Paris’te bir lisenin önünde çöp konteynerleriyle kurulan barikatlar, slogan atan öğrenciler ve okul girişlerinde bekleyen çevik kuvvet polisleri… Fransa’da üç haftadır devam eden öğrenci protestoları, ülkenin pek çok kentinde gündelik hayatın bir parçası hâline geldi. Daha fazla öğretmen ve daha iyi eğitim koşulları talebiyle başlayan hareket, kısa sürede Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hükûmetinin karşı karşıya olduğu önemli siyasi krizlerden birine dönüştü.
Le Monde’un haberine göre, 6 Ekim Salı günü düzenlenen ülke çapındaki gösterilere İçişleri Bakanlığının verileriyle yaklaşık 266 bin kişi katıldı. Öğrenci örgütleri ise katılımcı sayısının 450 bine ulaştığını açıkladı. Paris, Marsilya, Lyon, Lille ve Rennes gibi kentlerde liselilere üniversite öğrencileri, öğretmenler, sendikalar ve veliler de eşlik etti.
Protestolar, 8 Ekim Perşembe günü de okul ablukalarıyla devam etti. Reuters‘ın haberine göre, Eğitim Bakanlığı perşembe sabahı 224 lisenin tamamen kapalı olduğunu, daha önce kapatılan 151 okulun ise kısmen yeniden açıldığını duyurdu. Ülke genelinde gösterilerin sürmesi beklenirken sendikalar 17 Ekim için daha büyük bir eyleme hazırlanıyor.
Protestolar Nasıl Başladı, Öğrenciler Ne İstiyor?
Hareketin başlangıcı, Paris’in güneydoğusundaki Créteil banliyösünde bulunan Saint-Exupéry Lisesine uzanıyor. Okuldaki öğretmenler, 17 Eylül’de personel eksikliği nedeniyle greve gitti. Matematikten Fransızcaya kadar birçok branşta öğretmen bulunamıyor, okul hemşiresinin yokluğu da öğrencilerin ihtiyaçlarının karşılanmasını güçleştiriyordu.
France 24‘ün aktardığına göre, öğrenciler ertesi gün öğretmenlerine destek vermek için okul girişini çöp konteynerleriyle kapattı. Sosyal medyada yayılan görüntüler, benzer sorunlarla karşılaşan başka okullardaki öğrencileri de harekete geçirdi. Hareketin yayılma hızı, ilk eylemi düzenleyen öğrencilerin de beklentilerini aştı. Le Monde‘un görüştüğü 16 yaşındaki Dily, okul ablukasını sınıf arkadaşlarıyla birlikte başlattıklarını anlatıyor. Snapchat üzerinden örgütlenerek hazırladıkları pankartlarla okulun önünde toplanan öğrenciler, birkaç gün sonra eğitim yetkilileriyle görüşmeyi başardı. O sırada eylemlerinin Fransa geneline yayılacağını düşünmüyordu.
Öğrencilerin talepleri yalnızca eğitim bütçesinin artırılmasıyla sınırlı değil. Eksik öğretmen kadrolarının tamamlanmasını, kalabalık sınıfların küçültülmesini, eski okul binalarının yenilenmesini ve daha makul ders programları hazırlanmasını istiyorlar. Bazı okullarda öğrenciler, akan çatılar, bozuk tuvaletler, fareler ve yaz aylarında aşırı ısınan sınıflardan şikâyet ediyor.
Bir başka önemli sorun ise derslerin sabah 08.00’de başlayıp akşam 18.00’e kadar uzayabilmesi. Öğrenciler, dersler arasındaki uzun boşluklar ve eve döndükten sonra tamamlamaları gereken ödevler nedeniyle dinlenmeye yeterince zaman bulamadıklarını söylüyor.
Guardian‘ın aktardığı verilere göre, Fransa Eğitim Bakanlığı bir eğitim-öğretim yılı boyunca planlanan ders saatlerinin yaklaşık yüzde 10’unun çeşitli nedenlerle gerçekleştirilemediğini kabul ediyor. Eğitim sendikası SNES-FSU ise eylül ayında devlet okullarının yarısından fazlasında en az bir öğretmen açığı bulunduğunu söylüyor.
Tepkilerin bir diğer hedefi, üniversiteye yerleştirmelerde kullanılan Parcoursup sistemi. Öğrenciler, başvuruları hangi ölçütlerin belirlediğinin yeterince açık olmadığını ve sistemin varlıklı ailelerin çocuklarına avantaj sağladığını savunuyor. Bazı öğrenci örgütleri sistemin tamamen kaldırılmasını isterken hükûmet, işleyişinin daha şeffaf hâle getirilmesini öneriyor. Öğrenci örgütleri ayrıca her okulda yeterli psikolojik danışman ve sağlık personeli istihdam edilmesini, öğrencilere ekonomik destek sağlanmasını ve polis müdahalelerinin sona ermesini talep ediyor.
Öğrenci örgütleri, bu taleplerini ortak bir program altında da topladı. Le Monde‘un haberine göre, lise ve üniversite öğrencilerini temsil eden örgütler, 5 Ekim’de yayımladıkları on maddelik acil önlem programının hayata geçirilmesi için 10 milyar avro kaynak ayrılmasını istiyor. Programda yeni öğretmen ve eğitim personeli alımları, okul binalarının yenilenmesi için acil yatırım yapılması ve Parcoursup sisteminin kaldırılması gibi talepler yer alıyor. Örgütler ayrıca taleplerini doğrudan hükûmete iletmek için başbakanlıkla görüşme talep ediyor.
Eğitimdeki Eşitsizlikler Protestoları Nasıl Besliyor?
Fransa’daki tartışma, eğitim sisteminde uzun süredir devam eden toplumsal eşitsizlikleri de yeniden gündeme taşıdı. Paris-Dauphine Üniversitesinden eğitim ekonomisti Élise Huillery, L’Étudiant dergisine verdiği röportajda, ülke genelindeki lise harcamalarının uluslararası karşılaştırmalarda görece yüksek olmasına rağmen okullar arasında ciddi farklılıklar bulunduğuna dikkat çekiyor.
Huillery’ye göre dezavantajlı bölgelerdeki okullar, deneyimli öğretmenleri çekmekte ve kadrolarında tutmakta daha fazla zorlanıyor. Bunun sonucunda öğrencilerin eğitim imkânları, ailelerinin gelir durumuna ve yaşadıkları bölgeye göre değişiyor. Huillery ayrıca okul binalarının bakımından merkezi hükûmetin değil, bölgesel yönetimlerin sorumlu olduğunu hatırlatıyor. Dolayısıyla eğitim altyapısındaki sorunların çözümü, yalnızca ulusal eğitim bütçesine değil, yerel yönetimlerin mali imkânlarına da bağlı.
Bu eşitsizliklerin etkileri eğitim sonuçlarında da kendisini gösteriyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) Eylül 2026’da yayımladığı PISA sonuçları, Fransa’da 15 yaşındaki öğrencilerin okuma ve matematik performanslarının son on yılda belirgin biçimde gerilediğini ortaya koyuyor.
Tours Üniversitesinden dört sosyoloğun Le Monde’da yayımlanan araştırması ise sorunun öğrencilerin ruh sağlığı üzerindeki etkisini ortaya koyuyor. Yaklaşık 7 bin anket ve 200 görüşmeye dayanan çalışmada, liselilerin haftalık akademik çalışma yükü ortalama 39 saat olarak hesaplandı. Öğrencilerin dörtte birinde bu süre 45 saati aşıyor. Yalnızca yüzde 40’ının ruhsal iyilik hâli yüksek düzeyde.
Araştırmacılar Alex Alber, Valérie Cohen, Nicolas Oppenchaim ve Marion Valarcher’e göre gösteriler, belirli bir eğitim reformuna karşı gelişen tepkiden çok, öğrencilerin bir süredir ağırlaşan öğrenme koşullarına karşı ortak itirazını yansıtıyor.
Polis Müdahaleleri Neden Tartışma Yarattı?
Protestoların büyümesiyle birlikte polis müdahaleleri de tartışmaların merkezine yerleşti. Gösterilerin büyük bölümü barışçıl geçerken bazı kentlerde polislerle çatışmalar yaşandı. Bazı gösterilerde polis biber gazı, göz yaşartıcı gaz ve cop kullanarak kalabalıkları dağıttı. Başbakan Sébastien Lecornu, protestoların başlangıcından itibaren en az 215 öğrencinin, 85 okul çalışanının ve 715 polis memurunun yaralandığını açıkladı.
Özellikle reşit olmayan göstericilerin ağır yaralandığı olaylar büyük tepki çekti. Kuzeydeki Lens kentinde 15 yaşındaki bir çocuk, polisin kullandığı ses bombası nedeniyle elini kaybetti. Tours kentinde ise 16 yaşındaki bir öğrencinin bir gözünde ciddi görme kaybı meydana geldi. Ayrıca 14 yaşındaki başka bir öğrencinin polis tarafından kullanılan gaz mühimmatı nedeniyle çenesinin parçalandığı ve çok sayıda dişini kaybettiği aktarıldı. Olayla bağlantılı bir polis memuru hakkında soruşturma kapsamında suçlama yöneltildi ve memur görevden uzaklaştırıldı.
İçişleri Bakanlığının verilerine göre protestolar boyunca gözaltına alınanların sayısı 6 bin 600’ü geçti. Gözaltındakilerin büyük bölümünü 18 yaşından küçükler oluşturuyor. Fransa Ulusal İnsan Hakları Danışma Komisyonu (CNCDH) yayımladığı açıklamada, bazı polis müdahalelerinin orantısızlığından duyduğu kaygıyı dile getirdi. Bağımsız bir ulusal insan hakları kurumu olan Komisyon, gösteriler sırasında yaşanan şiddet olaylarının bütün öğrenci hareketine mal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Çocukların barışçıl gösteri düzenleme ve görüşlerini açıklama haklarının güvence altında olduğunu hatırlatan CNCDH, gözaltına alınanların hızla yargı önüne çıkarılmasını öngören talimatların da çocuk adaletinin temel ilkeleri açısından kaygı verici olduğunu belirtti.
Komisyon, hükûmete öğrencilerle diyaloğu güçlendirme ve gerilimi düşürme çağrısında bulunurken İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, polis müdahalelerinin neredeyse tamamında orantılı davranıldığını ileri sürüyor.
Lozan Üniversitesinden sosyolog Olivier Fillieule, Le Monde‘da yayımlanan değerlendirmesinde, devletin farklı protesto hareketlerine yaklaşımındaki tutarsızlığa dikkat çekiyor. Fillieule, çiftçilerin 2024’teki yol kapatma eylemlerinde yetkililerin güvenlik güçlerine itidal tavsiye ettiğini, öğrenci gösterilerinde ise başlangıçtan itibaren daha sert bir müdahale anlayışının benimsendiğini belirtiyor. Sosyoloğa göre göstericilerin çoğunun çocuk olması, kamu düzenini sağlamak adına alınan kararlarda ciddi yaralanma riskinin öncelikle gözetilmesini gerektiriyor.
Ama tepkiler üzerine Reuters‘ın haberine göre, öğrenci gösterilerinde kullanılan ses bombalarının kullanımına geçici olarak ara verildi. Bakanlık ayrıca polis müdahalelerine ilişkin 18 olayın denetim birimlerince incelendiğini açıkladı.
Hükûmet Geri Adım Atacak mı?
Artan kamuoyu baskısı karşısında hükûmet, protestoların başlangıcındaki sert tutumunu kısmen değiştirdi. İlk somut geri adım 1 Ekim’de geldi. Eğitim Bakanlığı, burs almayan öğrencilerin bazı mesleki yükseköğretim programlarına ve hazırlık sınıflarına kayıt sırasında ücret ödemesini öngören yeni düzenleme tasarısını, açıklanmasından yalnızca birkaç saat sonra geri çekti.
Başbakan Lecornu ise 7 Ekim akşamı ulusa seslenerek öğrencilerin kaygılarının meşru olduğunu kabul etti. Hükûmetin öğretmen eksikliği, okul binalarının yenilenmesi, ders programları ve Parcoursup sisteminin şeffaflaştırılması gibi başlıklarda ekim sonuna kadar somut öneriler hazırlayacağını duyurdu. Öğrencilerin taleplerini toplamak amacıyla açılan online danışma platformuna ilk iki günde 43 binden fazla başvuru yapıldı. Ama bu adımlar henüz yeni öğretmen alımları veya kapsamlı bir eğitim yatırımı için kesin bütçe taahhüdü içermiyor. Öğrenci örgütlerinin talep ettiği 10 milyar avroluk acil yatırım paketiyle hükûmetin şimdiye kadar açıkladığı önlemler arasında da önemli bir fark bulunuyor.
Hükûmetin manevra alanını daraltan bir diğer unsur ise kamu maliyesindeki sorunlar. Fransa, yüksek bütçe açığını ve kamu borcunu azaltma baskısıyla karşı karşıya. Bu nedenle öğrencilerin taleplerini karşılayacak yeni harcamaların nasıl finanse edileceği belirsizliğini koruyor.
Protestolar Siyasi Bir Harekete mi Dönüşüyor?
2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken öğrenci protestoları siyasi partiler arasında da ayrışmaya yol açtı. Politico’nun haberine göre, solcu Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) lideri Jean-Luc Mélenchon göstericilere açık destek vererek taraftarlarını protestolara katılmaya çağırdı. Hükûmet ise LFI’yi bazı şiddet olaylarını teşvik etmekle suçladı. Mélenchon bu iddiaları reddediyor. Aşırı sağcı Marine Le Pen ise zarar gören okulların onarım masraflarının olaylara karışan kişilerden veya ebeveynlerinden tahsil edilmesini istiyor.
Sciences Po Bordeaux’dan siyaset sosyoloğu Vincent Tiberj, Le Monde’a verdiği röportajda, hareketin geleneksel öğrenci örgütlerinin öncülüğünde gelişmemesine dikkat çekiyor. Tiberj’ye göre sosyal medya aracılığıyla yayılan protestolar, farklı toplumsal kesimlerden gençlerin ortak gelecek kaygıları etrafında buluşmasına imkân sağladı.
Kamuoyunun yaklaşımına bakıldığına ise Elabe araştırma şirketinin BFM TV için gerçekleştirdiği ankete göre Fransızların yüzde 72’si öğrencilerin taleplerini meşru buluyor. Buna karşılık yüzde 55’i gösterilerin artık sona ermesi gerektiğini düşünüyor.
Protestolar Devam Edecek mi?
Şimdilik protestoların tamamen sona erecekmiş gibi gözükmüyor. Ekim ayının sonuna kadar hükûmetten somut adımlar bekleyen öğrenci örgütleri, 17 Ekim’de yeniden geniş katılımlı gösteriler düzenlemeyi planlıyor. Hükûmetin bazı düzenlemelerden vazgeçmesi ve öğrencilerle görüşmelere başlaması, hareketin ilk kazanımları arasında görülüyor. Fakat protestoların temelinde tek bir yasa tasarısı değil, yıllardır biriken yapısal sorunlar bulunuyor. Bu da krizin tek bir siyasi kararla çözülmesini güçleştiriyor.
Çatışma ve protesto olaylarını izleyen araştırma kuruluşu ACLED’in analisti Joel Crisetig, kuruluşun yayımladığı değerlendirmede, hareketin liselerle sınırlı kalmayabileceğine dikkat çekiyor. Crisetig’e göre artan hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine yönelik memnuniyetsizlik, öğrencilerin taleplerinin başka toplumsal kesimlerin şikâyetleriyle birleşmesine zemin hazırlıyor. Araştırmacı, sendikaların ve üniversite öğrencilerinin katılımıyla protestoların daha geniş bir toplumsal harekete dönüşme ihtimali bulunduğunu değerlendiriyor.
Fransa’da öğrencilerin sokaklara taşıdığı tartışma artık yalnızca dersliklerin durumu veya eksik öğretmen kadrolarıyla ilgili değil. Protestolar, gençlerin eğitim sistemindeki yerinden siyasi karar alma süreçlerinde ne kadar söz sahibi olabildiklerine kadar uzanan daha geniş bir tartışmanın kapısını açmış durumda. (P)










