Dosya: "Çifte Vatandaşlık" Çifte Vatandaşlığın ABC’si ve Almanya’da Çifte Vatandaşlık

Çifte vatandaşlık, azınlıklarla ilgili köklü tartışmanın ayrılmaz parçası. Batı Avrupa’da çifte vatandaşlıkla ilgili tartışmalar genelde aynı argümanlar etrafında cereyan ediyor. Bu ortamda Almanya’daki çifte vatandaşlık düzenlemelerine bakmakta fayda var.

Rümeysa Aydın 1 Aralık 2018

Çifte vatandaşlık ya da daha geniş tabirle “çoklu vatandaşlık”, Batı Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, başka ülkelerin vatandaşlığına sahip azınlıkları barındıran ülkeler için en köklü tartışmalardan birisi. Çoklu vatandaşlığa karşı çıkanlar, onun “sadakat” sorunlarına yol açacağı kanaatinde. Öte yandan çifte vatandaşlığı savunan birçok insana göre bu imkân, çoğul kimliklerin beraberinde getirdiği avantajlı bir zenginlik.

Çifte vatandaşlık her hâlükârda “aşılması gereken” bazı meseleleri de beraberinde getiriyor. Askerlik mecburiyeti, vergilendirme (örneğin her iki ülkede de mal varlığı olması durumunda) ya da Deniz Yücel vakıasında olduğu gibi sınır ötesi yargılamalar ve belki de en önemlisi seçme hakkı, çifte vatandaşlıkla ilgili tartışmaları her zaman canlı tutan etkenler arasında. Çifte vatandaşlık bir yönüyle statü, hak, katılım ve kimlik tartışmalarıyla da yakından alakalı.

Bununla birlikte çifte vatandaşlık en çok “sadakat” tartışmalarını ve sorgulamalarını beraberinde getiriyor. Bu bakışın, vatandaşlığı bir devletin “boyunduruğu” altına girmek olarak gören, görece daha eski bir zihniyete ait olduğu söylenebilir. Öte yandan “yönlendirme” endişeleri de çifte vatandaşlık konusunda öne çıkan iddialardan bir tanesi. Özellikle Türkiye kökenlilerin Türk vatandaşlığına sahip olmalarıyla birlikte Türkiye’den yönlendirmeye açık hâle geldikleri sıkça iddia ediliyor. Yine bu bakışın, kitlelerin yalnızca Türk pasaportuna sahip olmasıyla, sanki vücutlarına bir komuta merkezinden gelen emirlere itaat etmelerini sağlayan bir çip takılmış gibi hareket edebileceklerini düşünen kısmen takıntılı bir zihnin ürünü olduğu söylenebilir.

Çifte (ya da çoklu) vatandaşlık, sınırların giderek silikleştiği açık bir dünyada ciddi bir fırsat. Bu enstrüman çoğu zaman çoğul aidiyetler karşısında ne yapacağını kestiremeyen bir “ulusal konteyner” mantığına boyun eğse de veya birçok ülkede popülist akımlar ulusal sınırlara katı dönüş çağrılarında bulunsa da çoklu vatandaşlık, açık toplumların karakteristik özelliklerinden biri olmaya devam edecek.

Vatandaşlıkta Temel Kavramlar

Temelde vatandaşlıkla ilgili “tabiiyetin kazanılması”nda önemli olan iki kavram var. Bunlardan ilki “kan esası” olarak nitelenen “ius sanguinis” prensibi, ikincisi ise “toprak esası” olarak nitelenen “ius soli” prensibi.

“ius sanguinis” (ya da jure sanguinis), “kişinin soybağı ile bağlı olduğu ana ve/veya babasından vatandaşlık kazanması halidir.” [1] Bu prensibe göre vatandaşlıkta kişinin o ülkenin vatandaşlığına sahip anne ve babaya sahip olması önemli olup, doğum yeri önemli değildir.

“ius soli” (ya da jure soli) ise, kişinin doğduğu yer ile ilintili olan, toprak ya da doğum yeri esasına göre vatandaşlığın kazanılmasını ön gören prensiptir. Bu durumda kişinin anne ve babası ile soybağının doğrudan bir önemi bulunmamakta, doğduğu yer vatandaşlıkta rol oynamaktadır. Bu esas, birçok ülkede ancak istisnalarla birlikte uygulanmaktadır.

Birçok devlet, ius sanguinis ile ius soli arasında bir “karma vatandaşlık” yaklaşımı geliştirmiş, kan ya da soybağına belli durumlarda öncelik tanınan, göç ve nüfus politikasına göre her iki prensibin melezleştiği bir vatandaşlık politikasına sahip bulunmaktadır.

Almanya’da Çifte Vatandaşlık

Almanya’da Türkler için çifte vatandaş olabilmenin bazı yolları var. Yabancıların Almanya’da doğan çocukları, doğumla birlikte otomatikmen her iki vatandaşlığa da sahip olabiliyorlar. 2014 yılına kadar geçerli olan “opsiyon modeli”, yani her iki vatandaşlıktan birini seçme zorunluluğu, son 4 senedir artık geçerli değil. Bunun yerine yabancıların Almanya’da doğan çocukları, eğer 8 sene Almanya’da yaşamış ya da okula gitmişlerse Alman vatandaşlığı ile birlikte anne-babalarının vatandaşlığına da sahip olabiliyorlar.

Almanya’da her 10 senede bir gerçekleştirilen genel nüfus sayımının 2011 verilerine göre ülkede 4.3 milyon kişinin en az bir vatandaşlığı daha var. Bunlardan 530.000’i Türk. Yani ülkede yarım milyon kişi hem Türk, hem de Alman vatandaşlığına sahip. 800.000 kişi yalnızca Alman vatandaşlığına, 1.5 milyon kişi ise yalnızca Türk vatandaşlığına sahip. Almanya’daki toplam Türkiye kökenli sayısı ise yaklaşık 3 milyon. Genelde çifte vatandaşlıkla ilgili tartışmalar Türkler üzerinden yürüse de ülkedeki çifte vatandaşların yalnızca yüzde 12’si Türk.

Almanya’da Çifte Vatandaş Olabilmek

Almanya Vatandaşlık Hukuku aslında çoklu vatandaşlığa imkân tanıyan bir yapıda değil; daha doğrusu temel kabul, tek vatandaşlık olması yönünde. Bu durumda çifte vatandaşlık bir “istisna” olarak değerlendiriliyor ve ancak istisnai durumlarda mümkün. Ülkede çifte vatandaş olabilmek iki şekilde mümkün: İlki doğumla, ikincisi de vatandaşlığa geçişle.

Doğumla Gelen Çifte Vatandaşlık

Bir çocuğun doğumla birlikte çifte vatandaş olabilmesi için üç farklı durum söz konusu. Bunlardan ilki bir yabancı, bir de Alman ebeveynlere sahip olan çocuklar. Anne ya da babası Alman ve diğer ülke vatandaşlığına sahip olan çocuklar köken prensibi (ius sanguinis) uyarınca hem annelerinin, hem de babalarının vatandaşlığını alabiliyorlar.

İkinci durumda ise doğum yeri prensibi (ius soli) geçerli. Bu durumda yabancı ebeveynlerin Almanya’da doğan çocukları, eğer Almanya’da büyümüşlerse hem anne ya da babalarının vatandaşlığını, hem de Alman vatandaşlığını edinebiliyorlar.

Üçüncü durumda ise yurt dışında yaşayan Alman ebeveynlerin çocukları Almanya’ya döndüklerinde hem doğdukları ülkenin, hem de Almanya’nın vatandaşı olabiliyorlar.

Vatandaşlığa Geçişle Çifte Vatandaşlık

Almanya’da çifte vatandaş olmanın bir diğer şartı da sonradan vatandaşlığa geçmek. Normalde Almanya’da 8 sene yaşayan ve vatandaşlık için gerekli şartları yerine getiren bir yabancı, diğer vatandaşlığından vazgeçerek Alman vatandaşlığına geçebiliyor. Fakat söz konusu düzenlemeyi içeren yasada (§ 10 Abs. 1 Nr. 4 StAG) bazı istisnalar da söz konusu. AB ve İsviçre vatandaşları, Alman vatandaşlığına geçişte kendi vatandaşlıklarını kaybetmek zorunda değiller. Aynı şekilde mültecilerden de önceki vatandaşlıklarından vazgeçmeleri beklenmiyor. Bunun yanında temelde vatandaşlıktan çıkarma pratiğinin olmadığı ülkelerin vatandaşları da (örneğin Fas gibi) Alman vatandaşlığına geçmeleri durumunda çifte vatandaş olarak kalabiliyorlar.

Almanya’da yaşayan 3 milyon kişiden yarısı yalnızca Türk vatandaşlığına sahip. Bu kişilerin birçoğunun, çifte vatandaş olmaya hakkının olmadığı düşünülüyor. Peki bu kişiler neden Alman vatandaşlığına geçmiyorlar? Kadriye Aydın’ın kısmen eski düzenlemelere dayanarak oluşturduğu bir çalışma [2], “vatandaşlıktan vazgeçme engelleri” ile ilgili ipucu verir nitelikte. Söz konusu çalışmada, şimdiye kadarki sahip olunan vatandaşlıktan vazgeçmenin psikolojik bir engel olduğu ve yabancıların Alman vatandaşlığına geçişini zorlaştırdığı belirtiliyor. Şimdiye kadar sahip olunan vatandaşlığın kaybı, kişinin kendi ulusal, kültürel ve hatta dinî kimliğinden vazgeçmesi endişesini beraberinde getiriyor. Bu durum, asimile olmaya dair psikolojik baskıyı arttırıyor ve özellikle kendisini her iki ülkede de evinde hisseden gençler, kendilerine dayatılan bu “vazgeçme” zorunluluğuna kapılmak istemiyorlar.

Bu düzenlemelere bakıldığında Almanya’da aslında çifte vatandaşlık imkanının Fransa, Hollanda ya da Belçika’dan kısmen ayrıldığını ve daha katı bir politikanın izlendiğini söylemek mümkün. Fakat çifte vatandaşlığı tamamen yasaklamayarak Almanya bir yandan Avusturya’dan da ayrışıyor. Ülkede CDU/CSU’nun aşırı sağcı AfD’ye mevzi kazandırmamak adına “çifte vatandaşlığı engelleme” kalesine ne kadar yaklaşacağı ve gelecek senelerde Almanya’da çifte vatandaşlık hakkının Türkiye ile yaşanan krizler neticesinde neye evrileceğini zaman gösterecek. Fakat her şeye rağmen şu gerçeği unutmamak gerekiyor: Çoklu vatandaşlık, göç kökeni olan insanların yaşam gerçekliğini en iyi yansıtan çerçevelerden biri. Çifte vatandaşlık hakkını tanımamak, aynı zamanda bu yaşam gerçekliğine de kör kalmayı beraberinde getiriyor.

[1] Doğan, Prof. Dr. Vahit: “Türk Vatandaşlık Hukuku”. 2007, Ankara. S. 26.
[2] Aydın, Kadriye: “Eine erste Bilanz”. In: Storz, H.; Reisslandt, C. (Hrsg.): “Staatsbürgerschaft im Einwanderungsland Deutschland”. 2002, Opladen.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar