İltica

Açık Kapıdan Sert Kısıtlamalara: İsveç’in Değişen Göç Politikası

Bir dönem Avrupa’nın mültecilere en açık ülkelerinden biri olan İsveç, on yılı biraz aşan sürede sığınmadan aile birleşimine, sosyal yardımlardan vatandaşlığa kadar göç politikalarını sertleştirdi. 2026 seçimleri öncesinde Sosyal Demokratlar da iktidara dönmeleri hâlinde bu kısıtlayıcı çizgiyi koruyacaklarını açıklıyor.

Açık Kapıdan Sert Kısıtlamalara: İsveç’in Değişen Göç Politikası
Fotoğraf: Novikov Aleksey - Shutterstock.

İsveç, onlarca yıl boyunca Avrupa’nın mültecilere en fazla kapı açan ülkelerinden biri olarak tanındı. Avrupa’nın en cömert sığınma politikalarından birini uygulamakla övünüyor, kendisini sıklıkla insani yardım ve koruma alanında örnek bir ülke olarak sunuyordu.

Ancak bugün kıtanın en kısıtlayıcı göç politikalarından birine sahip. Bu dönüşüm, on yılı biraz aşan bir sürede gerçekleşti.

İsveç İçin Bir Dönüm Noktası: 2015’teki Mülteci Akını

Dönüm noktası, 2015’teki mülteci krizi oldu. İsveç, Avrupa Birliği’ndeki toplam başvuruların yüzde 12’sinden fazlasına karşılık gelen 160 bini aşkın sığınma başvurusu aldı. Başvuruların yaklaşık 35 bini refakatsiz çocuklara aitti. Bu sayı, o yıl AB genelinde refakatsiz çocukların yaptığı başvuruların üçte birinden fazlasını oluşturuyordu. Ülkeye gelenlerin sayısının büyüklüğü, sistemin üzerindeki baskıyı açığa çıkardı ve göç konusundaki siyasi tartışmayı temelden değiştirdi.

İlk tepki, sığınma ve aile göçüne ilişkin kuralları sıkılaştıran, partiler arasında geniş katılımlı bir uzlaşıya varıldı. Bunu geçici sınır kontrollerinin başlatılması ve mültecilerin çoğu için süresiz oturum izinlerinin yerini geçici izinlerin alması izledi.

Sol çizgideki Sosyal Demokrat hükûmetin yürürlüğe koyduğu bu önlemler, olağanüstü bir duruma verilen yanıtın ötesine geçiyordu. Yeni bir siyasi mutabakatın doğuşuna işaret ediyordu: İsveç, çok daha kısıtlayıcı bir göç politikası izlemeliydi.

Bir sonraki belirleyici adım, 2022 seçimlerinin ardından geldi. Başbakan Ulf Kristersson liderliğindeki merkez sağ koalisyon, Tidö Anlaşması olarak bilinen mutabakat çerçevesinde, göç karşıtı İsveç Demokratları (SD) partisinin parlamentodaki desteğiyle göreve başladı. İsveç Demokratları hükûmetin dışında kalsa da anlaşma, partiye göç politikası üzerinde önemli bir nüfuz kazandırdı ve modern İsveç tarihinin en geniş kapsamlı göç reformu paketinin siyasi temelini oluşturdu.

2022’den Beri Göç Politikalarının Bütün Alanlarında Sert Kısıtlamalar

Yeni hükûmet, göreve gelir gelmez İsveç’in göç politikasını modern tarihindeki en kapsamlı değişikliklerden geçirmeye başladı. 2022’den bu yana sığınmacıların kabulü, mülteci politikası, aile göçü, iş gücü göçü, vatandaşlık, geri dönüş politikası, idari gözetim ve sosyal yardımlara erişim dâhil olmak üzere göç politikasının neredeyse bütün alanlarında reformlar yapıldı.

Hükûmetin açıkladığı hedef, AB hukuku ve uluslararası mülteci hukukunun gerektirdiği asgari standartlara uymayı sürdürürken İsveç’in sığınma politikasını mümkün olduğunca kısıtlayıcı hâle getirmekti. Bu kısıtlayıcı yaklaşım, aile ve iş gücü göçü dâhil AB dışından gelen göçün diğer türlerini de kapsıyor. Yüksek nitelikli iş gücü göçü ise önemli bir istisna oluşturuyor.

Aile birleşimi ve insani gerekçelerle verilen oturum izinlerine ilişkin kuralları sıkılaştıran düzenlemelerin de yer aldığı ilk reformlar, 2023’ün sonlarında yürürlüğe girdi. Aynı dönemde mültecilerin yeniden yerleştirilmesi için ayrılan yıllık kontenjan 5 binden 900’e düşürüldü.

Bununla birlikte, daha geniş kapsamlı reformların çoğu ancak 2025 ve 2026’da kabul edildi. Ebeveyn izni ve çocuk yardımı gibi sosyal hak ve yardımlardan yararlanmak, ikamet ve çalışma şartlarına bağlanacak. İsveç vatandaşlığını kazanmak için ikamet süresi, davranış, dil ve yurttaşlık bilgisi ile kişinin kendi geçimini sağlayabilmesine ilişkin daha sıkı koşullar aranacak. Hükûmet ayrıca suçtan hüküm giyen ve İsveç vatandaşı olmayan kişilerin sınır dışı edilmesi için aranan eşiği de önemli ölçüde düşürdü.

Reformların yasama döneminin sonuna doğru yoğunlaşması, sonradan ortaya çıkan bir siyasi yön değişikliğinden ziyade İsveç’in yasama sürecinden kaynaklanıyor. Önemli yasal düzenlemelerden önce genellikle hükûmetin görevlendirdiği incelemeler yapılıyor, kamuoyu istişareleri yürütülüyor ve düzenlemeler parlamentoda inceleniyor. Bu nedenle kapsamlı reformların teklif aşamasından uygulamaya geçmesi çoğu zaman yıllar alıyor.

2026 Seçimleri Öncesinde Göç

Reformlarla aynı dönemde sığınma başvurularında çarpıcı bir düşüş yaşandı. İsveç’te 2025 yılında yaklaşık 6.700 ilk sığınma başvurusu kaydedildi; başvuruların kabul oranı yüzde 23 oldu. Nüfusa oranlandığında başvuru sayısı, AB ortalamasının yarısından azdı.

Böylece İsveç, 2015’te nüfusuna oranla Avrupa’da en fazla sığınmacı kabul eden ülkelerden biriyken on yıl sonra bu oranın daha düşük olduğu ülkelerden birine dönüştü. İsveç Göç Dairesine göre sığınma başvurularının daha da azalarak 2026’da yaklaşık 4.200’e, 2027’de ise 3.700’e gerilemesi bekleniyor.

Siyasetin genelindeki değişim de aynı ölçüde dikkat çekici. İsveç’in başlıca siyasi partileri arasında artık kısıtlayıcı göç politikasının sürdürülmesi yönünde geniş bir mutabakat bulunuyor.

2015’teki mülteci krizi sırasında iktidarda olan Sosyal Demokrat Parti, mevcut hükûmetin reformlarının çoğunu aktif biçimde ya da örtülü olarak destekledi. Parti, yeniden iktidara gelmesi hâlinde İsveç’in göç politikasındaki kısıtlayıcı yönelimin korunacağını açıkça belirtti.

Politikalarla birlikte kamuoyunun tutumu da değişti. 2015’teki mülteci krizinin ardından İsveçlilerin giderek daha büyük bir bölümü, özellikle mülteciler söz konusu olduğunda, daha az göçmen kabul edilmesinden yana.

İsveçli Sosyal Demokratların da Göç Tutumu Değişti

Sosyal Demokratlar, Danimarkalı Sosyal Demokratların seçim stratejisinden ilham aldı. Danimarkalı Sosyal Demokratlar, 2019 seçimlerinden önce, önceki hükûmetlerin uygulamaya koyduğu kısıtlayıcı göç politikalarını sürdüreceklerini vadetmişti. Amaçları, göçün bir seçim meselesi olarak önemini azaltmak ve siyasi tartışmayı sosyal refah, istihdam ve ekonomiye yöneltmekti.

İsveçli Sosyal Demokratlar da 2026 seçimleri öncesinde benzer bir strateji izliyor gibi görünüyor. Hükûmetin göç alanındaki temel reformlarını geri çevirmeyecekleri mesajını veriyorlar.

Buna karşılık, iktidar partileri açısından göçü seçim kampanyasının merkezinde tutmak için güçlü nedenler bulunuyor. Bu partiler, Sosyal Demokratların kuracağı bir hükûmetin, daha liberal bir göç politikasını savunan Yeşiller Partisi ile Sol Partinin parlamentodaki desteğine bağımlı olacağını ileri sürüyor.

Dolayısıyla seçimin, İsveç’in kısıtlayıcı göç politikasını sürdürüp sürdürmemesi gerektiğinden çok, gelecekte kurulacak bir hükûmetin bu politikayı sürdüreceğine güvenilip güvenilemeyeceğine odaklanması muhtemel.

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 7 Eylül’de The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Henrik Emilsson

Henrik Emilsson, Malmö Üniversitesi Kültür ve Toplum Fakültesinde öğretim üyesidir. Göç ve entegrasyon politikaları üzerine çalışan Emilsson, özellikle İsveç’in göç politikasındaki dönüşümün nedenlerini araştırıyor.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler