NSU NSU’nun Son Kurbanı: Michèle Kiesewetter

22 yaşındaki polis memuru Michèle Kiesewetter 25 Nisan 2007 tarihinde Heilbronn’da devriye aracının içinde NSU teröristlerince düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybetti. NSU terör yapılanmasının son kurbanı Michele Kiesewetter'i saygı ile anıyoruz.

Mualla Kapusuz 25 Nisan 2022

Almanya’da 2000-2007 yılları arasında Türkiye kökenlilerin hedef alındığı seri cinayetler uzun süre karanlıkta kalmış, bu durum polis tarafından Almanya’daki Türkler arasında gerçekleşen mafya hesaplaşması olarak soruşturulurken, failler asılsız iddialarla bir şekilde sadece mağdurların aile ortamında ve organize suçlarda aranmış, maktul yakınları itham edilen, olağan şüpheliler olarak değerlendirilmişti. Ana akım Alman medyası gerçekleştirilen bu cinayetleri “döner cinayetleri” olarak adlandırmıştı.

Nihayet 4 Kasım 2011’de patlak veren bir skandal ile bu cinayetlerin arkasında Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) adlı aşırı sağcı terör örgütün olduğu ortaya çıktı. NSU’nun son kurbanı olan 22 yaşındaki polis memuru Michèle Kiesewetter idi.

Polis Olma Hayali Kuruyordu

Michèle Kiesewetter, 10 Ekim 1984’te Thüringen’deki küçük bir kasaba olan Neuhaus’ta doğdu. Annesi ve üvey babasıyla Oberweißbach’ta büyüdü. Daha on bir yaşından itibaren polis memuru olma hayali kuruyordu. 2002 yılında Baden-Württemberg polis teşkilatına başvurdu, yetenek sınavını geçti ve böylece hayalini gerçekleştirmiş oldu. 2003 yılında Biberach polis teşkilatında eğitimine başladı. Kasabasından ayrıldıktan sonra bile memleketine çok bağlı kaldı, düzenli olarak ailesini ve arkadaşlarını ziyaret etti.

Ailesi onun hayattaki hayallerini ve hedeflerini şu sözlerle aktarıyordu: “Michèle’in polis olma hayali için hayatını kaybettiğini sık sık düşünüyoruz. Henüz çok gençti, bir sürü planı vardı. Bir aile kurmak ve üç, dört çocuk sahibi olmak istiyordu. (…) Motosiklet ehliyeti almayı hayal ediyordu.”

Olay Günü

Michèle Kiesewetter öldürüldüğü 25 Nisan 2007 günü aslında görevde değildi. Ancak, bir meslektaşının vardiyasını devralmıştı ve meslektaşı Martin A. ile Theresienwiese’de GP – 3464 plakalı BMW marka araçla devriye gezmekteydi. Saatler 13:45’i gösterdiğinde mola verip, gölge bir alan bularak aracı park ettiler. Hava sıcak olduğundan aracın kapılarını açarlar. Aracın şoför koltuğunda oturan Kiesewetter bir sigara yakmış ve fırından yeni aldığı sandviçini yemekteydi. Saldırı bu anda gerçekleşti.

İş arkadaşları olay mahalline vardıklarında, Michèle Kiesewetter’i açık sürücü kapısından baş aşağı asılı hâlde kanlar içinde buldular. Kafasına isabet eden 2 kurşunla Kiesewetter’in beyni oldukça ağır bir baskıya maruz kalmış, patlamanın yarattığı kırıklar nedeniyle beyninin ana kısmı zarar görmüştü. Kieswetter kafasından vurulduğu için beynin işleyişi de derhal sonlanmış ve olay mahallinde hayatını kaybetmişti.

Birlikte devriye gezdiği meslektaşı Martin A. ise yerde sırtüstü yatmaktaydı. Hâlâ nefes alıyordu, gözlerini açtı, ancak konuşamadı. Martin A. kafasına isabet eden kurşundan mucizevi bir şekilde kurtuldu.

Saldırı Heilbronn’da Derin İzler Bıraktı

Polis memuru Kiesewetter’in ölümü ile sonuçlanan saldırı Heilbronn’da hiç kuşkusuz derin izler bıraktı. Heilbronn’un Belediye Başkanı Harry Mergel, “Cinayet şehri sonsuza dek değiştirdi. Son yılların en ciddi olaylarından biriydi ve şehri ve güvenlik duygusunu uzun süredir etkileyen travmatik bir deneyimdi” şeklinde konuşacaktı.

Rahibe Beate Kopf da Michèle Kiesewetter’in kaybını derin bir biçimde hissedenlerdendi. Altı yıl önce mesleğini Thüringen, Oberweißbach’ta ifa eden Rahibe Beate Kopf Rhein Neckar Zeitung’a verdiği kısa röportajda cinayet gününe ilişkin yaşadıklarını şu cümlelerle ifade ediyordu: “İlk önce Heilbronn’da genç bir polis memurunun vurulduğunu radyoda duyarsınız, ‘ne kadar korkunç’ diye düşünürsünüz ve içinizi tuhaf bir his kaplar. Sonra onun Thüringen’den geldiğini duyarsınız – ve sonrasında cep telefonunuz çalar.”

Bir acil durum manevi rehberi olarak 22 yaşındaki kızının ölüm haberini Michèle’in annesi Annette Kiesewetter’a iletmek zorunda kaldığını belirten Beate Kopf’ “Öyle bir durumda, kişi orada olmak ve el ele tutuşmaktan fazlasını yapamaz.” diyordu. Michèle Kiesewetter’in öldürülmesi onun için tarifsiz bir insani deneyim olduğunu dile getiren Beate Kopf ,Kiesewetter’in cenaze törenine akraba ve arkadaşların yanı sıra Baden-Württemberg’den çok sayıda vatandaş ve yüzlerce meslektaşının geldiğini aktardı.

Kiesewetter’in Silahında NSU Katillerinin DNA İzleri Bulundu

Polis memuru Michele Kiesewetter cinayeti kuşkusuz NSU’nun en şaşırtıcı cinayeti olarak kabul ediliyor. O güne kadar, Heilbronn’daki polis memuru Kiesewetter’ın katillerine dair bir iz yoktu. Dört yıldan fazla bir süredir, Heilbronn’daki özel komisyonun soruşturmaları hiçbir yere varmadı. Ancak durdurulan soruşturmalar, 4 Kasım 2011’de bambaşka bir boyut kazandı. Eisenach kentindeki banka soygununda yakayı ele veren NSU’nun iki üyesi Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt’ın önceden kiraladıkları karavana bisikletleriyle geldikleri, polise yakalandıklarını anlayınca ikilinin karavanda yangın çıkardıkları ve ardından silahla intihar ettikleri kayıtlara geçmişti. Karavana giren polis, iki ölü ve 25 Nisan 2007’de Heilbronn kentinde öldürülen kadın polis memuru Michele Kiesewetter ile ağır yaralanan meslektaşının silahlarını ele geçirmişti. Hizmet silahlarında NSU’dan şüpheli katillerin DNA izleri bulunuyordu. Durdurulan soruşturmalar öldürülen polis memurunun ve yaralı meslektaşının çalınan hizmet silahlarının bulunmasıyla yeniden başladı.

NSU’nun iki üyesi Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt’ın intihar eyleminden kısa bir süre sonra katillerin suç ortağı Beate Zschäpe, Zwickau’daki ortak saklanma yerleri olarak kullandıkları apartman dairesini ateşe verdi. Beate Zschäpe bu olaydan tam 4 gün sonra Jena’da polise teslim olmuş, teslim olmadan önce de NSU’nun işlediği neredeyse bütün suçların yer aldığı itiraf videosunu belli adreslere göndermişti.

Polis Zwickau’da 4 Kasım 2011’de Beate Zschäpe tarafından ateşe verildiği iddia edilen evde incelemeler yapmış ve burada enteresan bir bulguya rastlamıştı. Polis üzerinde Heilbronn’da vurulan polis memuru Michèle Kiesewetter’e ait olduğu tespit edilen kan lekeleri bulunan gri bir eşofman altı buldu.

NSU Soruşturmasındaki İhlaller ve Tanıkların Şüpheli Ölümleri

Kurbanlar nasıl seçildi? Olay mahalli neye göre belirlenmişti? Teröristler kimlerden destek alıyordu? Polis memuru Kiesewetter neden saldırganların hedefi oldu? Kiesewetter’in öldürülmesinin ardından örgütün cinayetlere neden ara verdi ve yeni bir kurban bulmadı?

Kiesewetter, göç geçmişine sahip olmayışı ve polis memuru olması yönüyle NSU’nun diğer kurbanlardan ayrışıyor. Öte yandan onun ölümüne yol açan suç silahı da tam olarak diğer kurbanlarınki ile benzerlik göstermiyor.

Michele Kiesewetter’in neden öldürdüğü ise hâlen belirsizliğini koruyor. NSU davasının baş sanığı durumundaki Beate Zschäpe ise son duruşmada verdiği ifadesinde, Mundlos ve Böhnhardt’ın Kiesewetter’i silahını almak için öldürüklerini ve başka bir nedenin olmadığını ifade etmişti. Federal savcı Herbert Diemer ise, polis memuru Michèle Kiesewetter’in öldürülmesinde “ideolojik bir gerekçenin rol oynadığı” varsayımı üzerinde durduklarını ve “zanlıların polis memurunu hukuk devletinin bir temsilcisi olarak gördüğü” gerekesiyle cinayeti işlemiş olabileceklerini dile getirmişti.

Esasen cinayetlerin yalnızca 3 kişi tarafından işlenmiş olması akla yatkın gözükmemekle birlikte suç mahallinden elde edilen bulgular olayların başka bir biçimde cereyan etmiş olma ihtimaline işaret ediyordu. Mevcut delillerden bazıları, NS’nun yalnızca bu üçlüden oluşmadığını ve farklı bölgelerde cinayete destek veren daha geniş bir ağın varlığına dair çeşitli şüpheleri akla getiriyordu. Müfettişlerin Mundlos ve Bönhardt’ın DNA izlerini 27 NSU olay mahallinin hiçbirinde bulamamış olmaları da bu şüpheyi doğruluyordu.

Yaşanan süreçte olayların aydınlatılması hususunda güvenlik birimlerinin istekli olmayışı ve ihmal ve hatalar zinciri güçlü bir biçimde gün yüzüne çıkıyordu. NSU terör örgütünün Baden-Württemberg’deki (BW) bağlantılarını araştıran BW Eyalet Meclisi NSU Araştırma Komisyonu emniyetteki soruşturmaların ilerleyişine ilişkin şüpheli durumların yaşandığı bilgisine ulaşıyordu. Komisyon üyelerinden edinilen bilgilere göre polis memuru Kiesewetter’in katledilmesinin ardından Kiesewetter’in e-posta hesabında ve cep telefonunda herhangi bir teknik inceleme yapılmamış, cinayetle ilgili olay yerinde bulunan güvenlik kamera kayıtları incelenmemiş ve tanıkların ifadelerinin araştırılmasına yönelik büyük bir ihmal söz konusu olmuştu.

BW’de NSU soruşturması çerçevesinde ifadesine başvurulan bazı isimlerin şüpheli ölümleri de soruşturmaya gölge düşürüyordu. Polis memuru Kiesewetter cinayetiyle ilgili tanıklık yapabilecek Florian Heilig de 2013 yılında arabasında yanarak ölmüştü. Kiesewetter cinayetiyle ilgili olarak 16 Eylül 2013 tarihinde NSU Araştırma Komisyonu’na ifade vermeye gideceği gün arabasında ölü bulunan Heilig’in, intihar etmiş olabileceği iddia edilmişti. Ailesi ise 21 yaşındaki oğullarının aşırı sağcılar tarafından öldürüldüğü iddiasında bulunmuştu.

NSU davasının bir diğer tanığı Melisa Marijanovic 28 Mart 2015 tarihinde şüpheli şekilde yaşamını yitirmişti. Florian Heilig’in eski sevgilisi olan 20 yaşındaki Melisa Marijanovic’in ölümüne, akciğer embolisi rahatsızlığının neden olduğu bildirildi. Melisa Marijanovic’in yeni hayat arkadaşı Sascha Winter de 8 Şubat 2016’da evinde ölü bulunmuş, Winter’in ölüm sebebi intihar olarak kayıtlara geçmişti.

Öte yandan daha önce yine aynı cinayetle ilgili dosyalarda adı geçen 18 yaşındaki Arthur Christ 25 Ocak 2009’da küle dönmüş aracında ölü bulunmuştu. Corelli kod adlı muhbir Thomas Richter de devletin koruması altındayken 2014 yılında evinde hayatını kaybetmiş, ölüm nedeni gizli diyabet olarak kayıtlara geçmişti.

Genç yaşta yaşama veda eden Kiesewetter’in kısa yaşam öyküsü birçok sanatsal yapıta konu oldu. Bunlardan biri de Clemens ve Katja Riha isimli film yapımcıları tarafından belgesel formatında hazırlanan “Bir Polis Kadının Ölümü – Michèle Kiesewetter’ın Kısa Ömrü” isimli filmdi. Filmde, cinayetin aydınlatılmasına yönelik yaşanan çelişkili durumlar ve Kiesewetter için öne sürülen “tesadüfi kurban” tezi irdeleniyor.

Perspektif’te yayınlanan içeriklerden anında haberdar olmak için ücretsiz e-bültenimize abone olabilirsiniz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |