Oxfam: “Milyarderlerin Serveti Rekor Kırıyor, Demokrasi Kan Kaybediyor”
Oxfam’ın 2025 eşitsizlik raporuna göre dünya genelinde milyarderlerin toplam serveti yüzde 81 artarak 18,3 trilyon dolara ulaştı. Raporda, servetin giderek siyasal güce dönüşürken hayat pahalılığına karşı yükselen küresel protestoların devlet gücüyle bastırıldığı, bu tercihin ise demokratik gerilemeyi hızlandırdığı vurgulanıyor.
Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, 2025’e ilişkin küresel eşitsizlik raporunda, dünya ekonomisinin yalnızca daha adaletsiz değil, aynı zamanda daha siyasal olarak kırılgan bir yapıya sürüklendiği uyarısında bulundu. Rapora göre dünya genelinde milyarder sayısı ilk kez 3 bin eşiğini aşarken, bu grubun toplam serveti 18,3 trilyon dolara ulaştı. Aynı dönemde yoksulluk, gıda güvensizliği ve hayat pahalılığıyla mücadelede ilerleme durma noktasına geldi.
Oxfam, bu tabloyu salt ekonomik bir bozulma olarak değil, servetin siyasal güce dönüşmesiyle hızlanan yapısal bir kriz olarak tanımlıyor. “Zenginlerin Hâkimiyetine Direnmek: Özgürlükleri Milyarderlerin Gücünden Korumak” başlıklı raporda kullanılan ifade net: Hükûmetler giderek daha fazla “kamusal refahı değil, serveti koruyan” tercihler yapıyor. Bu tercihler, demokratik kurumların işlevini zayıflatırken, toplumsal gerilimleri de derinleştiriyor.
“Ekonomik Eşitsizlik, Demokratik Gerilemenin Tetikleyicisi”
Raporun yazarlarından Max Lawson, eşitsizliğin artık yalnızca gelir dağılımı meselesi olmadığını vurguluyor. Lawson’a göre asıl kırılma, ekonomik gücün doğrudan siyasal etki kapasitesine çevrilmesiyle yaşanıyor. Bu durum, eşitsizliği kendi kendini yeniden üreten bir döngüye sokuyor: Servet arttıkça siyasal nüfuz artıyor; siyasal nüfuz arttıkça serveti koruyan kurallar daha kolay yazılıyor.
Oxfam raporu, bu döngünün demokrasiler üzerindeki etkisini karşılaştırmalı verilerle destekliyor. Çeşitli ülkelerde yapılan akademik çalışmalara atıfla, gelir ve servet eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde demokratik gerileme riskinin belirgin biçimde arttığı belirtiliyor. Daha eşitlikçi ülkelerde siyasal gerileme olasılığı düşük seyrederken, eşitsizliğin derin olduğu ülkelerde bu risk katlanarak yükseliyor.
Lawson’ın analizine göre bu ilişki tesadüfi değil: “Eşitsizlik, yalnızca oy verme davranışını değil, insanların siyasal sisteme olan güvenini de aşındırıyor. Sistemin zenginler için çalıştığı algısı güçlendikçe, katılım düşüyor, kutuplaşma artıyor ve otoriter çözümler daha ‘kabul edilebilir’ hâle geliyor.”
Servet Artışı Neden Topluma Yansımıyor?
Oxfam raporu, 2020’den bu yana milyarderlerin servetinin enflasyondan arındırılmış (reel) hâline göre yüzde 81 arttığını, ancak bu büyümenin geniş toplum kesimlerine yansımadığını ortaya koyuyor. Kuruluşa göre bu tablo, üretkenlik artışı ya da “ekonominin büyümesi” ile açıklanamaz. Aksine, servet birikiminin hızlanması; vergi politikaları, regülasyon tercihleri ve kurumsal çerçeve tarafından belirleniyor. Vergi oranlarının düşürülmesi, sermaye hareketlerinin zayıf biçimde denetlenmesi ve tekelleşmeye karşı etkisiz düzenlemeler, gelirin ve servetin üst dilimlerde yoğunlaşmasını kalıcı hâle getiriyor.
