İzlanda Avrupa Birliği’ne mi Katılıyor?
İzlanda, 29 Ağustos referandumunda 13 yıl önce durdurduğu AB'ye katılım müzakerelerine yeniden başlayıp başlamamayı oylayacak. Peki 2008 krizinde açılan üyelik dosyası neden şimdi yeniden gündemde ve balıkçılık, kron ile egemenlik kaygıları süreci nasıl etkileyebilir?
İzlanda, 29 Ağustos’ta, 13 yıl önce durdurduğu AB’ye üyelik müzakerelerine yeniden başlayıp başlamamayı oylayacak. Kamuoyu yoklamalarının başa baş bir yarışa işaret ettiği referandum, balıkçılık ve ulusal egemenlik kaygılarının hâlâ güçlü olduğu ülkede ekonomik istikrar, Avrupa’nın güvenliği ve Arktik bölgesindeki jeopolitik rekabetin AB tartışmasını nasıl değiştirdiğini ortaya koyuyor.
Yaklaşık 400 bin nüfuslu İzlanda, 29 Ağustos Cumartesi günü Avrupa Birliği ile ilişkilerinin yönünü belirleyebilecek bir referanduma gidiyor. Seçmenlere yöneltilen soru kısa: “İzlanda, Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerine yeniden başlamalı mı?” Son günlerde bu oylama zaman zaman İzlanda’nın AB üyeliğini karara bağlayacakmış gibi sunulsa da sandıktan çıkacak bir “evet”, ülkeyi doğrudan Birliğin 28’inci üyesi yapmayacak sadece müzakereleri yeniden başlatacak.
İzlanda hükûmetinin referanduma ilişkin resmî açıklamasına göre olumlu sonuç yalnızca 2013’te askıya alınan müzakerelerin devam ettirilmesi için siyasi yetki verecek. Görüşmeler sonunda bir katılım antlaşmasına ulaşılırsa ortaya çıkan şartlar ikinci bir referandumda yeniden İzlandalıların onayına sunulacak. Olası bir “Hayır” sonucu ise mevcut üyelik dosyasının yeniden açılmaması anlamına gelecek.
Oylamanın sonucu belirsiz. Maskína’nın 21–25 Ağustos arasında yaptığı son araştırmada müzakerelerin yeniden başlamasını destekleyenlerin oranı yüzde 51,3, karşı çıkanların oranı ise yüzde 48,7 olarak ölçüldü. Fark hata payı içinde bulunuyor. Dolayısıyla referandum, Avrupa’nın son yıllardaki genişleme tartışmaları içindeki en yakın yarışlardan birine dönüşmüş durumda.
Avrupa’nın İçinde Fakat AB’nin Dışında
İzlanda’nın durumu Ukrayna, Moldova, Türkiye veya Batı Balkan ülkelerinden farklı. Ülkenin AB’ye yaklaşabilmek için demokratik kurumlarını baştan kurması veya ekonomisini köklü biçimde dönüştürmesi gerekmiyor. İzlanda, Norveç ve Lihtenştayn’la birlikte Avrupa Ekonomik Alanının, yani EEA’nın parçası. Bu sayede malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımına dayanan AB iç pazarında yer alıyor. Aynı zamanda Schengen bölgesine dâhil ve NATO üyesi.
EEA düzeni, İzlanda’ya AB üyesi olmadan Avrupa ekonomisine geniş erişim sağlıyor. Buna karşılık iç pazarı ilgilendiren AB düzenlemeleri, EEA Ortak Komitesindeki süreç tamamlandıktan sonra İzlanda hukukuna aktarılıyor. İzlanda uzmanlık çalışmalarına ve kararların hazırlık aşamalarına katılabilse de Avrupa Parlamentosunda milletvekili, AB Konseyinde oy hakkı veya Avrupa Komisyonunda üyesi bulunmuyor. Üyelik yanlılarının temel savı da burada başlıyor: İzlanda, uygulanmasına katıldığı çok sayıda kuralın kabul edildiği masada tam bir siyasi söz hakkına sahip değil.
Üyelik karşıtları ise bu düzeni bir eksiklikten çok, yararlı bir denge olarak görüyor. EEA, iç pazara erişim sağlarken AB’nin ortak tarım ve balıkçılık politikalarını, gümrük birliğini, ortak ticaret politikasını ve ekonomik-parasal birliği bütünüyle kapsamıyor. İzlanda böylece balıkçılık sahaları, üçüncü ülkelerle ticaret anlaşmaları ve kendi para birimi kron üzerindeki ulusal yetkilerini koruyor. Referandumun özündeki soru bu nedenle yalnızca “Avrupa’nın içinde mi dışında mı?” değil; mevcut yarı entegrasyonun mu, karar alma masasına tam katılımın mı ülkenin çıkarına olduğuyla ilgili.
2008 Krizi Üyelik Kapısını Nasıl Açtı ve Neden Kapatamadı?
İzlanda’nın ilk üyelik başvurusunun gerisinde 2008 küresel mali krizi vardı. Ülkenin aşırı büyümüş bankacılık sistemi çökerken para birimi Kron hızla değer kaybetti, sermaye kontrolleri getirildi ve ekonomik güvenlik arayışı Avrupa Birliği ile avroyu daha cazip hâle getirdi. Sosyal Demokratların öncülük ettiği hükûmet Temmuz 2009’da üyelik başvurusu yaptı; müzakereler Temmuz 2010’da başladı.
Süreç, sıfırdan başlayan klasik bir adaylığa göre hızlı ilerledi. AB Konseyinin verilerine göre 35 müzakere başlığından 27’si açıldı, 11’i tamamlandı. Tüketicinin korunması, dış politika ve araştırma gibi alanlarda İzlanda’nın mevzuatı zaten AB düzeniyle büyük ölçüde uyumluydu. Ancak en siyasi başlıklardan ikisi olan balıkçılık ile tarım sonuçlandırılamadı.
Bu sırada krizin aciliyeti azaldı. Kronun değer kaybı ihracata yardımcı olurken turizm hızla büyüdü; ekonomi, üyelik başvurusu yapılırken beklenenden daha çabuk toparlandı. AB ve avro, ekonomik kurtuluşun tek yolu gibi görünmemeye başladı. Nisan 2013 seçimlerinden sonra iktidara gelen İlerleme Partisi ile Bağımsızlık Partisi müzakereleri askıya aldı. Mart 2015’te hükûmet, AB’ye İzlanda’nın artık aday ülke olarak değerlendirilmemesini istediğini bildirdi. Başvuru teknik olarak tartışmalı bir biçimde geri çekilmiş olsa da siyasi süreç fiilen sona erdi.
Bugünkü referandum bu eski dosyayı yeniden açıyor. İzlanda geçmişte 27 başlıkta ilerlemiş ve EEA üzerinden AB hukukuna uyumunu sürdürmüş olduğu için müzakerelerin diğer adaylara kıyasla hızlı tamamlanabileceği düşünülüyor. Dışişleri Bakanı Thorgerdur Katrin Gunnarsdottir üyeliğin 2028’de mümkün olabileceğini söylerken AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos da ülkenin bir ila iki yıl içinde hazır hâle gelebileceğini belirtti. Bununla birlikte 2028 hukuken belirlenmiş bir takvim değil; hem zorlu başlıklarda uzlaşma hem bütün AB üyelerinin onayı hem de İzlanda’da ikinci bir referandum gerekiyor.
Balıkçılık Neden Hâlâ En Büyük Engel?
İzlanda’nın AB tartışmasında balıkçılık yalnızca bir ekonomik sektör değil, bağımsızlık ve doğal kaynaklar üzerindeki egemenliğin sembolü. Deniz ürünleri, turizmin ve yeni hizmet sektörlerinin büyümesine rağmen ülkenin mal ihracatının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Balıkçılık bölgelerindeki topluluklar için kota kararları doğrudan gelir, istihdam ve yerel nüfusun geleceği anlamına geliyor.
Mevcut düzende İzlanda, 200 millik münhasır ekonomik bölgesindeki avlanma imkânlarını kendi kota sistemiyle yönetiyor. AB üyeliği ise ülkeyi Ortak Balıkçılık Politikasına dâhil edecek. İzlandalı karşıtlar bunun kota kararlarının Brüksel’e devredilmesi ve başka AB ülkelerinin filolarına İzlanda sularında yeni haklar tanınması sonucunu doğurmasından endişe ediyor. AB tarafı ise üyelik koşullarının müzakere edilebileceğini ve yeni üyelere geçiş süreleri ya da özel düzenlemeler tanınabildiğini vurguluyor. Ancak kalıcı bir istisnanın kapsamı, müzakereler başlamadan bilinemez.
Balıkçılığın yanında tarım, kırsal destekler ve yabancıların toprak edinmesi de hassas başlıklar. İzlanda’nın coğrafi koşullar nedeniyle korunan küçük tarım sektörü, AB rekabetine ve ortak tarım rejimine nasıl uyum sağlayacağını sorguluyor. Hükûmet bu nedenle olası görüşmelerde balıkçılık, tarım ve işgücü piyasası gibi en tartışmalı dosyaların sona bırakılması yerine en başta ele alınmasını savunuyor. Amaç, üyeliğin gerçek maliyet ve tavizlerini mümkün olduğunca erken ortaya çıkarmak.
Kron, Hayat Pahalılığı ve Jeopolitik Kaygılar
AB tartışmasının yeniden güçlenmesinde gündelik ekonomi de önemli. İzlanda Merkez Bankası 19 Ağustos’ta politika faizini çeyrek puan artırarak yüzde 8’e çıkardı. Temmuzda yıllık enflasyon yüzde 5,3’tü; bankanın hedefi ise yüzde 2,5. Küçük ve dalgalanmalara açık kron, ithal ürünlerin fiyatlarından konut kredilerinin maliyetine kadar geniş bir alanda seçmenlerin hayatını etkiliyor. Üyelik yanlıları avroya geçiş ihtimalini daha düşük faiz ve daha öngörülebilir fiyatlar için bir çıkış yolu olarak sunuyor.
Ancak AB üyeliği otomatik ve hemen avroya geçiş anlamına gelmiyor. İzlanda’nın önce Birliğe katılması, ardından avro için gereken ekonomik ve hukuki ölçütleri yerine getirmesi gerekir. Üstelik kron, 2008 sonrasında olduğu gibi kriz karşısında döviz kurunun ayarlanmasına imkân tanıyor. Karşıtlar, farklı ekonomik yapıya sahip küçük bir ada ülkesinin para politikasını Avrupa Merkez Bankasına devretmesinin yeni kırılganlıklar yaratabileceğini savunuyor.
2026’yı 2009’dan ayıran en önemli unsur ise jeopolitik ortam. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Kuzey Atlantik ve Arktik bölgesinin askerî ve ekonomik önemini artırdı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı kontrol etme yönündeki çıkışları ve Washington’ın Avrupa’yla ilişkilerindeki öngörülemezlik, küçük Kuzey ülkelerinde yalnızca NATO’ya ve ABD güvenlik garantilerine dayanmanın yeterli olup olmadığı sorusunu güçlendirdi. İzlanda zaten AB’nin Rusya yaptırımlarına büyük ölçüde uyuyor; üyelik yanlılarına göre tam üyelik, ülkeye Avrupa’nın dış politika ve güvenlik kararlarında doğrudan söz hakkı sağlayacak. Karşıtlar ise İzlanda’nın NATO üyeliği ve ABD’yle savunma anlaşmasının temel güvence olduğunu, AB üyeliğinin ülkeye yeni bir askerî koruma sunmayacağını belirtiyor.
“Evet” Çıkarsa İzlanda 2028’de Üye Olabilir mi?
29 Ağustos’ta “evet” çıkması durumunda hükûmet, müzakereleri 2026 sonuna kadar yeniden başlatmayı hedefliyor. İzlanda’nın yüksek demokratik standartları, EEA üyeliği ve geçmiş müzakere birikimi süreci hızlandırabilir. Bu nedenle 2028 bütünüyle gerçek dışı bir tarih değil. Fakat balıkçılık ve tarım başlıklarında bulunacak uzlaşmanın içeriği belli olmadan bu tarih siyasi bir hedef olmanın ötesine geçmiyor.
Olası İzlanda üyeliğinin AB açısından da sembolik değeri var. Son genişleme gündemi çoğunlukla Ukrayna, Moldova ve Batı Balkanlar gibi kapsamlı reformlara ve uzun müzakerelere ihtiyaç duyan adaylar üzerinden ilerliyor. Kurumsal olarak hazır, zengin ve yerleşik bir Avrupa demokrasisinin gönüllü biçimde Birliğe yönelmesi, genişlemenin yalnızca güvenlik baskısı altındaki ülkeler için bir dönüşüm aracı olmadığını gösterebilir. İzlanda’nın Arktik konumu da AB’nin Kuzey Atlantik’teki siyasi ağırlığını artırabilir.
Fakat referandumun asıl önemi, üyeliğin yakın olup olmadığından çok İzlandalıların seçeneklerini açık tutup tutmayacağıyla ilgili. “Evet” oyu, balıkçılık kotalarının veya kronun ertesi gün Brüksel’e devredilmesi anlamına gelmeyecek; yalnızca İzlanda’nın masaya oturarak hangi koşulları elde edebileceğini öğrenmesine izin verecek. Üyeliğe ilişkin nihai karar, ancak bu koşullar ortaya çıktıktan sonra verilecek ikinci referandumda alınabilecek. “Hayır” ise yalnızca mevcut şartlara değil, henüz müzakere edilmemiş bir üyelik ihtimaline de kapıyı kapatacak.