Almanya

Konut Krizinden Gazze’ye: Berlin Belediye Başkanı Adayı Elif Eralp Kimdir?

Eylül ayında yapılacak belediye başkanlığı seçimi için Sol Parti’nin aday gösterdiği Elif Eralp, konut krizi, göç politikaları, protesto hakkı ve Gazze tartışmalarının belirlediği bir kampanya sürecinin merkezinde. Aktivizmden eyalet siyasetinin üst kademelerine uzanan kariyeri ve kamucu programı, 2026 seçimlerini yalnızca bir yönetim yarışı olmaktan çıkarıp Berlin’in siyasi yönüne dair daha geniş bir tartışmaya dönüştürüyor.

Konut Krizinden Gazze’ye: Berlin Belediye Başkanı Adayı Elif Eralp Kimdir?
Fotoğraf: Helin Bereket

Berlin siyasetinde son yıllarda öne çıkan isimlerden biri olan Elif Eralp, göç, ırkçılıkla mücadele, sosyal adalet ve uluslararası dayanışma başlıklarında geliştirdiği politik söylemle dikkat çekiyor. 2021’den bu yana Berlin Eyalet Meclisinde görev yapan Eralp, şimdi Berlin belediye başkanlığına -eyalet düzeyindeki karşılığıyla başbakanlığa- aday. Bu adaylık yalnızca yerel yönetim vizyonunu değil; Berlin’in çokkültürlü toplumsal yapısına nasıl yaklaştığını da seçmenin önüne koyuyor. Peki Elif Eralp kimdir? Hangi siyasi çizgiden geliyor ve Berlin için nasıl bir program öneriyor?

Mülteci Bir Ailenin Çocuğu Olarak Dünyaya Gelen Elif Eralp

Elif Eralp’in siyasi kariyeri, çocukluk yıllarındaki aktivizminden Berlin siyasetinin merkezine uzanan istikrarlı bir yükseliş hikâyesi olarak okunabilir. 1980 askeri darbesinin ardında Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan sol görüşlü ve sendikacı bir ailenin çocuğu olarak 1981’de dünyaya geldi.

Annesi Eralp’e sekiz aylık hamileyken Münih’e ulaşan aile, burada Uluslararası Af Örgütünün (Amnesty International) desteğiyle sığınma başvurusunda bulundu. Almanya’ya iltica eden bir ailenin çocuğu olarak büyüyen Eralp, ailesinin geçmişinin adalet, eşitlik ve devlet şiddeti gibi kavramlarla erken yaşta tanışmasına ve siyasal reflekslerinin şekillenmesine zemin hazırladığını ifade ediyor.

Henüz 10 yaşındayken çevre koruma afişleri dağıtarak başladığı aktivizm süreci, gençlik yıllarında nükleer karşıtı protestolar ve ırkçılık karşıtı yürüyüşlerle devam etti. Eralp’a göre bu dönem, onun için yalnızca politik bilinçlenme değil, aynı zamanda örgütlenme pratiği kazandığı bir “sokak okulu” işlevi gördü.

Hamburg’da hukuk eğitimi alarak avukatlık unvanını kazandı. Bu eğitim, siyasal söylemini güçlü bir hukuki zeminle buluşturdu. Anayasa hukuku, kira hukuku ve ayrımcılık davalarına ilişkin geliştirdiği argümanlar, bu altyapının izlerini taşıyor.

Aktivizmden Kurumsal Siyasete Geçiş ve Berlin Meclisindeki Yükselişi

Eralp’in profesyonel siyaset sahnesine geçişi 2010 yılında Sol Parti Federal Meclis Grubu bünyesinde hukuk politikası danışmanı olarak göreve başlamasıyla oldu. Bu görev için Berlin’e taşındı; yasa yapım süreçlerini, meclis mekanizmalarını ve federal-eyalet yetki sınırlarını yakından tanıma imkânı buldu.

Sol Partiye (Die Linke) resmî üyeliği ise 2017 yılında gerçekleşti. Bu kararı, neoliberal ekonomi politikalarına ve yükselen aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisine (AfD) karşı daha güçlü bir siyasal alternatif inşa etme iradesiyle açıkladı. Kısa sürede parti içinde yükseldi: 2018’de Berlin eyaletinin yönetim kurulu üyeliğine, 2024’te Meclis Grubu Başkanvekilliğine, 2025’te ise Eyalet Başkanvekilliğine getirildi.

2019 yılının ortalarında Eralp, eyalet yönetim kurulundaki meslektaşları Hamze Bytyci, Ferat Koçak ve Belma Bekos ile birlikte, parti içindeki ırkçılık deneyimi olan üyelerin sürece daha güçlü katılımını savunan ülke çapındaki Links*Kanax oluşumunu kurdu. Tipik Alman görünümüne sahip olmayan, göç kökenli insanlara takılan “kanak / kanax” adına atıf yapan bu oluşum, parti içerisinde ayrımcılığa maruz kalan kişiler için gönüllü bir ayrımcılıkla mücadele birimi kurulmasını sağladı. Aynı süreçte Eralp, partide göç geçmişi olan daha fazla insanın nasıl örgütlenebileceği ve onlara nasıl ulaşılabileceği konusunda stratejiler ile konseptler geliştiren bir Çeşitlilik Komisyonu kurulması için de aktif çaba gösterdi.

2021’de Berlin Eyalet Meclisine seçilmesi, Eralp’in yasama siyasetindeki görünürlüğünü hızla artırdı. Adaylığının ardındaki temel motivasyonlardan biri olarak 2020’de Hanau’da gerçekleşen aşırı sağcı terör saldırılarını gösteren Eralp, faşizm ve ayrımcılık karşıtı politikalarının siyasi öneminin artmasıyla birlikte bu süreci adaylığının en büyük gerekçelerinden biri olarak tanımladı

Konut Krizindeki Berlin’de Kira Üst Sınırı Tartışması

Eralp, Kentsel Gelişim Komisyonu Başkanlığı görevini üstlenerek Berlin’in en yakıcı meselesi olan konut krizinin merkezine yerleşti. Aynı zamanda partisinin göç, katılım ve ayrımcılık karşıtlığı politikalarının resmi sözcülüğünü yürüttü. Ayrıca hukukçu kimliğiyle özellikle kira üst sınırı (Mietendeckel) gibi tartışmalı düzenlemelerde partinin başlıca stratejistlerinden biri olarak öne çıktı.

Son yıllarda Berlin’de kira fiyatlarının hızla artması, kent siyasetinin ana gündem maddesi hâline geldi. 2020’de yürürlüğe giren ve kamuoyunda “Mietendeckel” olarak bilinen kira üst sınırı düzenlemesi, kiraları beş yıl boyunca dondurmayı ve aşırı artışları geri çekmeyi hedefliyordu. Ancak 2021’de Federal Anayasa Mahkemesi, eyaletin bu konuda yetkili olmadığına hükmederek yasayı iptal etti.

Bu kararın ardından Eylül 2021’de yapılan “Deutsche Wohnen & Co. enteignen” referandumunda seçmenlerin yüzde 59,1’i, 3 binden fazla konuta sahip şirketlerin mülklerinin kamulaştırılması yönünde oy kullandı. Ancak halk oylamasında çıkan karar hayata geçirilmedi. Eralp, bu durumu yalnızca siyasi bir başarısızlık değil, “doğrudan demokrasiye vurulmuş bir darbe” olarak tanımladı. Meclis kürsüsünde ve seçim kampanyasında, seçmen iradesinin dikkate alınmadığını savundu ve mevcut Belediye Başkanı Kai Wegner’i (CDU) emlak lobilerine yakın durmakla eleştirdi.

Kariyer Zirvesi: Sol Partinin Oy Birliğiyle Seçtiği Berlin Adayı

Ekim 2025’te Sol Parti Berlin eyalet yönetimi, Elif Eralp’i oy birliğiyle 20 Eylül 2026’da gerçekleşecek olan Berlin Eyalet Seçimleri için belediye başkanı adayı (Spitzenkandidatin) ilan etti. Bu adaylık, hem parti içi konumunu hem de Berlin siyasetindeki ağırlığını tescilleyen tarihsel bir eşik olarak yorumlandı.

Kararı açıklayan parti yönetimi Eralp’i “kentin sorunlarını en iyi bilen ve sesi kısılmışların sesi olan” bir figür olarak tanımlarken, stratejik hedeflerini de açık biçimde ortaya koydu: Berlin’i “Kırmızı Metropol” ve “Dayanışma Şehri”  kimliğine yaklaştırmak ve CDU-SPD eksenli yönetime karşı güçlü bir sosyal muhalefet kurmak.

