Yuchen Guo: “İnsanlarla İyi Çalışanlar Yapay Zekâyla da İyi Çalışıyor”
Almanya’nın önde gelen ekonomi araştırma kuruluşlarından ifo Enstitüsü; eğitim, işgücü piyasası ve ekonomi politikaları gibi alanlarda çalışmalar yürütüyor. ifo Enstitüsü İnovasyon ve Dijital Dönüşüm Ekonomisi Merkezinde ekonomist ve doktora öğrencisi olarak çalışmalarını sürdüren Yuchen Guo ile yapay zekânın meslekleri ortadan kaldırıp kaldırmadığını, işlerin içeriğini nasıl dönüştürdüğünü, hangi çalışanların bu değişim karşısında daha kırılgan olduğunu konuştuk.
Siz dijital dönüşümün iş gücü piyasasına etkileri, otomasyon, mesleki eğitim, çalışanların değişen beceri ihtiyaçları ve ücretler üzerine araştırmalar yürütüyorsunuz. Kamuoyundaki tartışmalarda yapay zekânın bazı meslekleri ortadan kaldıracağı sık sık dile getiriliyor. Bugüne kadarki bulgular, özellikle Almanya ve Avrupa açısından ne gösteriyor?
Teknolojinin iş gücü piyasalarını dönüştürmesi yeni değil. Tarihte bunun en bilinen örneklerinden biri, Viktorya dönemi İngiltere’sinde dokumacılığın makineleşmesiydi. El tezgâhlarında çalışan dokumacılar işlerini kaybetti ve bunun sonucunda Ludist isyanları patlak verdi. Tarımın makineleşmesini de düşünebiliriz: Almanya’da 1950 yılında çalışanların yaklaşık beşte biri tarım sektöründeyken bugün bu oran yüzde 1 civarında. Her iki örnekte de söz konusu işlerde çalışanların sayısı azaldı.
Bununla birlikte, üretimde robotların yaygınlaşması gibi daha yakın tarihli otomasyon dalgalarına ilişkin Almanya’dan elde edilen bulgular farklı bir tablo ortaya koyuyor. İstihdamdaki azalma, çalışanların doğrudan işlerinden edilmesinden veya işlerini kaybetmesinden çok, boşalan kadrolara genç çalışanların alınmamasından kaynaklandı. Mevcut araştırmalar başka bir eğilime de işaret ediyor: Teknoloji çoğu zaman bir mesleği tamamen ortadan kaldırmak yerine o meslekte yapılan işleri değiştiriyor.
Banka gişe görevlileri bunun klasik örneklerinden biri. ATM’ler rutin nakit işlemlerini devraldığında gişe görevlilerinin sayısı beklendiği gibi büyük ölçüde azalmadı. Bunun yerine görevleri müşteri hizmetleri ve satışa doğru kaydı; hatta bankalar şube sayılarını artırdı. Yapay zekâ söz konusu olduğunda ise bulgular henüz net değil ve istihdam üzerindeki etkiler şimdilik sınırlı görünüyor. Yine de bazı araştırmalar, özellikle iş gücü piyasasına yeni girenlerin çeşitli zorluklarla karşılaşabileceğini gösteriyor.
Otomasyonun önceki biçimleri daha çok fabrika işlerini ve rutin ofis görevlerini etkiliyordu. Üretken yapay zekâ; yazı yazma, analiz yapma ve yüksek eğitimli uzmanlarla ilişkilendirilen başka görevleri de yerine getirebildiği için önceki otomasyon teknolojilerinden ayrılıyor mu sizce? Şu anda en büyük değişim hangi işlerde yaşanıyor?
Evet, önceki otomasyon teknolojileri daha çok açık kurallara bağlanabilen görevleri etkiliyordu. Montaj hattındaki işler veya veri girişi bunun tipik örnekleri. Yapay zekâ ise daha karmaşık ve zihinsel görevleri de yerine getirebildiği için bu tabloyu değiştiriyor. Teknolojinin etkilediği mesleklerin kapsamı artık çok daha geniş.
Yapay zekânın etkisinin ayrıntılı biçimde belgelendiği radyoloji alanını ele alalım. Otomasyon açısından bakıldığında yapay zekâ artık rutin görüntüleri bağımsız olarak inceleyebiliyor. Daha karmaşık veya yoruma açık görüntülerde ise radyoloğun dikkatini olası anormalliklere çekerek uzmanı destekliyor. Fakat nihai teşhisi hâlâ insan uzman koyuyor.
Dolayısıyla yapay zekâ aynı meslek içindeki bazı görevleri tamamen devralırken diğerlerinin daha kolay ve daha iyi yapılmasına yardımcı olabiliyor. Bir başka ifadeyle hem otomasyon hem de insan emeğini destekleme potansiyeli taşıyor. Gerçek çalışma ortamlarında yapılan deneyler de yapay zekânın en fazla insan muhakemesiyle ve özellikle insanlar arasındaki ekip çalışmasıyla bir araya geldiğinde fayda sağladığını gösteriyor.
Siz 2022 yılında 17 Avrupa ülkesinde beceri uyumsuzluğu, otomasyon ve eğitim konularını kapsayan bir araştırma gerçekleştirdiniz. Çalışanların sahip olduğu becerilerle işverenlerin ihtiyaç duyduğu beceriler arasındaki en önemli açıklar hangi alanlarda? Yapay zekâ bu açıkları kapatmaya yardımcı olabilir mi?
Bu araştırmada ortak yazarlarımla birlikte işverenlerin aradığı becerilerle çalışanların gerçekte sahip olduğu becerileri karşılaştırdık. İşverenlerin hangi becerileri talep ettiğini online iş ilanlarından, çalışanların sahip olduğu becerileri ise 17 Avrupa ülkesinde yapılan anketlerden ölçtük.
Belirli bir beceride çok büyük ve yaygın bir açık görmüyoruz. Asıl bulgumuz, bazı mesleklerin genel olarak beceri eksikliğine daha yatkın olması. Bunlar özellikle teknoloji ve otomasyonun en hızlı ilerlediği alanlardaki meslekler. Tarihsel olarak rutin ve tekrara dayalı işler bu gruba giriyor. Burası için standartlaştırılmış bir montaj hattında çalışan üretim işçilerini örnek verebiliriz. Aynı zamanda mesleki eğitim alma oranı en düşük çalışanlar da bu mesleklerde bulunuyor.
Araştırmanız iş yeri eğitimlerini, ücretleri ve çalışanların otomasyondan etkilenme düzeylerini de inceliyor. Başlıca bulgularınız neler?
İş başında verilen eğitimlerin, rutin mesleklerde çalışanlar da dâhil olmak üzere insanların daha karmaşık görevler üstlenmesine yardımcı olduğunu görüyoruz. Eğitim alan çalışanlar, karmaşık problem çözme gerektiren işlere ve daha fazla iletişim ya da sosyal etkileşim içeren görevlere daha sık geçiyor. Bu değişim ücretlere de yansıyor.
Özellikle yapay zekâ açısından baktığımızda çalışanlara en fazla katkıyı teknik eğitimlerin değil, organizasyon ve ekip çalışması becerilerine odaklanan eğitimlerin sağladığını görüyoruz. Ayrıca ABD’deki araştırmacıların gerçek bir çalışma ortamında gerçekleştirdiği deney, yapay zekânın görevleri yerine getirirken bir “ekip arkadaşı” rolü üstlenebildiğini ve insanlardan oluşan ekipleri tamamlayabildiğini ortaya koydu. İnsanların meslektaşlarıyla iyi çalışmasını sağlayan becerilerin, yapay zekâyla verimli biçimde çalışmalarına da yardımcı olduğu anlaşılıyor.
Pek çok genç bugün hangi alanda eğitim alması veya hangi mesleği seçmesi gerektiği konusunda kararsızlık yaşıyor. Mevcut araştırmalardan hareketle gençlere neler söylerdiniz? Hangi alanlara aktarılabilen beceriler değerini koruyabilir?
Bu gerçekten zor bir soru. Açık konuşmak gerekirse teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki geleceğe ilişkin her tahmin, en iyi ihtimalle mevcut bilgilere dayanan bir öngörü olabilir. Bununla birlikte güncel araştırmalar bir noktada birleşiyor: Teknik ve sosyal becerileri bir araya getiren işler, son birkaç on yılda iş gücü piyasasında en fazla karşılık bulan işler oldu. Üstelik bu durum eğitim düzeyinden bağımsız olarak geçerliliğini koruyor.
Değişen koşullara daha kolay uyum sağlayan çalışanlar, iş gücü piyasası sarsıldığında genellikle daha iyi durumda oluyor. Örneğin işten çıkarıldıktan sonra daha kısa sürede yeni bir iş bulabiliyorlar. Bu nedenle sosyal beceriler ve farklı alanlara aktarılabilen yetkinlikler, okulda veya üniversitede öğrenilen teknik beceriler kadar değerli.
Almanya ve Avrupa’daki işverenler, okullar, üniversiteler ve politika yapıcılar çalışanların değişime uyum sağlamasına yardımcı olmak için neler yapmalı sizce? Eğitime en fazla ihtiyaç duyan kişilerin aynı zamanda bu eğitimlere ulaşma ihtimali en düşük grubu oluşturması gibi bir risk var mı?
Eğitim sistemlerinin değişen koşullara uyum sağlamasına açıkça ihtiyaç var. Şirketlerle eğitim kurumları da bu konuda yakın iş birliği içinde olmalı. Örneğin Almanya’daki çıraklık sistemi, eğitimciler, ders içerikleri ve şirketler arasındaki yakın etkileşim üzerine kurulmuş durumda. Fakat uygulamada eğitim programlarının güncel ihtiyaçlara ayak uyduracak şekilde yenilenmesi gecikebiliyor. Anketlere göre bugün Almanya’daki her on şirketten birinden daha azı, mesleki eğitim alan kişilere yapay zekâyla ilgili eğitim sunuyor.
Hâlihazırda çalışanlara yönelik mesleki eğitimlere baktığımızda, gençlerle uzun süredir iş hayatında bulunan daha ileri yaştaki çalışanların iş başı eğitimlerinden eşit ölçüde yararlandığını görüyoruz. Şirketler de bundan doğrudan fayda sağlıyor. Çalışanlar daha nitelikli ve karmaşık görevler üstlenmeye başladıktan sonra şirketlerin onlara belirgin biçimde daha yüksek ücret ödemesi, bu eğitimlerin işverenler açısından da karşılık bulduğunu gösteriyor. Eğitim her iki tarafa da fayda sağladığı için hem işverenlere hem de politika yapıcılara sorumluluk düşüyor.
Ne var ki en az eğitim alanlar çoğu zaman bu eğitime en fazla ihtiyaç duyan çalışanlar. Daha önce de belirttiğim gibi, bunlar genellikle rutin mesleklerde çalışan kişiler. Aynı zamanda bu çalışanların eğitimin kendilerine sağlayacağı faydayı olduğundan düşük değerlendirme eğiliminde olduklarını gösteren bulgular var. Oysa araştırmamız, onların da eğitimden diğer mesleklerde çalışanlar kadar, hatta en az onlar ölçüsünde yararlandığını ortaya koyuyor. Bu nedenle eğitim, daha kapsayıcı iş gücü piyasalarına ulaşmanın ve teknolojik ilerlemenin getirdiği kazanımların toplumun geniş kesimleri tarafından paylaşılmasını sağlamanın önemli yollarından biri olabilir.