Terör Saldırıları ve Müslümanlar IŞİD İçin Savaşanlar Kimler?

IŞİD, barbarca eylemleriyle dünya kamuoyunu meşgul ediyor. Öte yandan şiddetin bu derecesini anlayabilmek için “Bu terör örgütünde savaşanlar kim ve İslam’la nasıl bir bağları var?” sorusunun cevaplandırılması önem taşıyor.

LydIa WIlson 1 Mart 2016

Suriye ve Irak’ta yoğun bombardıman altında kalmasına rağmen, IŞİD geçtiğimiz aylarda Paris, Beyrut, İstanbul, Bali, Suudi Arabistan, Şam, Libya, Mali, Sudan ve Kaliforniya’da gerçekleştirdiği saldırılarla güç gösterisinde bulundu. IŞİD’e karşı Suriye ve Irak’ta başlatılan askerî harekâta Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya, Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer birçok ülke katıldı. IŞİD gruplarının girdikleri bölgelerde tutunması, başka ülkelere yayılması ve tüm dünyada terör saldırılarında bulunması pek çok kişi için kaygı ve korku anlamına gelirken; başkaları için bu vahşet âdeta bir “kutlama” anlamına geliyor. Bu durum IŞİD savaşçıları için, Allah’ın kendilerinin tarafında olduğu, hilafetin yeniden yeryüzünde hâkim olacağı, Allah’ın saltanatı ve ahir zaman müjdesinin gerçekleşmesi gibi anlamlara geliyor.

Peki, insanları “halife” adına IŞİD’e katılmaları, savaşmaları ve can vermelerine yönlendiren IŞİD cazibesi nereden kaynaklanıyor? Bizler IŞİD’in kullandığı vahşi metotlar ve saldığı korku ile cezalandırma yöntemleri karşısında tiksinti duyabiliriz (ki IŞİD’in kullandığı yöntemler El-Kaide standartlarına göre bile fazla; zira El-Kaide taşlama, baş ve vücut azalarını kesme cezalarının tatbikinde delil bulma zorunluluğu getirmişti). Buna karşın, tüm bu zorbalığın yüz binlerce sempatizanın IŞİD’e katılmasını engellemediği gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor.

IŞİD sempatizanlarının hepsi birer savaşçı değil. Birçoğu Suriye ve Irak’a, kurulmak istenen devletin inşasına yardım etmek için gidiyor. Yapılan propogandaya uyarak IŞİD’e katılanlar arasında doktorlar, mühendisler, bilgi işlemciler, polis güçleri ve öğretmenler var. Bu durumun Batı’yı en fazla şaşırtan unsurlarından biri, Suriye’ye giderek, bu sözüm ona devletin inşasına yardım eden kadınlar. Çoğunlukla evlilik ya da annelik yapmak amacıyla gidiyorlar; bunun yanı sıra, sert cinsiyet ayrımcılığını gözeten pek çok görevde yer alıyorlar: Kadın polis, kadın doktor, kadın öğretmen, kadın hemşireler… Mecburi evlilikler, evlilik içi tecavüzler, hareketliliğin ve yaşam tercihlerinin sınırlandırılması, cinsel kölelik, kısaca tüm özgürlüklerden ve hür iradelerinden feragat etmeleri kadın ya da erkek fark etmeksizin çoğu Batılıya akıl kârı bir iş gibi görünmüyor. Ne var ki, Batılı devletlerde de bu tercihi yapan kadınlar mevcut.

Neden? IŞİD mensuplarının geçmişleri ve milliyetleri çok geniş bir yelpazeye yayılmakla birlikte, bu insanların intihar saldırılarından tutun da öğretmenlik yapmaya kadar farklı uzmanlık alanları ve hedefleri var. El-Kaide’nin aksine, IŞİD’e katılım koşulu olarak ileri din bilgisi gerekmiyor. IŞİD belirli amaçlara kendini adamış tüm Sünni Müslümanlara kapılarını açıyor. Bu ana amaçlar Allah’ın iradesine uygun bir devlette, diğer bir deyişle şeri kanunun uygulandığı ve Halife’nin yönettiği bir devlette yaşamak ya da o devlet için can vermek. Bu dünya algısı, Allah’ın izni ve inayetinin üzerine olduğu, toplumsal adaletin vuku bulduğu bir ütopya olarak tasvir ediliyor ve uzun süre içerisinde şartların çok daha iyi olacağı vadediliyor. Mevcut durumun ise çok yakında gerçekleşecek kıyamet senaryosunda bir sahne olduğu vurgulanıyor. Ayrıca Batı’nın müdahalesinin IŞİD tarafından memnuniyetle karşılanmasının da sebebi bu. Temel mesaj ise şu: “Şayet hakiki bir Halife’nin bayrağı altında yaşama fırsatını kaçırıp kıyamete yakalanırsanız, bu sizin felaketiniz olur. Ancak bu mükemmel devletin inşasında yer alma fırsatını yakalarsanız, Allah’ın rahmetine erişeceksiniz. İşte o noktaya gelebilmek için çekeceğiniz sıkıntı ve musibetler, sonraki mükemmel yaşam yanında bir hiç kalır.”

