AfD Krizler Arasında Bir Parti: AfD’nin Tarihi

Almanya Federal Parlamentosunda yüzde 12.6 oy oranı ve 93 sandalye. Bu sayılar AfD’nin Almanya’da iyi bir konuma eriştiğini gösteriyor. “AfD semptomunu” anlamak için partinin kuruluş tarihçesine bakmakta fayda var.

Sara LarbI-Nıazy 1 Kasım 2017

Avrupa Birliği’nde 2009 yılından beri devam etmekte olan Euro krizi ekonomik ve sosyal ilişkileri sadece Avrupa düzeyinde etkilemekle kalmadı, federal Almanya çapında da tüm toplumda kendini hissettirdi. 2010 yılında AB, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu tarafından borçlu ülkelere yönelik kurulan Euro kurtarma paketi aynı yılın mart ayında Yunanistan’a verildi. Federal hükûmetin Yunanistan’ı kurtarma paketine verdiği tartışmalı onayın gerekçesi olarak “alternatifsizlik” kavramı ortaya çıkmış ve lügate yerleşmişti. Euro kurtarma paketinin oluşturulmasına karşı çıkan ve ekonomistlerle profesörlerin ağırlıkta olduğu bir kesimin rağbet ettiği sesler giderek artmıştı. O zaman temel fikir, Avrupa finansman ve kurtarma politikasının “alternatifsiz” olmadığı ve değerlendirmeye değer çözüm yaklaşımlarının mevcut olduğu yönündeydi.

Siyaset bilimci Oskar Niedermeyer’a göre AfD’nin kuruluşu tam olarak bu “alternatifsizlik” varsayımına karşı yöneltilen eleştirilere dayanmaktadır. Bu durum kendisini “Almanya İçin Alternatif” olarak seçilen parti isminde de göstermektedir. Makroekonomi profesörü ve daha sonra AfD’nin kurucularından olan Bernd Lucke 2010 yılında Euro kurtarma politikasına tepki olarak farklı ekonomi uzmanlarını bir araya getirip “Ekonomistler Topluluğu” oluşturmuştur. 2012 yılının ortasında bu oluşum, partiler üstü bir “Halk İsteği Birliği”ne (Alm. “Bündnis Bürgerwille”) dönüşmüştür. Hem Euro kurtarma politikasına yönelik eleştiriler, hem de vatandaşların siyasi kararlara katılımının artması yönündeki talepler Alman halkı nezdinde büyük rağbet görmüştür. Birkaç ay sonra, 2012 yılı sonbaharında aralarında Bernd Lucke ve Alexander Gauland’ın da bulunduğu isimler “2013 Seçim Alternatifi” (Alm. “Wahlalternative 2013”) isimli derneği kurmuşlardır. “Özgür Seçmenler” (Alm. “Freie Wähler”) isimli küçük partiyle gerçekleştirilen kooperasyon sayesinde Bernd Lucke’nin ve yazar Konrad Adam’ın Aşağı Saksonya’da 2013 yılında Eyalet Parlamentosu seçimlerine adaylıklarını koymaları mümkün olmuştur.

Bu seçimde yüzde 1.1 oranında elde edilen sonuç hayal kırıklığı oluşturmuş ve derneğin partiye dönüşümünü hızlandırmıştır. Neticede de 6 Şubat 2013 tarihinde AfD’nin kuruluşu ile sonuçlanmıştır.

Bernd Lucke: “AfD’nin Yüzü”

Partinin fikir babası ve kurucularından biri olarak Bernd Lucke uzun süre kamuoyunun odak noktasında yer almaktaydı. Lucke 2011 yılında, 33 yıl süren CDU üyeliğinin ardından, AB’yi kurtarma politikasına ilişkin “elitlerin” dile getirdiği eleştirileri temsil ediyordu.

AfD’nin kuruluşundan sonra gösterdiği hızlı yükseliş, başlarda çoğunlukla ekonomi profesörleri tarafından dile getirilen eleştirilerin sadece “gelir düzeyi yüksek” ve “eğitimli” kesim tarafından desteklenmekle kalmadığını, toplumun diğer kesimleri tarafından da onaylandığını belirgin bir şekilde göstermiştir. Partinin hızlı yükselişi eyalet parlamento seçimlerinde ve 2014 Mayıs ayında gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimlerinde elde edilen seçim sonuçlarından anlaşılmaktadır: Elde edilen yüzde 7.1’lik oy oranı Başkan Yardımcısı Beatrix von Storch ve Kuzey Ren Vestfalya’da AfD’nin o zamanki Eyalet Başkanı Markus Pretzell’in de bulunduğu yedi vekilin Avrupa Parlamentosuna girmesini sağlamıştır. AfD aynı yılın Eylül ayında Brandenburg ve Thüringen’de eyalet parlamento seçimlerinde yüzde 10’un üzerinde oy elde etmiştir.

Eyalet parlamentosu seçimlerinden sonra gittikçe artan bir şekilde parti içi anlaşmazlıklar da kendisini göstermeye başlamıştır.

AfD’de İlk Kırılma

İlerleyen aylarda parti içi anlaşmazlıklar artmış ve partiyi iki kanada bölmüştür: Bernd Lucke başkanlığında liberal-muhafazakâr kanat ve Thüringen Eyalet Parlamentosunda AfD Meclis Grup Başkanı olan Björn Höcke liderliğinde sağcı-muhafazakâr kanat. Daha çok “halkçı” görüşleri ile dikkat çeken Höcke, Lucke’nin gittikçe ana akıma yaklaşan siyasi liderliğini eleştirmiştir. Höcke liberal-muhafazakâr kanadın eleştirilerine kararlılıkla cevap verebilmek için 2015 yılı Mart ayında AfD Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanı Andre Poggenburg ile birlikte “sağ parti kanadının bir tür manifestosu” olan “Erfurt Kararı’nı” hayata geçirmiştir. Söz konusu manifesto partinin kendisini “kanat” (Alm. “der Flügel”) olarak adlandıran ultra sağcı kadrosu tarafından yayınlanmıştır. İmzalayanlar arasında Alexander Gauland’ın da bulunduğu manifestoda, partinin “gereksiz yere gittikçe anaakıma, teknokrasiye, korkaklık ve ülkemiz menfaatlerine ihanet içinde olan yerleşik politikaya yaklaştığı” gerekçesiyle “Almanya için Alternatif” projesinin tehlikede olduğu söylenmektedir. Ayrıca partinin “sivil protesto hareketlerine” (yani Pegida’ya) yeterince destek olmadığını da eleştirmiş ve “AfD’nin Almanya’da köklü siyasi değişiklikler istediği beyan etmesini” talep etmişlerdir. Bu manifestoda Pegida hareketinin destekçilerinin aşırı sağcı gruplara dâhil olduğundan söz edilmemiştir.

2015 yılının Mayıs ayında Lucke parti arkadaşları ile birlikte “Uyanış Çağrısı 2015” (Alm. “Weckruf 2015”) inisiyatifini kurmuştur. Bununla beraber, “partide saldırganlıkla dikkatleri üzerine çekmeye çalışanların veya toplumumuzun siyasi sınırlarında gezinenlerin önü alınmazsa AfD’de kendileri için bir gelecek görmediklerini” belirtmişlerdir. Bu ifade Höcke’nin temsil ettiği kanada açık bir çağrı olmuştur ve aşırı sağcı gruplarla açık bağlantısı olmasına rağmen Pegida gibi hareketleri destekleme talebine karşı çıkmaktadır. “Uyanış Çağrısı 2015”i imzalayanlar, “parti içinde bazı liderlerin siyasi sınırları yumuşatmaya devam etmeleri ve prensip itibarı ile sistemi eleştiren, köktenci muhalefet ve milliyetçi tutuma sahip olan radikal güçleri (partiye) entegre etmek istemeleri durumunda AfD’nin başarılı olamayacağı” sonucuna varmıştır. Tüm bu tartışmaları takiben, partinin yüzde 5’lik seçim barajını geçtiği 2015 Şubat ve Mayıs Eyalet Parlamentosu seçimleri, partinin iç anlaşmazlıklara rağmen başarı elde edebildiğini göstermiştir.

2015 yılının Temmuz ayında Essen’de gerçekleştirilen Parti Genel Kurulu’nda Lucke ve Petry parti başkanlığına adaylıklarını koymuştur. “Uyanış Çağrısı 2015” inisiyatifi sebebi ile partinin büyük bir bölümü tarafından “bölücü” olarak görülen Lucke’ye karşı mevcut olan hoşnutsuzluk kendisinin konuşması sırasında Genel Kurul’dan yükselen yuhalama sesleri ile kendini belli etmiştir. Petry, verilen oyların yüzde 59.7’sini alarak parti başkanlığını kazanmış ve o tarihten itibaren başkanlığı Baden Württemberg Meclis Grup Başkanı Jörg Meuthen ile paylaşmıştır. Bu güç savaşı Lucke’nin ve onun liberal-muhafazakâr kanadının mağlubiyeti ile sonuçlanmış ve parti içindeki ilk bölünmenin yolunu açmıştır. Bu mağlubiyetin sonucunda Lucke ve onunla beraber aralarında AB parlamentosu vekili olan 7 AfD vekilinin de bulunduğu parti üyelerinin yaklaşık yüzde 20’si partiden ayrılmıştır. Lucke buna gerekçe olarak, “gittikçe yaygınlaşan, özellikle İslam karşıtı ve yabancı düşmanı görüşleri” ve kendisinin kesin bir şekilde reddettiği “Batı karşıtı, Rus yanlısı dış ve güvenlik politikası yönelimini” göstermiştir. Fakat eleştirmenler, partinin bu yöndeki gelişiminde Lucke’nin de katkısı olduğunu söylemişlerdir. Örneğin Lucke 2013 seçimlerinde kendi tanınırlığını artırmak için tabuları yıkan reklamlar yapmıştır. Bu talep, partinin sağ kanadının açılmasına zemin hazırlayan ve onu kontrolden çıkaran bir yola kapı aralamıştır.

“Frauke Petry” Dönemi

Yönetimin Lucke’den Petry’e geçmesi ile birlikte partinin ilk radikalleşme safhası kendini göstermiştir. Petry 2016 yılının Eylül ayında “halkçı” (Alm. “völkisch”) kavramının yeniden tanımlanmasını talep etmiş ve bu tanımın içinin olumlu bir şekilde doldurulmasını savunmuştur. Öte yandan bu kavramın nasyonal sosyalizm döneminde NSDAP tarafından “Alman ırkının kurtarılması” şeklinde propagandası yapılan bir ideolojiye dayanması ve “halkçı” yaklaşımların temelinde antisemitik, ırkçı ve radikal milliyetçi oluşu parti tarafından ne sorgulanmış ne de bundan söz edilmiştir.

Zaman içinde Petry döneminde de özellikle Petry ve eşbaşkan Meuthen arasında olmak üzere parti içi anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. 2016 yılının yazında Petry, Baden Württemberg Eyalet Meclisindeki Gedeon Vakasına müdahil olmuştur. AfD milletvekili Wolfgang Gedeon antisemitik içerikli kitaplar yayınlamakla suçlanmıştır. Meuthen, Baden Württemberg AfD Meclis Grup Başkanı olarak Gedeon karşıtı bir tutum sergilemiştir. Meuthen, Gedeon’un partiden çıkarılmasını istemiş ve eğer bu gerçekleşmezse kendisinin istifa edeceğini bildirmiştir. Baden Württemberg AfD fraksiyonu bu dönemde bir bölünmeyle karşı karşıya kalmıştır. Petry, Meuthen’in onayı olmaksızın Stuttgart eyalet meclisinde bir basın toplantısı düzenlemiştir. Gedeon vakasında izlenecek yola ilişkin Petry ve Meuthen arasındaki tartışma kameralar önünde gerçekleşmiştir. Burada dikkat çekici olan şudur: Meuthen antisemitizm suçlaması sebebiyle kendi vekili Gedeon aleyhinde konuşmuş olsa da kendisinin de Höcke, Gauland ve ultra sağcı AfD kanadı ile ilişkileri bulunmaktadır. Bu ilişkiler de, tıpkı Meuthen’in İslam karşıtı tutumu gibi herkes tarafından bilinen bir durumdur. Petry ile Stuttgart eyalet meclisindeki tartışma parti içi güç kavgasının altını bir kere daha çizmiştir. Petry ve aşırı sağcı Höcke ve Gauland arasındaki düşmanlıklar henüz 2015 yılında kendini belli etmeye başlamıştır.

Petry İle Yaşanan Kırılma

22 ve 23 Nisan 2017 tarihinde Köln’de gerçekleştirilen AfD Parti Kongresi, partideki ikinci kopuşa ve nihayetinde de Petry’nin liderlik konumundan inişine sahne olmuştur. Başkan Petry, parti konferansından önce bir video mesaj ile federal seçim kampanyasında liste başı adaylıktan çekildiğini bildirmiştir. Petry bu davranışı ile “acil konuların” açıklığa kavuşturulmasının önemini vurgulamıştır. Düzenlenen bir “Gelecek Önergesi” ile federal parti konferansında AfD’nin koalisyona uygun bir parti hâline gelebilmesi için “bir halk partisinin gerçek siyasi yolunun” benimsenmesi gerektiği belirtilmiştir. Böylece Petry, “fundamental muhalefetin” temsilcileri Gauland, Höcke ve Meuthen’in karşısında yer almıştır. Kongrede Petry’nin bu başvurusu reddedilmiştir. Eleştirmenler kendisinin “reel politika” taleplerinin güvenilir bir intiba oluşturmadığını belirtmiştir. Petry’nin kendisi de daha bir yıl önce, AfD’yi yerleşik partilere karşı radikal muhalefet yapan bir parti olarak gören ultra sağcı kanadın stilinden istifade etmiştir. Neticede de Alex Weidel ve Alexander Gauland Federal Parlamento liste başı adaylığı seçimlerini neredeyse yüzde 68’lik bir oyla kazanmıştır.

Federal parlamento seçimlerinin de parti içinde yeni bir gerginliğe sahne olacağı önceden bilinen bir durumdur. Beklendiği gibi de olmuştur: 24 Eylül 2017 tarihinde AfD yüzde 12.6’lik oy alabilmiştir. Gelecek yasama döneminde federal parlamentoda 93 sandalyede AfD vekilleri oturacaktır. Seçim sonuçlarının ardından düzenlenen basın toplantısına parti yönetimi ve liste başı adayları beraberce katılmıştır. Saksonya’da doğrudan seçilen Petry konferansta federal parlamentoda AfD fraksiyonuna dâhil olmak istemediğini beyan etmiştir. Bundan bir gün sonra partiden istifasını ilan etmiştir. Onunla birlikte diğerlerinin yanı sıra eşi Marcus Pretzell de partiden ayrılmış ve böylece AfD Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Başkanlığı görevinden de istifa etmiştir. Genel seçimlerden kısa bir süre önce Eylül ayında “Mavi Parti”nin (Alm. “Die blaue Partei”) kurulduğu açıklanmıştır. Kurucu üyeler partiden ayrılan AfD üyeleri ve Petry’nin destekçileridir. Petry, partinin internet sayfasında bizzat kendisi “mavi bir dönüşüm” reklamını yapmaktadır. Aynı zamanda Pretzell’in “ülke çapında CSU” fikri de hâlâ geçerliliğini korumaktadır.

Fotoğraf:©Shutterstock.com/Foto-berlin.net

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar