ANALİZ İngiliz Siyasetinde İslamofobi Normalleşiyor Mu?

İngiltere’nin eski Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ın peçe yasağı hakkındaki makalesinde kullandığı benzetmeler tepki çekti. Peçeli kadınları “posta kutusuna” benzeten Johnson, İslamofobik söylemleri rahatça kullanması nedeniyle eleştiriliyor.

Chris Allen 1 Eylül 2018

İngiltere’nin Muhafazakâr Partisi’ndeki İslamofobi krizi[1] ağustos ayında, önde gelen muhafazakâr siyasilerden eski Dışişleri Bakanı’nın polemiklere karışmasıyla daha da derinleşti.

Daily Telegraph gazetesine[2] yazdığı yazıda Boris Johnson, Müslüman kadınların kıyafetlerine yönelik kısıtlayıcı “beceriksiz teşebbüs[ler]e” karşı olduğunu belirtti. Danimarka’da geçtiğimiz haftalarda yürürlüğe giren peçe yasağını eleştiren Johnson kendisinin, insanların “halka açık yerlerde” diledikleri dinî kıyafeti giyme hakkını savunduğunu söyledi.

Peçe takan İngiltere Müslüman kadınlarına –ki sayıları çok az- destek veriyormuş gibi görünen Johnson, peçe takan kadınların “posta kutuları” ve “banka soyguncularına” benzediklerini de ekledi.

Johnson’un sözleri büyük şaşkınlık ve öfke uyandırdı. Kendisinin yalnızca şaka yaptığını savunarak Johnson’a destek verenler olduğu gibi, bazıları da Muhafazakâr Parti Başkanı ve Başbakan Theresa May’e Johnson’ın yorumlarını kınaması ve Johnson’a özür dilemesi için baskı yapılması[3] çağrısında bulundu. Muhafazakâr Parti’deki İslamofobinin araştırılmasına yönelik son çağrıları yineleyen pek çok kişi, bu son olayın Müslüman ve İslam karşıtlığının Birleşik Krallık toplumunda ne kadar yerleşik olduğunun bariz bir örneği olduğunu iddia ediyor.

May ve diğer kıdemli Muhafazakâr Partililer Johnson’un ifadelerine gecikmeli bir şekilde tepki gösterirken, Theresa May Johnson’dan özür dilemesini istedi. Bu istek Johnson tarafından görmezden gelindi.

“Küçük Bir Azınlığı Hedef Alan Korkakça Bir Tutum”

Johnson’ın sözüm ona “esprileri” İslamofobik olmakla birlikte, peçe takan Müslüman kadınlarla alay etmesi, onları cansız nesnelere benzetmesi ve küçültmesi hasebiyle aynı zamanda da aşağılayıcı nitelikte. Ulusal bir gazetedeki görünürde ciddi olan yazısında ilkokul seviyesinde “espriler” yapmış olması yetmezmiş gibi Johnson, aynı yazıda Müslüman kadınların ezildiği algısını, onlara şüpheyle yaklaşmak gerektiği ve peçenin ardında gizli başka bir amaç olduğu ithamlarını kasıtlı bir şekilde sıralıyordu.

Johnson, sahip olduğu toplumsal ve siyasi ayrıcalıkla bağlantılı olarak, benzeri görülmemiş bir biçimde ulusal basın tarafından kendisine ayrılan platformu suiistimal ederek, kamusal alanda yanıt verme fırsatı dahi olmayan küçük bir kadın topluluğunu aşağılayarak ve hedef alarak korkakça bir tavır sergiledi. Aynı şekilde orantısız bir biçimde sokakta nefretle karşı karşıya kalan[5] küçük bir azınlığı hedef alması da korkakça bir tutum. Ne açıdan bakılırsa bakılsın, Johnson’un ifadeleri adil bir karşılaşma değil.

Johnson’ın alay etme şekli de oldukça zekice. Johnson, “esprilerinin” günümüz Britanya’sındaki radikal sağcılar tarafından popülizm dalgası olarak[5] kullanılacağını çok iyi biliyordu. Aynı şekilde sözlerinin Başbakan ve Muhafazakâr Parti hiyerarşisine karşı çatışma yaratacağını ve Theresa May’in başbakanlığı görevi bittiğinde, yakın gelecekte liderlik adaylığı pozisyonunu sağlamlaştıracağını da biliyordu.

Johnson ayrıca yaptığı yorumlara ana akım medyanın hemen üşüşeceğini ve nihayetinde peçe yasağının yeniden[6] tartışılmaya başlayacağını biliyordu. İlginçtir ki, Johnson’un yorumlarının üzerinden henüz 24 saat geçmemişken, ana akım medya kuruluşları, İngilterelilerin yüzde 59’unun peçe yasağını desteklediği[7] yönündeki anket sonuçlarını yayınlıyordu. Başka bir anket ise, halkın yüzde 60’ının, Müslüman kadınlardan bu şekilde bahsetmenin İslamofobi ya da ırkçılık olmadığı[8] görüşünde olduğunu ortaya koyuyordu. İşin asıl ironik olan kısmı ise, tüm bunların Müslüman kadınların istediği şekilde giyinme haklarını savunması gereken bir yazıyla ortaya çıkmış olmasıydı.

Her ne kadar ana akım medya Johnson’ı sevimli bir soytarı[9] olarak sunmaya bayılsa da gerçek şu ki Johnson, halkın sandığından daha zeki ve planlı. Bu nedenle Johnson’ın sözlerinin yalnızca birer “gaf” olduğunu iddia edenleri dikkate almamak gerekiyor.

Antisemitizme Verilen Tepki İle İslamofobiye Verilen Tepki Farklı

Geçtiğimiz birkaç hafta içinde Johnson dikkatleri üzerine çekmiş olsa da sorunun temeli, Muhafazakâr Parti bünyesindeki İslamofobi meselesi ve diğer ayrımcılık biçimleriyle ilgili parti tutumudur.

Ayrımcılık ya da nefret uygulamaları arasında herhangi bir hiyerarşi olmaması gerekse de şu tespit dikkat çekiyor: Muhafazakâr Parti’deki İslamofobi tartışmasıyla, İşçi Partisi’ndeki Antisemitizm iddialarına verilen tepkiler arasında büyük fark var. İslamofobi ile kıyaslandığında Antisemitizm’in daha iyi anlaşıldığı ve gereken tepkinin daha kapsamlı ve ciddi biçimlerde verildiği su götürmez bir gerçek. Bu bile başlı başına karamsar bir mesaj gönderiyor.

Öte yandan son olaylar müsteşar Sayeeda Warsi’nin 2011 yılındaki sözlerinin önemini ortaya koyuyor. Warsi, İslamofobinin günümüz Britanya’sında toplumsal olarak kabul edilebilir bir hâle geldiğini söylemişti. O zamandan beri İslamofobi öyle “normalleşti” ki İngiliz hükümeti meseleyi görmezden gelmekle kalmıyor; önde gelen siyasilerinden biri herhangi bir sorumluluk almadan rahatlıkla aleni İslamofobik söylemlerde bulunabiliyor.

Bunun etkisi çok ciddi olabilir. Johnson’ın yorumlarından önceki haftalarda, giydikleri kıyafetler nedeniyle nefret suçlarına maruz kalan peçeli Müslüman kadınların Britanya’da hedef alınmasına dair herhangi bir haber yer almıyordu. Bir hafta sonra ise bu durum değişmiş, pek çok Müslüman kadın, nefret suçlarına maruz kaldıklarını ve bununla birlikte kendilerine “posta kutuları”, “banka soyguncuları” gibi hakaretlerin sarf edildiğini[10] bildirmişti. İslamofobinin normalleşmesine asla göz yumulmamalı.

©Shutterstock.com/Alexandros Michailidis

[1] http://www.perspektif.eu/2018/07/01/muhafazakar-partideki-islamofobi-iddialari-ve-bagimsiz-bir-arastirma-talebi/
[2] https://www.telegraph.co.uk/news/2018/08/05/denmark-has-got-wrong-yes-burka-oppressive-ridiculous-still/
[3] https://www.theguardian.com/politics/2018/aug/06/boris-johnsons-burqa-remarks-fan-flames-of-islamophobia-says-mp
[4] https://wallscometumblingdown.files.wordpress.com/2014/02/chris-allen-visible-muslim-women-british-case-study-october-2014-brill-muslims-in-europe.pdf
[5] https://theconversation.com/why-the-mainstream-media-should-stop-giving-extreme-views-a-platform-101040
[6] http://news.bbc.co.uk/2/hi/8464124.stm
[7] https://twitter.com/SkyData/status/1027195524162760706
[8] https://news.sky.com/story/sky-data-poll-comparing-women-who-wear-burkas-to-bank-robbers-not-racist-11465688
[9] https://news.sky.com/story/can-boris-the-buffoon-become-prime-minister-10323505
[10] https://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/boris-johnson-burqa-muslim-women-veil-attacks-islamophobia-letterboxes-rise-a8488651.html

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar