ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci görev döneminin ortasında düzenlenen 3 Kasım ara seçimleri, Demokrat Partinin son yıllardaki en büyük seçim başarılarından biriyle sonuçlandı. Demokratlar, Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu ele geçirirken yıllardır Cumhuriyetçi adayların kazandığı eyaletlerde de önemli zaferler elde etti. Seçimlerin ardından Trump’ın başkanlığının kalan iki yılında Kongreyle ilişkilerinin önemli ölçüde değişmesi bekleniyor.

4 Kasım sabahı itibarıyla netleşen sonuçlara göre Demokratlar, Cumhuriyetçilerin elindeki en az yedi Senato sandalyesini kazanırken Temsilciler Meclisinde de iki düzineden fazla seçim bölgesini rakiplerinden aldı. Demokratların başarısı, yalnızca iki parti arasında gidip gelen eyaletlerle sınırlı kalmadı. Trump’ın 2024 başkanlık seçimlerinde çift haneli farklarla kazandığı bazı eyaletlerde de Cumhuriyetçi adaylar mağlup oldu.

Seçim sonuçları, Demokrat Parti içindeki sosyalist ve “ilerici” kanadın yükselişine ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme getirdi. İsrail’in Gazze’deki saldırılarını eleştiren, Filistinlilerin haklarını savunan ve ABD’nin İsrail’e askerî desteğine karşı çıkan çok sayıda aday Kongreye seçildi. Michigan’da Abdul El-Sayed’in ülke tarihinin ilk Müslüman senatörü olması, seçim gecesinin en önemli gelişmeleri arasında yer aldı.

Texas, Kansas ve Güney Carolina’da Onlarca Yıllık Cumhuriyetçi Üstünlüğü Sona Erdi

Cumhuriyetçilerin yaşadığı yenilginin boyutunu gösteren sonuçlardan biri Texas’tan geldi. Demokrat aday James Talarico, Trump’ın desteklediği Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’ı yenerek 1988’den bu yana Texas’tan Senatoya seçilen ilk Demokrat oldu. Trump’ın 2024 başkanlık seçimlerini yaklaşık 14 puan farkla kazandığı eyaletteki sonuç, Demokratların uzun yıllardır aşamadığı bir seçim engelinin ortadan kalkması anlamına geliyor.

37 yaşındaki Talarico, seçim kampanyasında hayat pahalılığı, yolsuzluk ve büyük şirketlerin siyasetteki etkisine odaklandı. Cumhuriyetçilerin ve onları destekleyen siyasi grupların yüz milyonlarca dolar harcadığı seçimde zafer kazanan Talarico, sonuçların ardından yaptığı konuşmada Texas’ı geri aldıklarını söyledi. Demokrat aday, Amerikan siyasetindeki ekonomik ve toplumsal ayrışmayı eleştirerek milyarderlerin seçmenleri birbirine karşı kışkırttığını savundu.

Kansas’ta ise Metodist din adamı Adam Hamilton, Cumhuriyetçi Senatör Roger Marshall’ı yenerek eyaletten 1932’den bu yana Senatoya seçilen ilk Demokrat oldu. Böylece Demokrat Parti, yaklaşık bir asırdır kazanamadığı bir Senato seçimini kazanmış oldu.

Güney Carolina’da çocuk doktoru Annie Andrews, Cumhuriyetçi Darline Graham’ı mağlup ederek eyalette Demokratların 28 yıllık Senato seçimleri galibiyet hasretine son verdi. Trump’ın 2024 seçimlerini yaklaşık 18 puan farkla kazandığı eyalette Andrews’ın başarısı, Cumhuriyetçilerin en beklenmedik kayıplarından biri oldu.

Iowa’da doğuştan omurga rahatsızlığı nedeniyle tekerlekli sandalye kullanan, iki Paralimpik altın madalyalı eski basketbolcu Josh Turek Cumhuriyetçi Ashley Hinson’ı yendi. Ohio’da 2024 seçimlerinde Senato koltuğunu kaybeden Sherrod Brown yeniden seçilirken Kuzey Carolina’da eski Demokrat Vali Roy Cooper Cumhuriyetçi Michael Whatley’i mağlup etti.

Maine’de uzun yıllardır görev yapan Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in Demokrat Troy Jackson karşısında yenilmesi de Demokratların Senatodaki çoğunluğu kazanmasına katkıda bulundu.

Taralı mavi alanlar Demokratların Cumhuriyetçilerden kazandığı sandalyeleri, düz renkler partilerin koruduğu sandalyeleri, gri tonlar ise seçim yapılmayan veya sonuçları henüz kesinleşmeyen eyaletleri temsil ediyor. | İnfografik: Perspektif

Michigan’da Tarihî Zafer: İlk Müslüman Senatör Abdul El-Sayed

Seçimlerin en fazla dikkat çeken sonuçlarından biri Michigan’da yaşandı. Mısır kökenli Amerikalı tıp doktoru Abdul El-Sayed, Trump’ın desteklediği eski Kongre üyesi Mike Rogers’ı yenerek ABD tarihinde Senatoya seçilen ilk Müslüman oldu.

42 yaşındaki El-Sayed, daha önce Detroit’te halk sağlığı alanında yöneticilik yapmıştı. Demokrat Partinin ilerici kanadında yer alan siyasetçi, kampanyasında sağlık hizmetlerine erişimin genişletilmesini, hayat pahalılığıyla mücadeleyi ve büyük şirketlerin siyasi etkisinin sınırlandırılmasını savunuyor.

Ancak El-Sayed’in kampanyasını diğer adaylardan ayıran başlıca konulardan biri İsrail politikasıydı. İsrail’in Gazze’deki saldırılarını soykırım olarak nitelendiren El-Sayed, ABD’nin İsrail’e askerî yardımının durdurulmasından yana. Bu tutumu, Demokrat Parti içindeki İsrail yanlısı çevrelerle karşı karşıya gelmesine yol açtı.

El-Sayed, Demokrat Parti ön seçimlerinde İsrail yanlısı lobi kuruluşu AIPAC ile bağlantılı siyasi grupların milyonlarca dolarlık desteğini alan Haley Stevens’ı mağlup etmişti. Ancak seçimden yalnızca iki gün önce Stevens, beklenmedik bir kararla kendi partisinin adayını desteklemekten vazgeçerek Cumhuriyetçi Mike Rogers’a oy vereceğini açıkladı.

Stevens’ın kararının arkasında, El-Sayed’in İsrail politikası ve bağımsız bir siyasi grubun ABD’nin İsrail’e askerî desteğini hayat pahalılığıyla ilişkilendiren reklamı etrafında yaşanan tartışmalar bulunuyordu. Stevens, reklamı antisemitik olarak değerlendirirken El-Sayed, reklamın kendi kampanyasına ait olmadığını belirterek içeriğine katılmadığını açıkladı.

Cumhuriyetçiler de kampanya boyunca El-Sayed’in Müslüman kimliğini hedef aldı. Trump, Demokrat adayı radikal İslamcılıkla suçlarken Rogers, El-Sayed’in Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olduğunu ileri sürdü. Reuters’ın aktardığına göre bu iddiaları destekleyen herhangi bir kanıt ortaya konulmadı.

Bütün bu tartışmalara rağmen seçimi kazanan El-Sayed, zafer konuşmasında Cumhuriyetçi rakibinin kampanyasını eleştirdi. Rogers’ı dinî kimliği üzerinden kendisini hedef almakla suçlayan El-Sayed, “Siz nefreti seçtiniz, Michigan ise umudu seçti.” dedi.

El-Sayed’in zaferi, özellikle İsrail’e askerî yardım konusunun Demokrat Parti içinde yarattığı görüş ayrılıkları açısından önemli bir sonuç olarak değerlendiriliyor. Michigan’daki seçim aynı zamanda Filistin yanlısı bir adayın, Trump’ın 2024’te kazandığı çekişmeli bir eyalette genel seçimi kazanması bakımından da dikkat çekiyor.

Gazze’de Çalışan Doktor Kongreye Seçildi

El-Sayed’in yanı sıra İsrail’in Gazze politikasını eleştiren başka Demokrat adaylar da seçimlerden zaferle ayrıldı.

New Jersey’nin 12. seçim bölgesinde Demokrat Adam Hamawy, Cumhuriyetçi Gregg Mele’yi mağlup ederek eyaletin Kongreye seçilen ilk Müslüman temsilcisi oldu.

56 yaşındaki Hamawy’nin siyasi kariyeri, Gazze’deki insani krizle doğrudan bağlantılı. ABD ordusunda cerrah olarak görev yapmış olan Hamawy, 2024 ve 2025 yıllarında Gazze’de gönüllü doktorluk yaptı. Burada gördüğü yıkım ve sağlık sisteminin karşı karşıya kaldığı koşulların, siyasete girme kararını etkilediğini açıkladı.

İsrail’in Gazze’deki saldırılarını soykırım olarak nitelendiren Hamawy, seçim kampanyasında ABD’nin İsrail’e askerî yardımlarının sona erdirilmesini, sağlık hizmetlerine erişimin genişletilmesini ve öğrenci borçlarının hafifletilmesini savundu.

New Jersey’de Demokratların güçlü olduğu bir seçim bölgesinden aday olan Hamawy, partisinin ön seçimlerini kazandıktan sonra genel seçimde de rakibini geride bıraktı.

New York’ta Filistin Yanlısı Üç Aday Kongreye Girdi

Filistin yanlısı adayların başarısının en belirgin olduğu eyaletlerden biri New York oldu. Demokrat Parti ön seçimlerinde partinin yerleşik isimlerine karşı yarışan Darializa Avila Chevalier, Claire Valdez ve Brad Lander, 3 Kasım’daki genel seçimleri kazanarak Temsilciler Meclisine seçildi.

New York’un 13. seçim bölgesinden seçilen Darializa Avila Chevalier, Columbia Üniversitesindeki Filistin dayanışması hareketinde yer almış bir siyasetçi. Chevalier, kampanyasında ABD’nin İsrail’e askerî desteğine son verilmesini ve Filistin topraklarındaki işgale karşı adımlar atılmasını savundu. İsrail’e belirli saldırı silahlarının satışını yasaklamayı amaçlayan Block the Bombs Act adlı yasa teklifini desteklediğini de açıkladı.

New York’un 7. seçim bölgesinden seçilen Claire Valdez de İsrail’in Gazze’deki saldırılarına karşı çıkan ve Demokratik Sosyalistler Örgütünün (DSA) desteğini alan isimler arasında yer aldı.

New York’un 10. seçim bölgesinden seçilen Yahudi siyasetçi Brad Lander ise seçimden kısa süre önce Batı Şeria’da yaşadığı olayla gündeme gelmişti. Lander, 21 Ekim’de Filistinli çiftçilerin zeytin hasadına destek vermek amacıyla bulunduğu işgal altındaki Batı Şeria’da, İsrail güvenlik güçleri tarafından onlarca aktivistle birlikte gözaltına alındı.

Lander ve beraberindekiler daha sonra serbest bırakıldı. Kendini liberal Siyonist olarak tanımlayan Lander, İsrail hükümetinin Gazze’deki saldırılarını ve Batı Şeria’daki işgal uygulamalarını eleştiriyor. Filistinlilerin haklarını savunması nedeniyle Demokrat Parti içindeki İsrail yanlısı çevrelerle karşı karşıya gelen Lander, parti ön seçimlerinde görevdeki Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Dan Goldman’ı mağlup etmişti.

New York’ta üç adayın da genel seçimleri büyük farklarla kazanması, esas olarak Demokratların güçlü olduğu seçim bölgelerinde parti içi ön seçimlerin belirleyici olmasından kaynaklandı. Bu nedenle söz konusu sonuçlar, Cumhuriyetçi seçmenlerin ağırlıkta olduğu bölgelerde elde edilen zaferlerden farklı bir siyasi bağlamda gerçekleşti.

Filistin Kökenli Aber Kawas da Tarihe Geçti

Filistin yanlısı adayların başarısı federal Kongre seçimleriyle sınırlı kalmadı. New York’ta Filistin kökenli toplum örgütleyicisi Aber Kawas, eyalet Senatosunun 12. seçim bölgesini kazanarak New York eyalet yasama organına seçilen ilk Filistin kökenli Müslüman kadın oldu.

Filistinli mülteci bir ailenin kızı olan Kawas, göçmen hakları ve konut politikaları alanındaki çalışmalarıyla tanınıyor. Demokratik sosyalist kimliğiyle yürüttüğü kampanyada Filistin’le dayanışmayı da siyasi öncelikleri arasında gösterdi.

Colorado’da ise 29 yaşındaki Melat Kiros, Temsilciler Meclisine seçildi. Demokrat Parti ön seçimlerinde yaklaşık 30 yıldır Kongrede görev yapan Diana DeGette’yi mağlup eden Kiros, seçim kampanyasında sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını, ekonomik eşitsizliklerle mücadeleyi ve Filistin’deki soykırımın sona erdirilmesini savunmuştu.

Filistin asıllı Demokrat siyasetçi Rashida Tlaib de Michigan’da yeniden Temsilciler Meclisine seçildi. New York’ta Alexandria Ocasio-Cortez’in de koltuğunu korumasıyla Demokrat Parti içindeki İsrail politikalarını eleştiren ilerici siyasetçilerin Kongredeki temsili genişledi.

Seçim Gecesinde Birçok Tarihî İlk Yaşandı

Demokratların seçim başarısı, farklı toplumsal kesimlerin siyasi temsili açısından da önemli sonuçlar doğurdu. AP’nin derlediği verilere göre 3 Kasım seçimlerinde ABD tarihinde ilk kez bazı üst düzey siyasi görevlere farklı toplumsal gruplardan adaylar seçildi.

Georgia’da eski Atlanta Belediye Başkanı Keisha Lance Bottoms, ABD tarihinde eyalet valiliğine seçilen ilk siyah kadın oldu. Bottoms aynı zamanda Georgia’nın ilk siyah valisi olarak göreve başlayacak.

New Mexico’da Deb Haaland, ABD tarihinin ilk yerli Amerikalı kadın valisi seçildi. Daha önce Joe Biden yönetiminde İçişleri Bakanı olarak görev yapan Haaland, o dönemde de ülkenin ilk yerli Amerikalı kadın bakanı olmuştu.

Minnesota’da Peggy Flanagan, ABD Senatosuna seçilen ilk yerli Amerikalı kadın olurken New Hampshire’da Chris Pappas, Senatoya seçilen ilk açık kimlikli eşcinsel erkek siyasetçi oldu.

Texas’taki valilik seçimi de tarihî bir sonuç ortaya çıkardı. Demokrat Gina Hinojosa, Cumhuriyetçi Vali Greg Abbott’ı yenerek eyaletin ilk Latin kökenli kadın valisi oldu. Böylece Demokrat Parti, Texas’ta 1990’dan bu yana ilk kez valilik seçimlerini kazandı.

Cumhuriyetçiler de bazı eyaletlerde tarihî ilkler gerçekleştirdi. Florida’da Byron Donalds eyaletin ilk siyah valisi, Tennessee’de Marsha Blackburn ise eyaletin ilk kadın valisi oldu.

Cumhuriyetçilerin Yenilgisinde Hayat Pahalılığı ve İran Savaşı Etkili Oldu

Seçimlerde Demokratların farklı toplumsal kesimlerden adaylarla elde ettiği başarıların yanında ülke genelinde seçmenlerin ekonomik koşullara yönelik memnuniyetsizliği belirleyici bir rol oynadı.

AP Voter Poll kapsamında yaklaşık 80 bin seçmenle yapılan araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 40’ı ülkenin en önemli sorununun ekonomi olduğunu belirtirken yüzde 30’u demokrasinin durumuna işaret etti. Seçmenlerin yaklaşık yarısı ise hayat pahalılığının ve hükümetteki yolsuzluğun oy tercihleri açısından belirleyici olduğunu söyledi.

Araştırmada 30 yaş altı seçmenlerin yaklaşık yüzde 70’inin, Latin kökenli seçmenlerin ise yaklaşık yüzde 60’ının Temsilciler Meclisi seçimlerinde Demokrat adayları desteklediği görüldü. Bu sonuçlar, Trump’ın 2024 başkanlık seçimlerini kazanmasına yardımcı olan seçmen koalisyonunun önemli ölçüde zayıfladığına işaret ediyor.

Trump yönetiminin İran’a karşı yürüttüğü savaş da seçim tartışmalarında öne çıktı. Özellikle yükselen benzin fiyatları ve savaşın ekonomik maliyeti Cumhuriyetçilere yönelik eleştirilerin başlıca konularından biri oldu.

Bununla birlikte seçim sonuçlarının tamamını Filistin politikası üzerinden açıklamak mümkün değil. Filistin yanlısı adayların başarısı özellikle Demokrat Parti içindeki siyasi değişim bakımından önem taşırken ülke genelindeki seçmen davranışında hayat pahalılığı, ekonomi ve Trump yönetimine duyulan tepki daha belirleyici oldu.

Trump Yenilgiyi Kabul Etti: “Oy Pusulasında Ben Yoktum”

Seçim sonuçlarının ardından Trump, Cumhuriyetçilerin ağır yenilgisini kendi başkanlığına yönelik bir tepki olarak değerlendirmeyi reddetti.

Fox News’e verdiği röportajda seçim sonuçlarını kabul edeceğini açıklayan Trump, Demokratları tebrik ederek iyi bir kampanya yürüttüklerini söyledi. Ancak Cumhuriyetçilerin başarısızlığını adayların performansına bağladı ve kendisinin oy pusulasında bulunmadığını hatırlattı.

Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda da aday olması hâlinde büyük bir farkla kazanacağını savundu.

Eski Demokrat Başkan Barack Obama ise sonuçların ardından Amerikan halkının açık bir mesaj verdiğini belirterek seçmenlerin toplumdaki ayrışmayı derinleştirmek yerine insanları bir araya getiren siyasetçiler istediğini ifade etti.

Bağımsız Senatör Bernie Sanders, Demokratların Kongrenin iki kanadını kazanmasını memnuniyetle karşıladığını belirterek Trump’ın artık yaptıklarından sorumlu tutulabileceğini söyledi. Sanders, Demokratların elde ettiği çoğunluğun ardından “Artık bahanemiz yok.” ifadelerini kullandı.

Trump’ın Kalan İki Yılında Neler Değişecek?

Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisini kazanması, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin son iki yılında yönetim ile Kongre arasındaki güç dengesini değiştirecek.

Ocak 2027’de göreve başlayacak yeni Kongrede Demokratlar, Trump yönetiminin yasa tekliflerini engelleyebilecek, federal kurumların faaliyetlerini soruşturabilecek ve üst düzey yetkilileri Kongre komisyonlarında ifade vermeye çağırabilecek.

Demokratların Senato çoğunluğu, Trump’ın federal yargıç ve üst düzey yönetici atamalarının onaylanmasında da etkili olacak. Bununla birlikte Trump’ın veto yetkisi ve Senatodaki bazı yasama süreçlerinde gereken 60 oyluk destek, Demokratların kendi siyasi programlarını uygulamasını sınırlayabilecek.

Seçim sonuçları, Demokrat Parti açısından da yeni tartışmaları beraberinde getiriyor. Parti yönetiminin desteklediği bazı adayların ön seçimlerde yenilmesi ve İsrail’in Gazze politikasına karşı çıkan isimlerin Kongreye girmesi, Demokratların dış politika konusunda hangi yönde ilerleyeceği sorusunu gündeme taşıyor.

Yeni Kongrede Filistin yanlısı siyasetçilerin sayısının artması, ABD’nin İsrail’e askerî yardımları ve Gazze politikasının Demokrat Parti içinde daha fazla tartışılmasına zemin hazırlayabilir. Ancak bu adayların Kongrede ne ölçüde etkili olabileceği, Demokrat Parti yönetiminin tutumu ve her iki kanattaki siyasi dengelerle şekillenecek. (P/AA)