“Yerinden Edilmiş İnsanların Onurunu Korumak Ortak Sorumluluğumuz”
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin 75. yılında mültecilerin korunmasına yönelik uluslararası taahhüdün güçlendirilmesi için küresel bir çağrı başlattı. HASENE Başkanı Bekir Altaş’ın da aralarında bulunduğu 75 isim, sığınma hakkının korunması, mültecilerin toplumsal hayata katılımının desteklenmesi ve yerinden edilmeye kalıcı çözümler geliştirilmesi çağrısında bulundu.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin kabulünün 75. yılı dolayısıyla mültecilerin korunmasına yönelik uluslararası taahhüdün güçlendirilmesini amaçlayan küresel bir girişim başlattı. “The Promise” adı verilen çağrıya siyaset, kültür, spor, iş dünyası, dinî kurumlar ve insan hakları alanlarından 75 isim destek verdi.
UNHCR’nin 28 Temmuz’da duyurduğu girişim, sığınma hakkının ve Mülteci Sözleşmesi’nin temel ilkelerinin giderek artan baskılar karşısında korunmasını hedefliyor. İlk imzacılar arasında HASENE International e. V. Başkanı Bekir Altaş’ın yanı sıra Angelina Jolie, Cate Blanchett, Ben Stiller, Antonio Rüdiger, Malala Yusufzay, Nadia Murad, Denis Mukwege, Ellen Johnson Sirleaf, Hamdi Ulukaya ve Yusra Mardini gibi isimler yer aldı.
UNHCR, imzacıların katılımını mültecilerin korunmasının yalnızca devletlerin veya insani yardım kuruluşlarının sorumluluğu olmadığını gösteren geniş tabanlı bir dayanışma çağrısı olarak tanımladı. Girişime yeni kişi ve kuruluşların katılımının 2027’de düzenlenecek Küresel Mülteci Forumu’na kadar sürmesi planlanıyor.
İkinci Dünya Savaşı’nın Ardından Verilen “Söz”: 1951 Mülteci Sözleşmesi
Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme, İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı kitlesel yerinden edilmenin ardından 28 Temmuz 1951’de Cenevre’de kabul edildi. Başlangıçta büyük ölçüde Avrupa’daki savaş sonrası yerinden edilmeye cevap vermek üzere hazırlanan sözleşmenin coğrafi ve zamansal sınırlamaları, 1967 Protokolü ile kaldırıldı.
Bugün 149 devletin taraf olduğu Sözleşme ve Protokol, mülteci statüsünün tanımını yaparken mültecilerin barınma, çalışma, eğitim, adalete erişim, din özgürlüğü ve sosyal koruma gibi temel haklarını güvence altına alıyor. Düzenlemenin temelini ise insanların hayatlarının veya özgürlüklerinin tehlikede olduğu ülkelere geri gönderilmesini yasaklayan “geri göndermeme” (non-refoulement) ilkesi oluşturuyor. Bu ilke, sözleşmeye taraf olmayan devletler bakımından da bağlayıcı kabul edilen uluslararası hukuk kuralları arasında bulunuyor.
UNHCR Yüksek Komiseri Barham Salih, sözleşmenin geçen 75 yılda milyonlarca insanın hayatını kurtardığını belirterek, “Yetmiş beş yıl önce dünya, kaçmak zorunda kalan insanları korumak için bir söz verdi. Şimdi sorumluluğumuz, bu sözü gelecek bütün kuşaklar için yaşatmaktır.” dedi.
Çağrının Merkezinde Güvenlik, Katılım ve Kalıcı Çözümler Var
“The Promise” metni, savaş, şiddet ve zulümden kaçan herkesin güvenlik arama hakkına sahip olduğunu vurguluyor. Çağrıda mültecilerin yalnızca insani yardıma ihtiyaç duyan kişiler olarak değil, bilgi, deneyim ve yetenekleriyle bulundukları toplumlara katkı sunabilecek bireyler olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Metinde mültecilerin eğitim kurumlarına, çalışma hayatına ve sosyal hizmetlere erişiminin güçlendirilmesi de temel hedefler arasında gösteriliyor. Yerinden edilmenin yalnızca acil yardım yoluyla yönetilmemesi; güvenli ve gönüllü geri dönüş, yerel uyum veya üçüncü bir ülkeye yerleştirme gibi kalıcı çözümler üzerinde krizin ilk aşamasından itibaren çalışılması isteniyor. Çağrı ayrıca hükûmetlerden yerel yönetimlere, uluslararası kuruluşlardan dinî topluluklara, özel sektörden sivil topluma kadar bütün aktörlerin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini kayda geçiriyor.
Yerinden Edilme Tarihsel Olarak Yüksek Seviyesini Koruyor
UNHCR’nin 2025 Küresel Eğilimler raporuna göre dünya genelinde zorla yerinden edilenlerin sayısı, on yılın ardından ilk kez gerilese de 2025 sonunda 117,8 milyonla tarihsel olarak son derece yüksek bir seviyede kaldı. Bu kişilerin 41,6 milyonunu mülteciler, 9 milyonunu sığınma başvurusu henüz sonuçlanmayanlar oluşturdu. Çatışma ve şiddet nedeniyle kendi ülkeleri içinde yerinden edilenlerin sayısı ise 68,7 milyon olarak kaydedildi.
Mültecilerin yüzde 68’i düşük ve orta gelirli ülkelerde, yüzde 65’i ise kendi ülkelerine komşu devletlerde yaşıyor. Her on mülteciden yedisinin en az beş yıldır ülkesinden uzakta bulunması, geçici olarak başlayan yerinden edilmenin milyonlarca kişi açısından uzun süreli bir hayat şartına dönüştüğünü gösteriyor.
UNHCR, geri dönüşlerin 2025’te artmasına rağmen bunların önemli bölümünün güvensizlik, yetersiz altyapı ve sınırlı geçim imkânlarının sürdüğü ülkelere gerçekleştiğine dikkat çekiyor. Kurum, gönüllü geri dönüşün yalnızca sınırı geçmekten ibaret olmadığını; güvenlik, konut, eğitim, sağlık ve çalışma imkânlarının da sağlanması gerektiğini vurguluyor.
🇬🇧 On the 75th anniversary of the 1951 Refugee Convention, I am pleased to support this shared commitment. Upholding human dignity, safeguarding the rights of people seeking protection, and advancing durable solutions for refugees and displaced persons are shared responsibilities… https://t.co/ofnBgEoCkn
— Bekir Altaş (@baltas60) July 29, 2026
Bekir Altaş: “İnsan Onurunun Korunması Ortak Sorumluluğumuz”
Almanya merkezli insani yardım derneği HASENE International e. V.’nin başkanı Bekir Altaş da Mülteci Sözleşmesi’nin 75. yılı dolayısıyla yayımlanan ortak taahhüdü imzalayarak girişime destek verdi. Altaş, mülteci ve yerinden edilmiş kişilerin korunmasının uluslararası toplumun ortak sorumlulukları arasında bulunduğunu belirtti.
Altaş, “İnsan onurunun korunması, güvenlik arayan insanların haklarına saygı gösterilmesi ve yerinden edilme sorununa kalıcı çözümler üretilmesi, uluslararası toplumun ortak sorumluluğudur.” ifadelerini kullandı.
Açıklamasında ilk Müslüman toplumunun Habeşistan ve Medine hicretlerine de atıfta bulunan Altaş, bu tarihsel tecrübelerin zulümden kaçan insanların güvenlik arayışını, inançlarını özgürce yaşama isteğini, dayanışmayı ve birlikte yaşama kültürünü yansıttığını söyledi. Altaş, “Bugün de bu tarihî mirastan ilham alarak, yerinden edilmiş insanların haklarının korunmasını, onurlu bir yaşam sürdürebilmelerini ve bulundukları toplumlara güven içinde katkı sunabilecekleri kalıcı çözümlerin güçlendirilmesini destekliyorum.” dedi.
Suriyeli Olimpik Yüzücü: “Sözleşme Bana Başarı Değil, Bir Fırsat Verdi”
“The Promise” çağrısının imzacıları arasında bulunan Suriyeli olimpik yüzücü ve UNHCR İyi Niyet Elçisi Yusra Mardini de Mülteci Sözleşmesi’nin kendi hayatındaki karşılığını anlattı. Mardini, Al Jazeera için kaleme aldığı yazıda, on yıl önce aşırı kalabalık bir botla Ege Denizi’ni geçtiğini ve Almanya’da hayatını yeniden kurabildiğini hatırlattı.
Sığınma hakkı sayesinde iki olimpiyat oyununda yarışabildiğini ve başka mülteciler adına konuşabildiğini belirten Mardini, “Sözleşme bana başarı vermedi. Bana bir fırsat verdi. Bu ayrım önemli.” ifadelerini kullandı.
Mardini’ye göre koruma, yalnızca insanların tehlikeli bir yolculuktan sağ çıkmasını değil, sonrasında hayatlarını yeniden kurabilmelerini de kapsıyor. Mülteci Sözleşmesi’nin 75. yılı için başlatılan küresel çağrı da bu yaklaşım doğrultusunda güvenliğe erişimin, insan onurunun ve kalıcı çözümlerin uluslararası gündemin merkezinde tutulmasını istiyor. (P)