Rapor, bu noktada yaygın biçimde dile getirilen “piyasa böyle işliyor” savunmasını doğrudan hedef alıyor. Oxfam uzmanlarına göre mevcut eşitsizlik düzeyi, kendiliğinden gelişen ekonomik süreçlerin değil, bilinçli siyasal tercihlerle inşa edilmiş bir düzenin sonucu. Servet vergilerinin aşındırılması, şirketler için tanınan muafiyetler ve finansal piyasaların gevşetilmesi, kamunun yeniden dağıtım kapasitesini sistematik biçimde zayıflatıyor.
Oxfam, kamusal hizmetlerin kısılmasını da bu çerçevenin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyor. Sağlık, eğitim ve sosyal koruma alanlarındaki kesintiler, servet artışının toplumsal refaha dönüşmesini engellerken, eşitsizliği kuşaklar arası bir soruna dönüştürüyor. Kuruluşa göre sorun, servetin varlığı değil; bu servetin hangi kurallar altında biriktiği ve kimler için işlediği meselesinde düğümleniyor.
“Ekonomik Zenginlik, Siyasi Güce Dönüşüyor”
Oxfam raporu, süper zenginlerin siyasal etkisinin yalnızca yasama süreçleri ve kulis faaliyetleriyle sınırlı kalmadığını; kamusal alanın kendisine yayıldığını ortaya koyuyor. Rapora göre dünya genelinde büyük medya kuruluşlarının ve önde gelen dijital platformların önemli bir bölümü milyarderlerin mülkiyetinde ya da doğrudan etkisi altında bulunuyor. Bu yoğunlaşma, servetin yalnızca ekonomik değil, toplumsal algıyı şekillendiren bir güç hâline geldiğini gösteriyor.
Kuruluş, bu durumu klasik ifade özgürlüğü tartışmalarının ötesinde değerlendiriyor. Sorun, yalnızca doğrudan sansür uygulamaları değil; hangi konuların öncelikli hâle getirildiği, hangilerinin sistematik biçimde arka plana itildiğiyle ilgili. Oxfam’a göre medya ve platform sahipliğindeki bu eşitsizlik, kamusal gündemin “doğal” değil, servet ilişkileri tarafından filtrelenmiş bir çerçevede oluşmasına yol açıyor.
Oxfam uzmanları bu süreci “sessiz bir siyasal eşitsizlik” olarak tanımlıyor. Kamusal tartışmanın sınırları daraldıkça, demokratik çoğulculuk zayıflıyor ve siyasal karar alma süreçleri daha az görünür hâle geliyor. Rapora göre ekonomik gücün bu biçimde siyasallaşması, demokratik sistemler için doğrudan bir risk oluşturuyor; çünkü eşitsizlik, yalnızca gelir dağılımında değil, kimin konuşabildiği ve kimin duyulabildiği sorusunda da derinleşiyor.
Protestolar Artarken, Devletlerin Yanıtı Sertleşiyor
Oxfam raporu, eşitsizliğin yalnızca istatistiklerde değil, sokakta ve kamusal alanda da görünür hâle geldiğine dikkat çekiyor. Son yıllarda Afrika, Asya ve Latin Amerika’da hayat pahalılığı, işsizlik ve kemer sıkma politikalarına karşı yükselen protestolar, rapora göre küresel ölçekte ortak bir eğilimi yansıtıyor. Özellikle gençlerin öncülük ettiği bu hareketler, ekonomik sıkışmanın yanı sıra siyasal dışlanmışlık duygusuna karşı bir itiraz olarak okunuyor.
Ancak Oxfam’a göre devletlerin bu toplumsal tepkiye verdiği yanıt çoğu ülkede diyalog ve politika değişimi yerine güvenlikçi refleksler oldu. Protestoların bastırılması, ifade ve toplanma özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve kriminalizasyon, kısa vadede kontrol sağlıyor gibi görünse de, rapora göre bu yaklaşım demokratik kurumların aşınmasını hızlandırıyor. Eşitsizlik derinleştikçe baskının artması, bir kısır döngü yaratıyor.
Oxfam, bu noktada hükümetlerin önünde net bir yol ayrımı olduğunu vurguluyor: Artan toplumsal öfke ya yeniden dağıtım, sosyal politika ve kamusal hizmetler yoluyla yönetilecek ya da baskı mekanizmalarıyla bastırılmaya çalışılacak. Rapora göre ikinci seçenek, istikrar üretmek yerine, eşitsizlikle beslenen siyasal kırılganlığı daha da derinleştiriyor.
Oxfam: “Davos Zirvesi Sembolik Bir Eşik”
Oxfam raporunun yayımlanması, küresel siyaset ve sermaye çevrelerini buluşturan Davos Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantılarıyla aynı zamana denk geliyor. Oxfam’a göre bu eşzamanlılık tesadüf değil; Davos, küresel yönetişimin “vitrini” olarak sunulurken, dünyada servet yoğunlaşmasının tarihsel rekorlar kırması, söylem ile gerçeklik arasındaki mesafeyi görünür kılıyor. Zirvede diyalog ve iş birliği vurgusu öne çıksa da, eşitsizliğin yapısal nedenlerine dair bağlayıcı kararlar gündeme gelmiyor.
Oxfam, Davos’u bu nedenle bir çözüm alanından çok, küresel güç ilişkilerinin sergilendiği sembolik bir eşik olarak okuyor. Zirveye katılan aktörlerin büyük bölümünün, servet birikiminden doğrudan fayda sağlayan şirket ve finans çevrelerinden gelmesi, “kimlerin masada olduğu” sorusunu belirleyici hâle getiriyor. Oxfam’a göre sivil toplumun ve düşük gelirli ülkelerin sınırlı temsili, eşitsizlik tartışmasının sınırlarını da baştan çiziyor.
Bu çelişkinin en görünür örneklerinden biri, 2025 itibarıyla Elon Musk’ın yarım trilyon doların üzerinde servete ulaşan ilk kişi olması. Oxfam, bu eşiği bireysel başarıdan ziyade sistemin nasıl işlediğinin bir göstergesi olarak değerlendiriyor: Tek bir kişinin servetinin birçok ülkenin bütçesini aşması, ekonomik gücün siyasal ve kamusal alan üzerindeki etkisinin sınırlandırılmadığını ortaya koyuyor. Kuruluşa göre Davos, tam da bu nedenle, küresel eşitsizlik düzeninin meşruiyet krizini en çıplak hâliyle yansıtan bir sahne niteliği taşıyor.
Oxfam: “Siyaset Kurumu Müdahil Olmadan Eşitsizlikler Azalmaz”
Raporun belki de en net analitik iddiası şu: Eşitsizlik teknik değil, siyasal bir sorun. Dolayısıyla çözüm de teknik ayarlamalarla sınırlı olamaz. Oxfam, servet ve yüksek gelirlerin daha etkin vergilendirilmesini, vergi kaçınma mekanizmalarının kapatılmasını ve tekelleşmeye karşı güçlü kamu müdahalesini savunuyor.
Ayrıca sendikal hakların güçlendirilmesi, kamusal hizmetlerin yaygınlaştırılması ve sosyal koruma ağlarının genişletilmesi, yalnızca ekonomik değil, demokratik kazanımlar olarak görülüyor. Oxfam uzmanlarına göre eşitsizlik azaldıkça, siyasal katılım artıyor ve otoriterleşme riski geriliyor.
Rapor, mevcut gidişatın sürdürülemez olduğu uyarısıyla son buluyor: Hayatın giderek daha pahalı ve güvencesiz hâle geldiği bir dünyada, serveti koruyan politikalar toplumsal rızayı aşındırıyor. Oxfam’a göre hükümetlerin önünde net bir tercih var: Ya zenginlerin iktidarı derinleşecek ya da demokrasi, yeniden dağıtım yoluyla güçlendirilecek. (P)