Almanya’nın başkenti Berlin’de 20 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilen eyalet parlamentosu seçimlerinden yüzde 25,7 oy oranıyla birinci çıkan Sol Parti (Die Linke), hükûmet kurma sürecinde önemli bir sınavla karşı karşıya. Seçim kampanyasında kira artışları, konut krizi ve büyük emlak şirketlerinin kamulaştırılmasını ön plana çıkaran parti, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşillerle başlattığı koalisyon ön görüşmelerinde (Sondierungsgespräche) İsrail ve antisemitizm konusundaki anlaşmazlıkların merkezine yerleşti.

Resmî seçim sonuçlarına göre Sol Parti 153 sandalyeli Berlin Eyalet Parlamentosunda 45 milletvekilliği kazanırken Yeşiller 25, SPD ise 21 sandalye elde etti. Üç partinin toplam 91 sandalyesi, hükûmet kurmak için gerekli çoğunluğu sağlıyor. Ancak sayısal çoğunluk, siyasi uzlaşının önündeki engelleri ortadan kaldırmıyor.

Antisemitizm Anlaşması Parti İçinde Tepki Yarattı

Koalisyon görüşmelerinin başlamasının önünü açan temel gelişme, üç partinin 8 Ekim’de antisemitizmle mücadele konusunda ortak bir metin üzerinde anlaşması oldu. Yahudi yaşamının korunmasını ve İsrail’in var olma hakkının tanınmasını içeren belgede, antisemitizm suçlamalarına konu olan milletvekillerine yönelik yaptırımlar da öngörülüyor.

Anlaşmaya göre olası ihlaller üç partinin parlamento gruplarının yöneticileri tarafından değerlendirilecek. Anlaşmazlık durumunda uzmanlardan oluşan bir kurul devreye girebilecek. Yaptırımlar arasında parlamento grubundan veya partiden çıkarılma da bulunuyor.

Bu düzenleme, Sol Parti içindeki bazı isimler tarafından parti içi özerkliğe müdahale olarak değerlendiriliyor. Schleswig-Holstein milletvekili Tamara Mazzi öncülüğünde yayımlanan ve yaklaşık 120 siyasetçinin imzaladığı açık mektupta, SPD ve Yeşillerin Sol Partiye dışarıdan “disiplin ve bölünme mekanizmaları” dayattığı savunuldu.

Aralarında 18 Federal Meclis milletvekili ve sekiz federal yönetim kurulu üyesinin de bulunduğu imzacılar, Berlin’deki müzakere heyetinin bu koşulları kabul etmesini “bir an önce düzeltilmesi gereken ciddi bir siyasi hata” olarak nitelendirdi.

Mektupta ayrıca antisemitizmle ilgili ifadelerin İsrail’in işgal politikalarına yönelik eleştirileri sınırlandırabilecek ölçüde geniş yorumlanabileceği savunuldu.

Vanessa Emde Tartışması

Anlaşmanın ilk somut sınavlarından biri, Neukölln’den doğrudan seçilen Sol Partili Vanessa Emde’nin parlamento grubundaki geleceği oldu. Devletlerin var olma hakkı kavramını reddeden Emde’nin yaklaşımı, Sol Partinin İsrail’in var olma hakkını tanıyan federal kongre kararıyla çelişiyor. Emde’ye yöneltilen antisemitizm suçlamaları nedeniyle SPD’nin, siyasetçinin parlamento grubuna alınmamasını istediği bildirildi.

Sol Partinin Berlin Eyalet Başkan Yardımcısı Martha Kleedörfer ise kamuoyuna sızan parti içi yazışmalarda bu talebe karşı çıktı. Kleedörfer, İsrail ve Filistin’de demokratik tek devletli çözümün savunulmasının bir milletvekilini parlamento grubundan dışlamak için gerekçe olamayacağını belirtti.

Tartışmalara rağmen 13 Ekim’deki ilk parlamento grubu toplantısı öncesinde Emde’nin dışlanacağına ilişkin kesin bir karar açıklanmadı.

Parti Yönetiminden Karşılıklı Eleştiriler

Tartışmalar, Sol Partinin deneyimli isimlerini de karşı karşıya getirdi. Eski Federal Meclis Grup Başkanı Dietmar Bartsch, açık mektubun imzacılarını eleştirerek bunların büyük bölümünün daha önce koalisyon müzakeresi yürütmemiş isimlerden oluştuğunu söyledi. Bartsch’a göre mektup öncelikle parti içinde “huzursuzluk yaratıyor”.

Eski Thüringen Başbakanı Bodo Ramelow da Berlin dışındaki milletvekillerinin müzakere heyetine not vermesini “kesinlikle uygunsuz” olarak değerlendirdi.

Federal yönetim ise daha uzlaştırıcı bir yaklaşım benimsedi. Parti yönetimi, antisemitizmle mücadele konusunda başka partilerin dayatmalarını kabul etmeyeceğini açıklarken Berlin teşkilatının demokratik kararlarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Merz’den Koalisyon Görüşmelerine Müdahale

Tartışmalara Başbakan Friedrich Merz de katıldı. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) lideri, SPD ve Yeşillere Sol Partiyle görüşmeleri derhâl sonlandırma çağrısında bulundu. Partiyi “radikal sol” olarak nitelendiren Merz, olası bir koalisyonun federal düzeyde CDU-SPD iş birliğini de olumsuz etkileyebileceğini söyledi.

Sol Partinin Berlin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Elif Eralp ise Merz’in açıklamalarını reddetti. 13 Ekim’deki parlamento grubu toplantısı öncesinde konuşan Eralp, “Başbakan Merz’in Berlin’deki hükûmet kurma görüşmelerine müdahale etmesini kabul edilemez buluyorum.” dedi.

Eralp, partinin seçmenlerden kiraları düşürmek, büyük konut şirketlerini kamulaştırmak ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmek için yetki aldığını belirterek “Bu sorumluluğa bağlı kalmaya devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Antisemitizm anlaşmasına yönelik eleştirileri ciddiye aldığını da söyleyen Eralp, Yahudi yaşamının yanı sıra Müslüman ve Filistinli insanların korunmasına da bağlı olduklarını vurguladı.

Asıl Sınav Konut Politikası mı?

Koalisyon müzakerelerindeki bir diğer önemli anlaşmazlık, büyük konut şirketlerinin kamulaştırılması. Sol Parti bu talebi seçim kampanyasının merkezine yerleştirirken SPD konuya önemli çekincelerle yaklaşıyor.

Parti yönetimi, devam eden ön görüşmeler nedeniyle ekim ortasında yapılması planlanan eyalet kongresini 31 Ekim’e erteledi. Kongrede üyelerin SPD ve Yeşillerle resmî koalisyon müzakerelerine başlanıp başlanmayacağına karar vermesi bekleniyor.

Dolayısıyla Berlin’deki tartışmalar yalnızca antisemitizmle mücadele konusunda ortak ilkeler belirlenmesiyle sınırlı değil. Sol Parti açısından hükûmete katılmanın koşulları, parti içi görüş çeşitliliğinin korunması ve seçim vaatlerinin uygulanabilirliği de müzakere sürecinin belirleyici başlıklarını oluşturuyor. (P)