Brezilya devlet başkanlığı seçimlerinin ilk turunu Flávio Bolsonaro’nun kazanması ve partisinin Kongrede iktidar çoğunluğunu elde etmesiyle Latin Amerika’da aşırı sağın yükselişi hız kesmeden devam ediyor. Bu olgu, birbirinden bağımsız gelişmelerin toplamı değil, koordineli biçimde yürütülen projeler ve ittifaklar bütünü. Örneğin seçim kampanyası sırasında Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve risk sermayesi yatırımcısı Peter Thiel, genç Bolsonaro’yu desteklemek amacıyla Brezilya’yı birçok kez ziyaret etti. Bolsonaro’nun seçim kampanyasının açılışında Milei, sahnede konuşma yapmaya ve dans etmeye davet edildi.

Daha önce, mayıs ayında Thiel, Rockbridge çevresinden 15 kişiyle birlikte São Paulo’ya gelmişti. Bu grup, yapay zekâ, savunma, güvenlik, havacılık ve uzay sanayisi ile kripto para alanlarında faaliyet gösteren sağcı aktivistlerden, entelektüellerden ve yatırımcılardan oluşuyordu. Bolsonaro’nun ikinci turda Lula’yı yenmesi hâlinde Brezilya’yı nelerin beklediğini anlamak için Arjantin laboratuvarını incelemek yeterli olabilir.

Arjantin Devlet Başkanı Milei ve Palantir CEO’su Thiel Ne Amaçlıyor?

Thiel’in Arjantin’de Milei ile görüşmek üzere gerçekleştirdiği ziyaretler uluslararası basında geniş yankı uyandırdı. Thiel’in kendi ifadeleriyle bu ziyaretler, dünyanın sonuna yapılan bir yolculuk; olası bir kıyamet durumunda sığınıp korunmak için mükemmel bir yere gitmek anlamına geliyor. Ancak Buenos Aires, Thiel için satın aldığı 12 milyon dolarlık malikâneden çok daha fazlasını ifade ediyor. Söz konusu malikâne, kısa sürede “teknofaşizme” karşı düzenlenen protestoların popüler mekânlarından biri hâline gelmişti. Buenos Aires, Thiel açısından her şeyden önce, kendi siyasal teknolojisini ABD’nin henüz kabul etmeye yanaşmadığı ölçüde taleplerine boyun eğebilecek bir devletle bütünleştirme fırsatı sunuyor.

Kendisini “anarko-liberteryen” olarak tanımlayan Devlet Başkanı Javier Milei ile el ele çalışan Arjantin, hukuk, siyaset ve ekonomi sistemini Silikon Vadisi ve finans kapitalistlerinin yararına yeniden şekillendirmeyi deneyebilir. Aynı zamanda uluslararası aşırı sağ projesini yeni bir aşamaya taşıyabilir. Milei’nin son dönemde çıkardığı yasalar ve kararnameler, bu deneyin yeni ve giderek hızlanan kaynak sömürüsü biçimlerine yönelik hukuki ve teknolojik altyapılar oluşturduğunu gösteriyor.

ABD’nin Arka Bahçesiden Ön Bahçesine Dönüşen Latin Amerika

Bu deney, Batı Yarımküre’nin daha geniş tarihsel bağlamında neyi temsil ediyor? Soğuk Savaş döneminde ABD’nin sözde “arka bahçesi” olarak görülen Latin Amerika, ne yabancı seçkinlerin hayallerini süsleyen bir destinasyondu ne de yabancı sermaye için en değerli yatırım alanıydı. ABD’nin bakış açısından bölge, esas olarak Sovyet nüfuzuna karşı yürütülen jeopolitik mücadelenin sahnesiydi. Condor Operasyonu gibi gizli operasyonlar aracılığıyla bölge, kapitalizm yanlısı askerî diktatörlüklerin kurulmasını sağlayan darbelerin gerçekleştirilebileceği kadar gözlerden uzak bir alan olarak da değerlendiriliyordu. Bunun en bilinen örnekleri Arjantin ve Şili’de yaşandı. Bugün ise bunun aksine, yarımkürenin güneyi dünya kamuoyunun ilgi odağında ve aşırı sağcı liderler seçim sandığı aracılığıyla devletin yönetim mekanizmalarını ele geçiriyor. Artık dünyanın en güçlü ve zengin kesimleri için bir arzu nesnesi ve yatırım alanı hâline gelen Latin Amerika, faşist ve emperyalist deneylerin yürütüldüğü bir “arka bahçe” olmaktan ziyade bir “ön bahçeye” dönüşüyor.

Buenos Aires’teki başkanlık sarayı Casa Rosada’nın ön kapısından içeri giren Thiel, bu dönüşümün somut örneğini oluşturuyor. Nisan ayındaki ziyareti sırasında Thiel, Deregülasyon Bakanı Sturzenegger, Dışişleri Bakanı Quirno, Merkez Bankası Başkanı Bausili, Ekonomi Bakanı Caputo ve Ekonomi Bakan Yardımcısı Daza dâhil olmak üzere devletin neredeyse bütün üst düzey yetkilileri tarafından bir hükümdar gibi ağırlandı. Daza aynı zamanda Arjantin-Şili kökenli, ikinci kuşak bir Chicago Boys temsilcisi. Thiel’in ülkeden ayrılmasından kısa süre sonra hükûmet, Thiel’in veri gözetimi şirketi Palantir ile ortaklık kurulduğunu duyurdu. Beşerî Sermaye Bakanlığı ise “Social Digital Twin” (Sosyal Dijital İkiz) adlı yeni bir program başlattı. Bu yapay zekâ platformu, devletin emeklilik, sağlık, eğitim, istihdam, göç ve coğrafi alanlara ilişkin bütün bilgilerini tek bir veri tabanında merkezîleştirmeyi amaçlıyor. Kamu yönetimi alanında bir deney niteliği taşıyan Dijital İkiz, ulusal veri tabanlarını algoritmik projeksiyonlarla birleştirerek sosyal politikalardaki eğilimlere ilişkin tahminler üretecek. Başka bir ifadeyle bu sistem, sözde özerk bir politika belirleme makinesi olacak.

Devlet Başkanı, çelişkili bir ifadeyle, “Arjantin geleceğin ilerisinde.” açıklamasında bulundu. Hükûmet, toplumsal hareketleri suç kapsamına alıp toplumsal yaşamın yeniden üretimini ayakta tutan aşevlerini ve bakım merkezlerini hedef alırken en açık biçimde ortaya koyduğu acımasız politikaları Palantir teknolojisiyle örtbas ediyor. Aşırı sağın öncüleri, “dijital girişimcilik” kisvesi altında teknoloji dünyasının genç erkek girişimcilerini andıran bir görünüme bürünerek ilerliyor.

Kaynakları Sömüren Devlet

Aşırı sağın devlet teorisi, “öngörücü devlet” ya da bizim “sömürüye dayalı devlet” olarak adlandırdığımız bir modele doğru dönüşüyor. Sosyalist partilerin ve politikaların seçim sandığında zafer kazanması tehdidine karşı uyarılarda bulunan Thiel, bunu yaklaşmakta olduğuna inandığı Deccal’in bir başka tezahürü olarak görüyor. Aynı zamanda Lenin’e atıfta bulunuyor ve ondan karşıdevrimci dersler çıkarıyor. Leninizmden esinlenen hızlandırmacılık anlayışı Thiel’i ikna etmese de onu şu sorular üzerinde düşünmeye sevk ediyor: Siyasal değişimin zamansallığı nedir ve bu değişimin çoğunluğun ruh hâliyle ilişkisi nasıldır? Solun karşısına konumlandırılan Thielci hızlandırmacılık ise teknolojik ve kapitalist bir nitelik taşıyor: Veri ve doğal kaynak sömürüsü yoluyla, yapay zekânın yönlendirdiği hızlı inovasyon. Thiel, Arjantin’de bu siyasal denklemi canlı ve gerçek zamanlı olarak gözlemleyebileceği bir alan buluyor.

Thiel’in tasavvur ettiği dönüşüm, Uluslararası Af Örgütünün Arjantin şubesinin de dikkat çektiği üzere, devlet gözetiminin genişletilmesini ve yasallaştırılmasını kolaylaştıracak. Üstelik bu dönüşüm şimdiden hayata geçirilmeye başlandı. Milei, 2026 yılının ilk gününde Ulusal İstihbarat Yasası’nın (25.520 sayılı yasa) 40 maddesini değiştiren bir kararname açıkladı. Bu düzenleme, ulusal güvenlik gerekçesiyle gizli servislere daha önce görülmemiş kapsamda faaliyet yürütme yetkisi tanıyor. Askerî diktatörlük döneminin ardından açıkça yasaklanan ülke içi gözetim faaliyetleri de bu yetkilerin kapsamına giriyor. Palantir’in Milei yönetimiyle yaptığı anlaşmanın ardından, Thiel’in devlet içindeki projeleri hakkında kamuoyuna yeterli bilgi verilmemesi nedeniyle parlamentoda özel bir oturum düzenlenmesi çağrısında bulunuldu.

Palantir yalnızca yapay zekâ destekli gözetim teknolojileri sunmuyor. Şirketin CEO’su Alex Karp tarafından “Batı medeniyetinin savunulmasında” bir silah olarak tanıtılan Palantir, aynı zamanda savaş faaliyetleriyle bağlantılı bir şirket. Teknolojisi, Gazze’nin yıkımında ve İran’ın Minab kentindeki bir ilkokulun bombalanmasında kullanıldı. Söz konusu saldırıda 7 ila 12 yaşları arasındaki en az 175 kız çocuğu hayatını kaybetti. Palantir hâlihazırda CIA, FBI ve NSA ile entegre biçimde çalışıyor; ayrıca İsrail’de ve birçok Avrupa ülkesinde devlet yapılarıyla iç içe geçmiş durumda. Şimdi ise aşırı sağ, Latin Amerika’daki deneysel çerçeve içinde şirkete serbest hareket alanı tanıyor. Milei açısından bu ortaklık, yapay zekâdan, deregülasyondan ve beşerî sermayeden yararlanmanın en ileri yöntemlerini sunuyor: Küresel Güney’de geliştirilen yeni bir laboratuvar.

Milei, Financial Times’ta yayımlanan “Arjantin Yapay Zekâyı Özgürleşmeye Davet Ediyor” başlıklı makalesinde bu fırsatı kutladı. Yeni teknolojiler sayesinde ülkenin “21. yüzyılı şekillendirecek yapay zekâ şirketleri için en cazip hukuki ve mali ortamı” sunacağını ilan etti. Şöyle devam etti: “Bırakalım Buenos Aires, yelkenli gemiler çağında Amsterdam’ın oynadığı rolü yapay zekâ için üstlensin; hukuki tahayyülün teknolojik gelişmelerin hızına yetiştiği ve dünyanın değiştiği yer olsun.” Buenos Aires, Amsterdam’ın bir zamanlar olduğu gibi bir imparatorluğun başkenti değil. Bunun yerine, “hukuki tahayyül” laboratuvarı olarak, yeni teknolojiler ve deregülasyon reformları aracılığıyla sömürgeleştirmeye açık bir bölge olarak pazarlanıyor.

Thiel, devletin dönüşümünü hedefleyen bu projenin ne temel nedeni ne de başlıca aktörü. Ancak benzeri görülmemiş kapasitelere sahip bir teknoloji yüklenicisi olarak Palantir, Arjantin devletine Milei’nin daha kapsamlı projesine “özel olarak uyarlanmış” programlar sunuyor. Teknoloji sermayesi ile devlet kapasitesinin bu birleşmesi ve karşılıklı bağımlılığı, Quinn Slobodian ile Ben Tarnoff’un ABD örneği üzerinden inceledikleri “devlet simbiyozu” kavramını hatırlatıyor. Bununla birlikte, bu iki kavramı kullanırken aralarında bir ayrım yapmamız gerekiyor. Devlet simbiyozu, devletin şirketlere verilen sözleşmeleri finanse etme ve teknolojik inovasyonu teşvik etme konusundaki genişleyen rolünü vurgularken, devlet eliyle kaynak sömürüsü, kaynakların, verilerin ve değerin hem özel sektör hem de kamu tarafından elde edilmesini mümkün kılan hukuki ve sosyoekonomik altyapının düzenlenmesindeki devlet rolüne dikkat çekiyor. Her ne kadar “liberteryen” yönetim anlayışı görünüşte devletin kapasitesini azaltmayı hedeflese de ikinci kavram, devleti çeşitli alanlarda kaynak sömürüsünü aktif biçimde yürüten ve deneysel yöntemler geliştiren bir aktör olarak ele alıyor.

Arjantin Hukukunun Yeniden Kodlanması

Devlet eliyle yürütülen kaynak sömürüsü projesi, Arjantin’de altı aylık bir dönemde kabul edilen ve köklü dönüşümler yaratan bir dizi reformda kendisini gösteriyor. Bunlar, Katharina Pistor’un kullandığı anlamıyla, ekonomi politiği yeniden kodlamaya yönelik dönüştürücü bir girişimi temsil ediyor. Mart ayında yürürlüğe giren “Çalışma Hayatının Modernizasyonu Yasası”, günlük çalışma süresini 12 saate çıkarıyor; bazı hastalıkları “gönüllü” izin kapsamında yeniden sınıflandırarak işverenlerin bu süreler için ücret ödememesine izin veriyor. Yasa ayrıca ücretlerin nakit, ayni ödeme, barınma veya gıda şeklinde ödenmesine olanak tanıyor; işverenin izni olmaksızın işyerinde toplantı düzenlenmesini yasaklıyor ve sağlık ile eğitim gibi önemli sektörleri “temel hizmet” olarak tanımlayarak bu alanlarda işin tamamen durdurulmasını yasa dışı hâle getiriyor.

Nisan ayında kabul edilen “Buzullar Yasası”, daha önce çevresel kısıtlamalara tabi olan buzul ve buzul çevresi bölgelerinde, ayrıca yüksek rakımlı alanlarda milyarlarca dolarlık madencilik faaliyetinin önünü açıyor. Yasa, doğal kaynakların çıkarılmasına ilişkin karar alma yetkilerini eyalet yönetimlerine devrediyor. Milei, “ilerlemeyi engelleyen ideolojik çarpıtmaları ve yapay engelleri” eleştirerek “korunacak hiçbir şeyin bulunmadığı alanlarda bile madenciliği yasaklayan saçma yorumların” sona ermesini kutladı.

“Özel Mülkiyetin Dokunulmazlığı Yasası”nın kısaltılmış adı olan “Toprak Yasası” ise yasama gündeminin bir başka önemli parçasını oluşturuyor. Ancak bu düzenlemenin kabul edilmesi son aşamada engellendi. Ağustos ayında Senatoda görüşülen yasa tasarısına karşı Kongre binası önünde kitlesel protestolar düzenlendi ve göstericiler ülkenin “satılık olmadığını” ilan etti. Sonuçta tasarı, kabul edilmesi için gereken oy sayısına ulaşamadı. Ancak bir ay sonra Yüksek Mahkeme tek taraflı bir müdahaleyle düzenlemenin bazı hükümlerini yeniden yürürlüğe koydu. Milei’nin reformları arasında muhtemelen en radikal olan bu düzenleme, kırsal arazilerin yabancı kuruluşların mülkiyetine geçmesine yönelik yüzde 15’lik üst sınırı kaldıracak ve ülkenin doğal kaynaklarının uluslararası sermayeye parça parça satılmasını kolaylaştıracak. Observatorio de Tierras’ın (Toprak Gözlemevi) ortaya koyduğu üzere bu düzenleme, Deregülasyon Bakanı Sturzenegger’in gündeminin merkezinde yer alıyor ve finans sermayesi, doğal kaynak sömürüsü ve veri sömürüsü arasındaki bağlantıyı gözler önüne seriyor.

“Şirketler Yasası”nda yapılması öngörülen ve Milei’nin Financial Times’taki makalesinde övgüyle söz ettiği reform ise haziran ayında Kongreye sunuldu. Tasarı, yalnızca yapay zekâ aracılığıyla faaliyet gösteren ve tüzel kişiliğe sahip olacak “Otomatik Şirketler”in yanı sıra akıllı sözleşmelerle yönetilen ve blokzincirine kaydedilen “Merkezî Olmayan Özerk Kuruluşlar”ın hukuken tanınmasını öngörüyor. Başka bir ifadeyle reform, kamusal alandan özel sermayeye değer aktarılmasını sağlarken yapay zekâ varlıklarına ve şirketlerine, geleneksel şirketlerin giderek daha fazla sahip olduğu türden bir tüzel kişilik kazandırmayı ve bunların bütünüyle düzenleme dışı kalmasını güvence altına almayı amaçlıyor.

Kaynak Sömürüsünü Kolaylaştıran Hukuki Düzenlemeler

Milei hükûmeti, teknoloji şirketleri lehine yeni bir kaynak sömürüsü alanının önünü açmakla kalmıyor, aynı zamanda devletin kendi içinden bu amaca özel olarak tasarlanmış bir hukuki ve yargısal çerçeve üretiyor. Artık mesele, şirketlerin yasal boşluklardan yararlanmasından ibaret değil; en üst düzey devlet otoritesi tarafından yabancı sermaye için özel olarak hazırlanmış bir hukuk düzeninin oluşturulması söz konusu.

Bu yasalar, kararnameler ve reformlar bir arada değerlendirildiğinde, kaynakların yağmalanmasını kolaylaştıran ve “hukuki kolaylaştırıcı mekanizmalar” olarak adlandırabileceğimiz bir yapı ortaya çıkıyor. Bu mekanizmalar, devletin daha kapsamlı dönüşümüne hizmet eden bir altyapı olarak anlaşılabilir. Devletin, sermayenin kaynak sömürüsüne yönelik faaliyetleri için içkin bir alana veya “platforma” dönüştürülmesinde kilit rol oynuyorlar. Başka bir ifadeyle devlet artık sermayenin kaynak sömürüsü projesinde “dışsal” bir unsur olmaktan çıkıyor; bu süreci harekete geçiren hukuki teknolojinin bir parçası hâline geliyor. Dolayısıyla Arjantin, tekno-dijital endüstrilerin hukuki alanı nasıl yeniden şekillendirdiğini ve hukukun da dijital teknolojiler tarafından nasıl dönüştürüldüğünü gösteren ileri düzey bir örnek oluşturuyor.

Thiel’i cezbeden de bu iki yönlü “deney”. Bir yandan Thiel, Próspera gibi özel ekonomik bölgelerde uyguladığı projeyi ulus devletlerin tamamına taşıyarak daha büyük ölçekte hayata geçirme olanağı elde ediyor. Bu örnekte söz konusu olan, Latin Amerika’nın ikinci büyük ülkesi. Diğer yandan ise platform kapitalizminin ve gözetim kapitalizminin gerekliliklerine uygun bir hukuki altyapının oluşturulmasında aktif rol oynayabiliyor.

Sermayenin üretim alanındaki “gizli mekânını” araştıran Marksistler açısından bu gelişmeler, yeni sömürü ve değer elde etme biçimlerine işaret ediyor. Çünkü söz konusu çerçeve, kayıt dışı hâle getirilen ve görünmez kılınan emekten, kullanıcıların özel verilerinden (davranışları, sağlık durumları ve vatandaşlık bilgileri) ve sermayenin karşılığını ödemeden, hatta el koyduğunu kabul etmeden sahiplendiği doğal kaynaklardan değer elde etmeye yönelik. Başka bir ifadeyle, pek çok kuramcı gizli üretim alanlarını bulmak için para dolaşımının “altına” ve “arkasına” bakarken bugün bu mekânsal tasavvur, dijital teknolojilerin ilerlettiği yeni kaynak sömürüsü alanlarına göre yeniden şekillendirilebilir. Giderek daha görünmez hâle gelen, ancak aynı zamanda lityum ve kritik minerallerin çıkarılmasından elde edilen enerjiye ve kaynaklara giderek daha fazla bağımlı olan bu teknolojiler, insan etkileşiminin ve bilgisinin bütün biçimlerini veriye dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu veriler, algoritmik işleme, öngörü ve değer üretimi için devasa veri havuzlarında biriktiriliyor. Görünüşte soyut olan dijital dünyanın insan bedenlerine, coğrafi alanlara ve doğal kaynaklara bağımlılığı şeklinde ortaya çıkan bu ikili yapı, söz konusu bağımlılıkları gizleyen kaynak sömürüsü biçimlerine yönelik sürekli artan bir ihtiyaç yaratıyor.

Bu projenin somut örneklerinden biri, RIGI olarak bilinen Régimen de Incentivo para Grandes Inversiones (Büyük Yatırımları Teşvik Rejimi) ve hükûmetin Patagonya’yı yabancı sermayeye satmaya yönelik devam eden girişimleri. Milei ve Deregülasyon Bakanı Sturzenegger tarafından hayata geçirilen RIGI, başarıyla kabul edilen Buzullar Yasası ile yalnızca kısmen hayata geçirilebilen Toprak Yasası’nı da kapsıyor. Program, Patagonya’da yaklaşık 9 milyon dönümlük bir alanı kaplayan ve dünyanın ikinci büyük konvansiyonel olmayan kaya gazı rezervini barındıran Vaca Muerta bölgesinde şimdiden dönüştürücü etkiler yarattı. Ağustos 2026’da Thiel Macro fonu, Arjantin’in en büyük petrol ihracatçısı Vista Energy’nin yüzde 1 hissesini 76 milyon ABD doları karşılığında satın alarak ilk resmî yatırımını gerçekleştirdiğini bildirdi. Bu yatırım, genel olarak ülkeye, özel olarak da son reformlarla ayrıcalıklı konuma getirilen bir sektöre duyulan güveni temsil ediyor. Vista, ham petrol ihracat kapasitesinin artırılması açısından kilit öneme sahip görülen VMOS boru hattı ve limanının geliştirilmesinde yer alıyor. Her iki altyapı projesinin de 2027 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor.

RIGI, ülkenin kaynak sömürüsüne dayalı ekonomik yapısını derinleştirirken aynı zamanda büyük teknoloji şirketlerinin ihtiyaçlarına göre şekilleniyor. Luciana Ghiotto’nun savunduğu üzere bu rejim, “uluslararası yatırım hukukunun geleneksel çerçevelerinin ötesine geçen bir düzen” yaratıyor. Vergi avantajları ve döviz işlemlerinde sınırsız serbestlik gibi mali önlemlerin yanı sıra RIGI, özel ticari girişimleri korumak amacıyla federal güvenlik güçlerini görevlendiren bir “Üretim Güvenliği Birleşik Komutanlığı” oluşturuyor. Bölgenin bu şekilde askerîleştirilmesi, doğrudan şirket çıkarlarına hizmet ediyor. Burada bir kez daha üç unsuru bir araya getiren bir dönüşüm görüyoruz: askerîleşme, kaynak sömürüsü ve finansallaşma.

Arjantin Yahudiler İçin Yeni Bir Vadedilmiş Toprak mı?

Bu süreçler hem uluslararası alanda hem de Brezilya’da gündemin merkezine yerleşmiş durumda. Lula, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, bağımlılığı kâra dönüştüren ve aileleri yıkıcı düzeyde borçlandırarak “milyonlarca yuvayı dağıtan” bahis uygulamalarının “milyon dolarlık endüstrisini” kınadı. Lula’nın bu konuşması, devlet başkanlığı seçimleri öncesinde çevrim içi kumarı yasaklamasının ardından geldi. Bolsonaro ise çevrim içi kumarın birkaç yıl önce ilk kez Lula hükûmeti tarafından düzenlemeye tabi tutulduğunu hatırlatarak bu yasağı “seçim hilesi” olarak nitelendirdi. Lula’nın politikasındaki bu keskin dönüşe rağmen eleştirisi, aşırı sağ propagandası ile söz konusu platformların kolaylaştırdığı ve teşvik ettiği, toplumun alt kesimlerinden başlayarak yayılan finansallaşma biçimleri arasında isabetli bir bağlantı kuruyor. Dijital altyapının nasıl önemli bir siyasal mücadele alanına dönüştüğünü gösteren bir başka gelişme ise Meta’nın Lula’nın Facebook sayfasını yasaklaması, ancak bir gün sonra bu kararından geri dönmesi oldu.

Milei ise BM’de yaptığı konuşmada “iyi niyetli bürokrat kılığına girmiş, ölümcül derecede kibirli asalaklar kastını” hedef aldı ve enerji sektöründen gıda üretimine, maden kaynaklarından yapay zekâ için kullanılacak verilere kadar ülkesinin tamamının satışa açık olduğunu yineledi. Daha sonra Netanyahu’yu övdü ve “Arjantin yeni vadedilmiş topraktır.” açıklamasında bulundu. Elbette Thiel de onunla aynı fikirde. Başkanlık sarayına gerçekleştirdiği ikinci ziyarette Thiel’in Milei’ye yönelttiği soru dikkat çekiciydi: “Bu uzun vadede nasıl sürdürülebilir?”

Aylar sonra Thiel, Milei’nin devleti ve toplumu yeniden şekillendirebileceğine yönelik iddiasına daha da güçlü biçimde sahip çıktı. Berlin’de Axel Springer Ödülü’nü kabul etmeden hemen önce, Alman medya grubunun CEO’su Mathias Döpfner’in podcast programına katıldı. Röportaj sırasında Thiel şu değerlendirmede bulundu: “Milei’nin Arjantin’in içinde bulunduğu durumu tersine çevirmeyi başarıp başaramayacağı, bir yıl içinde yeniden seçilip seçilmeyeceği sorusu hâlâ açık. Yine de yeniden seçileceğine inanıyorum. Çünkü insanlar bunun geri döndürülemeyecek kadar varoluşsal bir mesele olduğunu anlıyor.” İsrail modelini ve Palantir teknolojisini esas alan Milei ve Thiel, sömürüye dayalı devletin kendisini “yeni vadedilmiş toprak” olarak görüyor.

NOT: Bu yazı, Verfassungsblog tarafından yayımlanan “The Extractive State: Or, Peter Thiel in Argentina” başlıklı makalenin tercümesidir. Orijinal içerik Verfassungsblog tarafından sağlanmıştır ve Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında burada yayımlanmaktadır.