Bu inanç ve beklentilerde İslam’a ve Allah’a derin bir sadakat mevcut, ama bu sadakat illa ki IŞİD’in temsil ettiği İslam’a yönelik değil. Örneğin bir İngiliz genç Suriye’ye savaşmak için gitmeden hemen önce “Yeni Başlayanlar İçin İslam” kitabını satın almış. Dahası, IŞİD içinde İslami bilgisi olmayanlar yalnızca Batılılar değil. Irak’ta IŞİD adına işledikleri suçlar nedeniyle cezalarının infaz edilmesini bekleyen mahkûmlarla röportaj yaptım. İşledikleri suçlar arasında bomba yüklü araçları patlatmak ve suikast suçları da buluyordu. Şüphesiz dinlerine bağlılıkları vardı; fakat hilafet, şeri kanun ve cihat konusundaki sorularda ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Öyleyse, ne olduğunu dahi bilmedikleri bu kavramlar adına böyle vahşice ve korkunç şeyleri neden yapıyorlardı?

IŞİD’in vadettiği tek şey hilafet devleti değil. IŞİD Irak’taki Sünnilere kendi kimlikleri için savaşma fırsatı da sunuyor. Özellikle Irak’ta 2003’ten beri artan hizipçilik göz önünde bulundurulduğunda bu kimlik Sünni olmak ile yakından alakalı. Fakat Sünni olmaktan da öte Iraklı Sünnilerin kabileleri, aileleri, toprakları, etnisiteleri, yani Arap olmaları da bu kimliğin ana bileşenlerinden. Zira Irak’ta “Sünni”lik vatan kavramının bir karşıtı. Bu tarz bir “Sünnilik” tüm dünya üzerindeki Sünnileri kapsamıyor. Hapisteki bu genç mahkûmlar, dünya üzerindeki tüm insanlar gibi vatanları ve şerefleri için savaşıyorlardı. IŞİD de şimdilerde mensuplarının vatanları ve şerefleri için savaştıklarını iddia edip kendini savunuyor. 2006 yılında Amerikalılar ve Irak hükûmeti bu gençlere vatanlarını ve şereflerini savunma şansı verdi; onlar da kabul etti. Onun öncesinde Irak’ta El-Kaide aynı fırsatı sunmuş ve Iraklılar da kabul etmişti. Ülkelerine karşı düşmanlık güden bu insanlar, -kendi ifadeleriyle- Şia boyunduruğundan kurtulmalarını sağlayan her fırsata atıldılar.

Haz ya da zorunluluk, macera ya da ahir zaman korkusu, devlet için savaşmak ya da yeni bir devletin inşasında yer almak: IŞİD’in cazibesi farklı şahsi arzuları kapsıyor. Iraklılar kendi vatanları için savaşıyorlar; savaşın ortasında kalan ve kendi hükûmetleri ile birçok devletin saldırısı altında olan Suriyelilerin tercih şansları ise pek az. Bununla birlikte, Batılılar ütopya fikrini cazip buluyorlar ve Allah’a hizmet etme fırsatını yakalamak için IŞİD’e katılıyorlar. Örgüt içerisinde Kuzey Afrika ve Arap yarımadası, Endonezya, Malezya, Çeçenistan, Pakistan ve Afganistan gibi başka ülkelerden gelen çok sayıda kişi var. Şunu anlamak çok önemli: IŞİD’in bu cazibesiyle başa çıkabilmek için bu insanların bütün beklentileri, korkuları ve acılarına hitap edebilmek gerekiyor.

Sadece askerî stratejiler Irak ve Suriye’deki IŞİD varlığını bitirmeyecektir. Aslına bakılırsa sadece askerî girişimler bölgede zaten ciddi mağduriyetler yaşayan insanlarda tüm dünyanın İslamofobik olduğu yanılgısını oluşturarak hakiki Müslümanların inançlarını korumak için harekete geçmelerine sebebiyet vermek suretiyle ters bile tepebilir. Bu durum, bölgedeki sivillerin radikalleşmesine, canlarını ve haysiyetlerini koruyacak başka bir grup olmadığı için şiddet kullanan oluşumlara yönelmelerine neden olabilir. IŞİD’e karşı verilecek mücadele acele bir zafer kazanmak için değil uzun vadeli planlanmalı ve sadece askerî düzeyde olmamalıdır. Bunun için kendilerini IŞİD’e adamış pek çok farklı grubun şikâyet ve beklentilerine hitap etmemiz ve çoğunluğu genç olan bu savaşçılara yalnızca umut vadetmek yerine onların reel sorunlarıyla ilgilenmemiz gerekiyor.

Fotoğraf: ©Shutterstock.com/Orlok

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar