Fransa Fransa’da Ohal ve Tartışmalı Ev Hapisleri

Fransa’da olağanüstü hâl yürürlüğe girdiğinden beri 5 kez uzatılırken ev hapsi uygulaması en tartışmalı konular arasında.

Hassına Mechaï 6 Şubat 2017

Paris’te düzenlenen saldırıların ardından 14 Kasım 2015’te ilan edilen olağanüstü hâl beşinci kez uzatıldı. İlk kez Cezayir Savaşı esnasında ilan edilen ve 1955’li yıllara dayanan Ohal uygulaması, “yasa ve düzene karşı olası bir tehdit oluştuğu takdirde” polis tarafından uygulanabilecek on iki tedbir maddesinden oluşuyor. Bu tedbirlerin arasında polisin gece ya da gündüz gerçekleştirdiği aramalar, gösteri yasakları, ibadet yerlerinin kapatılması (camiler de dâhil olmak üzere) bulunurken, temel vatandaşlık haklarına aykırı bir tedbir de var: Ev hapisleri.

İçişleri Bakanı tarafından onanan ev hapsi cezalarında, gözetim altında tutulan vatandaşların belirli saatlerde evde olma, düzenli aralıklarla polis karakoluna gitme, geçiş izni olmaksızın yaşadıkları şehirden ayrılmama gibi yükümlülükleri var. İçişleri Bakanı, kanuna göre “davranışlarının ve eylemlerinin kamu düzenine ve emniyetine tehdit oluşturduğuna dair ciddi şüphe uyandıran herhangi bir kişiye” ev hapsi cezası verebiliyor.
Kasım 2015’ten itibaren 434 kişi ev hapsine alındı. Aralık 2016’da olağanüstü hâl uzatılmak üzereyken, bu rakam 95’e düştü. Bunların arasındaki 47 kişi bir yıldan fazla bir süredir evde mahkûm tutuluyor. Ocak 2017 itibarıyla ev hapsinde bulunan kişi sayısı 52.

İnsanlara Verilen Muazzam Hasar

Müslümanları Savunma Derneği’nden (ADM) Sihem Zine ev hapsinde tutulanlara yardım etmek zorunda kaldığı bir olayı Perspektif’e anlatıyor: “T. geçen Kasım ayında ev hapsine mahkûm edildi. Ondan önce ise Fransa’dan ayrılmasına izin verilmiyordu. Sosyal hizmetlerden yetkililer, T.’nin çocuklarına radikal İslam’ı öğrettiğini iddia ederek soruşturma başlattılar, ancak 6 ay sonra hiçbir somut kanıt bulunamadı.”
Zine’nin anlattığına göre, T. kendisine ve eşine karşı yapılan sahte suçlamalar nedeniyle büyük sorunlarla boğuşmaya başlamış. Hakkındaki iddianamede T. ve eşi IŞİD’e katılma amacıyla Suriye’ye gitme planı yapmakla suçlanıyor. Halbuki T.’nin gidecek olduğu tek ülke Türkiye imiş. Türkiye’ye uçuşundan yalnızca birkaç saat önce polis, T.’yi ailesi ve komşularının gözü önünde tutuklamış. Sihem Zine, ev tutuklaması gibi bir önlemin idari sonuçlarının oldukça çeşitli olduğunu söylüyor: Çalışma izninin, mülteci statüsünün, pasaportun, sosyal hizmet soruşturmalarının askıya alınması gibi…

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) Terör ve Terörle Mücadele Programı sorumlusu Nedim Huri, buna benzer vakaları yine Perspektif’e şöyle anlatıyor: Eşi ve dört çocuğuyla birlikte 10 yıldır Fransa’da yaşayan Müslüman mülteci Eyüp’ün bir gün evi aranmış. Sonrasında “radikal İslam” faaliyetlerinde bulunduğu ve Suriye’de cihad için para topladığı suçlamalarıyla ev hapsine mahkûm edilmiş. Eyüp her iki suçlamayı da reddediyor.
Protez bacak kullanan Eyüp için haftada üç kez polis karakoluna gidip ifade vermek çok zorlu olmuş. Karşılaştığı sorunlar bununla da bitmiyor. İkamet ettiği Orléans yakınlarındaki küçük kasabadan ayrılması da yasaklanmış; dolayısıyla akşam 8 ila sabah 6 arasında evde olmak zorunda. Polis karakolundaki düzenli kontroller Eyüp’e hem acı hem de rahatsızlık veriyor. Artan ağrıları nedeniyle aşırı miktarda aldığı ilaçlar mide kanamasına neden olmuş ve hastaneye kaldırılmak zorunda kalmış.

Buna benzer başka bir hadise ise 25 yaşındaki Fransız vatandaşı Halim A.’nın başına gelmiş. Serbest meslek sahibi olan Halim bir gün belirsiz bir “İslamcı gruba” katıldığı suçlamasıyla ev hapsine mahkûm edilmiş. Ayrıca, 13 Mayıs’ta Charlie Hebdo editörlerinin birinin evinin yakınlarında cep telefonuyla fotoğraf çekmiş olduğu iddiasıyla suçlanmış. Oysa derginin ofisi ve çalışanları Ocak 2015’te saldırıya uğradı. Bununla birlikte Halim, adı belirtilmemiş aynı İslamcı örgütün araba kaçakçılığını yapmakla suçlanmış. Günde dört kez polis karakoluna gitmesi şart koşulmuş. Zorunlu karakol ziyaretinin sayısı günlük üçe düşürülmüş. Akşam 08:30 ila sabah 07:30 arasında evde kalması zorunluymuş ve ayrıca yaşadığı kenti terk etme yasağı varmış. Bu nedenle gün boyunca Paris’teki işine gidememiş, müşterilerini de ziyaret edememiş.

Nihayetinde bir idari yargıç Halim’in ev hapsini kaldırdı; çünkü Halim’in o gün aslında cep telefonu ile fotoğraf çekmediği, yalnızca yakın bir muhitte oturan annesini aramış olduğu ortaya çıktı. Yine o yargıç, Halim’e yöneltilen araba kaçakçılığı iddiasının, yalnızca benzer bir davada tanıklık etmiş olmasıyla ilgili olduğunu açıkladı. Yargıç Halim’e 1500 Euro tazminat ödenmesi gerektiğine karar verdi. O zamana kadar işinin büyük bir bölümünü kaybeden Halim için iş işten geçmişti.

Ohal’in Uzatılması Meşru Mu?

130 kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden olan Kasım 2015 saldırılarından bu yana olağanüstü hâl bir gereklilik olarak görülüyor. Bununla birlikte aydınlar, STK’lar ve hukuk uzmanları arasında olağanüstü hâl uygulamasına karşı çıkanların sayısı artıyor. Bu gruplar istisnai olması gereken önlemlerin sürdürülmesinin tehlikelerine dikkat çekiyor.

Sorulması gereken bir diğer soru da bütün bu önlemlerin etkili olup olmadığının hâlâ kanıtlanmamış olmasıdır. Resmî sayılara göre Aralık 2016’da 4.270 adet ev araması gerçekleştirildi ve bu aramalar sonucu 670 soruşturma açıldı. Açılan soruşturmalardan 61 tanesi terörizm ile ilgiliydi. Bunların arasındaki 20 dava ise terörist faaliyetlerle ilintili suç istinatları idi. Altı kişi aleyhine dava açıldı, ama bu şahısların suçluluğu hâlâ kanıtlanmış değil.

Ohal’le ilgili en çok öne sürülen gerekçe, alınan önlemlerin çok sayıda terörist şebekenin dağıtılmasına yardımcı olması. Yine istihbarat servisleri ile polisin daha verimli ve koordineli şekilde çalışmasına olanak tanındığı ileri sürülüyor. Ohal’in 14 Kasım 2015’te ilan edildiği düşünüldüğünde tüm bu nedenler Ohal’in daha da uzatılmasını meşru kılar mı, bunun sorgulanması gerek.

Öte yandan Fransa’da polis güçleri, asgari sonuçlar için ağır prosedürlere odaklanmış durumdalar. Aynı zamanda Fransa İşçi Sendikası’na (CGT) bağlı polis memuru Anthony Caillé’ye göre güvenlik güçleri son derece yorgun.
STK’lar ve hukuk uzmanları, zaten hâlihazırda Avrupa’daki en katı terörle mücadele yasalarına sahip olan Fransa’da Ohal’in ne kadar verimsiz olduğuna dikkat çekiyor. Hâkimler Birliği Genel Sekreteri Laurence Blisson, Perspektif’e yaptığı açıklamada Fransa’nın, yedi ila on yılda ortak hukukun dışına çıkan bine yakın yeni terörle mücadele yasası çıkarttığını söylüyor: “Gece vakti evlere baskın ve arama yapılması yasal, hâkim tarafından çıkartılan tutuklama emri varsa ev hapsi yasal. Kaldı ki Ohal süresince hâkimden tutuklama izninin alınması da zorunlu değil, zira gerekli görüldüğünde hâkimden izin ‘daha sonra’ alınabiliyor.”
Peki bunlar hak ihlali mi? Kimilerine göre, Ohal, devlete vatandaşların en temel haklarını çiğneme fırsatı verdi: Özel yaşam hakkı, bir araya gelme hakkı ve hatta çalışma hakkı. Tüm bu ihlaller olağan yargı prosedürlerinden kaçınmak uğruna yapılıyor.

“Beyaz Notlar”a Dayanan Raporlar

Sivil toplum örgütleri ve hukuk uzmanlarının işaret ettiği diğer bir tehlikeli unsur, evde tutukluluk kararlarının “beyaz notlara” göre alınması. “Beyaz notlar”, istihbarat servislerince hazırlanan, herhangi bir tarih ya da imza içermeyen ve çoğu zaman da belirsiz iddialar üzerine kurulu olan raporlara deniliyor.
Kısaca özetlemek gerekirse, kanunla belirtilen cezai suçların işlendiğine dair ciddi deliller olduğuna bir hâkim tarafından karar verilmeden, kimse temel haklarından mahrum edilemez. Oysa Fransa’da Ohal kanunları adı altında insanların temel hakları İçişleri Bakanlığı tarafından gasp ediliyor. Bunun için varsayımlar ve belirsiz suçlamalar yeterli oluyor. Hukuk uzmanları ve STK’lar, Ohal önlemlerinin hukuka eklendiği konusunda bizleri uyarıyorlar. Diğer bir ifadeyle, olağanüstü hâl yasaları yavaş yavaş olağanlaştırılıyor, norm hâline gelmeye başlıyor. “Radikalleşme” gibi bulanık kavramlar kanunlara yansıyor. Bununla birlikte, yedi farklı ev hapsi davasında savunma avukatlığı yapmış olan Asif Arif, Perspektif’e şunları söylüyor: “Herhangi bir suç işlememiş olsalar bile şahısların dindar olup olmadığına ve ne derece ‘normal’ dindar olduğuna artık devlet mi karar verir oldu?

Fotoğraf:©Shutterstock.com/Guillaume Louyot Onickz Artworks

Hassına Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar