Karim Khan’ın Yokluğunda İsrail Dosyası: UCM Yeni Yakalama Emirleri Çıkardı mı?
Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığının beş İsrailli yetkili için yakalama emri başvurusu yaptığı bildirildi. Mahkeme yeni emirlerin çıkarıldığı iddiasını reddederken, başvuruların gizli nitelikte olabileceği ve bu nedenle kamuoyuna açıklanmadığı öne sürüldü. Karim Khan’ın görevinden uzak kaldığı dönemde gündeme gelen iddia, İsrail-Filistin dosyasında yeni bir aşama tartışmasını beraberinde getirdi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin İsrail ve Filistin dosyasında yeni bir başvuru gündeme geldi. İsrail basınına yansıyan bilgilere göre UCM savcılık makamı, beş üst düzey İsrailli yetkili hakkında yakalama emri çıkarılması için mahkemeye başvurdu. Söz konusu başvuruların gizli yapıldığı, bu nedenle hedef alınan isimlerin ve başvurunun içeriğinin mahkeme tarafından kamuoyuna açıklanmadığı belirtiliyor.
Ancak bu noktada önemli bir ayrım bulunuyor. UCM, yeni yakalama emirlerinin çıkarıldığı yönündeki haberleri reddetti. Basına konuşan mahkeme sözcüsü Oriane Maillet, “Filistin Devleti’ndeki durum” dosyasında yeni yakalama emri çıkarıldığı iddiasının doğru olmadığını bildirdi. Bu açıklama, hâkimlerin henüz yeni bir yakalama emri onayladığı anlamına gelmediğini gösteriyor. Buna karşılık savcılık makamının başvuru yapıp yapmadığı konusunda UCM tarafından ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.
UCM’de süreç şöyle işliyor: Savcılık makamı önce yakalama emri için mahkemeye başvuruyor. Ardından üç hâkimden oluşan Ön Yargılama Dairesi, dosyadaki delilleri değerlendiriyor. Hâkimler, isnat edilen suçlara dair “makul gerekçeler” bulunduğuna karar verirse yakalama emri çıkarabiliyor. Bu nedenle “başvuru yapıldı” ifadesi ile “yakalama emri çıkarıldı” ifadesi aynı anlama gelmiyor.
İddialarda Hangi İsimler Geçiyor?
Haaretz’in aktardığına göre başvuruların iki İsrailli siyasetçi ve üç askerî yetkiliyi kapsadığı iddia edildi. Bazı haberlerde bu sayının üç siyasetçi ve iki askerî yetkili şeklinde olduğu da belirtildi. İsimler konusunda mahkeme tarafından yapılmış resmî bir açıklama bulunmuyor.
Buna rağmen İsrail basını ve bölge medyasında bazı isimler öne çıktı. Bunlar arasında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Yerleşimler Bakanı Orit Strook’un adları geçiyor. Askerî kanatta ise eski ve mevcut üst düzey ordu yetkililerinin dosyada yer alabileceği ileri sürülüyor. İsrail kaynaklarında Savunma Bakanı Israel Katz, eski Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ve mevcut Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in isimleri de ihtimaller arasında anıldı. Ancak bu isimler için UCM tarafından açıklanmış bir karar bulunmuyor.
Smotrich ve Ben-Gvir, İsrail hükûmetinin en sert sağ kanadını temsil eden isimler arasında görülüyor. Smotrich özellikle Batı Şeria’daki yerleşim politikaları ve işgal altındaki toprakların ilhakına dönük açıklamalarıyla biliniyor. Ben-Gvir ise güvenlik politikalarında sert çizgisi, Filistinlilere yönelik kısıtlayıcı uygulamaları destekleyen açıklamaları ve İsrail iç siyasetindeki aşırı sağcı pozisyonuyla öne çıkıyor.
Gizli Yakalama Emri Ne Anlama Geliyor?
UCM bazı yakalama emri başvurularını ya da çıkarılan yakalama emirlerini kamuoyuna açıklamayabiliyor. Buna “gizli” ya da “mühürlü” yakalama emri deniyor. Bunun amacı, hakkında başvuru yapılan ya da emir çıkarılan kişinin önceden tedbir almasını engellemek.
Kamuya açık yakalama emirlerinde hedef alınan kişi hangi ülkelerde tutuklanma riskiyle karşılaşacağını bilir ve seyahatlerini buna göre düzenleyebilir. Gizli emirlerde ise kişi, hakkında karar verilip verilmediğini bilmeyebilir. Böylece UCM’ye taraf olan bir ülkeye gittiğinde tutuklanma ihtimali artabilir.
Haaretz gazetesine konuşan Tel Aviv Üniversitesinden uluslararası hukuk profesörü Eliav Lieblich de bu ayrımı hatırlattı. Lieblich’e göre UCM’nin temel belgeleri, mahkemenin şüphelileri önceden bilgilendirmesini zorunlu kılmıyor. Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkındaki yakalama emirlerinin kamuya açık olması, bu isimlerin tutuklanma riski bulunan ülkelere seyahat etmekten kaçınmasına yol açmıştı. Bu nedenle yeni başvuruların gizli tutulması, mahkemenin bu kez farklı bir yöntem izleyebileceğini gösteriyor.
Netanyahu ve Gallant İçin 2024’te Çıkarılan Yakalama Kararları
UCM, Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında yakalama emri çıkarmıştı. Mahkeme, Gazze’de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bakımından bu iki ismin sorumluluğuna dair makul gerekçeler bulunduğuna hükmetmişti. Kararda açlığın savaş yöntemi olarak kullanılması, sivillere yönelik saldırılar, öldürme, zulüm ve diğer insanlık dışı fiiller gibi suçlamalar yer aldı. İsrail hükümeti ise hem suçlamaları hem de UCM’nin yargı yetkisini reddetti.
UCM’nin yetki tartışmasındaki temel dayanağı Filistin’in Roma Statüsü’ne taraf olması. Roma Statüsü, UCM’nin kuruluş belgesi niteliğinde. Mahkemeye göre Filistin’in taraf olması, Gazze ve Batı Şeria’da işlendiği iddia edilen suçlar bakımından UCM’ye yargı yetkisi veriyor. İsrail ise Roma Statüsü’ne taraf değil ve mahkemenin kendisi üzerinde yetkisi olmadığını savunuyor. UCM hâkimleri daha önce İsrail’in bu yöndeki itirazlarını reddetmişti.
Yakalama emri çıkarılan kişiler, UCM’ye taraf ülkelerden birine gittiklerinde tutuklanma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Bu ülkeler teorik olarak mahkemenin kararlarını uygulamakla yükümlü. Ancak uygulamada her ülkenin siyasi tutumu ve diplomatik ilişkileri de sürecin nasıl işleyeceğini etkileyebiliyor.
İddiaya Göre Yeni Dosya Batı Şeria’yı da Kapsıyor: Yerleşimci Şiddeti ve İşgal
Yeni başvuru iddialarında yalnızca Gazze’deki ihlalleri ve suçları değil, Batı Şeria’daki yerleşim politikaları da öne çıkıyor. Daha önce Wall Street Journal, UCM Başsavcısı Karim Khan’ın Smotrich ve Ben-Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişletilmesindeki rollerini incelediğini yazmıştı.
Bu başlığın hukuki zemini, işgal altındaki topraklarda yerleşimci nüfusun artırılmasıyla ilgili. Uluslararası insancıl hukukta işgalci gücün kendi sivil nüfusunu işgal ettiği topraklara taşıması yasak kabul ediliyor. Bu nedenle Batı Şeria’daki İsrail yerleşimleri uzun süredir uluslararası hukuk tartışmalarının merkezinde yer alıyor.
Smotrich ve Ben-Gvir’e yönelik diplomatik yaptırımlar da bu çerçevede genişledi. 7 Ekim 2023 sonrasında aralarında Avustralya, Kanada, Hollanda, Belçika, İspanya, Norveç, Slovenya ve Yeni Zelanda’nın da bulunduğu bazı ülkeler, iki bakana seyahat yasağı veya yaptırım uyguladı. Hollanda’nın attığı adım ise Schengen bölgesi bakımından daha geniş sonuçlar doğurdu; iki bakanın Schengen’e üye ülkelere girişinin yasaklanmasının önü açıldı.
Baskı Altındaki UCM’de Son Durum: Başsavcı Karim Khan Hâlâ Görevine Dönmedi
Yeni başvuru iddialarını dikkat çekici kılan başlıklardan biri, sürecin UCM Başsavcısı Karim Khan’ın görevinden uzak kaldığı bir dönemde gündeme gelmesi. Khan, 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında yakalama emri talep eden isimdi. Bu adım İsrail ve ABD’den sert tepki görmüş; Washington daha sonra UCM yetkililerine yönelik yaptırım kararları almıştı.
Khan ise hakkındaki cinsel istismar ve görevi kötüye kullanma iddiaları nedeniyle görevinden geçici olarak ayrıldı. Khan iddiaları reddediyor. Süreç, yalnızca bir kişiye yöneltilen suçlamalarla sınırlı kalmadı; UCM’nin tarafsızlığı, iç denetim mekanizmaları ve İsrail-Filistin soruşturmasının geleceğiyle ilgili daha geniş bir kurumsal krize dönüştü.
Opinio Juris‘e röportaj veren Khan’ın avukatı Sareta Ashraph’a göre dosya, “siyaset ve baskı temelinde değil, delillerin tarafsız ve bağımsız analiziyle” sonuçlanmalı. Ashraph, ihlal olmadığına varan değerlendirme sonucunu Khan’ın temize çıkması olarak yorumluyor. Buna karşılık süreç tamamen kapanmış değil. UCM’ye taraf devletleri temsil eden 21 üyeli Taraf Devletler Meclisi Bürosu’nda 15 devletin, bağımsız panelin değerlendirmesini bağlayıcı kabul etmeyerek ayrıca kendi incelemesini sürdürme yönünde tutum aldığı bildirildi.
Bu nedenle mevcut tablo birkaç unsurdan oluşuyor: Khan hakkındaki iddiaları reddediyor; savunması bağımsız panelin kendisini akladığını savunuyor; ancak UCM üyesi devletler nezdindeki süreç henüz kesin biçimde kapanmış görünmüyor. Le Monde ve Middle East Eye gibi yayın organları da soruşturma sürecinde Khan dosyasının, UCM’nin İsrail soruşturması etrafındaki siyasi baskılar ve olası karalama girişimleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden araştırmalar yayımlamıştı.
Bu arka plan, İsrailli yetkililer hakkındaki yeni başvuru iddialarını daha önemli hâle getiriyor. Çünkü başvuruların gerçekten yapılmış olması hâlinde, UCM’nin Filistin soruşturmasının Khan’ın kişisel liderliğine bağlı kalmadan savcılık makamı içinde devam ettiği anlaşılacak. Daha önce Khan’ın görevden uzak kalmasının İsrail-Filistin dosyasını yavaşlatabileceği ya da akamete uğratabileceği yorumları yapılmıştı. Yeni iddialar ise savcılık makamının bu dosyada kurumsal düzeyde işlemeye devam ettiğini gösteriyor.
UCM’nin İsrail dosyası aynı zamanda mahkemenin bugüne kadar yürüttüğü en hassas dosyalardan biri olmayı sürdürüyor. İsrail, UCM’nin kendisi üzerinde yargı yetkisi bulunmadığını savunuyor. ABD de İsrail’e yönelik soruşturma nedeniyle mahkemeye ve aralarında Beti Hohler ile Nicolas Guillou’nun da bulunduğu bazı UCM yetkililerine karşı yaptırım yoluna gitti. UCM ise Filistin’in Roma Statüsü’ne taraf olmasını, Gazze ve Batı Şeria’da işlendiği iddia edilen suçlar bakımından yargı yetkisinin temeli olarak görüyor.
Bu baskı ortamı, mahkemenin yeni adımlarını daha yakından izlenir hâle getirdi. Netanyahu ve Gallant hakkında çıkarılan yakalama emirleri kamuya açık duyurulmuştu. Yeni başvuruların ise gizli yürütülmüş olabileceği belirtiliyor. Ancak bu ihtimal, başvuruların kabul edildiği ya da yeni yakalama emirlerinin çıkarıldığı anlamına gelmiyor. UCM’de yakalama emri için son kararı savcılık makamı değil, Ön Yargılama Dairesi üyesi hâkimler veriyor. (P)