İsveç’te Göçmenler İçin Hukuki Güvenliği Zayıflatan Tartışmalı Ölçüt: “İyi Hâl”
İsveç’te yürürlüğe giren yeni “iyi hâl şartı”, suç teşkil etmeyen bazı davranışların da oturma izninin reddi veya iptali için gerekçe sayılmasının önünü açıyor. Ancak “yetersiz davranış” hâlinin kanunda açıkça tanımlanmaması, düzenlemenin hukuki güvenlikten ifade özgürlüğüne ve kanun önünde eşitliğe uzanan sonuçları hakkında ciddi kaygılar doğuruyor.
13 Temmuz 2026 tarihinde İsveç Yabancılar Kanunu’ndaki yeni “iyi hâl şartı” yürürlüğe girdi. Yeni düzenlemenin temel amacı, yabancı uyrukluların davranışları ve yaşam biçimlerindeki eksiklikler gerekçe gösterilerek ülkeden çıkarılabilmelerine yönelik daha fazla imkân yaratmak. Düzenleme, mevcut hükûmetin göç politikasını mümkün olduğunca katı hâle getirme girişiminin bir parçasını oluşturuyor ve hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve farklı gruplara farklı muamele edilmesi bakımından ciddi kaygılar doğuruyor.
“Vandel” Kriteri Artık Yalnızca Suç Teşkil Eden Davranışlarla Sınırlı Değil
Kısaca ifade etmek gerekirse davranışlara, yani İsveççedeki ifadesiyle “vandel”e ilişkin yeni düzenleme, öncelikle bir kişinin davranışlarındaki eksikliklere oturma izni başvurularının değerlendirilmesi sırasında geçmişe kıyasla daha fazla ağırlık verilmesini; “yetersiz davranış” fların oturma izninin iptal edilmesi için gerekçe oluşturabilmesini ve daimî oturma izni başvurularında bu hususun geçmişe kıyasla daha fazla önem taşımasını öngörüyor. Ayrıca üçüncü ülke vatandaşlarının ve aile üyelerinin ülkeye girişinin, gelecekte davranışlarında kusurlar bulunacağı öngörüsüne dayanılarak reddedilmesi de kolaylaşıyor.
Yeni düzenleme, İsveç göç hukukuna bütünüyle yeni bir kavram getirmiyor. Yabancı uyruklu bir kişinin yaşam biçimi ve davranışlarına ilişkin şartlar, daha önce de oturma izni veya daimî oturma izni başvurularının değerlendirilmesinde uygulanıyordu. Bu unsurların, belirli ölçüde, bir oturma izninin iptal edilmesi sırasında dikkate alınması da mümkündü. Yakın zamanda İsveç Vatandaşlık Kanunu’na da daha sıkı bir iyi hâl şartı getirilmişti. Bununla birlikte, 13 Temmuz 2026 tarihine kadar yürürlükte olan kurallar uyarınca yalnızca ceza gerektiren suçlar veya bunlarla yakından bağlantılı durumlar, bir kişinin yaşam biçimindeki ve İsveç’te kalma hakkını etkileyebilecek eksiklikler olarak değerlendiriliyordu.
Şimdi yürürlüğe giren değişiklik, bir kişinin davranışlarının (pratikte ise davranışlarındaki eksikliklerin) oturma izinlerine ilişkin konuların incelenmesinde daha büyük bir rol oynayacağı anlamına geliyor. Bu durum başlıca iki nedenden kaynaklanıyor: Birincisi, artık ceza gerektiren suçların ötesinde daha geniş bir durum yelpazesi kişinin davranışlarındaki eksiklikler olarak değerlendirilebilecek. İkincisi ise davranışlar, hem oturma izni başvurularında hem de izinlerin iptal edilmesine ilişkin işlemlerde bağımsız bir değerlendirme gerekçesi hâline getiriliyor.
“Yetersiz Davranış” Hâli Nasıl Tanımlanacak?
Bu bağlamda merkezi önem taşıyan konu, Yabancılar Kanunu anlamında bir kişinin davranışlarındaki eksikliklerin neleri kapsayabileceğinin ve bu eksikliklerin oturma izni başvuruları ya da daha önce verilmiş oturma izinlerinin iptali bakımından nasıl önem kazanacağının yorumlanmasıdır. Ancak Yabancılar Kanunu, ne mevcut hâliyle ne de daha önce, bu kavramın kapsamına ilişkin herhangi bir tanım içermektedir.
Bunun yerine hükûmet, yasa tasarısında iyi hâl şartının esasen “dürüst ve düzenli bir şekilde yaşamak” anlamına geldiğini belirtmektedir. Ceza gerektiren suçların yanı sıra “yetersiz davranış” olarak değerlendirilecek durumlar arasında düzenleyici kurallara uymamak (örneğin kamu makamlarının kararlarını dikkate almamak veya İsveç sosyal yardım sisteminden usulsüz biçimde yararlanmak), dürüst olmayan geçim yolları, ödenmemiş borçlar, kamu düzeni ve güvenliğine yönelik tehditler (örneğin suç örgütleri veya aşırılık yanlısı örgütlerle bağlantılı olmak), ceza hukuku kapsamında yaptırıma tabi ifadeler ve temas yasağı gibi belirli yasakların ihlal edilmesi bulunmaktadır.
Hükûmetin yasa tasarısında, söz konusu davranışın “yetersiz davranış” olarak değerlendirilebilmesi için kişinin yükümlülüklerini yerine getirme konusunda açık bir isteksizlik sergilemesi veya toplumun ortak kurallarına açıkça yetersiz düzeyde saygı göstermesi gerektiği vurgulanmaktadır. Önemsiz nitelikteki münferit uygunsuz davranışlar yeterli değildir.
Ayrıca ruhsal sağlık sorunları ve çeşitli engellilik biçimleri gibi koşulların, ilgili kişinin çocuk olması durumunda ise çocuğun üstün yararının dikkate alınması gerekmektedir. Bunun yanında bir orantılılık değerlendirmesi yapılmalıdır. Bu değerlendirme, diğer hususların yanı sıra, bir kişinin İsveç’le bağları ne kadar güçlüyse oturma izninin reddedilmesini veya iptal edilmesini haklı çıkarabilmek için davranışlarındaki eksikliğin de o ölçüde ciddi olması gerektiği anlamına gelmektedir.
Genel olarak, daha önce verilmiş bir oturma izninin iptal edilmesi için yeni bir başvurunun reddedilmesine kıyasla daha güçlü gerekçeler aranmaktadır. “Vandel” kavramının açık bir tanımının bulunmaması, hükümleri yorumlayıp uygulayacak Göç İdaresi ile göç mahkemelerine ağır bir sorumluluk yüklemektedir.
AB Hukuku “İyi Hâl” Şartının Uygulama Alanını Sınırlıyor
Yukarıda belirtilen durumlarda sıkılaştırılan iyi hâl şartları, genel olarak İsveç’in Avrupa Birliği hukuku veya uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine dayanan oturma izinleri için geçerli değildir. Bu şartlar, bunun yerine ulusal düzenlemelere dayanan oturma izinlerini hedef almaktadır.
Örneğin iyi hâl şartı, AB Nitelendirme Tüzüğü’ne dayanan oturma izinleri incelenirken veya Aile Birleşimi Direktifi’nin kapsamına giren aile birleşimi başvurularında uygulanmamaktadır. Bunun yanında düzenleme, ilgili kişinin kamu düzeni ve güvenliğine tehdit oluşturması hâlinde, AB hukukuna dayanan belirli oturma izinlerinin (Aile Birleşimi Direktifi uyarınca verilen izinler ile başka bir üye devlette uzun süreli ikamet statüsüne sahip yabancı uyruklulara verilen izinler) iptal edilebilmesine yönelik ayrı bir imkân getirmektedir.
Yeni iyi hâl şartı, İsveç hükûmetinin kısıtlayıcı bir göç politikası izleme çabası ışığında değerlendirilmelidir. Kısıtlayıcı göç politikası, muhafazakâr-liberal hükûmet koalisyonu ile hükûmeti dışarıdan destekleyen sağ popülist İsveç Demokratları arasındaki iş birliğinin başlıca alanlarından biridir.
İsveç’in hareket alanının Avrupa Birliği hukuku ve uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerle sınırlandırıldığı doğrudur. Bununla birlikte hükûmet, İsveç göç hukukunun hiçbir bakımdan bu uluslararası yükümlülüklerin gerektirdiğinden daha cömert olmaması gerektiğini açıkça ifade etmiştir.
“İyi hâl şartı”, kısıtlayıcı politikayı hayata geçirmek amacıyla alınan çeşitli önlemlerden biridir. Diğer önlemler arasında, iltica bağlantılı gerekçelerle geçici oturma izni verilmiş herkesin daimî oturma iznine başvurabilmesi imkânının kaldırılması ve iş gücü göçüne yönelik daha kısıtlayıcı şartların getirilmesi bulunmaktadır.
Hükûmetin yasa tasarısında, yeni düzenlemenin “kamu açısından kayda değer öneme sahip” bir meseleye cevap verdiği ileri sürülmektedir. Bu mesele, İsveç’te yaşayan yabancı uyrukluların ülkede dürüst ve hukuka uygun bir şekilde, topluma ve toplumsal bütünlüğe zarar vermeden yaşayıp yaşamadıkları üzerindeki denetimin artırılmasıdır. Başka bir ifadeyle amaç, İsveç’te yaşayan göçmenlerin “iyi göçmenler” olmasını ve iyi göçmen olmayanların ülkeden çıkarılabilmesini sağlamaktır.
Tanımı Belirsiz Bir Ölçüt ile İdareye Geniş Bir Takdir Alanı Veriliyor
Yeni “iyi hâl şartı”, sivil toplum kuruluşları, akademi, Eşitlik Ombudsmanı ve Yasama Konseyi tarafından kapsamlı biçimde eleştirilmiştir. Eleştiriler, diğer hususların yanı sıra, gerçekte hangi şartların geçerli olduğunun ve “yetersiz davranış” sınırının nerede çizildiğinin belirsiz olması, öngörülebilirlik ve hukuki dayanak eksikliği, İsveç’te yaşayan bazı kişilere uygulanırken diğerlerine uygulanmayan bir davranış şartının eşitsizlik yaratması, ifadelerin nasıl değerlendirileceği ve yeni hükümlerin geçmişe dönük biçimde uygulanması üzerinde yoğunlaşmıştır. Aşağıdaki bölümlerde dile getirilen kaygıların bir kısmı ele alınmaktadır.
Yabancılar Kanunu’nun kendi metninde, “yetersiz davranış” hâlinin neleri kapsayabileceğine ilişkin açık bir tanım bulunmaması çeşitli açılardan sorunludur. Yasama Konseyinin de belirttiği üzere, bir kişinin yalnızca kanun metninden hareketle hangi davranışlarının kendisi açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceğini anlaması zorlaşmaktadır.
Bu durum, davranış değerlendirmesine tabi olan veya gelecekte tabi olabilecek kişiler bakımından gerçekte hangi kuralların geçerli olduğu konusunda belirsizlik yaratmaktadır. Kamu makamları ve mahkemeler açısından ise açık bir tanımın bulunmaması, münferit vakalar arasında ciddi yorum farklılıklarının ortaya çıkması riskini doğurmaktadır.
Bu durum aynı zamanda uygulamada sonuçları, hukukun asli kaynağı olan kanun metninden ziyade yasama hazırlık çalışmalarının belirleyeceği anlamına gelmektedir. Bu ise hukuk devletinin temel ilkeleri olan hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik bakımından soru işaretleri doğurmaktadır.
Gerçekte hangi durumların “yetersiz davranış” hâlini oluşturduğu ve herhangi bir eksikliğin kapsamı veya ağırlığının nasıl değerlendirileceği konusundaki belirsizlik de münferit vakalarda yapılacak orantılılık değerlendirmesini etkileyebilir. “Ortak toplumsal kurallara açıkça yetersiz düzeyde saygı göstermek” daha somut ifadelerle gerçekte ne anlama gelmektedir?
Orantılılık değerlendirmesi, kişinin İsveç’le olan bağlarının -aile bağları da dâhil olmak üzere- davranışlarındaki eksikliğin derecesiyle karşılaştırılmasını gerektirir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı, yalnızca getirilen sınırlamaların ulaşılmak istenen amaçla orantılı olması hâlinde sınırlandırılabilir.
İsveç İnsan Hakları Enstitüsü tarafından da ileri sürüldüğü üzere, yabancı bir kişinin İsveç’e taşınabilmesinin veya İsveç’te kalabilmesinin koşulu olarak “iyi hâl”e giderek daha fazla odaklanılması, bireyin özel hayat ve aile hayatı hakkını kullanabilmesi üzerinde orantısız sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle yeni düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından belirlenen asgari standardı karşılayıp karşılamadığı tartışmalıdır.
Aynı Davranış, Farklı Hukuki Sonuçlar: İfade Özgürlüğü ve Eşitlik Sorunu
Özellikle sivil toplum kuruluşları tarafından dile getirilen bir diğer kaygı, hangi ifadelerin yetersiz davranış değerlendirmesinde rol oynayabileceğinin kapsamının belirsiz olmasıdır.
Hükûmet, yasa tasarısında yalnızca hukuka aykırı tehdit veya etnik ya da ulusal bir gruba karşı kışkırtma gibi kanunen cezalandırılabilir ifadelerin tek başına yetersiz davranış örneği oluşturabileceğini belirtmektedir. Bununla birlikte, suç sayılmayan ifadelerin bir kişinin davranışlarına ilişkin genel değerlendirmeye dâhil edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmamıştır.
Son düzenlemeye karşı çıkanlara göre bu durum, örneğin siyasi açıdan hassas ifadeleri de potansiyel olarak kapsayabilir. Belirsizlik, İsveç’te yaşayan yabancı uyrukluların kanunla güvence altına alınan ifade özgürlüklerini kullanırken kendilerini kısıtlanmış hissetmelerine yol açabilir.
Yeni düzenleme ayrıca oturma izinleri Avrupa Birliği hukukuna dayanan kişileri, oturma izinleri ulusal hukuka dayanan kişilere kıyasla bu bakımdan daha avantajlı bir konuma getirmektedir. Ulusal hukuka dayalı izinlere örnek olarak çalışma gerekçesiyle verilen oturma izinleri veya Aile Birleşimi Direktifi’nin kapsamı dışında kalan kişilerle aile bağlarına dayanan izinler gösterilebilir.
Bu şekilde, yaşam biçimi ve davranışlara ilişkin beklentiler bakımından yalnızca İsveç vatandaşları ile vatandaş olmayan kişiler arasında değil, farklı yabancı uyruklu kategorileri arasında da ayrım yapılmaktadır.
Dolayısıyla aynı davranış, kişinin kim olduğuna bağlı olarak tamamen farklı sonuçlara yol açabilir. Bu durum, İsveç Anayasası’nın Birinci Bölümünün 9. maddesinde güvence altına alınan kanun önünde eşitlik ilkesi bakımından sorunludur.
“İyi Göçmen” Beklentisi, Göçü Kısıtlamanın Yeni Aracına Dönüşüyor
İsveç Yabancılar Kanunu’ndaki yeni iyi hâl şartı, mevcut hükûmetin mümkün olduğunca kısıtlayıcı bir göç politikası izleme çabasının bir başka yapı taşıdır.
Kısıtlayıcı politikanın birbiriyle bağlantılı iki amaca hizmet ettiği söylenebilir: Devletin daha fazla kişiyi İsveç’ten çıkarma kapasitesini artırmak ve İsveç’e gelmeyi düşünen kişilere, kişinin İsveç vatandaşı olup olmamasına göre farklı davranış standartlarının uygulandığı mesajını vermek. Bu durum, vatandaş olmayan kişinin hâlihazırda İsveç’te yaşadığı ve hatta uzun süredir ülkede bulunuyor olabileceği hâllerde de geçerlidir.
Basitçe ifade etmek gerekirse vatandaş olmayan kişilerden, davranışları bakımından İsveç vatandaşlarına kıyasla daha fazlası talep edilmektedir. Bununla birlikte, “yetersiz davranış”ın gerçekte ne anlama geldiği hâlâ açıklıktan oldukça uzaktır.
Bu tür siyasi önceliklerin verdiği mesajın etkisi küçümsenmemelidir. Aynı şekilde, bu yeni düzenlemenin ve aynı amacı taşıyan diğer düzenlemelerin orantılılık, öngörülebilirlik ve kanunilik gibi temel ilkeler bakımından yarattığı sorunlar da hafife alınmamalıdır.
Verilmek istenen mesaj muhtemelen tam olarak verilmiştir: İsveç artık geçmişte olduğu kadar misafirperver değildir. Hukuk devletinin temel ilkelerine yönelik ciddi sorunlara gelince, görünüşe göre devletin göçü kontrol etme ve azaltma yönündeki çıkarı şu anda diğer bütün kaygıların önüne geçmektedir.
NOT: Bu yazı, Verfassungsblog tarafından yayımlanan “The Good Migrant – The New “Good Conduct Requirement” in Swedish Migration Law” başlıklı makalenin tercümesidir. Orijinal içerik Verfassungsblog tarafından sağlanmıştır ve Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında burada yayımlanmaktadır.