Akdeniz’de Mikroplastik Kirliliği: AB’nin Plastik Atık İhracatında Türkiye İlk Sırada
Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı 2025’te yüzde 19 artarak 503 bin tonla rekor kırdı. Akdeniz kıyılarındaki mikroplastik kirliliği geri dönüşüm tesislerini tartışmanın merkezine taşırken, AB’nin yeni atık sevkiyatı kurallarının Türkiye’ye uzanan rotayı değiştirip değiştirmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Türkiye’nin güney kıyılarında bu yaz denize girenler, suyun yüzeyinde ve kıyı çizgisinde biriken küçük beyaz plastik parçacıklarla karşılaştı. Adana ve Mersin’den başlayarak Alanya, Kemer ve Fethiye’ye kadar uzanan sahillerden benzer görüntüler geldi. Almanya’da çok dilli yayın yapan COSMO’nun paylaştığı görüntüler, kirliliği Avrupa’daki izleyicilerin de gündemine taşıdı.
Alanya Belediyesi’nin 6 Ağustos’ta kamuoyuna açıkladığı saha çalışması, kıyılardaki kirliliğin önemli bölümünü Adana ve Mersin’deki plastik geri dönüşüm tesisleriyle ilişkilendirdi. Dört kıyı noktası ile iki arıtma tesisi çıkışından alınan örnekleri inceleyen araştırmacılar, bazı noktalardaki mikroplastiklerin yüzde 60 ila 93’ünün geri dönüşüm tesislerinde parçalanan plastiklerle uyumlu olduğunu açıkladı.
Araştırmayı yürüten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre kış ve ilkbahardaki yoğun yağışlar, tesislerden yapılan kaçak atık su salımlarını ve yasa dışı alanlara bırakılan plastikleri denize taşıdı. Yüzey akıntıları da bu kirliliği batıya doğru yaydı. Akdeniz’in yarı kapalı yapısı ve sınırlı su dolaşımı da karadan taşınan plastiklerin bölgede daha uzun süre kalmasına ve kıyılar arasında taşınmasına elverişli bir ortam yaratıyor. Bulgular, kıyılarda görülen her plastik parçasının ithal atıklardan geldiğini göstermiyor. Ama ithal plastikleri işleyen tesislerin Akdeniz’deki kirliliği besleyen kaynaklardan biri olduğuna işaret ediyor.
AB’den Gelen Her Üç Ton Plastik Atığın Biri Türkiye’ye Gidiyor
Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 19 artarak 503 bin tona ulaştı. Greenpeace Türkiye’nin Eurostat verilerinden hazırladığı bilgi notuna göre bu, bugüne kadar kaydedilen en yüksek yıllık miktar. AB ülkelerinden Türkiye’ye gelen plastik atık, 2004 seviyesinin 435 katına çıktı.
AB, 2025 boyunca kendi sınırları dışına yaklaşık 1,5 milyon ton plastik atık gönderdi. Euronews’un aktardığı verilere göre Türkiye bu atıkların yaklaşık üçte birini aldı ve açık ara en büyük varış noktası oldu. Türkiye’yi 276 bin tonla Malezya, 215 bin tonla Endonezya ve 136 bin tonla Vietnam izledi. AB üyesi ülkeler arasında Türkiye’ye en çok plastik atık gönderen ülke ise 155 bin tonla Almanya oldu.
Birleşik Krallık, Brexit sonrasında AB istatistiklerinde ayrı tutuluyor. The Guardian gazetesinin haberine göre İngiltere 2025’te Türkiye’ye 139 bin ton plastik atık gönderdi. The Guardian bu ticareti, zengin ülkelerin çevresel yükü daha zayıf atık yönetimine sahip ülkelere aktarmasını anlatan “atık sömürgeciliği” (İng. waste colonialism) tartışması çerçevesinde ele aldı. AB ve İngiltere’den gelen atıklar birlikte düşünüldüğünde Türkiye’nin Avrupa kaynaklı plastik ticaretindeki payı daha da büyüyor.
Avrupa Neden Plastik Atığını İhraç Ediyor?
Avrupa’da plastik tüketimi yüksek düzeyde seyrediyor. Reuters’ın haberine göre Avrupa’da kişi başına yılda yaklaşık 180 kilogram ambalaj atığı oluşuyor. Bunun 35,3 kilogramını fosil yakıt kaynaklı plastik ambalajlar oluşturuyor ve söz konusu plastiklerin yalnızca yüzde 42’si geri dönüştürülüyor. Ambalaj sektörü, Avrupa’daki plastik tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ını karşılıyor.
