Avusturya “Irkçılığın İktidar Olmuş Hâli”

Avusturya’da bir kabus gerçek oldu. Aşırı sağ-sağ koalisyonu kuruldu. Yeni hükümetin 2017-2022 yılları arasında izleyeceği hükûmet programı Müslümanlara yönelik yaklaşımın en canlı kanıtı. Perspektif Avusturyalı Müslümanlara hükümet programını sordu.

1 Şubat 2018

Avusturya, Avrupa’daki Müslümanların mevcudiyeti açısından çok uzun seneler örnek bir ülke olarak hafızalarda yer etti. Ülkede İslam’ın “eşit haklara sahip” bir dinî cemaat olarak tanınma tarihi, bundan bir asır önceye, 1912 yılına kadar uzanıyor. Fakat ülkedeki Müslümanlar için son birkaç yılda her şeyin köklü bir şekilde değiştiğini söylemek mümkün. Özellikle de bir asırlık geçmişiyle İslam Yasası’nın 2015 yılında yenilenmesiyle birlikte Müslümanlara dair popülist, dışlayıcı söylemde ciddi bir yoğunlaşma söz konusu. En son Avusturya’da popülist Halk Partisi (ÖVP) ile aşırı sağ Özgürlük Partisi (FPÖ) koalisyonu ve yeni hükümetin yayınladığı hükümet programı, önümüzdeki yasama döneminin ülkedeki Müslümanlar açısından oldukça yoğun geçeceğinin kanıtı.

Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) Yukarı Avusturya Başkanı Murat Başer’e göre ÖVP-FPÖ’nün hükümet programı sadece Müslümanlar açısından değil, Avusturya toplumunun tamamı için olumsuz etkilere sahip.

“Olaya sadece İslami perspektiften değil, toplumun her kesimini ilgilendiren boyutuyla baktığımızda FPÖ seçmenini dahi olumsuz etkileyen maddeler görüyoruz. Günlük çalışma süresinin 12 saate uzatılması, geçici koruma statüsündeki sığınmacılara yönelik maddi yardımın 365 Avro’ya düşürülmesinin yanında, özellikle işçi kesiminin, azınlıkların ve orta halli insanların hayatını zorlaştıracak maddeler var. Daha çok elit, zengin kesimi koruyan ve işçilere karşı olan bir hükûmet programıyla karşı karşıyayız.”

“Avusturya Güvenli Ülke”

Avusturya’nın yeni hükûmet programına göre ülkenin iç güvenliği için en büyük tehlike “İslamcı aşırılık”. Bu güvenlik endişesine karşı alınacak önlemler arasında “aşırıcı-dinî ibadet yerlerinin kapatılması” yer alıyor.

“Aşırıcılık, radikalleşme veya terör sempatisinin olduğu yerler kesinlikle camiler değil. Aşırıcılar camilerimizden beslenmiyorlar.” şeklinde konuşan Başer, aslında bu konunun siyaset ve toplum tarafından da bilindiğinden bahsediyor: “Buna rağmen bu ifadeler hükûmeti iktidara taşıdığı için bu tarz söylemler büyük ihtimal devam edecek.” Avusturya’da herhangi bir terör saldırısının olmamasına ve dünyada güvenli olan ilk on ülke arasında yer almasına rağmen, “radikallik” kisvesi üzerinden İslam’la yapılan mücadele Müslümanları tedirgin ediyor. Başer, “Geleceğe bakış açımızı gözden geçirmemiz gerek.” şeklinde konuşuyor.

Buna karşın Avusturya’da önceki koalisyon ortağı olan Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) Milletvekili Omar Al-Rawi de hükümet programıyla birlikte birçok alanda gerileme gözlemleyenlerden. Özellikle eğitimde, sosyal alanda ve sağlık alanında ciddi kısıtlamaların planlandığını söyleyen Al-Rawi’ye göre ÖVP Başkanı Sebastian Kurz’un söylemleri yeni değil: “Sebastian Kurz kendisini İslam ve Müslümanları konu eden biri olarak tanıttı. Sürdürdüğü sembol politikası, başörtü yasağı talepleri, İslam Yasası ve anaokul araştırması göz önüne alındığında, bu tarz söylemler şaşırtıcı değil.”

“Aşırı Sağcılık Çelişki Oluşturur”

Hükûmet programında dikkat çeken diğer bir husus ise “İslamcı aşırılığa” karşı mücadele açıkça yer alırken aşırı sağcılığın hiç konu edilmemesi. Murat Başer bu durumu, “Aşırı sağcılıkla ilgili bir şey bulunsaydı, iktidar kendisiyle çelişmiş olurdu.” şeklinde değerlendiriyor.

Yılbaşı kutlamalarında başbakan ve cumhurbaşkanının söylemlerini karşılaştıran Başer, cumhurbaşkanı “herkesin” yeni yılını kutlarken, başbakanın tüm “Avusturyalıların” yeni yılını kutladığını anlatıyor. Al-Rawi’ye göre ise hükûmet programında aşırı sağcılıkla mücadele yer verilmemesi tipik ve utanç verici bir durum.

“Her Konuda Engel Olma Politikası”

Hükûmet programında İslami dernekler ve yurt dışı finansmanın yanı sıra “inanç öğretilerinin” de kontrolü planlanırken, İslam Yasası’nın tutarlı bir şekilde uygulanacağı bildiriliyor. Yeni iktidarın Müslümanları kontrol ederek kendi istek ve arzusuna göre yönlendirmek istediğini belirten Başer’e göre İslam Yasası’nın uygulanmasında ya da yasal düzenlemelere dair kontrollerde bir sorun yok. Esas sorun, hükûmet programında İslami derneklerin potansiyel bir suçluymuş gibi yansıtılıp toplumda öyle bir algı oluşturulması. Başer, Avusturya’da kullanılmak istenen ders kitaplarının İslam karşıtı “uzmanların” elinden geçirilmesinden endişe duyuyor: “Hâlihazırda Avusturya’da bir örneğini yaşıyoruz. Okullarda okutulan sıradan İslam din dersi kitaplarında dahi radikallik izleri arayan ‘uzman’lar var.” Başer, iktidarın şimdi hiçbir engellemeyle karşılaşmadan kendince “Avrupa değerleri” iddiasıyla, Müslümanların iç meselelerinde dayatmaların gerçekleşmesinden endişe ediyor.

Yurt dışı finansman yasağının yalnızca Müslümanlara özel bir uygulama olduğunu vurgulayan Başer, diğer dinî cemaatlerin böyle bir sıkıntısının olmadığını söylüyor. Başer, yurtdışı finansmanı yasağının yanında Müslümanlara başka bir alternatifin de sunulmadığını söylüyor: “Genel itibariyle her konuda engel olma politikası izlenirken, karşılığında hükûmet cami faaliyetlerinin yürümesi için bir çözüm üretecek herhangi bir teklif ile gelmiyor.”

ÖVP’nin İslam Yasası’nı karman çorman bir hâle getirdiğini söyleyen Al-Rawi, bir din yasasının içine entegrasyon ve aşırıcılığın da katıldığını belirtiyor. “Diğer dinî cemaatlerde böyle bir durumun olmadığına bakarsak, İslam Yasası’yla koca bir dinî cemaat genel şüphe altında bırakılmak isteniyor.”

“Siyasi İslam: Ayrıştırıcı Bakış Eksikliği”

Avusturya’nın hükümet programında “İslam” kelimesi 21 kez geçiyor. Bütün cümleler ise kontrol, terör, aşırılık, yasaklanma, kapatma gibi oldukça olumsuz cümleler. Özellikle “siyasi İslam” hükümet programının odak noktalarından biri olarak görülebilir. Hükümet programına göre “siyasi İslam” ile “İslam” birbirinden farklı şeyler: “Toplumumuza sızmayı amaçlayan siyasal İslam ile İslam dini arasında açık bir ayrım vardır. Avusturya’daki değerlerimizle barış içinde ve uyumlu olarak yaşayan çoğu Müslüman, siyasi İslam’ın etkilerinden korunmalıdır.” Bununla birlikte Başer, “siyasi İslam” kavramının oldukça geniş ve önü açık bir kavram olduğunu söylüyor: “Bu kavramla neyin kastedildiği belli değil. Mesela herhangi bir derneğe mensup bir Müslüman’ın Avusturya siyasetinde yer alması, ‘siyasi İslam’ mı? Müslümanlarla ilgili bir sürü madde varken ırkçılığa uğrayan Müslümanlarla ilgili bir madde yok.”

“Anayasaya Aykırıysa Kapatılsın, Ama…”

Hükümet programı İslami çocuk yuvalarının ve eğitim merkezlerinin, kadın ve kızların korunması amacıyla daha güçlü kontrol edilmesini öngörüyor. Yasal şartların karşılanmadığı hâllerde, İslami anaokulları ile özel okulların kapatılması söz konusu. Başer, Ednan Aslan’ın metodik skandallarıyla gündemi meşgul eden “İslami anaokulu araştırması”na dikkat çekiyor: “Ana okulu çalışmasının aslında ısmarlama olduğunu ve ana okullarında yapılan güzel çalışmaları karalama amaçlı olduğunu gördük. Araştırmanın tahrif edilmemiş hâlinde ana okullarının çocuklara ne kadar güzel bilgiler verdiği, bu topluma faydalı evlat ve vatandaşlar yetiştirdiği anlatılıyordu. Çocuklarımızı kendi dinî değerlerimize uygun şekilde yetiştirmemiz bir suç değil, anayasal hakkımız. Hukuka aykırı bir durum olduğunda gerekenin yapılması için ek bir hükümet programına da gerek yok zaten, mevcut yasal düzenleme bu konuda zaten gerekli yaptırımları uygulamayı ön görüyor.”

Al-Rawi’ye göre de, “İslam” dinine odaklanmadan kurum ya da ana okullarının anayasaya aykırı olduğu takdirde kapatılmasında bir sakınca yok. Ancak İslam ve Müslümanların ön plana çıkartılması Al-Rawi’yi rahatsız ediyor: “Bu bence Müslümanlar pahasına yapılan ucuz bir siyaset.”

“Olumlu Bir Şey Yok”

Başer’e göre hükümet programının en olumlu yanı, 5 yıllık bir ömre sahip olması. Başer’e göre hükümetin Afrika ve Ortadoğu gibi uzak bölgelerde Hristiyan azınlıkların yaşadığı sıkıntıları hükûmet programına alıp, kendi memleketinde yaşayan 700.000 Müslüman’ı kontrol altına almaya çalışması çifte standart: “Burada mevcut hükûmet toplumun her kesimini temsil etme yeteneğinin de olmadığı görülüyor.”

Al-Rawi’ye göre mevcut hükûmeti eleştirmek için Müslüman olmaya ya da hükümet programında İslam’la ilgili ifadeler aramaya gerek yok. Al-Rawi, yeni hükümetin işçi odaları ve sendikalar gibi kurumları zayıflatmasından, Avusturya’ya Almanya’dakine benzer bir Hartz IV sistemini getirmesinden endişe ediyor: “Ekonomik açıdan zayıf olanlar yoksulluğa itiliyor. Eğitim ücretinin getirilmesi bir geri adım. Bilhassa yaşlıları, zayıfları, mültecileri ve Müslümanları zor günler bekliyor.”

“Bu Toplumda Var Olduğumuzu Göstermeliyiz”

İslami cemaatlerin yıllardır devletin anayasasıyla çelişecek bir iş içerisinde bulunmadığını vurgulayan Başer, Müslümanların da bu toplumun parçası olarak söyleyecek sözleri olduğunu belirtiyor. “Birileri bizi karalamadan veya bizim adımıza konuşmadan bizim bazı şeyleri ifade etmemiz gerek.” İslami derneklerin mutlaka kardeşçe hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Başer, bir araya gelerek çalışma yapmaları gerektiğini söylüyor. Başer, Avusturya’da bu çalışmaların bilhassa güncel konuları takip meselesinde daha hızlı devam etmesi gerektiği kanaatinde. Müslüman cemaatlerin gençleri siyasetle ilgilenme ve Müslüman cemaatin meselelerine çözüm üretme konusunda yönlendirilmesi gerektiğini bildiren Başer, “Bu toplumda var olduğumuzu daha aktif bir şekilde göstermeliyiz.” diyor.

“Müslümanlar Her Alanla İlgilenmeli”

Al-Rawi Müslüman cemaatin yalnızca İslam’la ilgili konularla değil, sosyal ve toplumsal sorunlarla da ilgilenmesi gerektiğini vurguluyor. “Hep Müslümanlarla ilgili konulara odaklanıyoruz, oysa Müslümanlar da bu ülkenin birer vatandaşı.” şeklinde konuşan Al-Rawi, Müslümanların da işsizlik, sağlık, eğitim, trafik gibi alanlardan etkilendiğini ve bunların da Müslümanlar tarafında konu edilmesi gerektiğini bildiriyor. Siyasi eğitimin önemini vurgulayan Al-Rawi bir örnek veriyor: “Müslüman aileler 1.500 Avro çocuk parası gelecek diye sevinirken bu paranın yalnızca çalışan kişiler için olduğunu anlamadılar. Neticede çalışmayan ailelere bir faydası olmayacak.”

Al-Rawi, bundan sonra stabil, kontrol gücü yüksek bir muhalefetin gerekliliğini ve bir “karşı model” geliştirilmesinin önemini vurguluyor. Hükümet programını “ırkçılığın iktidar olmuş şekli” olarak tanımlayan Başer de benzer kanaatte.
Avusturya’da aşırı sağ-sağ iktidarı her geçen gün azınlıklara yönelik yeni bir falsoyla dikkat çekerken, ülkede “karşı model” oluşturabilecek güçlerin önümüzdeki 5 sene içerisinde nasıl bir varlık ortaya koyacaklarını zaman gösterecek.

©Flickr.com/Österreichisches Außenministerium

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar