Avusturya'da İslam Avusturya İslam Yasası: Ön Yargılar Yasalaşırsa

Henüz taslak hâlindeki yeni İslam Yasası, Avusturya’daki Müslümanlara yönelik genel şüphe ve ayrımcılıkların vücut bulmuş şekli olduğu gerekçesiyle yoğun eleştirilere maruz kaldı. 1912 tarihli yasanın yenilenmiş taslağı IGGiÖ tarafından da reddedildi. Tasarıya dair ekleme ve değişiklik önerileri 7 Kasım 2014 tarihine kadar alınacak.

Gülmihri Aytaç 1 Kasım 2014

Avusturya İslam Toplumu (Alm. “Islamische Glaubensgemeinschaft in Österreich” – IGGiÖ) 100 yıl öncesine ait bir yasanın günümüz Avusturya Müslümanları için pek çok konuda yeterli yasal zemin sağlayamadığını yıllardan beri dile getirmekteydi. 2012 yılında zamanın Uyumdan Sorumlu Bakanı (şimdiki Dışişleri ve Uyum Bakanı) Sebastian Kurz ve IGGiÖ Başkanı Fuat Sanaç ortak bir çabayla İslam Diyalog Formu’nu oluşturdular. Bu platformda yeni İslam Yasası’nın içeriği olabilecek çeşitli konular çalışma grupları tarafından ele alındı. Müslümanlar, bu çalışmaların sonunda çağa uygun bir İslam Yasası ortaya çıkacağını umuyordu. Ancak zaman geçtikçe gelişmeler memnuniyetsizliğe dönüştü. Süreç içinde pek çok Müslüman, Diyalog Formu’nda ele alınan konuların uygunsuzluğundan ve çalışma gruplarında yer alan tartışmalı isimlerden kaynaklanan endişelerini defalarca dile getirdiler. Ama başlayan süreci durdurmak mümkün olmadı ve sonunda bir yasa tasarısı ortaya çıktı. Bugün Müslümanlar, uzman hukukçular arasında da şok etkisi oluşturan tartışmalı bir yasa tasarısıyla karşı karşıyalar. Devletin din işlerine ve dinî cemaatlerin veya derneklerin özel tüzüklerini ilgilendiren konulara tarihte görülmemiş bir yoğunlukta karışması, kafalarda soru işaretlerine neden oluyor.

Tasarıda yer alan ve Avusturya Anayasası’ndaki eşitlik ilkesine ters düşen pek çok noktadan bazıları şunlar:

• Din görevlilerinin maaşlarının ve dinî derneklerin bağış ve finansmanlarının yurt dışından temin edilmesinin yasaklanması

• Dinî içerikli derneklerin yalnızca IGGiÖ çatısı altında faaliyet gösterebilmeleri ve IGGiÖ çatısı altında olmayan derneklerin yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 6 ay içinde feshedilecek olmaları

• IGGiÖ’nün çatısındaki alt kurumların devlete ve topluma karşı pozitif bir tutum içinde olma zorunluluğunun kanunda yer alması ve böylelikle her türlü eleştirinin, yasaya aykırı kabul edilebilme ihtimali sonucu kurumun feshedilme nedeni olması

Yasa tasarısının bir başka sorunlu maddesi ise Müslüman cemaatlerin anayasaya sadakatlerinin yasal düzenlemeyle vurgulanmasıdır; bu yasal ibare başka hiçbir dinî gruba yöneltilmemiştir. Müslümanlar, kanundaki bu ifadeyi hakaret olarak algılayarak, devletin kendi Müslüman vatandaşını yasal düzenlemeyle topyekün zan altında bıraktığını ve toplumdaki ön yargıların yasanın içeriği hâline geldiğini beyan etmektedirler. Bu tasarı “Müslüman” kimliğinin dışlanmasının, Müslümanların yabancı ve kültürel tehdit unsuru olarak görülmesinin ve ötekileştirilmesinin yasal boyuta taşınmasının somut belgesi olarak görülmektedir.

Tasarı içinde yer alan bir başka sorun ise, bütün Müslüman din görevlilerin bundan sonra yalnızca Avusturya devleti tarafından yetiştirilme zorunluluğudur. Yeni yasaya göre din görevlileri Viyana Üniversitesi’nde kurulacak İslam İlahiyatı Fakültesi’nde öğrenim almak zorunda. Tasarıda bu eğitim için 6 akademisyenin görevlendirileceği ibaresi bulunuyor. Hem eğitim personelinin sayısının diğer dinlere oranla düşük olması, hem de eğitim görevlilerinin seçimi hakkında IGGiÖ’nün görüşünün bağlayıcı olmaması eleştirilen konular arasında bulunuyor.

Müslümanları ciddi anlamda şaşırtan bir konu, bakanlığın bu tasarıyı IGGiÖ ile birlikte hazırladığını ve karşılıklı diyalog içinde birbirleriyle mutabık olduklarını öne sürmesidir. IGGiÖ Başkanı Fuat Sanaç ise, “Üzülerek ifade etmek istiyorum ki çok güzel devam eden bir süreç bir anda akamete uğratıldı. Bizim istemediğimiz bazı maddeler, bu tasarının içine kondu. Bunlar eşitlik ilkesine aykırıdır, Avusturya Anayasası’na aykırıdır, bazıları insan haklarına ve din özgürlüğüne aykırıdır.” diyerek daha farklı bir görüş ifade ediyor. Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz son günlerde verdiği demeçlerde başlatılan süreçten geri dönülmeyeceğini belirtirken, Müslümanlar, birbirine tezat bu ifadelerin, kurumların diyalogtan ne kadar uzak olduklarının göstergesi olduğu sonucuna varmaktadır.

Tasarıya ilişkin görüşmeleri İçişleri ve Dışişleri Bakanı’nın ortak sürdürmesi, konunun bir başka problemli boyutunu ortaya koyuyor: Normal şartlar altında dinî yasalarla muhatap olması gereken resmî kurum, Başbakanlık bünyesindeki Kültür Dairesi (Alm. “Kultusamt”). Fakat politik çevrelerdeki genel algı nedeniyle, İslam bir yandan dışarıdan gelen “yabancı” bir unsur olduğu için Dışişleri Bakanlığı’nı, öte yandan güvenlik sorunu teşkil ettiği zannıyla İçişleri Bakanlığı’nı ilgilendiriyor. İçişleri Bakanı Johanna Mikl-Leitner’in ifadesine göre politik hedef, Avusturya’ya özgü bir İslam anlayışının oluşması ve halk arasında yayılması. Bu durumda İslam’da âlimler arasındaki ihtilaf ve 1400 yıllık çoğulculuk geleneğinin, kültürel birikimlerin ve birçok İslami değerin bir yasanın içinde boğularak yok edilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Şimdiye kadar Müslümanların güvenini kazanan Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer, 10 Ekim 2014’te Viyana’da gerçekleştirilen Balkan Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Eşitlik ilkesi sadece eşit şeyler için geçerlidir. Doğasından dolayı farklı olan bir dini eşitlik ilkesi altında değerlendiremeyiz.” diyerek, tüm Müslümanları hayal kırıklığına uğrattı.

Yeni İslam Yasası taslağının içinde Müslümanlar için getirilen kolaylıklar da bulunuyor. Yasa ile hastanelere, hapishanelere ve askerî garnizonlara din görevlisi atama hakkı veriliyor. Dinî bayramlar iş piyasası için bağlayıcı olmasa da resmî takvimde yer alıyor. Sünnet, helal kesim gibi şimdiye kadar tartışılan konular kanunla güvence altına alınıyor. Ancak eşitlik ilkesine ters düşen, Müslümanları zan altında bırakan ve devlet-vatandaş ilişkisinde sınıfsallığa meydan veren pek çok madde, olumlu gelişmeleri bütünüyle gölgeliyor.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar