İngiltere

Üç Ulusalcı Hareket Birleşti: Peki Birleşik Krallık Dağılabilir mi?

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki bağımsızlık yanlısı partiler, Cardiff’te imzaladıkları mutabakatla halkların kendi siyasi geleceklerini belirleme hakkı için ortak hareket etme kararı aldı. Hedefleri ve izledikleri hukuki yollar farklı olsa da SNP, Plaid Cymru ve Sinn Féin’in buluşması, Birleşik Krallık’ın geleceğine ilişkin tartışmaların artık daha koordineli yürütüleceğini gösteriyor.

Üç Ulusalcı Hareket Birleşti: Peki Birleşik Krallık Dağılabilir mi?
Cardiff’te bir araya gelen SNP, Plaid Cymru ve Sinn Féin, Birleşik Krallık’ın anayasal geleceğine ilişkin taleplerini ortak bir mutabakatla gündeme taşıdı. | Fotoğraf: Edward Crawford - Shutterstock.

İskoçya’nın bağımsızlığını savunan merkez sol İskoç Ulusal Partisi (SNP), Galler’in bağımsızlığını hedefleyen merkez sol milliyetçi Plaid Cymru ve Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesini isteyen sol eğilimli ve cumhuriyetçi parti Sinn Féin, 14 Eylül’de Galler’in başkenti Cardiff’te bir araya gelerek anayasal değişim talepleri konusunda iş birliğini artırma kararı aldı.

“Westminster Dönemi Artık Sona Eriyor”

Üç parti, halkların kendi siyasi geleceklerini belirleme hakkını vurgulayan bir mutabakat imzaladı ve Birleşik Krallık hükûmetinden olası anayasal değişiklikleri engellemek yerine bunlara hazırlanmasını ve demokratik süreçleri kolaylaştırmasını istedi. Metinde, Birleşik Krallık Parlamentosunun bulunduğu yere atıfla ülkenin iki baskın partili siyasi sistemini adlandırmak için kullanılan kavrama atıfla durum tespiti yapıldı: “Westminster dönemi sona ermeye başladı.”

Beraber hareket etmelerine rağmen üç parti, aynı anayasal hedefi izlemiyor. SNP bağımsız bir İskoçya, Plaid Cymru bağımsız bir Galler, Sinn Féin ise Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık’tan ayrılarak İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesini amaçlıyor. Ortak paydalarını kendi kaderini tayin hakkına, demokratik anayasal değişime ve Avrupa ile daha yakın ilişkilere yaptıkları vurgu oluşturuyor.

Euronews’ün haberine göre, görüşmeye İskoçya Başbakanı ve SNP lideri John Swinney, Galler Başbakanı ve Plaid Cymru lideri Rhun ap Iorwerth, Kuzey İrlanda Başbakanı ve Sinn Féin Genel Başkan Yardımcısı Michelle O’Neill ile Sinn Féin Genel Başkanı Mary Lou McDonald katıldı. Ancak üç başbakan toplantıya hükûmetleri adına değil, partilerinin temsilcileri olarak katıldı. Bu ayrım özellikle Kuzey İrlanda için önemli; çünkü Sinn Féin’li O’Neill iktidarı Birleşik Krallık yanlısı Demokratik Birlik Partisi (DUP) ile paylaşıyor ve dört liderim imzaladığı ortak mutabakat Kuzey İrlanda hükûmetinin ortak politikası değil.

Toplantıda ekonomi, enerji ve uluslararası iş birliği gibi alanlarda daha düzenli ortaklık kurulması da ele alındı. Dört parti liderinin Cardiff’teki buluşması, anayasal değişimi savunan üç hareket arasındaki siyasi dayanışmanın ötesinde daha kalıcı bir ilişki kurma girişimi olarak sunuldu.

Galler’deki İktidar Değişimi Ortaklığı Güçlendirdi

Cardiff buluşmasının önünü açan gelişmelerden biri Galler’de yaşandı. Plaid Cymru, Mayıs 2026’daki Galler Parlamentosu seçimlerinde en büyük parti hâline geldi ve lideri Rhun ap Iorwerth başbakan seçildi. Böylece 1999’da bugünkü özerk yönetimin kurulmasından bu yana ilk kez İşçi Partisi dışından bir siyasetçi Galler hükûmetinin başına geçti. 96 sandalyeli Senedd’de 43 sandalye kazanan Plaid Cymru azınlık hükûmeti kurdu.

