Sömürgecilik

Binlerce Kadına Zorla Doğum Kontrolü: Danimarka Grönland’daki Karanlık Mirasıyla Hesaplaşıyor

Danimarka’nın Grönland’da binlerce kadın ve kız çocuğuna onlarca yıl boyunca bilgileri veya rızaları dışında uyguladığı doğum kontrolü yöntemleri yeniden gündemde. Yeni uzman raporları, “Spiral Skandalı” olarak bilinen uygulamalarda Grönlandlı kadınların temel haklarının ihlal edildiğini ortaya koydu.

Binlerce Kadına Zorla Doğum Kontrolü: Danimarka Grönland’daki Karanlık Mirasıyla Hesaplaşıyor
Soldan sağa Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ©Christian Ulsilva/Flickr.com; değişiklikler: Perspektif

Grönland’da binlerce yerli kadın ve kız çocuğuna onlarca yıl boyunca bilgileri veya rızaları dışında uygulanan doğum kontrolü yöntemlerini inceleyen uzman raporları, kadınların temel haklarının ihlal edildiğini ortaya koydu. Grönland hükûmeti tarafından görevlendirilen uzmanların hazırladığı ve 28 Ağustos 2026’da yayımlanan raporlarda, bilgi ve rıza olmadan doğum kontrolü uygulanmasının kadınların özel ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği belirtildi. Bazı vakalarda ise uygulamaların insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele teşkil ettiği değerlendirildi.

2025’te tamamlanan Danimarka-Grönland ortak araştırma sonuçlarına göre, 1966-1991 yılları arasında en az 4 bin Grönlandlı kadın ve kız çocuğuna spiral takıldı veya doğum kontrol iğnesi yapıldı. Bazıları henüz 12 yaşında olan kız çocukları ve kadınların birçoğuna işlemler hakkında yeterli bilgi verilmedi veya rızaları alınmadı.

Araştırma, uygulamaların doğum oranlarını ve ailelerin büyüklüğünü azaltmayı amaçladığını ortaya koydu. Dönemin Danimarkalı yetkilileri, nüfus artışının sınırlandırılmasını Grönland’daki yaşam standartları ile sosyal ve sağlık koşullarını iyileştirmenin bir yolu olarak görüyordu. Uygulamaların bazı kadınlarda şiddetli kanama, ciddi enfeksiyonlar, fallop tüplerinde hasar, rahmin alınması ve çocuk sahibi olamama gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı da belgelendi.

Uzman Heyeti İkiye Bölündü

Grönland hükûmeti 2024 yılında üç hukukçu ve bir psikologdan oluşan uzman grubunu, uygulamalar sırasında insan hakları ile yerli halkların haklarının ihlal edilip edilmediğini ve yaşananların soykırım tanımına girip girmediğini araştırmakla görevlendirmişti. Başlangıçta tek bir rapor hazırlanması planlanırken, çalışma sırasında uzmanlar arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Heyetin iki üyesi gruptan ayrılarak ayrı bir rapor hazırladı ve böylece 28 Ağustos’ta iki farklı rapor kamuoyuna sunuldu.

Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi, yalnızca kitlesel öldürmeleri değil, ulusal, etnik, ırksal veya dinî bir grup içinde doğumları engellemeye yönelik tedbirleri de soykırım fiilleri arasında sayıyor. Ancak bu tür eylemlerin hukuken soykırım sayılabilmesi için söz konusu grubu tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik özel kastın bulunduğunun kanıtlanması gerekiyor.

Her iki rapor da geçerli hukuki rıza olmadan uygulanan doğum kontrolünün kadınların özel hayatına, beden bütünlüğüne ve üreme özerkliğine yönelik bir ihlal oluşturduğu konusunda birleşti. Ancak ihlallerin kapsamı ve niteliğinin yanı sıra uygulamaların soykırım teşkil edip etmediği konusunda farklı değerlendirmelere ulaştı.

Dorough ve Cullen: Soykırım İhtimali Göz Ardı Edilemez

Alaskalı hukukçu ve Inuit Circumpolar Council’ın eski başkanı Dalee Sambo Dorough ile Kopenhag Üniversitesi Hukuk Profesörü Miriam Cullen tarafından hazırlanan raporda, Grönlandlı Inuit kadınların rızaları dışında doğum kontrolüne maruz bırakıldığına ve bunun eşitlik ve ayrımcılığa uğramama, özel ve aile hayatına saygı ile zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz kalmama haklarını ihlal ettiğine inanmak için makul gerekçeler bulunduğu sonucuna varıldı.

Dorough ve Cullen ayrıca “nüfus artışını sınırlama” amacının doktorların doğum kontrolü uygulamalarına yaklaşımını belirleyen unsurlardan biri olduğuna inanmak için makul gerekçeler bulunduğunu belirtti. Bununla birlikte uzmanlar, yalnızca zorla doğum kontrolü uygulamalarından hareketle Grönlandlıları tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik bir kastın bulunup bulunmadığının belirlenemeyeceği sonucuna vardı. Ancak bunun soykırım ihtimalini bütünüyle ortadan kaldırmadığını vurgulayan uzmanlar, Danimarka’nın aynı dönemde Grönlandlı çocukları ve aileleri etkileyen diğer uygulamalarının da değerlendirmeye alınması gerektiğini belirtti.

Raporda, “Tek bir etnik grubun nüfusunu önemli ölçüde azaltmaya yönelik bir girişimin, o etnik grubu kısmen yok etme amacı taşımadığını düşünmek güçtür. değerlendirmesine yer verildi. Uzmanlara göre Inuit çocukların ailelerinden alınarak Danimarkalı ailelerin yanına yerleştirilmesi gibi uygulamalar da kapsamlı bir incelemeye dâhil edildiğinde, bir mahkemenin soykırım kastının bulunduğu sonucuna varması ihtimali göz ardı edilemez. Ancak bu uygulamalar mevcut raporun kapsamı dışında bırakıldı.

Dorough ve Cullen ayrıca Danimarka’nın Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal etmiş olabileceğini değerlendirdi. Rapora göre Danimarka, daha 1969 yılında programın belirli bir grup içinde doğumları engelleme riski taşıdığından haberdardı ancak bu riski önlemek için elindeki tüm imkânları kullanmadı. Uzmanlar, bu nedenle Danimarka’nın Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmiş olabileceğine inanmak için “makul gerekçeler” bulunduğunu belirtirken, bu konuda nihai kararı ancak bir mahkemenin verebileceğinin altını çizdi.

Dorough ve Cullen’ın raporunda, doğum kontrolü uygulamalarının nasıl yürütüldüğüne ilişkin çarpıcı ayrıntılara da yer verildi. 1968’de Grönland’daki doktorlara gönderilen bir talimatta, gebeliği önlemede daha etkili olduğu gerekçesiyle Lippes Loop spirallerinin “mümkün olduğunca” en büyük modeli olan D tipinin kullanılması istendiği belirtildi. Uzmanlar ise büyük spirallerin özellikle kız çocuklarında ve daha önce doğum yapmamış kadınlarda fiziksel riskleri artırdığına dikkat çekti. KNR’nin aktardığı 1973 tarihli bir doktor yazışmasında ayrıca 1965 yılında 20 “ev yapımı spiral” takıldığı bilgisi yer aldı.

Dorough ve Cullen’ın değerlendirmelerinde başvurduğu 2025 tarihli bağımsız tarihsel araştırmada yer verilen kadın anlatıları ise uygulamaların yol açtığı sonuçların boyutunu ortaya koydu. Kadınlar spiral uygulamasının ardından ciddi pelvik enfeksiyonlar, uzun süreli hastane yatışları, alt karın ağrıları ve çocuk sahibi olamama gibi sorunlar yaşadıklarını anlattı. Bazı kadınlarda spiralin rahim boşluğunun dışında bulunduğu, bazı vakalarda ise aynı kadına birden fazla spiral takıldığı kaydedildi. Özellikle 18 yaşından küçük bazı kız çocukları, ağrı, aşırı kanama ve enfeksiyon şikâyetleri nedeniyle spirallerinin çıkarılmasını istediklerinde taleplerinin kabul edilmediğini aktardılar.

Dorough ve Cullen bu vakaları insan hakları açısından değerlendirerek uygulamaların bazılarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını düzenleyen 3. maddesi kapsamına girebileceğini belirtti. Uzmanlara göre Lippes Loop D tipi spiralin bir kız çocuğuna uygulanması, özellikle spiralin çıkarılması talebinin reddedildiği durumlarda, işkence olarak değerlendirilebilecek ölçüde ağır bir muamele teşkil etmiş olabilir.

Diğer Rapor: “Soykırım Yaşanmadı”

Danimarka İnsan Hakları Enstitüsünün eski direktörü Jonas Christoffersen ile Grönland’da çalışmış psikolog Jensine Nedergaard tarafından hazırlanan diğer rapor ise daha kesin bir sonuca vardı. Christoffersen ve Nedergaard, kadınların haksızlığa uğradığını kabul etmekle birlikte ihlallerin boyutunun mevcut verilerle belirlenemeyeceğini savundu. Raporda, “Herhangi bir Danimarka veya Grönland makamının ya da herhangi bir sağlık çalışanının, herhangi bir dönemde Grönland nüfusunu veya nüfusun önemli bir bölümünü yok etme kastı taşıdığını varsaymak için ampirik kanıt bulunmamaktadır.” denilerek yaşananların soykırım teşkil etmediği sonucuna varıldı.

Grönland hükûmeti iki raporun yayımlanmasının ardından düzenlenen basın toplantısında yaşananların soykırım teşkil edip etmediği konusunda kesin bir tutum ortaya koymasa da iki rapordan yalnızca Dorough ve Cullen’ın hazırladığı raporu kabul etti. Christoffersen ve Nedergaard’ın raporunun bağımsız değerlendirmelerden birinde “kabul görmüş bilimsel standartları” karşılamadığı sonucuna varıldığını açıklayan hükûmet, raporun uzmanlara verilen görev tanımını da yerine getirmediğini belirtti. Christoffersen ve Nedergaard ise bu değerlendirmeyi reddederek temmuz ayında Grönland hükûmetine gerekçelerini açıklayan bir yazı gönderdiklerini bildirdi.

Uzman heyetinin yapısı da mağdurların eleştirilerine konu olmuştu. Mağdurlardan Henriette Berthelsen, raporlar yayımlanmadan önce Fransız Basın Ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, uzmanlar arasında hiçbir Grönlandlı Inuit’in yer almaması nedeniyle çalışmanın en başından taraflı olduğunu savunmuştu:

“Benim için bu yalnızca tarih ya da siyaset meselesi değil. Bu benim bedenim, benim hayatım ve kendi kaderimi tayin etme hakkım. Ve bir kez daha, bana ve diğer Inuit kadınlara yapılanları araştıracak ve tanımlayacak olanların başkaları olduğunu görüyorum.”

Soykırım Tartışmasının Mahkemeye Taşınması Talebi

Grönland’daki Siumut Partisi ise soykırım meselesinin “yetkili ve bağımsız uluslararası bir mahkeme” tarafından karara bağlanmasını talep etti. Raporların ardından Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen de bir uzlaşma komisyonu kurulacağını açıkladı. Nielsen, komisyonun amacının “suçlu aramak değil, toplum olarak arzu ettiğimiz geleceği yaratacak gerçek bir uzlaşma için hakikati ortaya çıkarmak” olması gerektiğini söyledi.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen de girişimi destekleyerek, “Bir uzlaşma komisyonu ortak tarihimizin karanlık sayfalarına dönüp bakmamıza, bunları eleştirel biçimde ele almamıza ve yol açmış olabilecekleri acıyı kabul etmemize imkân tanıyor.” dedi.

Danimarka 2025’te Özür Dilemişti

“Spiral Skandalı” olarak bilinen uygulamalar, 1960’lı yıllarda Danimarka’nın kontrolündeki Grönland sağlık sistemi tarafından başlatıldı ve Grönland’ın sağlık sisteminin yönetimini devraldığı 1 Ocak 1992’ye kadar devam etti. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Ağustos 2025’te binlerce Grönlandlı kadın ve kız çocuğuna bilgileri veya rızaları dışında spiral takılması nedeniyle ülke adına resmî olarak özür dilemişti. Frederiksen, uygulamaları Grönlandlı kadın ve kız çocuklarına yönelik “sistematik ayrımcılık” olarak nitelendirmiş ve mağdurların “hem fiziksel hem de psikolojik zarara” maruz bırakıldığını kabul etmişti.
Grönland’ın eski Başbakanı Múte B. Egede ise yaşananları “soykırım” olarak nitelendirmişti.

Danimarka Parlamentosu son uzman raporlarının yayımlanmasından bir gün önce, uygulamadan etkilenen her kadına 300 bin Danimarka kronu tazminat ödenmesini öngören yasayı kabul etti.

“Bize Hayvan Gibi Davranıldı”

Öte yandan 143 Grönlandlı kadın, kendilerine rızaları veya bilgileri dışında spiral takılmasının insan hakları ihlali olduğunu belirterek 2024 yılında Danimarka devletine karşı 43 milyon Danimarka kronu tutarında tazminat davası açmıştı. Bugün 70 yaşında olan Inger Platou, uygulamalardan etkilenen kadınlardan biri. Platou, raporlar yayımlanmadan önce Reuters’a verdiği röportajda, küçük bir operasyon geçireceği söylenerek uyutulduğunu ve uyandığında kendisine rızası dışında spiral takıldığını öğrendiğini anlattı:

“Bize hayvan gibi davranılmış. Rızamız alınmadan, yalnızca kadınların doğum yapmasını, çocuk sahibi olmasını engellemek istediler. Bu son derece insanlık dışı bir uygulamaydı.”

Platou, daha sonra bir doktorun spiral nedeniyle ortaya çıkan komplikasyonlar yüzünden hamile kalamadığını söylediğini aktardı. Kendisine rızası dışında yapılan bu müdahale nedeniyle çocuk sahibi olamayan Platou Kolombiya’dan iki çocuk evlat edindi.

Yaşananlara o dönemde neden daha fazla karşı çıkamadıkları sorusuna ise “Otorite karşısında çok itaatkârdık çünkü biz sömürge çocuklarıyız.” yanıtını verdi.

Danimarka devletine karşı dava açan kadınlardan Bula Larsen de Danimarka Başbakanı Frederiksen’in 2025’teki özrünün ardından, “Hayatımdaki bu karanlık sayfayı nihayet kapatabilmek bana huzur veriyor.” demişti. 14 yaşındayken Grönland’ın Paamiut kentinde kaldığı yurdun yöneticisi tarafından herhangi bir açıklama yapılmadan hastaneye gönderilen Larsen, bir doktorun kendisine zorla spiral taktığını ve işlem sırasında “dayanılmaz bir acı” yaşadığını anlatmıştı. Larsen, daha sonra bu deneyimin kendisine bir saldırı gibi hissettirdiğini söylemiş ve işlemden sonraki ağrıyı “karnımda kırık cam parçaları varmış gibiydi” sözleriyle tarif etmişti. Yetişkinliğinde evlenip çocuk sahibi olmaya çalıştığında ise işlem sonucunda kısır kaldığını öğrendi.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler