“Kuzeyin Kralı”: İngiltere’nin Son 10 Yıldaki 7. Başbakanı Andy Burnham Oldu
Keir Starmer’ın parti içindeki desteğini kaybederek istifa etmesinin ardından İşçi Partisi liderliğine seçilen Andy Burnham, Birleşik Krallık’ın son on yıldaki yedinci başbakanı oldu. Manchester’daki yerel yönetim tecrübesiyle öne çıkan Burnham’ı şimdi ekonomik durgunluk, Reform UK’nin yükselişi, Avrupa ile ilişkiler ve Gazze politikası gibi zorlu başlıklar bekliyor.
Andy Burnham’ın 20 Temmuz’da başbakanlık konutu 10 Downing Street’e gelişi, yaklaşık otuz yıllık siyasi kariyerinin zirve noktası oldu. Keir Starmer’ın aynı gün Kral III. Charles’a istifasını sunmasının ardından Burnham hükûmeti kurmakla görevlendirildi. Böylece Burnham, Birleşik Krallık’ın son on yıl içindeki yedinci başbakanı oldu.
56 yaşındaki Burnham göreve bir genel seçim kazanarak gelmedi. Birleşik Krallık’ın parlamenter sisteminde hükûmet, parlamentonun seçilmiş alt kanadı olan Avam Kamarasındaki çoğunluğa dayanıyor. İşçi Partisi burada çoğunluğu koruduğu için Burnham erken seçime gitmeden başbakan oldu.
Keir Starmer’ı Görevden Ayrılmaya Götüren Süreç
Kısa süre önce istifa eden Keir Starmer, Temmuz 2024 genel seçiminde İşçi Partisini büyük bir parlamento çoğunluğuyla iktidara taşımıştı. Ama hayat pahalılığı, düşük ekonomik büyüme, kamu hizmetlerindeki sorunlar, sosyal yardım politikalarında yaşanan geri adımlar ve hükûmetin siyasi yönündeki belirsizliğe ilişkin eleştiriler kısa sürede partiye verilen desteği aşındırdı.
Mayıs 2026’daki yerel seçimlerde İşçi Partisi ağır kayıplar yaşarken Nigel Farage’ın liderliğindeki aşırı sağ parti Reform UK özellikle İngiltere’nin kuzeyinde ilerledi. Reuters’ın aktardığına göre seçimlerin ardından İşçi Partili milletvekillerinin yaklaşık dörtte biri Starmer’ın ayrılmasını istedi. Burnham’ın Makerfield ara seçiminde oyların yüzde 54,8’ini alarak Avam Kamarasına dönmesi de liderlik tartışmasını hızlandırdı. Parti grubundaki desteğini kaybeden Starmer, 22 Haziran’da İşçi Partisi liderliğinden ve başbakanlıktan ayrılacağını açıklamıştı.
İşçi Partisinin İçinden Yetişen Bir Siyasetçi Olarak Andy Burnham
Andy Burnham 1970’te Liverpool yakınlarındaki Aintree’de doğdu, Cheshire’daki Culcheth kasabasında büyüdü. Babası telefon teknisyeni, annesi bir aile sağlığı merkezinde resepsiyon görevlisiydi. Madenciler grevinin ve Margaret Thatcher dönemindeki toplumsal çatışmaların etkili olduğu yıllarda, henüz 15 yaşındayken İşçi Partisine katıldı.
Cambridge Üniversitesi’nde İngiliz dili ve edebiyatı okuyan Burnham, kısa süre gazetecilik yaptı. Siyasete İşçi Partili milletvekili Tessa Jowell’ın parlamento asistanı olarak girdi; ardından Tony Blair’in liderlik kampanyasında ve partinin 1997 seçim hazırlıklarında görev aldı. Burnham, 2001’de Leigh milletvekili seçildi. Blair ve Brown hükûmetlerinde çeşitli görevler üstlendikten sonra Hazine Baş Sekreteri, Kültür Bakanı ve Sağlık Bakanı oldu. Sağlık Bakanlığı döneminde sosyal bakım hizmetlerinin NHS ile daha yakın çalışmasını savundu.
Burnham’ın kuzeybatı İngiltere’de tanınmasında Hillsborough faciası da önemli bir yer tuttu. 1989’da Sheffield’daki Hillsborough Stadı’nda yaşanan izdihamda 97 Liverpool taraftarı hayatını kaybetmiş, kurban yakınları uzun yıllar boyunca polisin ve kamu kurumlarının sorumluluğunun kabul edilmesi için mücadele etmişti. Kültür Bakanıyken kurban yakınlarının yeni soruşturma talebini destekledi ve hükûmet belgelerinin yeniden incelenmesine katkı sağladı. Bu tutum, Liverpool çevresinde mağdur ailelerin yanında duran bir siyasetçi olarak tanınmasını sağladı.
Burnham’ın Daha Önceki İki Başarısız Liderlik Girişimi
Burnham, İşçi Partisi liderliğine ilk kez 2010 genel seçim yenilgisinden sonra aday oldu. Gordon Brown’ın ayrılmasıyla başlayan yarışı Ed Miliband kazandı; Burnham ise dördüncü sırada kaldı. Buna rağmen muhalefetin bakanlıklara karşılık gelen politika ekibi olan gölge kabinede sağlık politikalarından sorumlu oldu.
İkinci liderlik girişimi 2015’te geldi. Burnham başlangıçta yarışın öne çıkan adaylarından biri olarak görülüyordu. Kampanyasında NHS, sosyal bakım, bölgesel eşitsizlikler ve bütçe disiplini üzerinde durdu. Ancak İşçi Partisi üyeleri arasında kemer sıkma politikalarına ve parti merkezine karşı büyüyen tepki, desteğin Jeremy Corbyn’in kampanyasına yönelmesini sağladı.
Burnham, Corbyn’in liderliğinde bir süre gölge İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Parti içinde Corbyn’i destekleyen ve ona karşı çıkan milletvekilleri arasındaki rekabette açık bir kopuş yerine uzlaşma çağrısı yaptı. The Guardian’ın haberine göre 2016’daki toplu gölge kabine istifalarına katılmamış ve partinin seçilmiş liderini görevden uzaklaştırmaya yönelik bir girişimde yer almayacağını söylemişti. Ancak aynı dönemde parlamentodan ayrılıp yeni oluşturulan Greater Manchester Belediye Başkanlığına aday olmaya karar verdi.
Andy Burnham’ın Manchester’daki Popülerliği
Burnham 2017’de Greater Manchester’ın doğrudan seçilen ilk belediye başkanı oldu. Belediye başkanlığının ilk haftalarında Manchester Arena saldırısı yaşandı. 22 Mayıs 2017’de bir konser çıkışında DAEŞ yanlısı bir kişi tarafından düzenlenen bombalı saldırıda 22 kişi hayatını kaybetti. Burnham, saldırının ardından yapılan anma törenlerine katıldı, Müslüman topluluklara yönelen suçlamalara karşı çıktı ve belediyeler, polis, sağlık kurumları ve sivil toplum kuruluşları arasındaki koordinasyonda görünür rol üstlendi.
Burnham döneminde Greater Manchester’daki otobüsler, 1980’lerdeki özelleştirmelerin ardından yeniden yerel kamu denetimine alındı. Ücretlere üst sınır getirildi; otobüs, tramvay ve diğer ulaşım hizmetlerinin tek bir bölgesel ağ içinde çalışması hedeflendi. The Guardian’ın aktardığına göre Burnham daha sonra bu modeli, su, enerji, konut ve ulaşım gibi temel hizmetlerde yerel kamu denetimini genişletme yönündeki önerisinin bir örneği olarak sundu.
Covid-19 Krizinde “Kuzeyin Kralı” Olan Andy Burnham
Burnham’ın ulusal siyasette yeniden öne çıkması Covid-19 salgını sırasında gerçekleşti. Boris Johnson hükûmeti 2020’de Greater Manchester’a daha sıkı kapanma önlemleri getirmek isterken yerel işletmelere ve çalışanlara verilecek mali destek konusunda merkezî hükûmetle belediye yönetimi arasında anlaşmazlık çıktı.
Burnham, bölgeye yeterli ekonomik destek sağlanmadan yeni kısıtlamalar uygulanmasına karşı çıktı. Bu süreçte Britanya basınında kendisi için “Kuzeyin Kralı” ifadesi kullanılmaya başlandı. The Guardian’ın Manchester yıllarını ele alan analizine göre Covid dönemi, Burnham’ın yalnızca İşçi Partili seçmenlere değil, merkezî yönetimin kuzey İngiltere’ye yaklaşımından rahatsız olan daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağladı.
Bu dönemde elde ettiği görünürlük, Burnham’ı İşçi Partisi içindeki olası lider adaylarından biri hâline getirdi. Eski bir kabine üyesi olarak merkezî hükûmet deneyimine sahipti; aynı zamanda dokuz yıl Westminster dışında kaldığı için Londra merkezli siyasete yöneltilen eleştirilerden kendisini kısmen ayırabiliyordu.
İşçi Partisi Neden Burnham’a Yöneldi?
Burnham’ın parti içindeki yükselişinde farklı gruplara hitap edebilmesi etkili oldu. Reuters’ın Burnham’ın siyasi çizgisini ele alan haberine göre kamu hizmetlerinde daha güçlü kamu denetimini savunması parti soluna ve sendikalara hitap ederken, mali kurallara bağlılık ve özel sektörle iş birliği mesajları, onu merkez kanat nezdinde daha kabul edilebilir bir aday hâline getirdi.
Reform UK’nin kuzey İngiltere’deki yükselişi, Burnham’ı parti içinde güçlü bir alternatif hâline getirdi. Makerfield milletvekili Josh Simons’ın, Burnham’a Avam Kamarasına dönüş yolu açmak amacıyla istifa etmesinin ardından 18 Haziran’da ara seçim yapıldı. Burnham oyların yüzde 54,8’ini aldı. Sonuç, parti içinde Nigel Farage ve Reform UK karşısında seçmen kazanabileceği düşüncesini güçlendirdi. Starmer’ın istifasının ardından Burnham, 17 Temmuz’da düzenlenen İşçi Partisi özel konferansında tek aday olarak lider seçildi. Üçüncü liderlik girişiminde parti liderliğine ulaşan Burnham, 20 Temmuz’da başbakanlık görevini devraldı.
Burnham Neleri Değiştirecek?
Burnham’ın hükûmet programında yetki ve kaynakların Londra’dan ülkenin diğer bölgelerine aktarılması öne çıkıyor. Burnham’a göre ekonomik kalkınma kararlarında merkezî hükûmet fazla güçlü bir konuma sahip. Burnham, bölgesel yönetimlere konut, ulaşım, mesleki eğitim, ekonomik kalkınma ve temel hizmetler konusunda daha fazla yetki vermek istiyor. Reuters‘ın haberine göre Manchester’da “Number 10 North” adıyla Başbakanlık Ofisinin kuzeydeki ikinci merkezinin kurulmasını da öneriyor.
Diğer vaatleri arasında savaş sonrası dönemin en büyük sosyal konut programlarından birini başlatmak, kullanılmayan kamu arazilerini konut yapımında değerlendirmek, mesleki eğitimi ve çıraklığı güçlendirmek, su şirketleri üzerindeki kamu denetimini artırmak ve sosyal bakım sisteminin finansmanını yeniden düzenlemek bulunuyor. Burnham aynı zamanda çelik, savunma, enerji, gıda ve tarım gibi alanlarda yerli üretim kapasitesini artırmayı hedefliyor. Starmer döneminde hazırlanan savunma harcamaları programını finanse edeceğini ve Rusya’nın işgaline karşı Ukrayna’ya verilen desteği sürdüreceğini de açıkladı.
Brexit Sonrasında Avrupa ile Yakınlaşma Arayışı
Burnham, 2016’daki referandumda Britanya’nın Avrupa Birliği’nde kalmasını desteklemişti. Ama İşçi Partisi’nin ve referandum kampanyasının Brexit’e oy veren kuzey İngiltere seçmenleriyle kurduğu ilişkiyi eleştirdi. Greater Manchester Belediye Başkanlığına yönelmeye karar verdiği dönemde, AB’de kalma kampanyasını seçmenden uzak ve tepeden bakan bir kampanya olarak gördüğünü söyledi.
Burnham’ın sonraki açıklamalarında Brexit’in ülke ekonomisine zarar verdiği görüşü ile referandum sonucuna saygı gösterme yaklaşımı birlikte yer aldı. Eylül 2025’te Britanya’nın -hayattayken- yeniden AB’ye katıldığını görmek istediğini söyledi. Ama Mayıs 2026’da bu tutumunu geri plana çekerek ülkenin şu aşamada AB’ye yeniden katılmasını önermediğini, referandum sonucuna saygı duyduğunu ve Brexit tartışmalarını yeniden açmak istemediğini açıkladı.
Burnham, Avrupa ülkeleriyle, özellikle savunma ve güvenlik alanlarında, daha yakın ilişkiler kurulmasını desteklediğini söyledi. Ukrayna’ya verilen desteği sürdürme taahhüdü de bu yaklaşımın bir parçasını oluşturuyor. Starmer hükûmeti, 2024’ten itibaren AB ile ilişkilerde “reset”, yani Brexit sonrasındaki gerilimleri azaltmayı amaçlayan bir yakınlaşma politikası yürüttü. Birleşik Krallık’ın Erasmus+ programına 2027’de yeniden katılması kararlaştırılırken taraflar gıda ve tarım ticareti, elektrik ve karbon piyasalarının birbirine bağlanması ve gençlere geçici çalışma ve ikamet hakkı sağlayacak hareketlilik programı üzerine görüşmeler yürüttü.
Bu çerçevede uzmanlar, Burnham’ın ilk döneminde hızlı bir yeniden üyelik girişiminden çok savunma, güvenlik, üniversiteler, gençlik hareketliliği, enerji ve tarım ticareti alanlarında adım adım yakınlaşma bekliyor. Üyelik tartışmasının yeniden açılması ise hükûmetin ekonomik sonuçlarına, kamuoyundaki eğilime ve Reform UK’nin Brexit üzerinden yürüteceği muhalefete bağlı olacak.
Gazze Konusunda Starmer’dan Farklı Bir Çizgi İzleyecek mi?
Gazze konusunda Birleşik Krallık’ın nasıl bir tavır alması gerektiği konusu, Burnham’ın Starmer döneminden en azından söylem düzeyinde ayrıştığı dış politika başlıklarından biri oldu. Starmer, 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonları karşısında hemen ateşkes çağrısı yapmadı. Parti başlangıçta yalnızca insani ara verilmesini destekledi. Bu tutum İşçi Partisi içinde istifalara, milletvekili isyanlarına ve özellikle Müslüman seçmenler arasında oy kaybına yol açtı.
Starmer hükûmeti daha sonra ateşkesi destekledi, aşırı sağcı İsrailli bakanlara yaptırım uyguladı, bazı silah ihracat ruhsatlarını sınırladı ve Filistin Devleti’ni (دولة فلسطين) olarak resmen tanıdı. Ama Burnham, bu adımların partinin savaşın başlangıcındaki yaklaşımını telafi etmediğini söyledi.
Burnham, The Guardian’a verdiği röportajda İşçi Partisi’nin Gazze konusunda “doğru tutumu almadığını” kabul ederek özür diledi. Britanya’nın ateşkes çağrısı yapmakta geç kaldığını söyledi ve İsrail hükûmetine daha fazla baskı uygulanmasını istedi. Burnham, Gazze’deki ihlallerden sorumlu kişi ve kuruluşlara ek yaptırımlar uygulanmasını ve işgal altındaki Batı Şeria’daki yasa dışı İsrail yerleşimlerinde üretilen mallara ticaret yasağı getirilmesini değerlendireceğini söyledi.
Buna karşılık Burnham, Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak nitelendirmedi; bu konudaki hukuki değerlendirmenin uluslararası mahkemelere ait olduğunu söyledi. The Guardian’ın analizine göre Burnham’ın çıkışının somut bir politika değişikliğine mi dönüşeceği, yoksa söylem düzeyinde mi kalacağı henüz belli değil. (P)