İsrail’in Filistin halkına yönelik soykırımının mimarı Benjamin Netanyahu’nun iktidardan uzaklaştırılması, küçük de olsa bir “zafer” sayılabilir; ne var ki bu, tam anlamıyla bir Pirus zaferi olurdu. Son üç yılını sivillerin endüstriyel ölçekte katledilmesini, bütün bir sivil nüfusun zorla açlığa mahkûm edilmesini ve Gazze Şeridi’nin tümüyle yerle bir edilmesini meşrulaştırmaya adamış bir siyasetçiden söz ediyoruz. Netanyahu, yaklaşık yirmi yıldır uluslararası sahnede İsrail’in yüzü oldu; dünya liderleriyle yakın ilişkiler kurdu ve İsrail’in tarihî Filistin topraklarındaki yerleşimci sömürgecilik projesini genişletmek için destek topladı.

Siyaset sahnesinde bir hamam böceği misali hayatta kalmayı başaran Netanyahu, kamuoyunda büyük yankı uyandıran çeşitli skandalları da atlattı. Bunlar arasında rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamalarıyla hakkında yürütülen ceza yargılaması ile Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) çıkardığı yakalama emri de bulunuyor. Büyük ölçüde sembolik kalan bu emri hem kendisi hem de Batılı liderler bütünüyle yok saydı. Yine de Netanyahu, siyasi ömrünün sonuna yaklaşıyor olabileceğinin giderek daha fazla farkına varmış görünüyor. İran karşıtı propagandayı sorgusuz sualsiz benimsemiş İsrail kamuoyunda varoluşsal korkuları körüklemek amacıyla, son derece “incelikli” bir hamleye başvurarak X hesabından Tel Aviv’in merkezine bir nükleer bombanın düştüğünü gösteren, yapay zekâyla üretilmiş bir görsel paylaştı.

Netanyahu’nun Yerine Kim Gelecek?

Onun yerini almak üzere bekleyen isim, eski İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot olabilir. Eisenkot, Filistin devletinin kurulmasına şiddetle karşı olduğu söylenen ve Hamas’ı yok etmeye bütünüyle kararlı bir isim. “Başarıları” arasında, 2006 Lübnan Savaşı’ndan doğan ve sivillere ve sivil altyapıya karşı olağanüstü boyutlarda, aşırı askerî güç kullanılmasını savunan “Dahiye Doktrini”ni geliştirmek de var.

Siyonist yayılma projesinin ve buna eşlik eden Filistinlilerin varlığını silme sürecinin 2023’ten bu yana baş döndürücü bir hız kazandığına kuşku yok. Bununla birlikte, aralarında pek çok aktivistin de bulunduğu, İsrail seçimlerini uzaktan izleyip değişim umanların daha geniş bir tarihsel perspektiften bakması yerinde olur.

Şahinler” ve “Güvercinler”: Değişmeyen İşgal Siyaseti

İsrail’de kimin iktidarda olduğu aslında hiçbir zaman belirleyici olmadı. Filistinlilere karşı on yıllardır durmaksızın sürdürülen soykırım ve etnik temizliğin temelini oluşturan politikalar, yıllar içinde büyük ölçüde aynı kaldı. Siyasi yorumcular, İsrailli bir liderin “barış”la uzaktan da olsa ilgilenebileceğine dair en küçük bir ihtimal bulunduğu yanılsamasını yaratmak için “şahin” ve “güvercin” gibi örtmeceleri gelişigüzel kullanıyor. Oysa bu tanımlamaların hiçbir anlamı yok. Bölgede her konuda olduğu gibi, İsrailli liderlerin de yaptıkları, içi boş sözlerinden çok daha fazlasını anlatıyor.

Örneğin, Nobel Barış Ödülü sahibi İzak Rabin’in görev dönemini ele alalım. Rabin, “kemiklerini kırın” politikasının mimarı (Kulağa barışçıl geliyor, değil mi?) ve Oslo Anlaşmaları’nı imzalayan kişiydi. Onun döneminde de Filistin, durmaksızın genişleyen yerleşimlerin ve bunlara eşlik eden ev yıkımlarının yarattığı tahribata maruz kalmayı sürdürdü. Rabin’in “barış” anlayışı, işgali sona erdirmekten çok uzaktı. Onun için “barış”, Filistin halkını ve bu halkın kendi kaderini tayin etmeye yönelik meşru taleplerini yönetip denetim altında tutmak demekti. Aynı zamanda, işgalin sorumluluğunu itaatkâr bir Filistin Yönetimi’ne ve Batı’daki gönüllü suç ortaklarına devreden bir “barış” planını benimsemek anlamına geliyordu.

Barış” Söyleminin Ardındaki Sicil

Bir de bukalemun gibi renk değiştiren Şimon Peres var; Batı’da pek çok kişinin hayranlığını kazanmış bir isim. Bu kişilerin, Lübnan’ın güneyindeki Kana Katliamı’nı Google’da aratmalarında fayda var. Peres, tiksinti verici bu barbarlık eylemiyle “barışık” olduğunu söylemiş; bu sözleri hafızalara kazınmıştı (kelime oyunu yapmıyorum).

Ehud Olmert’i de unutmayalım. Gazze’de sürmekte olan soykırıma karşı nispeten açık sözlü biçimde sesini yükseltse de (elbette buna soykırım demeden), Filistinli liderleri hedef alan suikastlar, 2006 Lübnan Savaşı ve yasa dışı İsrail yerleşimlerinin genişletilmesine devam edilmesi onun yönetiminde gerçekleşti.

Eski başbakan Ehud Barak ise savunma bakanlığı döneminde Gazze’de işlenen savaş suçlarına ilişkin iddialar nedeniyle 2009’da Birleşik Krallık’ı ziyaret ederken tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Aralarında Naftali Bennett ve Yair Lapid’in de bulunduğu diğer isimler, Filistinlilerle “barış” yapmaya neredeyse hiç ilgi duymadıklarını, hatta bir gün bir Filistin devletinin kurulması fikrini değerlendirmeye bile yanaşmadıklarını açıkça ortaya koydu.

Filistin’in Özgürlüğü Lider Değişimine Bağlanamaz

Dolayısıyla şu gerçek artık apaçık görülmeli: Elaine Bradley ile daha önce de savunduğumuz gibi, Filistinliler açısından zamanın akışını Madrid’den Oslo’ya, Wye River’dan Camp David’e uzanan bir dizi başarısız “barış” süreci üzerinden izlemek mümkün. Bu süreçlerin değişmeyen ortak özelliği, Filistin’in adım adım silinmesi ve Batı’nın, İsrail’in yayılmacı yerleşimci sömürgecilik hedeflerine verdiği desteği daha da artırması oldu.

Bütün bunları gelişigüzel söylemiyorum. Ancak Filistin’i savunanların, yalnızca Netanyahu’nun olası düşüşüne dayanarak değişim ummakla yetinmeyip çok daha eleştirel bir değerlendirme yapması gerekiyor.

Filistin’in özgürleşmesine kendinizi adamışsanız, İsrail’de yeni bir siyasi liderin göreve gelmesiyle doğan her türlü sahte “umut”tan uzak durmalısınız. Bu bir seraptır; dikkati asıl meseleden uzaklaştırmaktan başka işe yaramaz. Siyonist devlet inşası projesinin temelindeki ırkçı ideolojiyle köklü bir hesaplaşmaya girilmedikçe ve militarizasyon ile apartheid yapıları bütünüyle ortadan kaldırılmadıkça, iktidarda kim olursa olsun aynı yolda ilerlenmeye devam edilecektir. Dolayısıyla bize düşen, İsrail’deki lider değişimine sahte umutlar bağlamak değil; Filistin’in kaçınılmaz özgürleşmesini desteklemek için elimizdeki bütün imkânları seferber etmek ve bu yöndeki çabalarımızı daha da artırmaktır.

NOT: Bu tercüme, Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı ile yayımlanmıştır. Metnin Middle East Monitor tarafından yayımlanan İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.