Göç kökenlilerin yoğun olduğu Kreuzberg’de bulunan meclis ofisi, onun siyasi tarzını simgeleyen mekânsal bir tercih olarak görülüyor. Saha çalışmalarına, mahalle forumlarına ve sokak eylemlerine bizzat katılması, “halkla iç içe siyasetçi” imajını pekiştiriyor.

Eralp’in seçim kampanyası yalnızca vaat listesi değil, Berlin’in sosyal yapısını dönüştürmeyi hedefleyen bir program olarak sunuluyor. Konut politikası bunun merkezinde yer alıyor. “Berlin Artık Satılık Değil!” sloganıyla, 3 binden fazla konuta sahip büyük emlak şirketlerinin elindeki yaklaşık 240 bin konutun kamulaştırılmasını savunuyor. Yeni bir kira üst sınırı modeli ve inşaat projelerinde yüzde 50 sosyal konut kotası öneriyor.

Ulaşım politikalarında 29 avroluk aylık biletin kalıcılaştırılması ve uzun vadede ücretsiz toplu taşıma hedefleniyor. Arabasız mahalleler ve “Kreuzberg modeli” adlı planla genişletilmiş yeşil kamusal alanların tesis edilmesi hedefleniyor. Çalışma hayatında kamu sektöründe maaş kaybı olmaksızın 30 saatlik iş haftası pilot uygulaması planlanıyor. Eğitimde dezavantajlı mahallelere özel bütçe ve personel sözü veriliyor.

Göç ve Türkiye Kökenli Seçmenler Açısından Eralp’in Adaylığı

Türkiye kökenli bir siyasetçi olarak Eralp, göç konusunu yalnızca entegrasyon başlığı altında ele almıyor. Kurumsal ırkçılıkla mücadele, siyasal katılımın artırılması, eğitimde fırsat eşitliği ve kamu kurumlarında ayrımcılığın önlenmesi gibi alanları merkeze koyuyor.

Onun yaklaşımında göçmenler, uyum politikalarının nesnesi değil; kentin kurucu toplumsal unsurlarından biri. Çifte vatandaşlık, yerel yönetimlerde temsiliyet ve vatandaş olmayan göçmenlere yerel seçim hakkı gibi öneriler, özellikle Türkiye kökenli Berlinliler açısından dikkat çekiyor.

Gazze, Filistin Dayanışması ve Polis Şiddeti Tartışmalarına Yaklaşımı

Eralp’in adaylık sürecinde en fazla görünürlük kazandığı başlıklardan biri ise Berlin’deki Filistin destekçisi kitlesel protestolar ve Gazze dayanışması oldu. Berlin, son yıllarda bu eylemlerin hem yoğunlaştığı hem de sert polis müdahaleleriyle gündeme geldiği Avrupa başkentlerinden biri.

Berlin, son yıllarda Filistin’le dayanışma eylemlerinin hem yoğunlaştığı hem de sert güvenlik müdahaleleriyle gündeme geldiği Avrupa başkentlerinden biri. Gösteri yasakları, polis müdahaleleri, gözaltılar ve ifade özgürlüğü tartışmaları, kentin siyasal iklimini belirleyen temel gerilim hatlarından birine dönüştü.

Eralp bu süreçte Filistin’le dayanışma hakkını ifade özgürlüğü ve demokratik protesto hakkı çerçevesinde savunan, polis müdahalelerini ise orantısız bulan siyasetçiler arasında yer aldı. Ona göre Berlin’de gösterilerde polis tarafından uygulanan şiddet, gözaltı pratikleri ve bazı sembollerin kriminalize edilmesi, onun tarafından eleştirilen başlıca uygulamalar arasında. Eralp, kamu düzeni ile protesto hakkı arasında kurulması gereken dengenin Berlin’de zaman zaman güvenlik lehine aşırı kaydırıldığını savunuyor.

“Berlin’i Yönetmek İsteyen Herkes, Arap-Filistinli Toplumuna Adil Davranmak Zorunda”

Gazze konusundaki söylemi, insani kriz, sivil kayıplar ve ateşkes çağrıları etrafında şekilleniyor. Bu pozisyon, Almanya siyasetinde hem destek hem eleştiri, hatta antisemitzm ithamları üreten bir hat oluşturuyor. Berlin ile Batı Şeria’daki Filistin şehri Ramallah arasında kardeş şehir ilişkisi kurulmasını savunan Eralp, Tagesspiegel’e verdiği bir röportajda Berlin’in Avrupa’nın en büyük Filistin topluluklarından birine ev sahipliği yaptığını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Gazze’deki savaşın, Filistin halkı ve İsrail toplumu üzerinde ölçülemez acılara yol açan o korkunç iki yılının ardından; Kırmızı Belediye Sarayı’ndaki sorumlu bir siyaset, şehrimizdeki her iki topluma karşı da adil olmalı ve her iki tarafa da empatiyle yaklaşmalı. Berlin’i yönetmek isteyen herkes, Yahudi-İsrail toplumuna olduğu kadar Arap-Filistinli toplumuna da adil davranmak zorundadır.”

Gazze dayanışması Berlin’in demografik yapısı, güçlü protesto geleneği ve polis müdahaleleri nedeniyle yerel seçim gündemine doğrudan girmiş durumda. Partiler arasında üç hat oluşmuş görünüyor: Güvenlik öncelikli yaklaşım, orta yolcu yaklaşım ve hak ve özgürlük vurgulu yaklaşım. Eralp bu üçüncü hattın en görünür temsilcilerinden biri. Bu durum onu göçmen gençler, aktivist ağlar ve dayanışma hareketleri açısından mobilize edici bir figüre dönüştürürken, güvenlik odaklı seçmenlerde karşı tepki de üretebiliyor.

Berlin’de Güç Dengeleri ve Koalisyon Matematiği

Elif Eralp’in adaylığını anlamlandırabilmek için Berlin yerel siyasetinin kendine özgü güç dengelerini ve seçim sistemini doğru okumak gerekiyor. Berlin, Almanya’daki klasik eyalet siyasetinden belirgin biçimde ayrışan bir yapıya sahip. Siyasi tablo daha parçalı; ideolojik hatlar ise daha keskin. Belediye başkanlığı makamı doğrudan halk oyuyla değil, eyalet parlamentosundaki çoğunluk dengeleri üzerinden belirleniyor. Bu nedenle seçimler yalnızca oy oranı yarışı değil; aynı zamanda bir koalisyon matematiği ve güç pazarlığı süreci anlamına geliyor.

SPD, CDU, Yeşiller ve Sol Parti kentin ana siyasi aktörleri. Konut krizi, artan kiralar, güvenlik tartışmaları, göç ve iklim politikaları seçmen davranışını belirleyen temel başlıklar arasında yer alıyor. CDU’nun güvenlik ve düzen vurgulu söylemi özellikle merkez ve muhafazakâr seçmen gruplarında karşılık buluyor. Sol Parti ve Yeşiller ise sosyal adalet, kent hakkı ve kamucu belediyecilik eksenli bir çizgi izliyor. SPD ise iki blok arasında denge kurmaya çalışan, zaman zaman her iki yöne de açılabilen bir pozisyonda konumlanıyor.

Sol Partinin Berlin’de görece güçlü bir toplumsal karşılığa sahip olmasının arkasında tarihsel ve sosyolojik bir arka plan bulunuyor. Kentin sosyal konut geleneği, özellikle Doğu Berlin’den miras kalan kamucu belediyecilik anlayışı, uzun yıllardır aktif olan kiracı hareketleri ve sendikal örgütlülük bu tabanın temel dayanaklarını oluşturuyor. Buna göçmen mahallelerinde gelişen yerel dayanışma ağları ve mahalle inisiyatifleri de eklendiğinde, parti yalnızca ideolojik bir zemine değil, aynı zamanda örgütsel ve toplumsal bir altyapıya yaslanıyor. Bu yapı, Sol Parti’yi Berlin’de sosyal adalet tartışmalarının doğal aktörlerinden biri haline getiriyor.

Sol Partinin İçerisinde Bulunduğu İkilem

Ancak parti son yıllarda iki yönlü bir baskı altında siyaset yürütüyor. Yerel yönetim sorumluluğu üstlendiğinde pragmatik belediyecilik gereklilikleri öne çıkıyor, muhalefete düştüğünde ise daha radikal ve sistem eleştirisi merkezli bir dil belirginleşiyor. Hükûmet ortağı olduğu dönemlerde uzlaşma ve idari sürdürülebilirlik zorunluluğu ağır basarken, muhalefet konumunda daha sert bir söylem tercih ediliyor. Bu salınım, parti içinde yön tartışmalarını da beraberinde getiriyor.

Dış politika ve uluslararası meseleler de bu tartışmaları derinleştirdi. Özellikle Ukrayna savaşı ve Filistin meselesi, parti içinde farklı eğilimlerin görünür hale gelmesine yol açtı. Almanya’nın dış politika çizgisine mesafeli duran geleneksel sol damar ile daha temkinli ve uluslararası dengeleri gözeten kanat arasındaki görüş ayrılıkları, Berlin örgütünde de hissediliyor.

Elif Eralp gibi isimler bu tablo içinde partinin daha hareketçi, sokakla temas halinde olan ve özellikle göçmen tabanla güçlü bağ kurmaya çalışan kanadını temsil ediyor. Aktivizm geçmişi ve mahalle temelli siyaseti önceleyen tarzı, onu hem parti içi yön tartışmalarında hem de Berlin kamuoyunda belirgin bir konuma yerleştiriyor. Bu nedenle Eralp’in adaylığı yalnızca bireysel bir yükseliş değil, Sol Parti içindeki stratejik yön arayışının da bir yansıması olarak okunuyor.

2026 Seçimleri ve Berlin’de Yön Arayışı

Berlin’deki anketler, partilerin oy oranlarının hâlâ oldukça yakın olduğunu gösteriyor ve bu durum yarışın hem belirsizliğini hem de potansiyel sürprizlerini işaret ediyor. En güncel INSA anketine göre mevcut Belediye Başbakanı Kai Wegner liderliğindeki CDU yaklaşık yüzde 22 ile önde görünüyor, onu AfD yüzde 17, SPD yüzde 16 ve hem Yeşiller hem de Sol Parti yaklaşık yüzde 15 civarında takip ediyor, yani Eralp’in partisi geleneksel rakipleriyle neredeyse eşit seviyede bir desteğe sahip. Bu tablo, Berlin siyasetinde artık büyük partiler arasında net bir üstünlük olmadığını, mevcut “Büyük Koalisyonun” (CDU-SPD) çoğunluğunu kaybettiğini ve Elif Eralp liderliğindeki Sol Parti’nin, Yeşiller ve SPD ile yeniden bir “Sol İttifak” kurma ihtimalinin matematiksel olarak mümkün olduğunu doğruluyor.

Son resmi seçimde (2023) CDU yaklaşık yüzde 28, SPD ve Yeşiller yaklaşık yüzde 18, Sol Parti ise yüzde 12 civarında oy almıştı, bu da 2026 anketlerindeki dengelerin önceki seçimden farklılaştığını, özellikle Sol Parti’nin oyunu artırdığını ve AfD’nin de önemli bir sıçrama yaptığını gösteriyor.

Elif Eralp’in adaylık kampanyası bu durumda, yalnızca bir yerel yönetim yarışı değil, Berlin’in hangi siyasal ve toplumsal yönelimi benimseyeceğine dair daha geniş bir tartışmanın parçası hâline gelmiş durumda. Göçmen temsiliyeti, konut krizi, protesto hakkı ve güvenlik politikaları bu süreçte aynı eksende kesişiyor.

Gazze başlığı etrafında şekillenen tartışmalar ise Eralp’in siyasi profilini en görünür ve en tartışmalı alanda belirginleştiriyor. Hak ve özgürlük vurgulu yaklaşım ile güvenlik merkezli çizgi arasındaki fark, seçim kampanyasının temel ayrışma noktalarından biri hâline gelmiş durumda. Bu nedenle Eylül 2026’da yapılacak Berlin seçimleri, yalnızca idari bir görev değişimini değil, kentin hangi değerler etrafında şekilleneceğini belirleyecek bir eşik olarak görülüyor.

Enise Yılmaz

Bochum Ruhr Üniversitesinde hukuk eğitimi alan Enise Yılmaz, Perspektif’in yayın kurulu üyesidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler