Avrupa Parlamentosu (AP), 8 Ekim 2026 tarihinde “İslamcı sızmaya ve Müslüman Kardeşler ağının etkisine karşı bir Avrupa Birliği stratejisi geliştirilmesi” başlıklı kararı 381 kabul, 167 ret ve 15 çekimser oyla onayladı. Merkez sağ Avrupa Halk Partisi (PPE) tarafından sunulan metin, liberal Renew Europe ile muhafazakâr ve aşırı sağ grupların desteği sayesinde kabul edilirken sosyal demokratlar, Yeşiller ve Sol grubu büyük ölçüde karşı çıktı.

Karar, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olduğu ileri sürülen kuruluşların AB fonlarından yararlanmasının sınırlandırılmasından Avrupa kurumlarına erişimlerinin engellenmesine kadar uzanan bir dizi tedbir talep ediyor. Parlamento ayrıca “İslamcı sızmanın” tespiti için ortak bir yöntem geliştirilmesini, belirli kişi ve kuruluşların terör listesine alınmasının değerlendirilmesini ve sınır ötesi dinî ağlara yönelik denetimlerin artırılmasını istiyor.

Hukuken bağlayıcı bir düzenleme niteliği taşımayan karar, Avrupa Komisyonu, AB Konseyi ve üye devletlere yönelik siyasi çağrılardan oluşuyor. Ancak kabul edilen metin, yalnızca güvenlik politikaları bakımından değil, Müslüman kuruluşların Avrupa kurumlarıyla ilişkileri ve kamusal alandaki temsilleri açısından da önemli bir tartışmayı gündeme getiriyor.

İslamcı Sızma” Kavramıyla Hangi Faaliyetler Hedef Alınıyor?

Kararın temelinde, Fransız siyasetinde son yıllarda giderek yaygınlaşan “entrisme islamiste”, yani “İslamcı sızma” kavramı var. Bu kavram, doğrudan şiddete başvurmadan sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumları, dinî yapılar ve siyasi ilişkiler aracılığıyla demokratik kurumlar üzerinde uzun vadeli etki kurmaya yönelik faaliyetler gibi muğlak bir şekilde tanımlanıyor.

Parlamento, karar metninde İslam dininin siyasal İslamcılıkla özdeşleştirilemeyeceğini ve Müslümanların ayrımcılıktan korunmasının demokratik bir yükümlülük olduğunu vurgulasa da karar dinî faaliyetlerin bir torbaya koyularak “sızma” şeklinde isimlendirilmesi nedeniyle eleştiriliyor. Bununla birlikte karar Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olduğunu iddia edilen bazı kuruluşların insan hakları, çeşitlilik ve ayrımcılıkla mücadele söylemlerini kurumsal meşruiyet kazanmak amacıyla araç olarak kullanabildiklerini öne sürüyor.

Kararın altıncı maddesi, “İslamcı sızmanın” göstergelerini belirleyecek ortak bir Avrupa metodolojisi geliştirilmesini talep ediyor. Bu göstergeler arasında şeffaf olmayan finansman ve gizlenen örgütsel bağlantılar gibi unsurların yanı sıra “aktivist raporların hazırlanması” ve “ayrımcılıkla mücadele mekanizmalarının” kullanılması gibi gayet meşru faaliyetler de şüpheli sayılarak mercek altına alınıyor.

Bu geniş tanım, güvenlik tehdidi oluşturan faaliyetlerle yasal sivil toplum çalışmalarının hangi ölçütlerle birbirinden ayrılacağı sorusunu beraberinde getiriyor.

Nikab ve Burka Yasaklarına Destek

Kararda özellikle Avrupa’nın 22 ülkesinde 32 Müslüman gençlik kuruluşunu temsil eden Avrupa Müslüman Gençlik ve Öğrenci Örgütleri (FEMYSO) hedef alınıyor. Parlamento, Avrupa Müslümanları Konseyi (CEM) ile bağlantılı olduğunu ileri sürdüğü FEMYSO gibi kuruluşların AB kurumlarına erişiminin engellenmesini ve AB Şeffaflık Sicili’nden çıkarılmasını istiyor. Avrupa Parlamentosunun kararında, AB fonlarından yararlanan kuruluşlar arasında “Gaziantep Üniversitesi” de sayılıyor. Ancak daha önceki parlamento girişimlerinde gündeme getirilen kurum, rektörünün Hamas’a ilişkin açıklamaları nedeniyle tartışma konusu olan Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi. İki ayrı kurumun isimlerinin karıştırılması, kararda yer alan suçlamaların doğruluğu açısından ayrıca dikkat çekiyor.

Karar yalnızca sivil toplum alanıyla da sınırlı değil. Parlamento, kamusal alanlarda nikab ve burka kullanımını yasaklayan ulusal düzenlemeleri desteklerken “nefret vaizleri” için Avrupa çapında bir liste oluşturulmasını, belirli kişilerin vize ve oturum başvurularının daha sıkı denetlenmesini ve Europol ile Eurojust arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesini öneriyor.

Türkiye ve Katar da metinde doğrudan anılıyor. Parlamento, bu ülkelerle bağlantılı aktörlerin yer aldığı yabancı finansman ve ulusötesi ortaklıkların denetlenmesini istiyor. Gerekçe bölümünde ise Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e geçmişte sağladığı destek ve Diyanet ile Almanya’daki DİTİB arasındaki kurumsal ilişkiler, dış etki tartışmasının unsurları olarak sunuluyor.

Merkez Sağ, Liberaller ve Aşırı Sağ Nasıl Buluştu?

Kararın siyasi açıdan dikkat çekici yönü, Avrupa Parlamentosunun farklı sağ grupları ile liberal merkezin ortak bir çoğunluk oluşturması. Oylama tutanağına göre kabul edilen metin, Fransız milletvekili Céline Imart’ın Avrupa Halk Partisi (PPE) adına sunduğu taslağa dayanıyor.

Ancak Parlamento gündeminde yalnızca PPE’nin metni bulunmuyordu. Liberal Renew adına Nathalie Loiseau, popülist sağ ECR adına Nicolas Bay ve Marion Maréchal’in de aralarında bulunduğu milletvekilleri, aşırı sağdaki Avrupa için Vatanseverler (PfE) ve Egemen Uluslar Avrupası (ESN) grupları ayrı karar önerileri sunmuştu.

Önergeler aynı siyasi yaklaşıma sahip değildi. Renew, dinî sızma faaliyetlerinin yalnızca İslamcılıkla sınırlandırılmamasını savunuyor, Katolik aşırı muhafazakâr Ordo Iuris kuruluşuna da dikkat çekiyordu. ECR ve PfE ise Müslüman Kardeşler’e yönelik daha kapsamlı yasaklar öneriyor, bazı metinlerde sınır dışı etme, vatandaşlıktan çıkarma ve İslami kurumların finansmanını durdurma taleplerine yer veriyordu.

PfE’nin önergesi, tartışmayı helal ekonomisi, Arapça eğitimi, dinî kıyafetler ve cami inşaatları gibi gündelik dinî ve kültürel pratiklere kadar genişletiyordu. Bu taleplerin tamamı kabul edilen metne girmedi. Bununla birlikte nihai kararda nikab ve burka yasaklarının desteklenmesi ile FEMYSO’nun Avrupa kurumlarına erişiminin engellenmesi gibi hükümler yer aldı.

Oylama sürecinde aşırı sağın bazı değişiklik önerileri de kabul edildi. Örneğin ECR’nin altıncı maddeden sonra sunduğu 11 numaralı değişiklik 334 kabul ve 226 ret oyuyla, dokuzuncu maddeye ilişkin 112 numaralı değişiklik ise 320 kabul ve 193 ret oyuyla geçti. Bu sonuçlar, iş birliğinin yalnızca nihai oylamayla sınırlı kalmadığını, metnin hazırlanma sürecinde de karşılık bulduğunu gösteriyor.

Kararın arkasındaki Fransız siyasi aktörlerin ağırlığı da dikkat çekiyor. Neredeyse her partinin sunduğu karar tasarlarının altında Fransız milletvekillerinin imzası var. RFI’nin haberine göre Fransız merkez sağından AP milletvekili olan Céline Imart, Parlamento kürsüsünden İslamcı yapıların insan hakları söylemini kullanarak kurumlara sızdığını ileri sürdü.

Fransa’da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken Avrupa Parlamentosundaki bu yakınlaşma, İslamcılıkla mücadele gündeminin merkez sağ ile aşırı sağ arasında kesişen bir siyasi alan hâline geldiğine işaret ediyor.

Ulusal İstihbarat Raporlarından Avrupa Parlamentosu Kararına

Kararın dayandığı belgeler arasında özellikle Fransa ve Belçika’da hazırlanmış güvenlik raporları öne çıkıyor. Bunların başında Fransız İçişleri Bakanlığının Mayıs 2025’te yayımladığı “Fransa’da Müslüman Kardeşler ve Siyasal İslam” raporu geliyor.

Rapor, Müslüman Kardeşler’in Fransa’daki dinî, eğitimsel ve toplumsal faaliyetlerini inceleyerek hareketin kurumsal etki oluşturma girişimleri olduğunu iddia ediyor. Ancak raporda sunulan tablo, Parlamento kararındaki genellemelerden daha karmaşık.

Nitekim rapor, Müslüman Kardeşler’le bağlantılı yapıların Fransa’daki örgütsel kapasitesinin zaman içerisinde zayıfladığına da değiniyor. Ayrıca Avrupa Irkçılıkla Mücadele Ağı ENAR’ın Müslüman Kardeşler ile organik bir bağı bulunmadığı da ilgili raporda kabul ediliyor. Buna karşılık ENAR’ın belirli Müslüman kuruluşlarla iş birliklerinin söz konusu ağlara kurumsal görünürlük kazandırabileceğini iddia edilmişti.

Belçika Devlet Güvenlik Servisinin 2025 yılı istihbarat raporu ise Müslüman Kardeşler’in kamu politikalarını etkilemeye yönelik faaliyetleri oldugunu iddia ediyor.

Parlamento ayrıca Avrupa Sayıştayının 2025 tarihli raporuna dayanıyor. Bu rapor, AB’nin sivil toplum kuruluşlarına aktardığı fonların denetiminde ve şeffaflığında eksiklikler bulunduğunu belirtmişti. Ancak genel finansman denetimi sorunları, karar metninde adı geçen kuruluşların suçlandıkları faaliyetleri yürüttüğünü tek başına kanıtlamıyor.

Ulusal girişimler de sürecin önemli bir parçası. Fransa Ulusal Meclisi, 22 Ocak 2026’da Müslüman Kardeşler’in AB terör listesine alınmasını isteyen bir kararı 157 kabul, 101 ret oyuyla onayladı. Marine Le Pen’in Ulusal Birlik (RN) partisiyle merkez ve merkez sağdan bazı milletvekilleri aynı yönde oy kullandı. Hollanda Parlamentosu da Mart 2026’da benzer bir yasaklama girişimini destekledi.

Avrupa Parlamentosunun kararı, farklı ulusal güvenlik değerlendirmelerinin ve parlamento girişimlerinin Avrupa düzeyinde merkezden aşırıya bütün sağ grupların ortaklığında taşınması niteliğinde.

Sivil Toplumdan Tepki: “Müslümanların Demokratik Katılımı Hedef Alınıyor”

Kararın kabul edilmesi Avrupa’daki Müslüman kuruluşlar ve ırkçılıkla mücadele ağları arasında sert tepkilere yol açtı.
FEMYSO, ENAR, Avrupa Sivil Forumu ve Avrupa Genç Yeşiller Federasyonunun da aralarında bulunduğu dokuz kuruluş, 8 Ekim’de yayımladıkları ortak açıklamada kararı “sivil topluma yönelik İslamofobik saldırıların doruk noktası” olarak nitelendirdi.

Kuruluşlar, kararın sivil toplumu itibarsızlaştırmayı, finansman kaynaklarından mahrum bırakmayı ve kamusal alanda susturmayı amaçladığını savundu. Özellikle insan hakları, ayrımcılıkla mücadele ve demokratik katılım alanlarında yürütülen faaliyetlerin “İslamcı sızma” olarak yorumlanmasının Avrupa’daki Müslümanları kamusal yaşamdan dışlama riski taşıdığını belirttiler.

ENAR ise kendi açıklamasında Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olduğu iddialarını kesin biçimde reddetti. Kuruluş, kararın Müslüman toplulukları, Müslümanların öncülüğündeki sivil toplum örgütlerini ve İslamofobiyle mücadele eden aktörleri şüpheli konumuna yerleştirdiğini belirtti.

FEMYSO da daha önce, Fransız hükümetinin 2025 raporuna karşı çıkmış ve raporun hazırlanması sırasında kendisine danışılmadığını açıklamıştı. Kuruluşa göre Müslüman gençlerin kamusal hayata katılması “sızma”, dinî topluluklar içerisinde örgütlenmesi ise “ayrılıkçılık” olarak nitelendiriliyor. Bu yaklaşım, meşru demokratik katılımın hangi koşullarda mümkün olabileceği sorusunu ortaya çıkarıyor.

Avrupa’da Örgütlü Müslüman Olmak Giderek Zorlaşıyor mu?

Avrupa Parlamentosunun kararı şimdilik doğrudan bir yasak veya yaptırım getirmiyor. Ancak Müslüman sivil toplum kuruluşlarının finansmanına, temsil yetkisine ve Avrupa kurumlarına erişimine ilişkin talepler, Avrupa’da örgütlü Müslümanların faaliyet gösterebileceği alanın giderek daralabileceğine işaret ediyor. Özellikle Müslüman kuruluşların Avrupa kurumlarıyla geliştirdikleri ilişkilerin, ayrımcılıkla mücadele çalışmalarının ve kamusal alandaki görünürlüklerinin potansiyel birer “sızma” göstergesi olarak değerlendirilmesi, bu kuruluşların meşruiyetinin daha fazla sorgulanması sonucunu doğuruyor.

Burada tartışma yalnızca belirli kuruluşların Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olup olmadığıyla sınırlı değil. Kararda benimsenen yaklaşım, Müslümanların Avrupa’daki demokratik kurumlarla nasıl ilişki kurabilecekleri ve kendi adlarına nasıl örgütlenebilecekleri sorusunu da gündeme getiriyor. Zira bir yandan Müslümanların Avrupa toplumlarına katılımı ve demokratik değerleri benimsemeleri beklenirken diğer yandan bu katılımın sivil toplum kuruluşları aracılığıyla örgütlü biçimde gerçekleşmesi siyasi etki ve kurumsal sızma şüphesiyle karşılanabiliyor. Bu durum, dinî aidiyetleri etrafında örgütlenen Müslümanların diğer sivil toplum aktörleriyle eşit koşullarda kamusal yaşama katılıp katılamayacakları konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Üstelik bu yaklaşım, Müslüman kuruluşların yalnızca faaliyetlerini değil, Avrupa’daki Müslümanların kimler tarafından ve hangi yollarla temsil edileceğini de tartışmaya açıyor. Devlet ve Avrupa kurumlarının hangi kuruluşları meşru muhatap olarak kabul edeceğine ilişkin denetimlerin genişletilmesi, Müslümanların kendi temsil mekanizmalarını oluşturma imkânlarını sınırlandırma riski taşıyor. Terörle mücadele ve kamu kaynaklarının şeffaf kullanımı gibi meşru hedeflerle örgütlenme özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı arasındaki sınırın nasıl çizileceği bu nedenle önem kazanıyor.

Sonuç olarak Avrupa Parlamentosunun kararı, yalnızca “İslamcı sızmayla mücadele” başlığı altında alınmış bir siyasi pozisyondan ibaret değil. Karar, Avrupa’da Müslümanların örgütlü biçimde kamusal hayata katılımının hangi koşullarda meşru kabul edileceğine ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçası. Bu yaklaşım Müslüman sivil toplum kuruluşlarının tamamı üzerinde daha yaygın bir şüphe ortamı oluşturuyor.