Sonuç, Birleşik Krallık açısından da dikkat çekici bir tablo ortaya çıkardı. İskoçya’da bağımsızlık yanlısı SNP’den Swinney, Galler’de Plaid Cymru’dan ap Iorwerth ve Kuzey İrlanda’da birleşme yanlısı Sinn Féin’den O’Neill aynı anda üç özerk yönetimin başındaki isimler oldu. Cardiff toplantısı da anayasal değişim isteyen partilerin bu yeni siyasi konumlarını ortak bir mesaj vermek için kullandıkları ilk önemli buluşmalardan biri oldu.

Toplantıdan birkaç gün önce ise İşçi Partili Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham’ın sözleri İskoç bağımsızlığı tartışmasını yeniden gündeme taşımıştı. 9 Eylül’de SNP milletvekili Chris Law, parlamentoda Burnham’a Kuzey İrlanda’da anayasal statüyü değiştirecek bir referandum için yasal mekanizma bulunduğunu, ama İskoçya’da hangi koşullarda yeni bir bağımsızlık referandumu yapılabileceğinin belirsiz olduğunu söyledi.

Kuzey İrlanda’daki sistem 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması ve ilgili yasalarla düzenleniyor. Buna göre Kuzey İrlanda’dan sorumlu Birleşik Krallık bakanı, seçmenlerin çoğunluğunun İrlanda ile birleşmeyi desteklemesinin muhtemel olduğu kanaatine ulaşırsa referandum düzenlemek zorunda. Bunun hangi anket, seçim sonucu veya başka göstergelerle belirleneceği ise kesin olarak tanımlanmıyor.

Burnham, parlamentodaki yanıtında kamuoyunun açık biçimde değişmesi hâlinde Kuzey İrlanda’daki referandum ihtimalinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi ve ardından İskoçya için de durumun “aynı” olduğunu belirtti. Şu anda ikinci İskoç bağımsızlık referandumu lehine yeterli destek görmediğini, ama şartların değişmesi durumunda konunun yeniden ele alınabileceğini ima etti.

Londra’nın politikasının değişebileceği beklentisi de buradan doğdu. Burnham daha önce ikinci İskoç referandumunun “gündem dışı” olduğunu söylemişti. Yeni sözleri ise, İskoçya’da açık bir çoğunluk oluşursa Londra’nın referanduma izin verebileceği şeklinde yorumlandı. SNP lideri Swinney açıklamayı olumlu karşılayarak Burnham’dan, Kuzey İrlanda’dakine benzer biçimde referandumun hangi koşullarda yapılacağını önceden belirleyen bir mekanizma oluşturmasını istedi.

Trump’ın İrlanda Açıklaması Tartışmaya Eklendi

Aynı hafta ABD Başkanı Donald Trump da Dublin ziyareti sırasında İrlanda’nın birleşmesi tartışmasına katıldı. Reuters’ın haberine göre, İrlanda Başbakanı Micheál Martin ile görüşen Trump birleşik bir İrlanda görmek istediğini ve bunun sonunda gerçekleşeceğine inandığını söyledi; ancak Birleşik Krallık’ın da süreçte söz sahibi olacağını kabul etti. Birleşik Krallık hükûmeti Trump’ın açıklamasının ardından politikasının değişmediğini bildirdi ve referandumun ancak Hayırlı Cuma Anlaşması ile mevcut yasadaki koşullar oluşursa gündeme gelebileceğini belirtti.

Politico’nun aktardığına göre, Cardiff’teki liderler, başka birçok konuda karşı çıktıkları Trump’ın desteğini temkinli karşıladı. Sinn Féin Genel Başkanı Mary Lou McDonald, açıklamayı ABD’de uzun süredir var olan İrlanda’nın birleşmesine yönelik sempatiyle ilişkilendirdi. SNP lideri Swinney ise yeni bir referandum yapılırsa İskoçların bağımsızlığı seçeceğini savunarak Burnham’ın “Birleşik Krallık’ın son başbakanı” olabileceğini ileri sürdü.

Birleşik Krallık’ın Üç Farklı Tarihi

Üç ülkenin talepleri, Birleşik Krallık’ın farklı dönemlerde oluşmuş yapısına dayanıyor. Galler 16. yüzyılda İngiltere’nin hukuk ve yönetim sistemine dâhil edildi. İskoçya ise ayrı bir krallık olarak varlığını sürdürürken 1707’de İngiltere ile birleşerek Büyük Britanya Krallığı’nı oluşturdu ve kendi hukuk sistemi gibi bazı kurumlarını korudu.

İrlanda’nın katılımıyla 1801’de birlik genişledi. Ama bağımsızlık mücadelesi ve adanın bölünmesinin ardından İrlanda’nın büyük bölümü 1922’de Birleşik Krallık’tan ayrılırken Kuzey İrlanda birlik içinde kaldı. Sinn Féin’in bugünkü amacı da Kuzey İrlanda’yı bağımsız bir devlet yapmak değil, adanın iki siyasi bölümünü birleştirmek.

1990’ların sonundan itibaren uygulanan yetki devri sistemiyle İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda kendi parlamentolarına ve hükûmetlerine kavuştu. Bugün sağlık, eğitim ve tarım gibi birçok konuda kendi yasalarını çıkarabiliyorlar. Ama yetkiler eşit değil. Örneğin polis ve adalet İskoçya ile Kuzey İrlanda’ya devredilmişken Galler’de büyük ölçüde Londra’nın kontrolünde. Plaid Cymru da bu alanların Cardiff’e devredilmesini istiyor.

Referandum Talebinde Farklı Yollar

İskoçya, üç bölge arasında bağımsızlık referandumu konusunda en yakın deneyime sahip olanı. 2014’te Londra ile Edinburgh arasındaki anlaşmayla yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 55,3’ü bağımsızlığa karşı, yüzde 44,7’si ise lehte oy kullandı.

Brexit sonrasında SNP ikinci referandum talebini yeniden gündeme getirdi. Ancak Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi 2022’de İskoç Parlamentosunun Londra’nın onayı olmadan tek taraflı referandum yasası çıkaramayacağına hükmetti. Bu nedenle yeni bir oylama için Londra ile siyasi anlaşma hâlâ en açık hukuki yol. Swinney liderliğindeki SNP, ikinci referandumun önümüzdeki beş yıl içinde yapılmasını istiyor.

BBC’nin aktardığına göre, Galler’de Plaid Cymru daha aşamalı bir strateji izliyor. Parti bağımsızlığı uzun vadeli hedef olarak korurken ilk hükûmet döneminde referandum düzenlemeyi planlamıyor. Ap Iorwerth öncelikle bağımsızlığa desteği artırmak, Galler kurumlarını güçlendirmek ve Londra’dan daha fazla yetki almak istiyor.

Sinn Féin’in durumu ise farklı; çünkü Kuzey İrlanda için referandum yolu zaten yasada bulunuyor. Kuzey İrlanda’dan sorumlu bakan, çoğunluğun birleşik İrlanda’yı desteklemesinin muhtemel olduğu sonucuna varırsa oylama düzenlemek zorunda. Ama bunun hangi göstergelerle belirleneceği belirsizliğini koruyor. Sinn Féin bu nedenle Londra ve Dublin’in hazırlıklara şimdiden başlamasını istiyor. Parti lideri Mary Lou McDonald birleşme referandumunun 2030’a kadar yapılmasını beklerken, Kuzey İrlanda Başbakanı Michelle O’Neill de iki hükûmete planlama çağrısında bulunuyor. Birleşmenin gerçekleşebilmesi için ayrıca İrlanda Cumhuriyeti’nde düzenlenecek bir referandumda da onay alınması gerekiyor.

Yakın Vadede Birleşik Krallık’ın Bölünmesi Ne Kadar Gerçekçi?

Cardiff’te verilen ortak görüntüye rağmen, üç bölgenin kısa vadede anayasal değişime ulaşma ihtimali aynı değil. Financial Times’ın analizine göre İskoçya’da bağımsızlık desteği uzun süredir yaklaşık yarı yarıya seyrediyor. Mart 2026’da Ipsos’un kararsızlar dışarıda bırakıldığında ölçtüğü anketin sonuçları da yüzde 51 “evet”, yüzde 49 “hayır” ile bu bölünmüş tabloyu gösteriyordu.

Galler’de Plaid Cymru’nun iktidara gelmesi bağımsızlık fikrini daha görünür hâle getirdi ama Guardian’ın değerlendirmelerinde de vurgulandığı üzere, Cardiff yönetiminin kısa vadeli önceliği bağımsızlık oylamasından çok yetkileri genişletmek ve toplumsal desteği büyütmek.

Kuzey İrlanda ise diğer iki bölgeden farklı olarak zaten yasal bir referandum mekanizmasına sahip. Buna karşılık Irish Times gazetesinin analizine göre birleşmeye yönelik destek henüz açık bir çoğunluğa ulaşmadı.  Bu nedenle Cardiff buluşması, İskoçya’nın bağımsızlığının, Galler’in Birleşik Krallık’tan ayrılmasının veya İrlanda’nın birleşmesinin yakın olduğu anlamına gelmiyor. Buluşma daha çok, farklı hukuki yollara ve toplumsal destek düzeylerine sahip üç anayasal hareketin Londra üzerindeki baskıyı daha koordineli yürütmeye başladığını gösteriyor. Ortak mesajları ise anayasal geleceğin yalnızca Londra’daki siyasetçiler tarafından belirlenemeyeceği. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler