Almanya’da Aşırı Sağın Yükselişi Ekonomiyi Tehdit Ediyor
Almanya’da eylül ayında üç eyalette yapılacak parlamento seçimleri öncesinde aşırı sağcı AfD'nin yükselişi, yalnızca siyasi dengeleri değil, ülke ekonomisinin geleceğini de tartışmaya açtı. Ekonomistler, özellikle göçmen karşıtı politikaların iş gücü piyasasında ciddi açıklar yaratabileceği ve ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği uyarısında bulunuyor.
Almanya, siyasi açıdan kritik bir sonbahara hazırlanıyor. 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta, 20 Eylül’de ise Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern’de yapılacak eyalet seçimleri, aşırı sağın ülkedeki yükselişinin boyutunu göstermesi açısından yakından takip ediliyor.
Özellikle doğu Almanya’daki eyaletlerde güçlü bir seçmen desteğine ulaşan AfD, göçmen karşıtı söylemlerini seçim kampanyasının merkezine yerleştiriyor. Ancak partinin göç ve ekonomi politikaları, Almanya’nın yaşlanan nüfusu ve artan nitelikli iş gücü açığı nedeniyle ekonomi çevrelerinde ciddi soru işaretlerine yol açıyor.
Ekonomistlere göre Almanya’nın önündeki temel çelişki giderek daha görünür hâle geliyor: Ülke bir yandan göçü sınırlandırmayı savunan siyasi hareketlerin yükselişine tanık olurken, diğer yandan ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için daha fazla çalışan ve nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyor.
AfD İktidarı Hedefliyor
6 Eylül’de seçim yapılacak Saksonya-Anhalt’ta AfD, son anketlerde yüzde 42 ile açık ara önde. CDU yüzde 22, Sol Parti ise yüzde 13 civarında. SPD, Yeşiller, FDP ve BSW ise yüzde 5 seçim barajını aşma mücadelesi veriyor.
Diğer partilerin AfD’ye yönelik siyasi tecrit politikası sürerken AfD, eyalette tek başına hükûmet kurmayı hedefliyor. Ancak partinin göçmen karşıtı politikalarının ekonomik sonuçları, Saksonya-Anhalt’ın yaşlanan nüfusu ve çalışan açığı nedeniyle özellikle yakından takip ediliyor.
20 Eylül’de seçim yapılacak Berlin’de AfD yaklaşık yüzde 17 ile üçüncü sırada bulunuyor. Parti, kentteki konut krizini de göçle ilişkilendirerek sosyal konutlarda Alman vatandaşlarına öncelik verilmesini savunuyor. Seçim sonrasında SPD, Yeşiller ve Sol Parti arasında üçlü bir koalisyon kurulması ihtimali de gündemde.
Ekonomik Büyüme Göçmen İş Gücüne Bağlı
Halle Ekonomik Araştırma Enstitüsü (IWH) Başkanı Reint Gropp, AfD’nin yönetimde olduğu bir eyalette ekonominin önemli ölçüde zarar görebileceği görüşünde. Gropp, yabancı düşmanı politikaların doğrudan ekonomik sonuçlar yaratacağını belirterek, Saksonya-Anhalt gibi bir eyalette ekonomik büyümenin yılda yaklaşık 0,5 ila 1 puan gerileyebileceğini ifade ediyor.
Gropp’a göre bunun temel nedeni Almanya’nın demografik yapısı. Ülkede emekli olanların sayısı artarken, çalışma hayatına yeni girenlerin sayısı aynı hızda artmıyor. Bu nedenle iş gücü piyasasındaki açığın kapatılmasında göçmen çalışanların rolü giderek daha önemli hâle geliyor.
Gropp, Saksonya-Anhalt’taki mevcut ekonomik büyümenin önemli ölçüde göç sayesinde gerçekleştiğini vurguluyor. Ona göre göçmenlerin oluşturduğu ekonomik katma değer ortadan kalktığında, yalnızca istihdam rakamları değil, üretim kapasitesi de ciddi biçimde etkilenecek. Bu durum, nüfusun yaşlanması nedeniyle zaten çalışan bulmakta zorlanan sektörlerde daha ağır hissedilecek.
Her Beş Doktordan Biri Göçmen Kökenli
Saksonya-Anhalt’taki iş gücü yapısı, göçmenlerin ekonomi açısından taşıdığı önemi açık biçimde ortaya koyuyor. Eyalette gıda üretimi, inşaat, gastronomi ve lojistik sektörlerinde çalışanların yaklaşık yüzde 33 ila 40’ını göçmenler oluşturuyor.
Dolayısıyla göçün önemli ölçüde sınırlandırılması veya yabancı çalışanların Almanya’dan ayrılması, bu sektörlerde doğrudan üretim ve hizmet kapasitesi kaybına yol açabilir. Sağlık sektörü ise daha da kritik bir tablo ortaya koyuyor. Saksonya-Anhalt’ta görev yapan doktorların yaklaşık yüzde 20’si, yani her beş doktordan biri, yurt dışından geliyor.
Bu nedenle göçmenlerin iş gücü piyasasından çekilmesi yalnızca fabrikalarda veya restoranlarda çalışan sayısının azalması anlamına gelmiyor. Sağlık, lojistik, inşaat ve gıda üretimi gibi günlük hayatın temel unsurlarını oluşturan sektörlerde de hizmetlerin sürdürülebilirliği tartışmalı hâle geliyor. Uzmanlar, özellikle sağlık hizmetlerinde personel açığının büyümesinin yaşlı nüfusun yüksek olduğu bölgelerde daha ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
Saksonya-Anhalt’ta Demografik Baskı Artıyor
AfD’nin en güçlü olduğu Saksonya-Anhalt, aynı zamanda Almanya’nın ekonomik ve demografik sorunlarının belirgin biçimde hissedildiği bölgelerden biri. Eyalette kişi başına düşen GSYH, Almanya ortalamasının yaklaşık yüzde 14 altında. Önümüzdeki 10 yılda çalışma çağındaki nüfusun yüzde 13 azalması, 67 yaş üzerindeki nüfusun ise yüzde 8 artması bekleniyor.
Nüfusun yaşlanması ve çalışma çağındaki nüfusun azalması, bölgenin hem daha fazla sağlık ve sosyal hizmete hem de daha fazla çalışana ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor. Bu nedenle uzmanlar, göçmen karşıtı politikaların demografik açıdan kırılgan bölgelerde ekonomik etkisinin daha ağır olabileceğini belirtiyor.
Almanya 15 Yılda 7 Milyon Çalışan Kaybedebilir
Almanya’nın demografik sorunu yalnızca Saksonya-Anhalt ile sınırlı değil. Uzmanların öngörülerine göre, göçün büyük ölçüde durması hâlinde Almanya önümüzdeki 15 yıl içinde yaklaşık 7 milyon kişilik iş gücü açığıyla karşı karşıya kalabilir.
Ülkenin nüfusu yaşlanırken emeklilik yaşına ulaşanların sayısı artıyor. Buna karşılık çalışma çağındaki nüfusun aynı ölçüde genişlememesi, şirketlerin ihtiyaç duyduğu çalışanları bulmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle Almanya ekonomisinin önümüzdeki yıllardaki büyüme kapasitesi yalnızca yatırımlara ve teknolojiye değil, yeterli sayıda çalışanın bulunup bulunamayacağına da bağlı.
Ekonomistler, göçmenlerin Almanya ekonomisine yaptığı katkının özellikle bu noktada kritik olduğunu belirtiyor. Verilere göre göçmenlerin Almanya genelinde oluşturduğu ekonomik katma değer yaklaşık 572 milyar avroya ulaşıyor. Bu rakam ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 14’üne karşılık geliyor. Doğu Almanya’daki katkının da yaklaşık 68 milyar avro ve bölgesel GSYH’nin (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) yüzde 11’i düzeyinde olduğu belirtiliyor. Bu katkının ortadan kalkması hâlinde Almanya’nın üretim kapasitesinde ciddi bir daralma yaşanabileceği öngörülüyor.
AfD’nin Ekonomi Programı Eleştiriliyor
Ekonomik tartışma yalnızca göç politikalarıyla sınırlı değil. AfD’nin ekonomi programı; ekonomik büyüme ve refah, iş gücü açığı, AB ve Avro Bölgesi ile ilişkiler, kamu bütçesi ve enerji politikaları açısından da eleştiriliyor.
Uzmanlara göre popülist ekonomi politikaları uzun vadede üretimi yaklaşık yüzde 10’a kadar azaltabilecek sonuçlar doğurabilir. Almanya gibi ihracata ve sanayi üretimine dayalı bir ekonomi için bu, yüz milyarlarca avroluk kayıp anlamına gelebilir.
AfD’nin AB ve Avro Bölgesi’nden uzaklaşma politikası da ihracata dayalı Alman ekonomisi açısından önemli bir risk olarak görülüyor. Alman sanayisi Avrupa ortak pazarına ve kıta genelindeki tedarik zincirlerine güçlü biçimde bağlı. Olası bir AB veya Avro Bölgesi çıkışının ticaret maliyetlerini artırması, yatırımları azaltması ve şirketlerin rekabet gücünü zayıflatması bekleniyor.
Bazı hesaplamalara göre böyle bir senaryo beş yıl içinde yaklaşık 700 milyar avroluk ekonomik kayba ve 2,5 milyon istihdamın riske girmesine yol açabilir. Saksonya-Anhalt’ta hane halkı gelirlerinin de yüzde 6’dan fazla düşebileceği tahmin ediliyor.
Vergi Vaatleri Bütçede Açık Yaratabilir
AfD’nin vadettiği vergi indirimleri ve emeklilik politikaları da kamu maliyesi açısından tartışmalı. Partinin vaatlerinin Almanya genelinde bütçede yaklaşık 180 milyar avroluk açık oluşturabileceği yönünde değerlendirmeler bulunuyor.
IWH’nin Saksonya-Anhalt analizine göre ise AfD’nin seçim vaatleri yıllık yaklaşık 2,5 milyar avroluk finansman ihtiyacı yaratıyor. Buna karşılık somut tasarruf vaatleri yalnızca 243 milyon avro seviyesinde. Bu da vaat edilen her 1 avronun 10 sentinden daha azının tasarruflarla karşılanabildiği anlamına geliyor.
ING Almanya Başekonomisti Carsten Brzeski, AfD’nin ekonomi politikasını “ne çıkacağı belli olmayan bir sürpriz torbası” olarak nitelendirerek vaatler arasındaki çelişkilere dikkat çekiyor.
Yatırımcılar İçin Siyasi İstikrar Belirleyici
AfD’nin yenilenebilir enerjiye yönelik eleştirel yaklaşımı ve Rus gazına yeniden ağırlık verilmesini savunması da ekonomi çevrelerinde tartışılıyor. Eleştirmenlere göre Rus gazına yeniden yüksek ölçüde bağımlı hâle gelmek, Almanya’nın enerji güvenliğini ve jeopolitik risklere karşı dayanıklılığını zayıflatabilir. Enerji arzında dışa bağımlılığın artmasının enerji fiyatları ve sanayi üretimi üzerinde de yeni riskler yaratabileceği belirtiliyor.
AfD’nin yükselişinin ekonomi üzerindeki etkisi iş gücü ve bütçeyle de sınırlı değil. Siyasi istikrar ve hukukun üstünlüğü de yatırım kararlarında önemli rol oynuyor. Almanya’daki şirketlerin yüzde 93’ünün hukukun üstünlüğünü önemli bir yatırım kriteri olarak gördüğü belirtiliyor. Ekonomistler, demokratik kurumların zayıflaması ve siyasi belirsizliğin artmasının uluslararası yatırımcıların Almanya’ya yönelik yatırımlarını ertelemesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
“Almanya’nın Sıcak Siyasi Sonbaharı”
ING Almanya Başekonomisti Carsten Brzeski, üç eyalet seçimlerini “Almanya’nın sıcak siyasi sonbaharı” olarak nitelendiriyor. Brzeski’ye göre sonuçlar yalnızca eyalet yönetimlerini değil, Berlin’deki siyasi dengeleri ve Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki federal hükûmetin geleceğini de etkileyebilir.
Almanya’nın düşük büyüme, yüksek enerji maliyetleri, sanayide rekabet gücü kaybı ve nitelikli iş gücü eksikliğiyle mücadele ettiği bir dönemde AfD’nin yükselişi, hükûmet üzerindeki baskıyı artırıyor.
Ekonomistler ise temel çelişkiye dikkat çekiyor: Almanya’nın çalışma çağındaki nüfusu azalırken iş gücü ihtiyacı artıyor. Bu nedenle göçmen karşıtı politikaların yaygınlaşmasının, özellikle demografik açıdan kırılgan eyaletlerde ekonomik büyüme, istihdam ve kamu hizmetleri üzerinde ciddi baskı oluşturabileceği belirtiliyor. (AA, P)