Mecklenburg-Vorpommern’de AfD Birinci Oldu, CDU Parlamento Dışında Kaldı
AfD, Mecklenburg-Vorpommern seçimlerini yüzde 38,2 ile kazanırken CDU tarihinde ilk kez bir eyalet parlamentosunun dışında kaldı. Koalisyon ortağı bulamayan AfD hükûmet kuramasa da kritik kararları engelleyebilecek sandalye sayısına ulaştı; SPD’li Manuela Schwesig ise Sol Parti ve Yeşillerle görevini sürdürebilir.
Almanya’nın kuzeydoğusundaki Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde 20 Eylül’de yapılan seçimler, eyalet siyasetindeki dengeleri önemli ölçüde değiştirdi. Kesin olmayan resmî sonuçlara göre aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) oyların yüzde 38,2’sini alarak seçimi birinci sırada tamamladı. Eyalet başbakanı Manuela Schwesig’in Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ise yüzde 35,5 ile ikinci oldu. Sonuç AfD’ye seçim zaferini getirse de mevcut parlamento aritmetiği partinin hükûmeti kurmasını oldukça zorlaştırıyor.
Mecklenburg-Vorpommern Depremi: CDU Tarihinde İlk Kez Barajı Aşamadı
Seçimin en büyük kaybını Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yaşadı. Federal Başbakan Friedrich Merz’in partisi yüzde 4,9’da kalarak yüzde 5’lik seçim barajını geçemedi. CDU böylece Federal Almanya tarihinde ilk kez bir eyalet parlamentosunun dışında kaldı. Sol Parti yüzde 6,5, Yeşiller yüzde 5,7 oy alırken Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) yüzde 4,8 ile barajın hemen altında kaldı. FDP ise yüzde 1’de kaldı.
Kesin olmayan sonuçlara göre AfD, 2021’de aldığı yüzde 16,7’lik oyu iki kattan fazla artırdı. SPD ise beş yıl önceki yüzde 39,6’lık sonucunun yaklaşık dört puan gerisinde kaldı. Seçime katılım da yükseldi. 2021’de yüzde 70,8 olan katılım oranı bu kez yüzde 78,1’e çıktı. Bu aynı zamanda 16 ve 17 yaşındakilerin oy kullanabildiği ilk Mecklenburg-Vorpommern eyalet seçimi oldu.
Yeni eyalet parlamentosunda AfD’nin 32, SPD’nin 29, Sol Parti ile Yeşillerin ise beşer sandalyesi bulunuyor. Toplam 71 sandalyeli parlamentoda çoğunluk için 36 milletvekili gerekiyor. AfD bu sayıya tek başına ulaşamıyor. Parlamentoya giren diğer partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddetmesi nedeniyle partinin mevcut tabloda hükûmeti kurabileceği bir çoğunluk bulunmuyor.
Bununla birlikte AfD, 32 sandalyeyle parlamentonun üçte birinden fazlasını kontrol ediyor. Yasama süreçlerini bloke etmeye imkân tanıyacağı ifade edilen bu azınlık, partiye eyalet anayasa yargıçlarının seçimi gibi nitelikli çoğunluk gerektiren kararlarda engelleme imkânı veriyor. SPD, Sol Parti ve Yeşillerin hükûmet kurması hâlinde AfD parlamentodaki tek muhalefet partisi olacak.
SPD’li Schwesig İkinci Olmasına Rağmen Hükûmette Kalabilir
SPD açısından da mevcut SPD-Sol Parti hükûmetinin devamı mümkün değil. İki partinin toplam sandalye sayısı 34’te kalıyor. SPD ile Yeşiller de aynı sayıya ulaşıyor. Buna karşılık SPD, Sol Parti ve Yeşillerden oluşacak kırmızı-kırmızı-yeşil koalisyon 39 milletvekiliyle çoğunluğu sağlayabiliyor.
Bu nedenle seçim sonrasında öne çıkan hükûmet seçeneği Schwesig’in başbakanlığında üç partili bir koalisyon. Böyle bir anlaşmaya varılması hâlinde Mecklenburg-Vorpommern ilk kez üç partili bir eyalet hükûmeti tarafından yönetilecek. Schwesig seçim gecesi parlamentodaki “demokratik partilerle” görüşmeye hazır olduğunu açıkladı. Sol Parti de görüşmelere açık olduğunu belirtirken Yeşiller seçim kampanyasında kırmızı-kırmızı-yeşil hükûmet seçeneğini desteklemişti.
AfD yönetimi ise seçimden en fazla oyu alan parti olarak diğer partileri görüşmeye davet edeceğini açıkladı. AfD’nin eyalet başbakanlığına aday gösterdiği Leif-Erik Holm, partinin seçim sonucuyla hükûmeti kurma görevi aldığını savundu. Ama diğer partilerin AfD ile iş birliğini reddetmesi nedeniyle bu davetin hükûmet koalisyonuna dönüşmesini sağlayacak bir parlamento çoğunluğu görünmüyor.
Mecklenburg-Vorpommern’deki Greifswald Üniversitesinde partiler ve seçim davranışı üzerine çalışan siyaset bilimci Prof. Jochen Müller de sonucun yalnızca partiler arasındaki güç değişimiyle açıklanamayacağını düşünüyor. Müller, NDR’ye yaptığı değerlendirmede sonucu toplumdaki siyasi bölünmenin bir yansıması olarak yorumladı. SPD’nin seçim kampanyasındaki toparlanmasını ise özellikle Schwesig’in eyalet düzeyindeki kampanyasının federal SPD’den ayrışabilmesine bağladı, fakat CDU aynı ayrışmayı gerçekleştiremedi.
Müller, AfD’nin başarısının önemli unsurlarından birinin daha önce sandığa gitmeyen seçmenleri mobilize edebilmesi olduğunu belirtiyor. CDU açısından sonucu bir dönüm noktası olarak değerlendiren Müller’e göre federal siyasetteki olumsuz hava kadar kampanyanın giderek Schwesig ile AfD arasında bir yarışa dönüşmesi de CDU’nun görünürlüğünü azalttı.
Oylarını İkiye Katlayan AfD’yi Kimler Tercih Etti?
Mecklenburg-Vorpommern’deki AfD oylarına daha uzun bir zaman aralığından bakıldığında yükselişin düz bir çizgi izlemediği görülüyor. Parti 2016’daki eyalet seçiminde yüzde 20,8 ile CDU’yu geride bırakmış, 2021’de ise yüzde 16,7’ye gerilemişti. 2026’daki yüzde 38,2’lik sonuç bu nedenle partinin eyalette daha önce ulaştığı seviyelerin de oldukça üzerine çıktığını gösteriyor.
Infratest dimap araştırma kurumu tarafından yapılan seçmen geçişleri analizinde de artışın tek bir kaynaktan gelmediği görülüyor. Verilere göre AfD, SPD’den yaklaşık 45 bin, CDU’dan 28 bin net oy kazandı. Partinin önceki seçimde sandığa gitmeyen seçmenlerden elde ettiği yaklaşık 67 bin net oy da yükselişte önemli rol oynadı. SPD ise CDU’nun 2021 seçmenlerinden yaklaşık 25 bin net oy aldı.
Seçim sonuçlarına dair yapılan değerlendirmelerde oy tercihlerini anlamak için eyaletin sosyoekonomik yapısına da dikkat çekiliyor. Mecklenburg-Vorpommern Almanya’nın nüfus yoğunluğu en düşük eyaleti ve kırsal bölgeler geniş bir alan kaplıyor. Yaşlanan nüfus, nitelikli iş gücü eksikliği, kırsal bölgelerde sağlık ve kamu hizmetlerine erişim gibi konular uzun süredir eyalet siyasetinin gündeminde. Doğu ile Batı Almanya arasındaki gelir farkı son yıllarda azalsa da servet birikimindeki uçurum hâlâ büyük. Reuters’ın aktardığına göre 2023’te doğudaki ortalama net hane serveti, batıdaki seviyenin yaklaşık yarısında kaldı.
Mecklenburg-Vorpommern’daki Rostock Üniversitesinden siyaset bilimci Prof. Dr. Wolfgang Muno’ya göre CDU’nun seçimde yaşadığı kayıp yalnızca federal hükûmete yönelik memnuniyetsizlikle açıklanamaz. Süddeutsche Zeitung’da yayımlanan değerlendirmesinde Prof. Dr. Muno, CDU’nun eyalet teşkilatında son yıllarda sık sık liderlik değişikliğine gittiğini, 2024’te eyalet başkanlığına gelen ve seçime başbakan adayı olarak giren Daniel Peters ile ekibinin seçmenler arasında yeterince tanınmadığını söylüyor.
Oyların Yüzde 14’ü Sandalye Dağılımına Yansımadı
Partinin muhalefette de güçlü ve ayırt edilebilir bir profil oluşturamadığını belirten Muno, buna Başbakan Friedrich Merz’e yönelik düşük desteğin de eklendiğini ifade ediyor. Kampanyanın son haftalarda giderek Manuela Schwesig ile AfD arasındaki bir yarışa dönüşmesi de CDU’yu daha da geri plana itti. Muno’ya göre seçmenlerin büyük bölümü açısından temel soru kimin başbakan olacağına dönüştü ve CDU bu yarışın merkezine giremedi.
CDU ve BSW’nin yüzde 5 barajının hemen altında kalmasıyla birlikte kullanılan oyların yaklaşık yüzde 14’ü, yani 100 binden fazla oy, yeni eyalet parlamentosundaki sandalye dağılımına yansımadı. Muno, bu nedenle yüzde 5’lik seçim barajının yeniden tartışılabileceğini söylüyor. Ona göre yüksek baraj, küçük partilere oy vermek isteyen seçmenlerde oylarının boşa gideceği kaygısını artırabiliyor ve seçmen tercihinin parlamentoya tam olarak yansımasını engelleyebiliyor.
Muno, alternatif olarak yüzde 3’lük bir barajın düşünülebileceğini belirtiyor. Böyle bir değişiklik parlamentoda daha fazla partinin temsil edilmesini sağlayabilir. Ancak bunun koalisyonları daha karmaşık hâle getirebileceğini, üç veya daha fazla partiden oluşan hükûmetlerin ve azınlık hükûmetlerinin daha sık gündeme gelebileceğini de ekliyor. Yüzde 5 barajının temel gerekçelerinden biri parlamentonun aşırı parçalanmasını önlemek ve istikrarlı hükûmetlerin kurulmasını kolaylaştırmak olsa da Muno’ya göre mevcut siyasi tabloda bu sistem her zaman daha istikrarlı çoğunluklar üretmiyor.
SPD’nin Eyaletteki 28 Yıllık Birinciliği Sona Erdi
Seçimin tarihsel önemi yalnızca AfD’nin oy oranıyla sınırlı değil. Almanya’nın birleşmesinin ardından 1990’da kurulan Mecklenburg-Vorpommern’de ilk hükûmeti CDU ve FDP oluşturdu. 1994’te CDU-SPD büyük koalisyonu yönetime geldi. 1998’de ise SPD, Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) ile koalisyon kurarak Almanya’da PDS’nin katıldığı ilk eyalet hükûmetini oluşturdu.
SPD o tarihten bu yana eyalet başbakanlığını elinde tutuyor. Harald Ringstorff ve Erwin Sellering’in ardından Manuela Schwesig 2017’de başbakan oldu. 2006 ile 2021 arasında SPD-CDU koalisyonları, 2021’den bu yana ise SPD-Sol Parti hükûmeti görev yaptı. AfD’nin 2026’da birinci sıraya yükselmesi, SPD’nin 1998’den beri sürdürdüğü seçim birinciliğini de sona erdirdi.
Eyaletin federal siyaset açısından sembolik önemi de bulunuyor. Eski Başbakan Angela Merkel uzun yıllar Federal Mecliste Mecklenburg-Vorpommern’deki Stralsund ve Rügen çevresini temsil etti. CDU’nun Merkel ile özdeşleşen bu eyalette yüzde 5 barajının altında kalması bu nedenle parti açısından yalnızca oy oranları açısından bir seçim yenilgisi olarak görülmüyor.
Sonuç Başbakan Friedrich Merz üzerindeki baskıyı da artırdı. AfD, Saksonya-Anhalt’ın ardından kısa süre içinde ikinci kez bir eyalet seçiminden birinci parti olarak çıktı. CDU ise Mecklenburg-Vorpommern’de savaş sonrası tarihinin en düşük eyalet seçim sonuçlarından birini aldı. Bundan sonraki sürecin merkezinde SPD, Sol Parti ve Yeşillerin üçlü koalisyon için ortak bir program üzerinde uzlaşıp uzlaşamayacağı yer alacak. (P)