“Batı Medeniyeti” Fonu: Trump’tan Avrupa Sağına Milyonlarca Dolarlık Destek Planı
Trump yönetimi, Avrupa’daki sağ ve muhafazakâr medya ve sivil toplum kuruluşlarına milyonlarca dolar aktarmaya hazırlanıyor. Göç, ulusal egemenlik ve “Batı kimliği” gibi başlıklara ayrılan fonlar, Avrupa’da seçimlere dış müdahale tartışmasına yol açtı.
ABD Dışişleri Bakanlığının Avrupa’daki sivil toplum faaliyetleri için duyurduğu yaklaşık 5 milyon dolarlık program, ulusal egemenlik, göç, ifade özgürlüğü, “hukukun siyasi amaçlarla kullanılması” ve Batı kimliği gibi başlıklardaki çalışmaları desteklemeyi amaçlıyor. Demokrasi ve insan hakları bütçesinden karşılanacak program, Trump yönetiminin Avrupa’daki kuruluşlara yönelik daha geniş finansman planının bir parçasını oluşturuyor.
Fonu Oluşturan 25 Milyon Doların 4 Milyonu Medya Faaliyetlerine Ayrıldı
ABD Dışişleri Bakanlığı, 13 Temmuz’da “Avrupa’da Medeniyet Bağlarının, Demokratik Dayanıklılığın ve Hukukun Üstünlüğünün Geliştirilmesi” başlıklı yeni bir fon programını ilan etmişti. Ancak ilk açıklanan 5 milyon dolardan daha büyük bir miktarın hazırlandığı haberlere yansıdı. Reuters’ın 31 Ağustos tarihli haberine göre, Trump yönetimi Avrupa’da muhafazakâr gündemler doğrultusunda çalışan sivil toplum ve medya kuruluşlarına en az 25 milyon dolar sağlamayı planlıyor. Bu rakam tek bir fonun bütçesini değil, birden fazla destek programının toplamını ifade ediyor.
Ajansın aktardığına göre temmuz ve ağustos aylarında yayımlanan üç açık başvuru çağrısıyla yaklaşık 10 milyon dolarlık kaynak duyuruldu. Buna en az 15 milyon dolarlık ek finansman planının eklenmesiyle Avrupa bağlantılı çalışmalar için öngörülen toplam tutar en az 25 milyon dolara ulaşıyor. Dışişleri Bakanlığının 21 Ağustos’ta Kongreye bildirdiği medya destekleri de bu ek finansmanın içinde yer alıyor.
Medya ve gazetecilik faaliyetleri için planlanan toplam 4 milyon doların 3 milyonu, Avrupa’daki “demokratik gerilemeyi” kitlesel ve yasa dışı göç, bağımsız medyanın durumu ve uluslar üstü kurumların yasama gündemleri üzerinden inceleyecek bir programa ayrılıyor. Kalan 1 milyon dolar ise ulusal egemenlik, doğal haklar ve din özgürlüğü konularını ele alacak bağımsız gazetecilerden oluşan bir konsorsiyum için öngörülüyor. Hangi kuruluşların veya gazetecilerin destekleneceği henüz açıklanmış değil.
Dışişleri Bakanlığı, programların siyasi partileri finanse etmediğini ve Avrupa’da demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğünü desteklemeyi amaçladığını belirtiyor.
Yaklaşık 5 Milyon Dolarlık Açık Çağrı Neleri Kapsıyor?
Dışişleri Bakanlığının 13 Temmuz’da ilan ettiği programın bütçesi 4 milyon 932 bin 500 dolar. Haberde yaklaşık 5 milyon dolar olarak anılan tutar bu programa ait; medya için öngörülen 4 milyon dolarlık destekten ayrı bir kalem. Program kapsamında, toplam bütçe sınırları içinde iki veya üç projenin desteklenmesi planlanıyor. Proje başına verilebilecek hibe 1 milyon ile 3 milyon dolar arasında değişiyor. ABD’de veya başka ülkelerde kayıtlı sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve şirketlerin başvurabildiği çağrının son başvuru tarihi 12 Ağustos’tu. Başvuru süresi sona ermiş olsa da desteklenecek kuruluşların adları henüz kamuoyuna açıklanmadı.
Resmî çağrı metninde, Avrupa’daki bazı hükûmetlerin ve uluslar üstü kurumların aşırı bürokratik müdahalelerle ulusal egemenliği ve demokratik tercihleri zayıflattığı savunuluyor. Nefret söylemi yasaları, çevrim içi içerik düzenlemeleri, medya denetimi ve siyasi amaçlarla yürütüldüğü ileri sürülen davalar, desteklenecek çalışmaların konuları arasında sıralanıyor.
Araştırmaların yanı sıra konferanslar, kültürel etkinlikler, dava takibi, hukuki eğitimler ve ülkeler arası sivil toplum ağları da desteklenebilecek. Hibeyi alan ana kuruluşlar, kaynağın bir bölümünü alt hibeler yoluyla başka gruplara aktarabilecek.
Program, ABD Dışişleri Bakanlığının uygulama sürecine katılımını öngören bir “iş birliği anlaşması” olarak tasarlandı. Bakanlık etkinliklerin konusu, yeri ve katılımcılarının belirlenmesine katılabilecek; araştırma yöntemlerini onaylayabilecek ve yayımlanacak taslaklara görüş verebilecek.
Çağrı metni, bütün faaliyetlerin partiler üstü yürütülmesini, demokratik siyasi partilere adil yaklaşılmasını ve seçim sonuçlarını etkilemeye yönelik girişimlerde bulunulmamasını da şart koşuyor.
Buna karşılık, ProPublica’ya konuşan eski Dışişleri Bakanlığı çalışanları, muhafazakâr ve göç karşıtı çevrelerle bağlantılı kuruluşlara kaynak sağlanmasını kurumun önceki yardım uygulamalarından belirgin bir uzaklaşma olarak değerlendiriyor. Habere göre kurum, geçmişte ağırlıklı olarak baskıcı yönetimler altında çalışan insan hakları savunucularına ve hak ihlallerinin belgelenmesine destek veriyordu.
Britanya’daki Kuruluşlara Yönelik Hibe Teklifleri
Açık başvuru programlarının yanı sıra, belirli kuruluşlara başvuru rekabeti olmaksızın verilmesi planlanan hibeler de gündeme geldi. Bu teklifler farklı tarihlerde haberleştirildi ve hepsi kesinleşmiş desteğe dönüşmedi.
The Guardian’ın 17 Temmuz’da haberleştirdiği Amerikan Kongresi bildirimine göre, Dışişleri Bakanlığı, eski Brexit Bakanı Jacob Rees-Mogg ile Radomir Tylecote tarafından kurulan 878 adlı düşünce kuruluşuna 7 milyon dolar vermeyi planlıyordu. Teklif, kitlesel göç, sansür, hukukun siyasi amaçlarla kullanılması ve uluslar üstü yönetim gibi konuları Batı medeniyetine yönelik ortak tehditler olarak ele alan çalışmaları desteklemeyi öngörüyordu. Ancak ProPublica’nın aktardığına göre bu teklif, Kongredeki itirazların ardından geri çekildi.
Toby Young’ın kurduğu Free Speech Union’ın uluslararası yapılanması için de 5 milyon dolarlık bir hibe öngörüldü. Bu tutar, bütün uygun kuruluşların başvurabildiği yaklaşık 5 milyon dolarlık açık çağrıdan ayrı bir teklifti. Kaynağın, dijital platformlardan çıkarılan kişilere destek verilmesi ve internet güvenliği ile nefret söylemi yasalarına karşı çalışmalar yürütülmesi için kullanılması planlandı. Free Speech Union International, temmuz ayında haberlerin yayımlandığı sırada henüz resmî başvuru yapmadığını ve kendisine hibe verilmediğini açıkladı.
Eski Brexit kampanyası yöneticileriyle bağlantılı Jobs Foundation için ise 3 milyon dolarlık destek düşünüldü. “Amerikan Yatırımlarını Geliştirmek İçin Aşırı Düzenlemelerle Mücadele” adlı program kapsamında değerlendirmeye alındığını doğrulayan kuruluş, henüz ödeme aldığını bildirmedi.
Bu rakamlar, kuruluşlara yapılmış ödemeleri değil, haberleştirildikleri tarihlerdeki hibe tekliflerini gösteriyor. Özellikle geri çekilen 7 milyon dolarlık teklif, yürürlükteki bir destek olarak değerlendirilemiyor.
Münih’teki “Avrupa Medeniyeti Çöküyor” Söylemi, Devlet Politikasına Dönüştü
Fon çağrısında yer verilen göç, ifade özgürlüğü ve ulusal egemenlik başlıkları, Trump yönetiminin önceki Avrupa açıklamalarında da bulunuyor. Başkan Yardımcısı JD Vance, Şubat 2025’te Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa için en fazla kaygı duyduğu tehdidin Rusya veya Çin’den değil, “içeriden” geldiğini söylemişti. Vance, Avrupa hükûmetlerini ifade özgürlüğünü kısıtlamakla, göç konusundaki halk tepkisini görmezden gelmekle ve bazı siyasi hareketleri demokratik sürecin dışında tutmakla suçlamıştı.
Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Samuel Samson da “Avrupa’da Medeniyet Müttefiklerine İhtiyaç” başlıklı yazısında, transatlantik ilişkinin ortak Batı ve Hristiyanlık mirasına dayanması gerektiğini savundu. Samson, kitlesel göçü, dijital içerik düzenlemelerini ve yetkinin AB kurumlarında toplanmasını eleştirdi.
Aralık 2025’te yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ise göç, düşük doğum oranları, ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar ve ulusal kimlik kaybı, Avrupa’nın “medeniyet olarak silinmesi” tehlikesiyle ilişkilendirildi. Amerikan politikasının hedefleri arasında, Avrupa ülkelerinde kıtanın mevcut yönüne karşı “direnişi geliştirmek” de sayıldı.
Avrupa Birliği, Washington’ın dijital düzenlemelere yönelik sansür suçlamalarını reddediyor. AB, Dijital Hizmetler Yasası’nın sosyal medya şirketlerinin içerik kararlarında şeffaflığı artırdığını, kaldırılan içerikler için gerekçe sunulmasını ve kullanıcıların kararlara itiraz edebilmesini sağladığını belirtiyor.
Almanya’dan Müdahale Uyarısı, Fransa’ya Program Dışı Bırakma Kararı
Finansman planları, Avrupa’da seçimlere dış müdahale tartışmasına yol açtı. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, temmuz ayında Amerikan hükûmetinin veya ona yakın kuruluşların Alman seçimlerine müdahale etmesini istemediğini söyledi. Merz’in açıklaması, Amerikan desteğinin AfD’ye yakın çevrelere yarayabileceği tartışmaları sırasında geldi.
Reuters’ın 10 Eylül tarihli haberine göre, Washington, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde dış müdahale suçlamalarıyla karşılaşma kaygısıyla Fransız kuruluşlarını yaklaşık 5 milyon dolarlık açık programın dışında bırakmaya karar verdi. Haberde aktarılan karar bu başvuru programına ilişkin; Avrupa’ya yönelik bütün Amerikan desteklerinin Fransa açısından durdurulduğu anlamına gelmiyor. Dışişleri Bakanlığı, Fransız kuruluşlarının dışlandığını resmen doğrulamadı ve programların değerlendirme aşamasında olduğunu belirtti.
Washington ile Marine Le Pen’in aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisi arasındaki temaslar da daha önce tartışma yaratmıştı. Reuters’ın Haziran 2025’te yayımladığı habere göre, Samson başkanlığındaki Amerikan heyeti, parti yöneticileriyle görüşerek Le Pen’e kamuoyu önünde verilebilecek desteği ele aldı. Haberde, parti temsilcilerinin Amerikan desteğinin seçimlerde ters tepebileceği gerekçesiyle mesafeli davrandığı aktarıldı. Amerikalı bir yetkili görüşmeyi doğruladı, ancak bir destek teklifinin reddedildiği anlatımına itiraz etti.
Fransa’da yabancı müdahaleye ve çevrim içi bilgi manipülasyonuna karşı yeni düzenlemeler de hazırlanıyor. 22 Temmuz’da Senatoya sunulan yasa tasarısı, yanlış haberler veya hileli yöntemlerle seçmeni etkilemeye ilişkin cezayı bir yıldan üç yıl hapse, 15 bin avrodan 45 bin avroya yükseltmeyi öngörüyor. Eylemin yabancı bir devletin veya yabancı denetimindeki bir kuruluşun çıkarına gerçekleştirilmesi hâlinde ağırlaştırılmış ceza hükümlerinin uygulanması da tasarıda yer alıyor.