Le Pen’in 2027 Vaadi: Kamusal Alanda Başörtüsüne Para Cezası
Marine Le Pen, 2027’de iktidara gelmesi hâlinde kamusal alanda başörtüsü takan kadınların para cezasına çarptırılmasını istiyor. RN içinde dahi görüş ayrılığı yaratan öneri, din özgürlüğü ve yasa önünde eşitlik ilkeleriyle çatışırken referandum formülü de anayasal denetimi aşma girişimi olarak tartışılıyor.
Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN), iktidara gelmesi hâlinde kamusal alanda başörtüsü takan kadınlara para cezası vermeyi planlıyor. Marine Le Pen’in yaklaşık 15 yıldır farklı biçimlerde savunduğu öneri, yalnızca muhalefetin tepkisini çekmiyor; uygulanabilirliği, anayasaya uygunluğu ve siyasi maliyeti nedeniyle RN içinde de görüş ayrılıklarına yol açıyor.
Fransa’da 2027 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri yaklaşırken başörtüsü bir kez daha siyasi tartışmaların merkezinde. Aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) Milletvekili Jean-Philippe Tanguy, partisinin iktidara gelmesi hâlinde kamusal alanda başörtüsü takan kadınlara para cezası verileceğini açıkladı. Tanguy, bu yaptırımı otomobilde emniyet kemeri takmayanlara verilen cezayla karşılaştırarak meselenin parti içinde “karara bağlandığını” söyledi.
Partinin cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen de ertesi gün öneriyi doğruladı. Ancak plan, Tanguy’un açıklamasından daha karmaşık bir yol haritası içeriyor. Le Pen, “İslamcı ideolojilerle mücadeleye” yönelik kapsamlı bir yasa hazırlamayı, kamusal alanda “İslami başörtüsünün cezalandırılmasını” da bu düzenlemeye dâhil etmeyi ve yasa tasarısını referanduma götürmeyi planlıyor. Parti başkanı Jordan Bardella ise bir “kıyafet polisi” kurulmayacağını vurgulayarak yasağın iktidarın ilk gününde yürürlüğe girmeyeceğini, önce toplum çapında bir tartışma yürütüleceğini söylüyor.
RN’nin Başörtüsü Konusundaki Değişken Çizgisi
Kamusal alanda başörtüsünün yasaklanması RN açısından yeni bir öneri değil. Buna karşılık partinin son yirmi yıldaki tutumu, kesintisiz ve tutarlı bir çizgi izlemekten uzak.
Marine Le Pen, 2004’te devlet okullarında gösterişli dinî sembolleri yasaklayan düzenlemeye karşı çıkmıştı. O dönemde başörtüsüne karşı olduğunu, ancak yeni bir yasanın hükûmetin otorite eksikliğini gidermeyeceğini savunuyordu. Babası ve Ulusal Cephe’nin kurucusu olan Jean-Marie Le Pen için de başörtüsünden ziyade “kitlesel göç” öncelikli konuydu.
Dönüm noktası ise 2012’de yaşandı. Partinin liderliğini devralan Marine Le Pen, başlangıçta Fransa’da dinî sembollerin yalnızca idari kamu hizmetlerinde yasaklanmasını savunurken birkaç ay sonra yasağın sokakları da kapsaması gerektiğini söyledi. Üstelik öneri yalnızca İslami başörtüsünü değil, Yahudilerin kullandığı kipayı da içeriyordu. Başörtüsünü laiklik ve “İslamcılıkla mücadele” tartışmasının merkezine yerleştiren bu yaklaşım, Le Pen’in 2017 ve 2022’deki cumhurbaşkanlığı kampanyalarında da korundu.
Le Pen, 2022 seçimlerinin ilk turundan önce, seçildiği takdirde kamusal alanda başörtüsü takanlara para cezası verileceğini açıkça söylüyordu. Ancak iki tur arasında başörtülü yaşlı bir kadınla karşılaşmasının ardından bunun “karmaşık bir mesele” olduğunu kabul ederek tutumunu yumuşattı. Parti yöneticileri de yasağın kapsamına ilişkin farklı açıklamalar yaptı: Louis Aliot ayrıntıların parlamentoda belirleneceğini söylerken Sébastien Chenu, “küçük başörtüsünü yıllardır kullanan 70 yaşındaki büyükannenin” yasaktan etkilenmeyeceğini savunmuştu.
Başörtüsü yasağı, Jordan Bardella’nın RN adına yürüttüğü 2024 genel seçim kampanyasının programına alınmadı. Bardella, Mart 2025’te de düzenlemenin uygulanmasının “karmaşık” olacağını ve “adım adım” ilerlemek gerektiğini belirtti. Ona göre başlangıçta 2004 yasasının kamu binaları ve üniversiteleri kapsayacak şekilde genişletilmesi daha gerçekçi bir seçenekti.
Marine Le Pen’in 2027’de aday olmasının önünün açılmasıyla parti içindeki güç dengesi yeniden değişti. Le Monde’un aktardığına göre, Bardella öneriyi siyasi bir risk olarak görüyor ve yasağın Le Pen’in programında kalmasına rağmen referandum yoluyla gündeme getirilmesini tercih ediyor. Tanguy ve Le Pen başörtüsünü doğrudan cezalandırılacak bir “İslamcı” sembol olarak tanımlarken Bardella, siyasi maliyetini azaltmak amacıyla öneriyi referanduma ve gelecekte yürütülecek belirsiz bir “toplumsal tartışmaya” havale ediyor.
Fransa’da Mevcut Yasalar Başörtüsü Hakkında Ne Diyor?
Fransa’da laiklik teoride kamusal alandaki bütün dinî görünürlüğün ortadan kaldırılması anlamına gelmiyor. Fransa Anayasası’nın 1. maddesi, Cumhuriyetin laik olduğunu belirtirken vatandaşların köken veya din ayrımı yapılmaksızın yasa önünde eşitliğini güvence altına alıyor ve bütün inançlara saygı gösterileceğini hükme bağlıyor. RN’nin önerisi ise devlet için geçerli tarafsızlık yükümlülüğünü vatandaşlara doğru genişleterek laikliği, özellikle Müslüman kadınların kıyafetlerini düzenleyen bir araca dönüştürme riski taşıyor.
Kamu görevlileri görevlerini yerine getirirken dinî tarafsızlık yükümlülüğü altında. Ancak sıradan vatandaşlar kural olarak sokakta, alışveriş merkezlerinde ve diğer kamusal alanlarda dinî semboller taşıyabiliyor. Başörtüsü, kipa veya haç kullanılması genel olarak yasak değil.
Fransa’nın 2004’te kabul ettiği yasa da yalnızca başörtüsünü hedef almıyor. Düzenleme, devlet okullarında öğrencilerin bir dine aidiyeti açıkça gösteren sembol ve kıyafetlerin tamamının kullanmasını yasaklıyor. Dolayısıyla İslami başörtüsünün yanı sıra kipa ve Hristiyan haçları gibi farklı dinlere ait semboller de yasanın kapsamında. RN’nin yalnızca başörtüsünü yasaklamak istemesi ise vatandaşların dinî aidiyetlerine göre farklı muameleye tabi tutulması sorununu doğuruyor.
2010’da çıkarılan yüzü örtme yasağı da başörtüsü için doğrudan bir emsal oluşturmuyor. Fiili olarak “peçe yasağı” anlamına gelen yasa burka veya nikabın adını anmak yerine, kamusal alanda “yüzü gizlemek amacıyla kullanılan kıyafetleri” yasaklıyor. Böylece dinî giysilerin yanı sıra kar maskesi ve yüzü örten diğer unsurlar da kapsama alınıyor. Anayasa Konseyi tarafından onaylanan düzenlemeye göre “kamusal alan”; sokakları, halka açık yerleri ve kamu hizmetlerinin sunulduğu mekânları kapsıyor. Yasağa uymayanlara ikinci sınıf kabahatler için öngörülen para cezası uygulanabiliyor.
Başörtüsü ise yüzü gizlemediği için aynı gerekçeyle yasaklanması daha güç. Bunun yerine RN’nin, başörtüsünün kamu düzenine yönelik somut bir tehdit oluşturduğunu kanıtlaması gerekiyor. Fransa’nın en yüksek idari yargı organı olan Danıştay’ın 2016’daki burkini kararı bu engelin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Danıştay, Villeneuve-Loubet Belediyesi tarafından getirilen yasağı, burkini kullanımının kamu düzenini bozduğunu gösteren somut bir risk bulunmadığı gerekçesiyle askıya almıştı. Kararda, bir polis tedbirinin ancak kanıtlanmış kamu düzeni riskleri karşısında gerekli, uygun ve orantılı olması hâlinde temel özgürlükleri sınırlandırabileceği vurgulandı. Danıştay’ın kararına göre, söz konusu belediye düzenlemesi dolaşım, vicdan ve kişisel özgürlüklere ağır ve açıkça hukuka aykırı bir müdahale niteliğindeydi.
Yasağın toplumsal kapsamı da sınırlı değil. INSEE ve INED’in araştırmasına göre, Fransa’da 18-49 yaş arasındaki Müslüman kadınların yüzde 26’sı başörtüsü taktığını belirtiyor. Bu oran göçmen Müslüman kadınlarda yüzde 36, göçmenlerin Fransa’da doğan kızlarında ise yüzde 17. Genel bir yasak, yüz binlerce kadının gündelik yaşamına, dolaşımına ve kamusal hizmetlere erişimine doğrudan müdahale anlamına gelecek.
Referandum Hukuki Engelleri Aşmaya Yeter mi?
RN’nin referandum seçeneğine yönelmesinin temel nedeni, sıradan bir yasanın Anayasa Konseyi tarafından iptal edilme ihtimali. Başörtüsünü özel olarak hedef alan bir yasak; din ve vicdan özgürlüğü, dolaşım özgürlüğü, kişisel özgürlük ve vatandaşların yasa önünde eşitliği bakımından ciddi sorunlar yaratabilir. Yasağın “İslamcılıkla mücadele” şeklinde tanımlanması da başörtüsünün tek başına radikal bir ideolojinin göstergesi olduğunu kanıtlamaya yetmeyebilir.
Marine Le Pen, bu engeli Anayasa’nın 11. maddesini kullanarak aşmayı düşünüyor. Ancak 11. madde, referandumun kapsamını kamu erklerinin örgütlenmesi, ülkenin ekonomik, sosyal veya çevresel politikalarına ilişkin reformlar, bunlarla bağlantılı kamu hizmetleri ve bazı uluslararası antlaşmalarla sınırlandırıyor. Kamusal alanda başörtüsü yasağının bu kategorilerden hangisine gireceği belirsiz.
Anayasa Konseyinin 1962’den beri referandumla kabul edilmiş yasaların anayasaya uygunluğunu sonradan denetlemeyi reddetmesi, RN’nin hesaplarının ikinci ayağını oluşturuyor. Konsey, 6 Kasım 1962 tarihli kararında, halk tarafından referandumda kabul edilmiş bir yasa hakkında karar vermeye yetkili olmadığına hükmetmişti. Buna karşılık Konseyin referandum yapılmadan önce seçmenleri sandığa çağıran kararnameyi denetlemesi ve konunun 11. madde kapsamına girmediğine karar vermesi ihtimali bulunuyor.
Öneri bu nedenle hukuki sonuçlarından önce siyasi işleviyle öne çıkıyor. POLITICO’nun aktardığı tepkiler, tartışmanın yalnızca sol ile aşırı sağ arasında yaşanmadığını gösteriyor. Boyun Eğmeyen Fransa Partisi lideri Jean-Luc Mélenchon yasağı “İran tipi bir kıyafet polisi” kurma girişimi olarak nitelendirirken, merkez sağdan eski başbakan Edouard Philippe devletin Müslümanlarla değil aşırılık yanlılarıyla mücadele etmesi gerektiğini söyledi. Başörtüsünün spor müsabakaları ve okul gezilerinde yasaklanmasını savunan Cumhuriyetçi partinin cumhurbaşkanı adayı Bruno Retailleau bile genel yasağın uygulanamaz olduğunu ve polis kaynaklarını boşa harcayacağını belirtiyor.
Referandum formülü RN’ye şimdilik iki farklı hedefi bağdaştırma imkânı veriyor: Le Pen’in çekirdek seçmenine yönelik simgesel vaadini korumak ve Bardella’nın uygulama konusundaki çekincelerini ertelemek. Ancak “Başörtüsünü kim, hangi ölçüte göre İslamcı sayacak?”, “Yasak bütün dinî sembolleri mi kapsayacak?” ve “Güvenlik güçleri bunu sokakta nasıl uygulayacak?” soruları yanıtsızlığını koruyor. Başörtüsü tartışması böylece Fransa’da yalnızca laikliğin sınırlarını değil, çoğunluk iradesinin temel hakları ne ölçüde sınırlandırabileceğini de 2027 seçimlerinin merkezine taşıyor.