Atıkların ayrıştırılması, temizlenmesi ve yeniden işlenmesi yüksek enerji ve işçilik maliyetleri doğuruyor. Yeni üretilen plastik hammaddenin çoğu zaman geri dönüştürülmüş plastikten ucuz olması da Avrupa’daki tesislerin işini zorlaştırıyor. Son yıllarda artan enerji maliyetleri nedeniyle Avrupa’da yaklaşık 1 milyon tonluk geri dönüşüm kapasitesinin devre dışı kaldığı tahmin ediliyor.
Bu koşullar, atıkların daha düşük işleme maliyetlerine sahip ülkelere gönderilmesini teşvik ediyor. The Guardian gazetesinin haberine göre Almanya 810 bin tonla 2025’in en büyük plastik atık ihracatçısı oldu. Almanya’yı 675 bin tonla Birleşik Krallık izledi. Türkiye, Malezya ve Endonezya bu sevkiyatların başlıca varış noktaları arasında yer aldı.
Bugünkü ticaret rotalarının oluşmasında Çin’in 2018’de plastik atık ithalatına getirdiği yasak belirleyici rol oynadı. Avrupa ve Kuzey Amerika’dan çıkan atıklar önce Malezya, Tayland ve Vietnam gibi ülkelere yöneldi. Bu ülkelerin de kontrolleri sıkılaştırmasıyla Türkiye; Avrupa’ya yakınlığı, limanları ve büyüyen geri dönüşüm sektörü sayesinde ana varış noktalarından biri hâline geldi.
Türkiye Kendi Plastik Atığı Varken Neden İthalat Yapıyor?
Türkiye’deki tartışmanın bir başka boyutu da geri dönüşüm tesislerinin neden ithal atığa ihtiyaç duyduğu. İstanbul Politikalar Merkezinin raporuna göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 3,3 milyon ton belediye kaynaklı plastik atık oluşuyor. Ancak bu atığın tamamı kaynağında ayrı toplanmadığı, türlerine göre ayrıştırılmadığı ve geri dönüşüme uygun kalitede olmadığı için tesislerin kullanabileceği düzenli bir hammadde akışına dönüşmüyor.
Sektör temsilcileri ithalatı bu açığı kapatmanın bir yolu olarak görüyor. PAGEV, geri dönüştürülebilir atığın geleceğin hammaddelerinden biri olduğunu ve ithalatı yasaklamak yerine sevkiyatların etkili biçimde izlenmesi gerektiğini savunuyor. Çevre örgütleri ise yerli atığın toplanmasına ve ayrıştırılmasına yeterince yatırım yapılmadan ithalata dayalı kapasitenin büyütülmesinin çevresel yükü artırdığı görüşünde.
Mevzuata göre ithal edilen atık yalnızca ithalatı yapan lisanslı tesiste işlenebiliyor; başka bir işletmeye satılması, yakılması veya bertaraf amacıyla ülkeye getirilmesi yasak. Plastik atıklardaki yabancı madde oranının yüzde 1’i geçmemesi ve sevkiyatların Mobil Atık Takip Sistemi üzerinden izlenmesi gerekiyor. Tartışmanın düğümlendiği nokta da kuralların varlığından çok, sahada ne ölçüde uygulanabildiği.
İthal edilen plastik atık ise çoğu zaman türlerine göre ayrılmış, balyalanmış ve düzenli miktarlarda temin edilebilen bir sanayi hammaddesi olarak ticarete konu oluyor. Bu durum tesislere, yerli toplama sisteminden daha öngörülebilir bir üretim girdisi sağlayabiliyor. Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlığı, görece düşük işçilik maliyetleri ve büyüyen geri dönüşüm kapasitesi de ithalatı işletmeler açısından cazip hâle getiriyor. OECD’ye göre plastik atık ticareti, yeterli denetim sağlandığında tesislerin ölçek ekonomisine ulaşmasına ve ikincil plastik hammaddesi üretmesine katkıda bulunabiliyor.
Geri dönüşüm işletmeleri ithal ettikleri atığı yıkayıp parçalayarak plastik pula veya granüle dönüştürüyor; ardından bu ikincil hammaddeyi ya da ondan üretilen ambalaj, boru ve diğer plastik ürünleri iç ve dış pazarda satıyor. Kazanç, atığın ithalatından değil, işlenmesi sırasında oluşturulan katma değerden doğuyor. İkincil plastik hammaddesi, yeni plastik üretiminde kullanılan ithal petrokimya hammaddesinin bir bölümünün yerini de alabiliyor.
Adana’da Atık Ticareti Tarım Kanallarına Ulaşıyor
Türkiye’ye gelen plastik atığın yaklaşık yüzde 60’ı Adana’da işleniyor. Kentteki tesislerin bir bölümü tarım alanları, sulama kanalları ve yerleşim bölgeleriyle iç içe faaliyet gösteriyor. Ayrıştırılamayan veya ekonomik değeri bulunmayan parçaların yol kenarlarına ve boş arazilere bırakıldığı, zaman zaman da açıkta yakıldığı daha önce çevre örgütlerinin çalışmalarına yansımıştı.
The Guardian gazetesinin araştırmasına göre, Mayıs 2021 ile Temmuz 2024 arasında 13 İngiliz şirketi Adana’daki Kemal Deniz geri dönüşüm bölgesine 545 sevkiyatla toplam 52 bin ton plastik atık gönderdi. İngiliz mevzuatı, ihracatçılara atıkların çevreye uygun biçimde işlendiğinden emin olma yükümlülüğü getiriyor.
Fakat tesislerin aşağısındaki bir kanaldan alınan örneklerde mikroplastik yoğunluğu yukarıdaki noktalardan on kat daha yüksek çıktı. Bölgedeki başka kanallarda ise fark 132 kata kadar ulaştı. Bu kanallar Çukurova’daki tarım arazilerinin arasından geçiyor, Seyhan Nehri’ne ve ardından Akdeniz’e ulaşıyor. Araştırmacılar, sulama suyundaki mikroplastiklerin tarım toprakları ve gıda güvenliği açısından risk oluşturabileceğini söylüyor; ürünlerdeki doğrudan etkileri belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.
Adana’daki bulgular, sorunun yalnızca tesislere kabul edilmeyen veya işlem sonrasında çevreye bırakılan atıklardan ibaret olmadığını gösteriyor. Plastiklerin parçalanması ve yıkanması da çok sayıda küçük parçacığın atık suya karışmasına yol açabiliyor. Dolayısıyla geri dönüşüm, uygun filtreleme ve atık su arıtımı bulunmadığında kendi başına bir mikroplastik kaynağına dönüşebiliyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bölgedeki bazı işletmelere cezalar kesse de kirliliğin hangi tesislerden kaynaklandığı, durdurulan işletmelerde hangi ihlallerin tespit edildiği ve arıtma çıkışlarında hangi miktarda mikroplastik bulunduğu henüz kamuoyuyla ayrıntılı biçimde paylaşılmadı. Bu bilgiler açıklanmadıkça kıyılardaki parçacıklarla belirli tesisler arasında doğrudan bağ kurmak ve alınan önlemlerin etkisini ölçmek güç.
AB’nin Yeni Yasağı Türkiye’yi Kapsamıyor
AB’nin yeni Atık Sevkiyatı Tüzüğü, 21 Mayıs 2026’dan itibaren temiz ve geri dönüştürülebilir olanlar dâhil bütün plastik atık ihracatını ön bildirim ve onay sürecine bağladı. Avrupa Komisyonunun açıkladığı takvime göre 21 Kasım 2026’da OECD üyesi olmayan ülkelere plastik atık ihracatı tamamen yasaklanacak.
Türkiye OECD üyesi olduğu için otomatik ihracat yasağının dışında kalıyor. Ancak bu statü sevkiyatların koşulsuz biçimde süreceği anlamına gelmiyor. Avrupa Komisyonu, özellikle yüksek miktarda plastik atık alan OECD ülkelerini inceleyerek atıkların çevreye uygun koşullarda işlenip işlenmediğini, ithalatın yerel atık yönetimini zayıflatıp zayıflatmadığını ve atıkların başka ülkelere yeniden gönderilip gönderilmediğini değerlendirecek.
İhracatın ciddi çevre veya insan sağlığı riski yarattığı sonucuna varılırsa AB sevkiyatları askıya alabilecek. Ayrıca 21 Mayıs 2027’den itibaren Avrupalı ihracatçılar, atığı gönderdikleri tesislerin bağımsız denetimden geçtiğini belgelemek zorunda olacak. Bu nedenle Adana ve Akdeniz kıyılarındaki bulgular yalnızca Türkiye’deki denetimler açısından değil, AB’nin Türkiye’ye yönelik ihracatı sürdürüp sürdürmeyeceği bakımından da önem taşıyor.
Yeni düzenleme Malezya, Endonezya ve Vietnam gibi ülkelere giden akışı azaltabilir. Çevre örgütleri ise bu atıkların bir bölümünün OECD üyeliği nedeniyle Türkiye’ye yönelmesinden endişe ediyor. Birleşik Krallık AB’den ayrıldığı için Birliğin yasağına tabi değil ve plastik atık ihracatını sonlandırmaya yönelik kendi düzenlemesi henüz tamamlanmadı. (P)