Müziğin “İnsansızlaştırılması”: Yapay Zekâ ile Değişen Müzik Endüstrisi
Yapay zekâ, müzik üretiminden dağıtıma kadar sektörün yerleşik dengelerini hızla değiştiriyor. Müzik şirketleri ve dijital platformlar yeni teknolojiyle uzlaşmanın yollarını ararken, müzisyenler telif, gelir ve yaratıcı emeğin değeri konusunda giderek daha belirsiz bir gelecekle karşı karşıya.
Yapay zekâ (YZ), Silikon Vadisi girişimcilerin uçuk bir oyun alanı olmaktan çoktandır çıktı. Teknolojik altyapısı 2010’lu yılların başına kadar geri giden ve hayatımıza 2020’lerle âdeta nüfuz eden bu teknoloji, günümüz ekonomik yapısını kökten değiştirme yolunda hızla ilerliyor. YZ, 90’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başında, 21. yüzyılın iletişim teknolojisini ve çağdaş yaşamın sosyo-ekonomik ve politik boyutlarını baştan tanımlayan dot-com dalgasından daha devrimci bir güç durumunda. Artık bu teknolojinin amiyane tabirle bir “balon” olmadığı; aksine 21. yüzyılın modern sistemlerini şekillendirecek ve insan emeğinin verimliliğini, dolayısıyla da değerini dönüştürecek bir fenomen olduğunu söylemek mümkün.
Bu olgunun etkileri ise herhangi bir endüstri ile sınırlı değil. YZ teknolojilerinin kullanılabileceği ve daha kısa sürede daha çok işin nitelikten gitgide daha az ödün verilerek yapılabileceği tüm sektörler, hâlihazırda YZ’nin yıkıcı ve baştan yapıcı rüzgârına adapte olmaya çalışıyor. Bu sektörlerin çalışanları ise önünü alamadıkları bir biçimde erozyona uğratılan yetenekleri ve deneyimleri için yeni kullanım alanları ararken, YZ rüzgârının amansızlığına karşı savunma hatları kurmanın yollarını da araştırıyor.
YZ’nin radikal ivmelenmesine karşı en agresif kimi savunma hatlarının arkasında ise, yaratıcı endüstrilerin oyun kurucu şirketleri ve bu endüstrilerin değer üreticileri var. Eğlence endüstrisi şemsiyesi altında bir araya getirebilecek ve görsel sanatlardan film yapımcılığına, sosyal medya tabanlı dijital içerik üreticiliğinden müzik yaratımına genişleyen bu endüstri, yaratıcılıkta bireyselliği ve öznelliği merkezileştirir ve üretilen değerin de kişiselliğine dayanır. Buna karşıt olarak, bu endüstrilerde insanın merkezi rolünü ve değerinin öznelliğini ortadan kaldıran YZ teknolojileri, insani üretime karşı bir alternatif olmanın ötesinde, onun varlığına bir tehdit olarak konumlanıyor.
Eğlence sektörünün bir paydaşı olarak, bu tehdidin etkilerini en yakından deneyimleyenler arasında müzik/ses üreticileri ve hak sahipleri var. Bu kişilerin müzikleri bir taraftan devasa veri tabanlarında, YZ programlarının eğitilmesinde kullanılıyor. Diğer taraftan ise, her geçen gün YZ slop’larının satüre ettiği online dinleme platformlarında insan ile YZ arasında adaletsiz bir rekabet ortamı olgunlaşıyor.
YZ ile müzik üretimine öncülük eden şirketler, “Çiçeklerimi sulamak hakkında bir caz şarkısı yap”, “İşini bırakmak hakkında bir house şarkısı üret” gibi jenerik talimatlarla müziği ve yaratıcılığını standardize etmeye çalışırken, aktif bir YZ tespit ve filtreleme sistemi olmayan Spotify gibi platformlarda yapay zekâ üretimi sanatçılar milyonlarca dinlemeye ulaşıyor; şarkıları ulusların en çok dinlenen listelerine yerleşiyor.
Müzisyenlerin ve hak sahiplerinin sürüklendiği bu belirsizliğin ve değersizleştirmenin arkasında ise, müzik üretimini demokratikleştirmek iddiasıyla çalışan YZ teknolojilerinin mimarı şirketler yer alıyor.
Bu Teknolojiyi Kim, Nasıl Üretiyor?
Suno, Udio ve Klay Vision, kullanıcı kitlelerin büyüklüğü ve haklarında açılan davalar ya da yaptıkları anlaşmalarla, YZ tabanlı müzik üretiminin başını çeken firmalar konumunda. Klay Vision’ın aksine, Suno ve Udio AI modellerinin eğitimi için telifli bir müzik veri tabanına sahip değil. Geçtiğimiz haziran ayında, The Atlantic’ten Alex Reisner’ın yaptığı bir araştırma sonucunda kapsamının büyüklüğü ortaya çıkan bu veri tabanları, milyonlarca şarkının bir araya geldiği bir havuzu temsil ediyor. Yalnızca ünlü ve kariyerli olanların değil, bağımsız müzisyenlerin de üretimlerinin âdeta istiflendiği bu kaynaklarda, YouTube ve Spotify gibi platformlardaki kayıtların bağlantıları bulunuyor. Otomatize araçlar, bu linkleri kullanarak (ve sık sık giriş ya da reklam ekranlarını aşarak) ses kayıtlarına ulaşıyor.
Suno ve rakibi Udio, bu kaynaklardan faydalanmanın adil kullanım hakkı kapsamında değerlendirilmesini savunurken, hak sahipleri kataloglarının çalındığı ve yasadışı yollarla kullanıldığı iddiasında. Bu tartışmalar devam ederken, müzik endüstrisi bir yol ayrımında görünüyor. Zira YZ teknolojisi, müzikte de hemen her gün patlama noktasına yaklaşan bir balon değil, yeni bir üretim ve değer ekonomisin motoru olarak standardize ediliyor.
Dolayısıyla müzisyenler ve telifli müzik kataloglarının sahipleri holdingler, YZ’ye toptan karşı olmakla onunla masaya oturmak ve anlaşmak arasında bir tercih yapmak durumunda. Warner, Universal ve Sony’nin hâlihazırda bir süredir direksiyon kırdığı bu rota, YZ yapımı müziğin tükettiğimiz eğlence materyallerinin hemen hepsinde deneyimlenebilir olmasının normalleşmesinin de resmî bir kabulü olarak yorumlanabilir. Öte taraftan not etmekte fayda var: Bu normalleşmenin insan üretimi müziğin hakkının korunmasına ve sürdürülebilirliğine potansiyel yıkıcı etkilerinin önlenmesi, şirketler arası anlaşmaların garanti edebileceği bir şey de olmayabilir.
Direnmek ya da El Sıkışmak: Dev Aktörlerin YZ Sınavı
Müzik endüstrisinin devleri; Warner, Universal ve Sony, Suno ve Audio ile yaygınlaşan YZ aracılığıyla müzik yapımına karşı taviz göstermeyen bir tutuma sahipti. Bunun temelinde, milyarlarca dolar değerlemeye ulaşan müzik kataloglarının YZ teknolojilerinin geliştirilmesi sürecinde telifsiz kullanımı yer alıyordu.
YZ ile sarsılmakta olan müzik endüstrisinde hak sahipleri, bu teknolojiyi engellemekten ziyade, bu dalganın kısa ve orta vadeli zararlarını nasıl minimize edebileceklerini; uzun vadede de bundan nasıl sürdürülebilir bir gelir akışı sağlanabileceğini hesap etmeye çalıştılar. Bu şirketlerin motivasyonunun, müziğin özünde bir insan ürünü olduğu ve YZ teknolojilerinin insan yaratıcılığı ve emeğiyle rekabet etmemesi inancının olmadığını gözlemlemek zor değil. Warner’dan Sony’e, bu şirketlerin YZ startup’larıyla başlattıkları dava süreçlerinin seyri de bunu onaylıyor.
2024 yılında, Amerikan Müzik Yapımcıları Birliği (RIAA) ve beraberinde tüm müzik endüstri grupları Suno ve Udio’ya açtıkları davada şirketleri “hırsızlıkla” suçladı. Ertesi yıl ise, bu grupların “hayal edilemeyecek ölçüde hak ihlali” yaptıklarını iddia ettikleri Suno ve Udio ile masaya oturup el sıkışmaya başlamasına sahne oldu. 30 Ekim’de Universal, Udio ile “yenilikçi bir müzik yapımı, tüketimi ve dinleme deneyimi” için el sıkıştığını, kataloglarındaki müziklerin, sanatçıların izni alınmak şartıyla YZ modellerinin eğitilmesi için kullanılabileceğini duyurdu.
Bir ay sonra, Suno’ya açtığı davayı sonuçlandıran Warner, Suno kullanıcıların platformda yaptıkları şarkılar için ödeme yapmasını zorunlu kılan bir modele geçiş için şirkete yardım edeceğini, bu modele katılmak isteyen sanatçılarının da bir ödeme alacağını açıkladı. Bir hafta öncesinde ise, modellerini tamamen telifli müzikle eğitme taahhüdü veren Klay Vision; müzik endüstrisi gruplarının hepsiyle anlaşma sağlayan ilk girişim oldu.
YZ üretimi müziğin artık dijital eğlence kanallarımızın hepsine akın ettiği ve varlığının normalleşmeye başladığı günümüzde, Warner’dan Sony’e hiçbir şirketin bu teknolojinin müzik dinleme deneyimimizden uzak durmasına yönelik adım atmayacağı aşikâr. Bilhassa online dinleme platformlarının neredeyse hepsinin YZ müziğini platformlarında barındırmaktan imtina etmemesi, müzik sektörü boyunca varılan “sessiz YZ mutabakatının” en bariz göstergeleri. Diğer taraftan, bu kabulün müzisyenler ve müziklerinin geleceği için ne anlama geldiği hâlâ ucu çok açık bir soru.
Şirketler, müziklerinin YZ modellerinin eğitiminde kullanılmasına rıza gösteren sanatçılarına “müziklerinin kullanımına dair son sözün onlara ait olduğunu” söylese de bunun ne kadar gerçekçi olduğu; sektör boyunca müzikte sahteciliği ve dolandırıcılığı önleme konusunda ne kadar başarılı olacağı da fazlasıyla muğlak bir mesele. Zira, an itibarıyla, müzik endüstri grupları, online dinleme platformları ve YZ şirketleri arasında varılmış bağlayıcı bir anlaşma yok. Böyle bir anlaşmanın ihtimalinin hayli zayıf olduğunu tahmin etmek de güç değil. Söz konusu YZ teknolojilerin entegrasyonu olduğunda, kapıyı aralık bırakmakla sonuna kadar açmanın arasında (yeterince vakit geçtikten sonra) zannedildiği kadar kalın bir çizgi de olmayabilir.
Online Dinleme Platformları Nasıl Konumlanıyor?
Son 15 yılda, müzik dinleme deneyimimiz online dinleme platformlarının yükselişiyle birlikte radikal bir dönüşümden geçti. Analog formatlar artık bir koleksiyon ürününe dönüşmüşken, online platformların müzikle kurduğumuz ilişkideki belirleyici rolü, YZ üretimi müziklerin hayatımıza nasıl dahil olacağını da doğrudan etkiliyor. Diğer taraftan bu platformlar yalnızca dinleyicilerin müziğe erişimini ve dinleme deneyimini değil, aynı zamanda müzisyenlerin hayranlarına ulaşımını, onlarla iletişimini ve en önemlisi de müziklerinden gelir elde etmelerinin altyapısını da sağlıyor.
Dolayısıyla, ağustos itibarıyla aylık aktif kullanıcısı 777 milyona ulaşan Spotify’dan Qobuz’a, online platformlarının müzisyenler ve dinleyiciler için birincil bağlantı noktası olduğu günümüzde bu platformların YZ politikaları bilhassa müzisyen ve hak sahipleri için fazlasıyla kritik. Bu doğrultuda, birçok platform YZ devrimine karşı nasıl konum alacağının muhasebesini yapıyor. Çoğu platform, gecikmeli de olsa, YZ’yi engellemekten ziyade onu yönetmeye yönelik tedbirler alırken, sundukları müzik dinleme deneyimini de şeffaflaştırmak yönünde adımlar atıyor.
Örneğin Deezer, 2025 yılında online müzik sektörünün ilk YZ denetim politikasını hayata geçirdiğini duyurdu. Şirketin geliştirdiği YZ tespit teknolojisiyle uygulanabilen bu politika, tamamen ya da kısmi olarak YZ üretimi olan şarkıları tespit ediyor, bu şarkıları algoritmalarının ve editörlerinin kürasyonunun dışında bırakıyor ve “dolandırıcılık ya da sahtecilik” amaçlarıyla yüklenen (ve %100 YZ üretimi olan) şarkılardan gelir elde edilmesini engelliyor. Geçtiğimiz aylarda benzer bir politika paylaşan Tidal, YZ olduğunu tespit ettiği şarkıları etiketliyor ve “dolandırıcılık niyetli” olanlarından telif kazanılmasının önüne geçiyor.
Son yıllarda çeşitli skandallarla gündeme gelen ve telif ödemelerinden müzik dinleme deneyimine kadar birçok açıdan ciddi eleştirilere maruz kalan Spotify ise bu konuda henüz herhangi bir adım atmış değil. Platformdaki birçok YZ sanatçı milyonlarca dinlemeye ulaşırken, kendine Spotify’ın çalma listelerinde ve algoritmik önerilerinde de yer buluyor. Bu tutumunu, “telif ödemeleri dinleyici etkileşimine göre yapılıyor ve yapımında kullanılan araçlardan bağımsız olarak tüm şarkılar eşit olarak değerlendiriliyor.” diyerek savunan Spotify, diğer platformların YZ müziğine yönelik tedbirlerinin artışını takiben Eylül ayında YZ sanatçılarını ve müzikleri etiketleyeceğini duyurdu.
An itibarıyla, kısmi ya da tamamen YZ üretimi olan müzikleri platformunda kontrol etmek yerine, onu tamamen kaldırmayı tercih eden tek şirket Bandcamp. Bağımsız müzisyenlerin sürdürülebilir bir gelir kapısı olmayı sürdüren ve müzisyenler için dinleyicilerine doğrudan satış imkanı veren Bandcamp, kararının arkasındaki nedeni platformun insan merkezliliğini korumak olarak açıklıyor.
Deezer’ın AI tespit teknolojisini duyurduğu 20 Haziran 2025’ten bugüne, platformuna yapılan günlük müzik yüklemelerindeki YZ oranı yüzde 18’den yüzde 50’nin üzerine çıktı. Her ne kadar göz ardı edilebilir artışlar olsa da platformdaki YZ şarkıların elde ettiği dinleme rakamlarında da bir artış var. Keza Suno, her gün sistemlerinde 7 milyon civarında şarkının yapıldığını ve bunların 75 binin online dinleme platformlarına yüklendiği açıklıyor.
Diğer taraftan, hemen her gün online dinleme platformlarında yeni bir YZ sanatçı profili ya da şarkısı skandalı patlak veriyor. Kimi müzisyenler, Instagram gönderilerine YZ üretimi şarkılar seçtiklerinin farkında bile değil. Dolayısıyla, YZ üretimi müziğin astronomik yükselişini ve yaygınlaşmasını yumuşatmaya yönelik önleyici mekanizmaların, bu teknolojinin yaratacağı hak ihlali ve müziğin insansızlaştırılması tehlikelerine nihai çözümler sunmadıklarını söylemek mümkün. YZ’yi müzik platformlarından tamamen uzak tutmanın uzun erimde ne kadar yönetilebilir olduğu da tartışmaya açık.
Üretken yapay zekânın müzik ve görsel-işitsel endüstriler üzerindeki ekonomik etkisinin yıkıcı olacağı, birçok raporun bulgularının müşterek noktası. Ve bu bulguların çoğu, bu yıkıcı etkinin online platformlar ve müzik endüstri grupları için değil, müzisyenler için gerçekleşeceğine işaret ediyor. Müzik endüstrisi, YZ teknolojileri gelişmeye devam ettikçe adaptasyon sancıları çekmeye, tüm paydaşlarıyla sınanmaya devam edecek.
Dinleyicilerden platform CEO’larına kadar müzik endüstrisinin tüm tarafları, YZ mefhumunu bir çatışma ve uzlaşma alanı olarak deneyimlemeyi sürdürecek. Her ne kadar hâlihazırda deneyimlediklerimiz ve güncel projeksiyonlar YZ satürasyonunun daha da yoğunlaşacağını tahmin etse de gelecekte müziğin ne kadar “insan” kalıp kalmayacağını ve yaratıcı insan emeğinin müzikte hak ettiği karşılığı bulup bulmayacağını yine bu tarafların (dinleyiciler dahil) aksiyonları belirleyecek.