GÜNDEM Müslüman Mahkûmlara De-Radikalleştirme Tedbirleri

Avrupa’daki hapishanelerde Müslüman mahkûmlara yönelik girişimler “radikallik” şüphesi etrafında şekilleniyor. Oysa radikallik, tek bir reçete ile çözüme kavuşturulamayacak kadar karmaşık bir fenomen.

BasIa Spalek 1 Temmuz 2017

Avrupa’daki hapishanelerde Müslümanların sayısı orantısız bir şekilde fazla. Bunun nedeni olarak Müslümanların genç yaş profili, sosyal ve ekonomik yoksunluk ya da daha önce suç çerçevesine girmeyen eylemleri suç sayan yeni terörle mücadele yasaları gibi etkenler sıralanıyor.

Cezaevlerinde terörizm ve terörle bağlantılı eylemler nedeniyle mahkûm edilmiş Müslümanların sayısı, cezaevi makamları için ciddi endişe teşkil ediyor. Yetkililer, terörle bağlantılı Müslüman mahkûmların diğer tutsaklar için “radikalleştirme” konusunda tehlike oluşturabileceğinden kaygılılar. Bu nedenle de bir dizi önlem alınıyor. Terör suçlarıyla bağlantılı mahkûmların diğerlerini etkilememeleri için tecrit edilmiş koğuşların oluşturulması bu tedbirler arasında.

Öte yandan İslam’ın cezaevlerinde mahkûmlarca öğretilmesi ve pratiğe dökülmesi, cezaevi yetkililerinde ciddi politik kaygılara neden oluyor. Dolayısıyla cezaevinde öğretilen İslami düşünceler cezaevi görevlilerince mercek altına alınmış vaziyette. Eleştirmenlere göre, bu durum İslam’ın yalnızca bir güvenlik meselesi hâline getirilmiş olduğunu ortaya koyuyor. Diğer bir deyişle koca bir din yalnızca güvenlik kaygılarıyla mercek altına yatırılıyor ve Müslüman cemaatler ulusal güvenliğe yönelik tehdit olarak görülüyorlar. Bunun da ötesinde güvenlik personelinin Müslümanların hayatlarına ve dinî pratiklerine müdahalesi, Müslüman vatandaşların içinde yaşadıkları devletlerle olan ilişkilerine zarar veriyor. Gardiyanların Müslüman mahkûmlara yönelik uygunsuz, saldırgan ve İslamofobik davranışlarının bulunduğunu ortaya koyan raporlar var. Bu sorunlardan birçoğu İslami pratiğin anlaşılmıyor ve bilinmiyor olmasından kaynaklanıyor.

İslam’ın hapishanelerde öğretilme ve icra edilme şeklinin radikalleşmeyi herhangi bir şekilde etkileyebileceğini düşünmek yanlış olur. Hapishanelerdeki mahkûmların çoğunun, mensubu oldukları inanç hakkında temel bilgileri olsa da, kimileri  kimlik sorunları ve hapishanede olmanın yol açtığı kafa karışıklığı ile din değiştirebiliyor. Hapishane psikoterapistlerinin de belirttiğine göre, benlik ve kimlik arayışı içinde olan, suç ve şiddete yönelmelerine yol açan faktörlere karşı kendilerini daha dirençli kılabilecek yolları arayan bireyler için -İslam da dâhil olmak üzere- dinler bir çıkış yolu olarak görülüyor.

Radikalleşme meselesi ise oldukça karmaşık. Radikalleşmenin karmaşık yapısına ışık tutabilmek amacıyla Prochaska ve Norcross (2010) tarafından geliştirilen Transteorik Model’i (İng. “Transtheoretical Model” – TTM) incelemekte fayda var. Transteorik Model, psikolojide ve davranışlardaki değişimi analiz eden psikososyal bir model. Mahkûmların ideolojileri, eylemleri, kişisel ve diğer tanımlamaları göz önüne alındığında, sözünü ettiğimiz bu model faydalı fikirler sunabilir.

Bu modele göre psiko-davranışsal değişim aşamalarının belli seviyeler ve süreçleri vardır. Değişim sürecinin altı safhası bulunmaktadır: Karar öncesi düşünme, niyet, hazırlık, eylem, sebat ve netice. Bir bireyin yaşayabileceği değişimin ise beş ayrı seviyesi vardır:  Mevcut duruma dair sorunları, biliş seviyeleri, kişiler arası ilişkileri, ailevi ve kişisel ilişkileri ile benlik-içi çatışmalar. TTM modelindeki değişim süreçleri, insanların psikolojik ve davranışsal değişime nasıl maruz kaldıklarını açıklar:

Farkındalığın artması, dramatik rahatlama, kendini tekrar değerlendirme, çevresel olarak tekrar değerlendirme, benliğin özgür bırakılması, toplumsal olarak özgürlüğün kazanılması, karşı şartlandırma, yardım ilişkisi…

Bu açıdan mahkûmların tecrübelerini değişim aşamalarına, düzeylerine, süreçlerine ve radikalleşmeye göre haritalandırırken karşımıza çıkan resim oldukça karmaşıktır. Öyleyse anlamamız gereken şey şudur: Radikalleşmeyi önleyeceği inancıyla da olsa, hapishane yetkililerinin hiçbir şekilde herhangi  bir İslami öğretiyi empoze etmemesi gerekir. Her tutuklunun yaşam yolculuğu farklıdır; bu yüzden özel bir yaklaşım uygulanmalıdır.

Mahkûmların kurumsal bir ortamda bilişsel gelişim evrelerinin belirlenmesi elzemdir. Zira radikalleşme potansiyeli rehabilite stratejilerinin ve yöntemlerinin yanlış bir şekilde uygulanmasıyla daha da kötüleşebilir. Radikalleşmenin potansiyel belirtilerinin cezaevi yönetimince daha etkin bir şekilde ele alınabilmesi ise önceden radikalleşmiş olan mahkûmlara uygulanan çerçeve modellere TTM modelinin uyarlanması ile gerçekleşebilir. “Din Değiştirenlerin Değişim  Sonrası Dört Aşamalı Yaşam Döngüsü” (İng. “The four stage Life Cycle of Converts’ Post-Conversion Process” -Baker, 2011) isimli çalışmada hem İslam’dan çıkan hem de İslam’a dönüş yapan kişilerin bilişsel evreleri detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Bu dört evre, temel, genç, yetişkin ve olgun evreden oluşmaktadır. Bu evrelerden ilk ikisi biçimlendirici nitelikte olmakla birlikte, kişisel gelişimin daha savunmasız ve zayıf aşamalarıdır. Üçüncü ve dördüncü aşamalar ise radikalleşmeye sağlam bir şekilde karşı koyma kabiliyetinin en güçlü olduğu aşamalardır.

Mahkûmların bu bilişsel aşamaları anlamalarının yanı sıra, daha önceki toplumsal ve dinî çevreleri hakkında farkındalıklarının oluşması da önemlidir. Zira bu aşamalar muhtemelen cezaevinde mikrokozmik düzeyde de olsa gerçekleşecektir.

Mahkûm hapishaneye girdiğinde onun toplumsal ve ideolojik pozisyonunu tahlil etmek ve anlamak, rehabilitasyon sürecine yardımcı olabilir. Aynı şekilde entegrasyona yönelik toplumsal ve dinî programları mümkün kılarak, din hizmetleri prosedürlerinin nizami şekilde sürdürülmesini sağlar.

Özellikle Müslüman tutukluları ilgilendiren bu süreçleri yetkililer anlarlarsa, insanları mevcut radikalleşme kalıplarının içerisine sokmak yerine daha bütüncül yaklaşımlar getirebileceklerdir. TTM’nin ve ilgili süreçlerin uygulanması, Müslüman mahkûmlara yönelik dar bakış açısını genişletecek, bu da davranışsal ve ideolojik kimlik göstergelerinin daha kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını sağlayacaktır. Günümüzde, davranışsal kimlik göstergelerine olan aşırı vurgu ve güven, güvenlik organlarında hâlâ hâkimdir.  Davranışsal aşırıcılığın kapsamlı bir tanımı olmaksızın, kişinin şiddet ve aşırılık eğilimini belirlemek için “davranışsal aşırıcılığı” tek gösterge olarak kullanmak tehlikelidir. Terörün çok fazla tanımı olduğu gibi, davranışsal aşırılık için kullanılan mevcut sınıflandırmalar da öznel olmakla birlikte,  farklı bağlamlara göre değişkenlik göstermektedir. Yalnızca ideolojik eğilimler veya inançlar belirlendiğinde, belirli davranış pratikleri – en bariz olarak da şiddet uygulama isteği – kesin bir surette belirlenebilir. Burada, o zamana kadar rehabilite edici süreçlerden kaçınılması gerektiği kastedilmemektedir. Rehabilitasyon  prosedürlerinin, yeni bir çevreye giren  mahkûmların yalnızca dindarlık davranışlarına odaklanılmaması gerekmektedir.

Mevcut veya önerilen stratejilerin daha etkin işleyebilmesi isteniyorsa, Müslümanları kategorize eden terminolojinin de incelemesi gereklidir. Aberystwyth Üniversitesi tarafından 2007 yılında hazırlanan bir konferans raporu, Müslümanları aşırılıkla bağdaştıran dilin sorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Bunu takip eden söylem ise, daha geniş Müslüman toplumların marjinalize edilmesine ve bu insanların “şiddet yanlısı olmayan aşırıcılar” olarak hedef gösterilmesine neden oluyor (David Cameron, Münih, 2011). Müslüman mahkûmları kategorize eden terminolojinin yanlış kullanımının,  daha şeffaf ve değerlendirici prosedürlerle telafi edilmesi, hapishane ortamında bu kişilerin hâlihazırda maruz kaldıkları damgalayıcı söylemi de azaltacaktır.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar