Fransa’da haftalardır devam eden ve lise öğrencilerinin ön planda olduğu sokak protestolarında taşınan pankartlarda alışılmadık bir ifade göze çarpıyor: “Bismillah, c’est les ténèbres.” Besmele ile Fransızca “Karanlık bu” ifadesini birleştiren cümle, doğrudan bir siyasi talep dile getirmiyor. Bağlama göre kabaca “Bismillah, durum vahim” diye çevrilebilecek bu söz, Fransızcada da alışılmadık bir kelime birleşiminden oluşuyor. İfade, sosyal medya paylaşımlarından okul önlerindeki eylemlere, parodi videolarından başka ülkelerdeki gösterilere kadar yayılmış durumda.

Sloganın kaynağında, eylem yapan lise öğrencilerinin polis tarafından gönderildiğinden şüphelendiği Snapchat mesajları bulunuyor. Öğrenciler, kendi konuşma biçimlerini taklit ettiğini düşündükleri bu mesajları alaya alarak protestolarına taşıdı. Yazışmalar, göçmen kökenli gençlere ilişkin kalıp yargıların yanı sıra protestoların nasıl denetlendiği ve gençlerin kurumlara duyduğu güven üzerinden de tartışılıyor. Mesajları gönderenlerin kimliği bağımsız biçimde kesinleştirilemese de ifade, ilk yazışmaların dışına çıkarak farklı eylemlerde kullanılan bir slogana dönüştü.

Polis Sızması Şüphesi Nasıl Ortak Bir Protesto Sloganına Dönüştü?

Sloganın ortaya çıkışı, öğrencilerin okullarındaki giriş kapatma eylemlerini örgütlemek için kullandığı Snapchat gruplarına dayanıyor. Ekim ayı başında dolaşıma giren ekran görüntülerinden birinde “Mamadou” rumuzlu bir kullanıcı, “Bismillah, c’est les ténèbres” diyerek konuşmaya başlıyor; ardından eylemin ne zaman yapılacağını soruyor ve gruba alınmak istiyor. Mesajlara Cezayir bayrağı emojileri ve Arapça ifadeler eşlik ediyor.

Öğrencilerin şüphesi, tanımadıkları hesapların bilgi istemesinin yanı sıra mesajlarda kullanılan dilden de kaynaklanıyor. Kullanılan kelimeleri, samimiyet kurma çabasını ve “her şeyi kırıp dökme” vurgusunu zorlama bulan öğrenciler, karşılarında kendileri gibi konuşmaya çalışan bir yetişkin olduğunu düşünüyor. Gruba katılmak isteyen hesapların kullandığı bu dil, öğrencilerin gönderenlerin kimliğinden şüphelenmesine yol açıyor. Öğrenciler, söz konusu yazışmaları polisin eylemcilerin sosyal medya gruplarına sızma girişimi olarak değerlendiriyor.

Ekran görüntüleri kısa sürede parodilere konu oldu; ardından mesajdaki ifade sokaklardaki pankart ve dövizlerde yer almaya başladı. Hızla yayılan slogan, öğrenciler arasında şakalaşmanın yanı sıra sosyal medya gruplarının gözetlenmesi ihtimaline dikkat çekmek için de kullanılıyor.

Sloganın taşındığı eylemlerde öğrenciler öğretmen eksikliğine, kalabalık sınıflara, bakımsız binalara ve yoğun ders programlarına itiraz ediyor. Eylül ayında başlayan hareketin üniversitelere de uzanmasıyla birlikte ifade, farklı okullardaki gençlerin pankartlarında ve paylaşımlarında ortaklaşan sloganlardan biri hâline geldi.

Slogan, Fransa dışındaki eylemlerde de görüldü. Brüksel’deki bir sendika gösterisinde, Bologna’daki öğrenci eylemlerinde ve Berlin’deki bir Fransız lisesinin öğrencilerinin pankartında aynı ifade kullanıldı. Greta Thunberg de öğrencilerle dayanışma mesajında sözü tekrarladı. Böylece slogan, Fransa’daki öğrencilere yönelik uluslararası dayanışma paylaşımlarında da yer buldu.

Öğrencilerin İtirazı: Göçmen ve Müslüman Kimliğinin Şiddetle Eşleştirilmesi

The New York Times’ın sorularını yanıtlayan Fransa İçişleri Bakanlığı, kolluk görevlilerinin protestolar sırasında yasa dışı faaliyet örgütlediğinden şüphelenilen kişilerle iletişim kurmak için internette takma kimlikler kullanabildiğini belirtiyor. Bakanlık, söz konusu sloganın kendi görevlilerince kullanılıp kullanılmadığını ise açıklamıyor.

France Culture’ün görüştüğü öğrenciler, bu hesaplardan gelen soruları ve kimliklerinden neden şüphelendiklerini anlatıyor. Saint-Denis’de yaşayan 15 yaşındaki Farzat, “Karim le DZ” adlı bir hesabın kendisine eyleme kimlerin katılacağını, adını ve okulunu sorduğunu aktarıyor. Farzat’a göre karşısındaki kişi, Cezayirli olduğunu sürekli vurguluyor ve gençlerin kullanmadığı bir dille konuşuyor. Farzat, bilgi vermeyi reddettiğinde ise tehditkâr mesajlar aldığını söylüyor.

Nanterre’deki 16 yaşındaki Badis de benzer bir deneyim aktarıyor. Arapça çağrışımlı bir isim ve Cezayir bayrağı kullanan hesabı eylem grubuna eklemeyi reddetmesinin ardından ırkçı hakaretlere ve ölüm tehdidine maruz kaldığını söylüyor. Öğrenciler, bu mesajlarda Arap veya Müslüman kimliğiyle şiddet arasında bağ kurulduğu eleştirisini yöneltiyor. Onlara göre hesapların arkasındaki kişiler, Arapça konuşan, göçmen kökenli ve kırıp dökmeye hazır bir genç karakteri kurguluyor.

The Conversation’da yayımlanan analizde de isimlerin, bayrakların, dinî ifadelerin ve şiddet söyleminin belirli bir “banliyö genci” tasavvuru içinde bir araya getirildiğine dikkat çekiliyor. Mesajlardaki bu taklidin öğrenciler tarafından yapay bulunması, ifadenin alay konusu olmasının nedenleri arasında ele alınıyor. Öğrencilerin anlatımlarında eleştirinin hedefinde, besmelenin kendisinden çok dinî ve kültürel işaretlerin şiddete eğilimli bir gençlik tasvirinin parçası olarak kullanılması bulunuyor.

Mizahla Dayanışma Kurmak ve Protestoları Kendi Sözleriyle Anlatmak

Öğrenciler, internette kullandıkları şakaları, hareketleri ve görsel referansları pankartlarına ve sokak eylemlerine taşıyor. “Bismillah, c’est les ténèbres” de sosyal medyada yayılıp protestolarda kullanılmaya başlayan bu ifadeler arasında yer alıyor.

AFP’nin saha haberinde konuşan bir lise öğrencisi, komik pankartların polis ve göz yaşartıcı gazla karşılaşma ihtimalinin yarattığı korkuyu hafiflettiğini anlatıyor. Eğitim koşullarına ilişkin taleplerini dile getiren öğrenciler, eylemlerde mizaha da başvurarak bu kaygıyla başa çıkmaya ve birbirlerine destek olmaya çalışıyor.

Aynı haberde görüşüne başvurulan göstergebilimci François Jost, mizahın insanların birbirini tanımasını ve bir topluluk oluşturmasını sağladığını belirtiyor. Öğrenciler de telefonlarıyla kaydedip yayımladıkları görüntülerde, haberlerde öne çıkan çatışma sahnelerinin yanı sıra eylemlerdeki dayanışmayı, neşeyi ve gündelik hayatı gösteriyor. Bu paylaşımlarla gösterilere ilişkin kendi anlatımlarını da kamuoyuna ulaştırıyorlar.

Öğrenciler, “Bismillah, c’est les ténèbres” sözünü şüphelendikleri hesaplarla alay etmek, kendilerine yöneltildiğini düşündükleri kalıp yargılara tepki göstermek ve başka gençlerle dayanışmalarını ifade etmek için kullanıyor. Belirli bir siyasi talebi doğrudan dile getirmeyen slogan, farklı gerekçelerle sokağa çıkan gençlerin hoşnutsuzluklarını anlattıkları pankart ve paylaşımlarda yer buluyor.

İlk mesajın yazarının kimliği belirsizliğini koruyor. Sloganı sahiplenen öğrenciler ise paylaşımlarında, kendilerine atfedilen konuşma biçimlerine ve davranışlara itiraz ediyor; nasıl konuştuklarını ve neden sokağa çıktıklarını kendi sözleriyle aktarıyor.

Protestolara Güvenlik Müdahalesi ve LFI’yi Suçlama Talimatı İddiası

Protestoların sürdüğü Fransa’da, 17 Ekim gösterilerinin ardından yaşanan şiddet ve yağma olayları üzerine yeni güvenlik önlemleri uygulanmaya başladı. Paris’in République Meydanı ve Les Halles çevresinde gece sokağa çıkma yasakları getirilirken Lille ve Nice gibi kentlerde belirli bölgelerde reşit olmayanları kapsayan kısıtlamalar yürürlüğe konuldu. Reuters’ın aktardığına göre, Başbakan Sébastien Lecornu ülke çapında bir yasak yerine yerel önlemleri savunurken Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’in istifa teklifini kabul etmedi.

Kısıtlamalar sürerken yeni eylem çağrıları da yapılıyor. Sarı Yelekliler ve lise öğrenci hareketleri 24 Ekim Cumartesi için yeniden gösteri çağrısında bulunurken sendikalar 5 Kasım’da grev ve yürüyüşler düzenlemeye hazırlanıyor.

Mediapart’ın 19 Ekim tarihli haberinde ise hükûmetin olaylardan “aşırı sol” ve Boyun Eğmeyen Fransa’yı (LFI) sorumlu tutan açıklamalarının, istihbarat görevlilerinin sahadaki değerlendirmeleriyle örtüşmediği ileri sürülüyor. Haberde görüşüne başvurulan bir istihbarat komiseri, kendilerinden hareketin arkasında LFI bulunduğunu yazmalarının istendiğini söylüyor. Mediapart ayrıca Paris Başsavcısı Laure Beccuau’nun, şiddet olaylarının faillerinin aşırı sola bağlı kişiler olduğu iddiasını doğrulayamadığını açıkladığını aktarıyor.

İçişleri Bakanı Nuñez, istihbarat birimlerine LFI’yi suçlamaları yönünde talimat verdiği iddiasını reddetti. LFI koordinatörü Manuel Bompard ise haberin ardından, bakanın görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Cumhuriyet Adalet Divanına başvuracağını açıkladı. Eğitim koşullarına yönelik taleplerle başlayan protestolara ilişkin siyasi tartışmalarda, kamu düzeni için alınan önlemlerin yanı sıra istihbarat çalışmalarının siyasi amaçlarla yönlendirildiği iddiası da yer tutuyor.