Berlin’de 20 Eylül’de yapılan eyalet parlamentosu seçimlerinde 10 Türkiye kökenli siyasetçi milletvekili seçildi. Bu isimlerin beşi Sol Partiden (Die Linke), dördü Sosyal Demokrat Partiden (SPD), biri ise Yeşillerden parlamentoya girdi. Bu üç partiden toplam 29 Türkiye kökenli aday seçimde yarışmıştı.

Sol Partinin eyalet başbakanlığına aday gösterdiği Elif Eralp, Friedrichshain-Kreuzberg 1 seçim bölgesini; Yeşillerden Taylan Kurt ise Mitte 4 seçim bölgesini kazanarak doğrudan seçildi. Diğer sekiz isim parti listelerinden milletvekili oldu. Sol Partili Betül Havva Yılmaz, Ender Atakul, Asya Şenyüz ve Eda Tekan ilk kez eyalet parlamentosunda görev yapacak.

Göçmen Kökenli Nüfusun Yoğun Olduğu Bölgelerde Sol Parti Daha Güçlü

Seçim sonuçlarını nüfus yapısıyla birlikte inceleyen bölgesel analizler de Sol Partinin desteğine ilişkin bulgular sunuyor. Bölgenin kamu yayıncısı rbb’nin 1.572 seçim bölgesini kapsayan analizine göre, göçmen kökenli Alman vatandaşlarının nüfus içindeki payının daha yüksek olduğu bölgelerde Sol Parti daha güçlü sonuçlar aldı. Bu ilişki, eski Batı Berlin sınırları içindeki bölgelerde daha belirgindi.

Tagesspiegel’in seçim sonuçlarını yerel nüfus verileriyle karşılaştırdığı çalışma da Sol Partinin oy artışlarının özellikle göçmen kökenli nüfusun yoğun olduğu merkez mahallelerde yüksek olduğunu ortaya koydu. Yeşiller ise göçmen kökenli nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde oy kaybetti.

Bu çalışmalar, mahallelerin nüfus yapısıyla seçim sonuçları arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Göçmen kökenli seçmenlerin yüzde kaçının hangi partiye oy verdiğini ya da Türkiye, Suriye ve diğer ülkelerden gelen seçmenlerin tercihlerini ayrı ayrı ortaya koymuyor.

Müslüman Seçmenlerin Yüzde 80’inden Fazlası Sol Partilere Oy Verdi

Seçmenlerle yapılan görüşmeler ise dinî aidiyete göre daha doğrudan karşılaştırmalar sunuyor. Araştırma kuruluşu Forschungsgruppe Wahlen’in basınla paylaştığı sandık çıkış anketinin sonuçlarına göre, Berlin genelinde yüzde 25,7 oy alan Sol Parti, Müslüman seçmenlerde yüzde 51’e ulaştı. Böylece bu gruptaki desteği, eyalet genelindeki oy oranının yaklaşık iki katı oldu.

Araştırma kuruluşu, seçim günü oyunu kullanan 17.460 seçmenle sandık çıkışında görüştü. Bu kişilerin 8.784’üne dinî aidiyetleri de soruldu. Dolayısıyla oranlar, Berlin’de yaşayan bütün Müslümanların veya Hristiyanların değil, seçime katılan bu grupların oy tercihlerine ilişkin bulguları yansıtıyor.

Sol Partinin Müslüman seçmenlerdeki oyu, bir önceki seçime göre 36 yüzde puan artarak yüzde 15’ten yüzde 51’e çıktı. Herhangi bir dinî aidiyeti bulunmayan seçmenlerde ise parti yüzde 28’e ulaştı. CDU, SPD ve Yeşiller araştırmada incelenen bütün dinî aidiyet gruplarında oy kaybederken, mevcut koalisyon ortakları CDU ile SPD’nin kayıpları özellikle Müslüman seçmenlerde belirginleşti.

CDU’nun Hristiyan Seçmendeki Desteği Berlin Ortalamasının Üzerinde

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), Katolik seçmenlerde yüzde 30, Protestan seçmenlerde yüzde 27 oy aldı. Bu oranlar, partinin Berlin genelindeki yüzde 18,8’lik sonucunun sırasıyla 11,2 ve 8,2 puan üzerindeydi. Sosyal Demokrat Parti (SPD) de Hristiyan seçmenlerde eyalet genelindekinden biraz daha yüksek destek gördü.

Sol Parti ise Katoliklerde yüzde 17’ye, Protestanlarda yüzde 16’ya ulaştı. Her iki oran da partinin Berlin genelindeki sonucunun altında kaldı; buna rağmen Sol Parti, iki grupta da önceki seçime göre dokuzar puan kazandı. Başka bir ifadeyle partinin yükselişi, Müslüman seçmenlerle veya dinî aidiyeti bulunmayanlarla sınırlı kalmadı. AfD ve Yeşiller’in Hristiyan seçmenlerdeki oy oranları ise genel sonuçlarına yakın seyretti.

Genç Hristiyanların Üçte Biri Sol Parti’yi Seçti

Dinî aidiyetin yanı sıra yaş ve cinsiyet ayrımları da farklı tercihler ortaya koydu. CDU ile SPD özellikle 60 yaş ve üzerindeki Hristiyan seçmenlerden destek alırken, 35 yaş altındaki Hristiyan seçmenlerin yüzde 33’ü Sol Parti’yi tercih etti. Böylece Sol Parti’nin genç Hristiyanlardaki desteği, Katolik ve Protestan seçmenlerin genelindeki oranların yaklaşık iki katına ulaştı.

Aynı yaş grubunda AfD’nin oy oranı Katoliklerde yüzde 17, Protestanlarda yüzde 13 oldu. Hristiyan kadınlar erkeklere kıyasla Sol Parti’ye biraz daha sık oy verirken, erkekler AfD’yi daha fazla tercih etti. Bulgular, aynı dinî aidiyete sahip seçmenlerin de ortak bir siyasi tercihte birleşmediğini gösterdi.

Forschungsgruppe Wahlen’in dinî aidiyetini odağa almayan genel seçim analizi de Sol Partinin gençlerdeki desteğini ortaya koydu. Berlin genelinde 30 yaş altındaki kadınların yüzde 54’ü, erkeklerin yüzde 40’ı Sol Parti’ye oy verdi. Parti, 30-44 yaş grubunda da yüzde 33 ile ilk sırada yer aldı.

Aynı kuruluşun genel seçim analizinde, seçmenlerin gündeminde açık farkla ilk sırada kiralar ve konut piyasası yer aldı. Sol Parti, bu sorunu çözme konusunda en fazla güven duyulan parti oldu. Görüşülenlerin yüzde 67’si oy kararında Berlin’deki gelişmelerin, yüzde 28’i ise federal siyasetin belirleyici olduğunu söyledi.

Sol Partinin Zaferine AfD’nin Yükselişi Eşlik Etti

Sol Partinin Müslüman seçmenlerde çoğunluğa ulaşması, AfD’nin Berlin genelindeki yükselişiyle aynı seçimde gerçekleşti. AfD, Müslüman seçmenlerde bir puan kaybederek yüzde 4’te kaldı; Hristiyan seçmenlerde ise oylarını artırdı. Parti, Berlin genelinde de 7,2 puanlık artışla yüzde 16,3’e ulaştı.

İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Genel Sekreteri Ali Mete de Berlin’de Sol Parti’nin zaferi ile aşırı sağın güçlenmesinin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Basın açıklamasında, Sol Partinin çeşitliliği ve Müslüman karşıtı ırkçılıktan korunmayı siyasi gündemine aldığını hatırlatan Mete, aynı seçimde aşırı sağın da ilerlediğine dikkat çekerek “Bu eş zamanlılık üzerine düşünmemiz gerekiyor.” dedi.

Mete, aynı gün seçim yapılan Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde 38,2 ile birinci olan AfD’nin programında Müslüman göçünü azaltma ve İslami cemaatlere özel yükümlülükler getirme hedefleri bulunduğunu belirtti. Ona göre mesele, göç politikası tartışmasını aşarak Müslümanların ülkenin doğal bir parçası kabul edilip edilmediği sorusuna uzanıyor.

Müslümanların çalışma hayatı, aileleri ve kuruluşlarıyla toplumu şekillendirdiğini vurgulayan Mete, kamusal tartışmalarda yalnızca göç, entegrasyon ve güvenlik konularıyla anılmalarına karşı çıktı. Müslüman yaşamının toplumun olağan bir parçası olarak görünür olması gerektiğini belirtti.

Seçim sonuçlarının siyasi temsil üzerindeki etkisiyle temel haklar arasında ayrım yapılmasını isteyen Mete, din özgürlüğü ve eşit muamelenin anayasal güvence altında olduğunu hatırlattı. Siyasi sorumlulara insanların aidiyetini seçim sonuçlarına göre sorgulamama çağrısını şu sözlerle ifade etti: “Seçim sonuçları siyasi çoğunlukları değiştirir, eşit haklara sahip olma hakkını değil.” (P)