığına yönelttiği soru önergesine verdiği cevabında, [2] Opsiyon Modeli nedeniyle 2013’ten bu yana toplamda 6.050 kişinin çifte vatandaşlık hakkından yararlanamadığı ve pasaportlarından birini vermek zorunda kaldığını bildiriyor. Bunlardan 5.735 kişinin Alman vatandaşlığına geçtiği, 315 kişinin de Alman vatandaşlığından çıktığı ifade ediliyor. Bu sayının 2018 yılından itibaren yılda 30.000 ila 40.000 civarında olacağı belirtilmektedir.Fußnote oben: [3]

Onbinlerce kişiyi ilgilendiren geçiş düzenlemesi yeni düzenlemeye mutlaka eklenmelidir ve opsiyon kuralı gereği Alman vatandaşlığını kaybetmiş ve kaybedecek olanlara, tekrar Alman vatandaşlığını kazanma imkânı tanınmalıdır. Öte yandan zoraki tercih sebebiyle Alman vatandaşlığı için karar vermiş olanlara da, diğer vatandaşlığın geri kazanılması için imkân sunulmalıdır.

[1] Alscher, Stefan/Kreienbrink, Axel (Hg.) (2014): Abwanderung von Türkeistämmigen: Wer verlässt Deutschland und warum? Beiträge zu Migration und Integration, Band 6, Nürnberg: Bundesamt für Migration und Flüchtlinge.
[2] Antwort der Bundesregierung auf die Kleine Anfrage des Abgeordneten Volker Beck u. a. und der Fraktion Bündnis 90/Die Grünen, Zukunft des Optionszwangs, BT-Drucksache 18/956.
[3] Statistisches Bundesamt, Fachserie 1 Reihe 2.1 – 2011.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar