Gazze Şeridi

İsrailli Askerler “Tali Hasar” Hesabını Anlatıyor: Bir Hedef İçin Yüzlerce Sivil Öldürülüyor

İsrailli askerler, Gazze’de onlarca, bazı saldırılarda ise yüzlerce sivilin ölebileceği bilinerek operasyonlara onay verildiğini anlatıyor. Yapay zekâyla hazırlanan hedef listeleri, genişletilen ateş açma kuralları ve sivillerin canlı kalkan olarak kullanılması, uluslararası basına yansıyan tanıklıkların merkezinde yer alıyor.

İsrailli Askerler “Tali Hasar” Hesabını Anlatıyor: Bir Hedef İçin Yüzlerce Sivil Öldürülüyor
Fotoğraf: Anas-Mohammed/Shutterstock

31 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’ye düzenlenen İsrail saldırısında bir mahalle neredeyse tamamen yıkıldı. Bombardımanda 68’i çocuk en az 126 Filistinli öldürüldü, 280 kişi yaralandı. Hedef, Hamas’ın tabur komutanlarından İbrahim Biari’ydi. İsrail ordusu, Biari’nin bir tünelde bulunduğunu biliyor ancak kesin konumunu belirleyemiyordu.

29 Eylül’de detaylı bir araştırma yayımlayan Le Monde gazetesine konuşan İsrailli askerî personellere göre, saldırı öncesinde yapılan hesaplamalarda 300 sivilin ölebileceği öngörülmüştü. Hedef alınacak alanı daraltma girişimleri sonuç vermeyince, birden fazla binanın yıkılacağı saldırıya onay verildi. Kaynaklardan biri, üst düzey Hamas komutanlarını öldürmek için düzenlenen tek bir saldırıda birkaç yüz kişinin “tali hasar” kapsamında ölümünün kabul edilebildiğini anlattı.

Eski İsrail askerlerinin tanıklıklarını toplayan Breaking the Silence örgütüyle birlikte yürütülen araştırma, Gazze’deki saldırılarda sivil ölümlerine ilişkin kararların nasıl alındığına odaklanıyor. The Economist, The Guardian ve +972 Magazine tarafından yayımlanan diğer tanıklıklarla birlikte ele alındığında, hava saldırılarında göze alınan sivil kayıplardan karada kimlerin hedef sayıldığına kadar uzanan bir uygulamalar bütünü ortaya çıkıyor.

İsrail ordusu ise operasyonların uluslararası hukuka uygun yürütüldüğünü, sivilleri korumaya yönelik bağlayıcı emirler bulunduğunu ve ihlal iddialarının incelendiğini savunuyor.

İsrail Ordusu Bir Hedefi Vurmak İçin Kaç Filistinli Sivilin Ölümünü Göze Alıyor?

İsrail ordusunda, bir saldırının hedef dışındaki insanlara vereceği zarar önceden hesaplanıyor. Bu değerlendirme, İbranice “tali hasar” anlamına gelen “nezek agavi” ifadesinin kısaltması olan NAZA adıyla anılıyor. Hesaplamanın temel unsurlarından biri, hedefin bulunduğu düşünülen alanda kaç sivilin ölebileceği.

Cibaliye saldırısını anlatan askerler, 300 kişinin ölümünün öngörüldüğü bu operasyonun istisnai olduğunu vurguluyor. Ancak günlük operasyonlara ilişkin tanıklıklar da belirli sayıda sivilin ölümünü kabul eden kuralların uygulandığını gösteriyor.

Le Monde gazetesine konuşan bir insansız hava aracı operatörüne göre, orduda beş farklı sivil kayıp seviyesi bulunuyordu. İlkinde hiçbir sivilin ölümüne izin verilmezken diğer seviyelerde sırasıyla beş, on, yirmi ve kırk sivilin ölebileceği saldırılara onay verilebiliyordu. Operatör, görev yaptığı dönemin büyük bölümünde yirmi sivilin ölümünü kabul eden seviyenin uygulandığını söylüyor.

Aynı askerin anlatımına göre, hedef alınan kişinin o sırada bir saldırı hazırlığında olması da her zaman gerekmiyordu. “Geniş kapsamlı” olarak tanımlanan ateş açma politikasında, Hamas veya İslami Cihad mensubu olduğu kabul edilen kişiler evlerinde uyurken ya da sokakta yürürken de vurulabiliyordu. Operatör, bu politikanın 2024 sonuna kadar geçen dönemin büyük bölümünde yürürlükte olduğunu belirtiyor.

Tahliye Uyarısı, Sivillerin Bölgeden Ayrıldığı Anlamına Gelmiyordu

İsrail ordusu, sivilleri korumak için saldırılardan önce tahliye uyarıları yaptığını sıklıkla dile getiriyor. Askerlerin tanıklıkları da broşürler, telefon mesajları ve farklı iletişim kanallarıyla bu uyarıların iletildiğini doğruluyor. Ancak uyarı yapılması, bölgedeki herkesin ayrılabildiği anlamına gelmiyordu. Yaşlılar ve engelliler hareket etmekte zorlanıyor, bazı kişiler ise aralıksız bombardıman nedeniyle dışarı çıkmaktan korkuyordu.

Le Monde gazetesine konuşan bir askerî kaynağa göre ordu, telefon takibi araçlarıyla belirli bölgelerde kaç kişinin kaldığını tahmin ediyordu. Askerlere, nüfusun yüzde 75’inin ayrıldığı hesaplanan alanlardaki büyük binaların vurulacağı söyleniyordu. Bu anlatım, bölgede hâlâ siviller bulunduğu bilinirken de saldırı kararı alınabildiğini gösteriyor.

Bu kurallar, son derece yoğun bir bombardıman sırasında uygulanıyordu. İsrail Hava Kuvvetlerinin açıklamasına göre, saldırıların ilk haftasında 365 kilometrekarelik Gazze Şeridi’ne 6 binden fazla bomba atıldı. İlk dönemde kullanılan bombaların önemli bir bölümü 500 ila 1.000 kilogram ağırlığındaydı. Askerlerin “ateş kuşakları” olarak adlandırdığı, birden fazla koordineli saldırıdan oluşan bombardımanlarla kara birliklerinin ilerleyişi öncesinde geniş alanlar yıkıldı.

Le Monde gazetesinin aktardığı Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ilk üç ayda yaklaşık 23 bin, ilk yılın sonunda ise toplam 42 bin Filistinli öldürüldü. Breaking the Silence, asker tanıklıklarının bu bilançonun birkaç istisnai saldırıyla açıklanamayacağını, uygulanan operasyon kurallarının öngörülebilir bir sonucu olduğunu gösterdiğini belirtiyor.

Yapay Zekâyla Hazırlanan Hedefler, Saniyelerle Sınırlı Kontroller

Gazetenin aktardığına göre bombardımanın bu yoğunlukta sürdürülebilmesi, çok sayıda hedefin hızla belirlenmesini gerektiriyordu. İsrail ordusu, büyük miktarda veriyi işleyen yapay zekâ sistemlerini bu amaçla kullandı.

Habsora adlı program; roket fırlatma alanları, karargâhlar ve olası silah depoları gibi fiziksel hedefleri belirlemek için kullanılıyor. Lavender adlı sistem ise kişilerin silahlı örgütlerle bağlantılı olup olmadığını, faaliyetlerini ve son dönemdeki hareketliliğini değerlendiren analizler yapıyor.

Breaking the Silence’a göre on binlerce Filistinli, Hamas’ın silahlı kanadıyla bağlantılı oldukları varsayılarak hedef listelerine kaydedildi. İsrailli asker ve istihbarat görevlilerinin tanıklıklarına dayanan NAZA belgeselindeki bir kaynak, binlerce saldırının büyük ölçekte ve fabrika benzeri bir işleyişle gerçekleştirildiğini anlatarak Gazze’yi bir “hedef fabrikası” olarak tanımlıyor.

Bu sistemlerin hazırlığı 7 Ekim 2023’ten önceye uzanıyordu. Projeleri başlatan eski Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi, saldırılardan önce verdiği bir röportajda, yüzlerce asker ve subayın görev yaptığı hedef belirleme birimini anlatmıştı. Kochavi, bu birimi büyük miktarda veriyi insanlardan daha hızlı işleyerek operasyonel hedeflere dönüştüren bir “makine” olarak nitelendirmişti.

İsrail ordusu, yapay zekânın kendi başına saldırı kararı verdiği iddiasını reddediyor. Veri analiz araçlarının istihbarat analistinin yerini almadığını ve son kararın insan operatöre ait olduğunu belirtiyor. Ancak askerlerin anlatımları, insan onayının her zaman ayrıntılı bir inceleme anlamına gelmediğini gösteriyor.

Yuval Abraham’ın +972 Magazine ve Local Call için hazırladığı Lavender araştırmasında, bir istihbarat görevlisi, bombardımanı onaylamadan önce her hedefe yaklaşık 20 saniye ayırdığını anlattı. Bu sürede esas olarak sistemin işaretlediği kişinin erkek olup olmadığını kontrol ettiğini söyledi. Araştırmaya konuşan kaynaklara göre, saldırıların ilk haftalarında hedef listeleri, kişilerin neden seçildiği ve onları hedef hâline getiren istihbarat ayrıntılı biçimde incelenmeden onaylanabiliyordu.

Gazze’deki operasyonlardan elde edilen görüntü ve veriler, yeni yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesinde de kullanılıyor. Le Monde gazetesine konuşan, ordunun yapay zekâ çalışmalarında görevli üst düzey bir subay, sahada biriktirilen verilerin yeni modeller ve platformlar için temel kaynak oluşturduğunu belirtiyor. Gazetenin araştırmasına göre, Gazze’de edinilen deneyim İran’a yönelik hava saldırılarının planlanmasına da aktarıldı.

Askerlik Çağındaki Erkekler Hedef Sayıldı

Karadaki uygulamaları ise Mayıs 2026’da The Economist dergisine konuşan ve “Jonathan” takma adıyla tanıtılan bir piyade askeri anlatıyor. Jonathan, 7 Ekim saldırılarından sonra Gazze’deki askerî harekâtı gerekli ve haklı bulduğunu, ancak görev sırasında yaşadıklarının düşüncelerini değiştirdiğini söylüyor.

Daha önce Batı Şeria’da görev yapan askere göre, Gazze’de kendilerine sivillerin korunmasına ilişkin açık ateş açma kuralları verilmedi. Birliklere bildirilen sınırlar, sadece başka İsrail askerlerine yanlışlıkla ateş açılmasını önlemeye yönelikti.

Jonathan’ın anlatımına göre, askerlik çağındaki erkekler doğrudan meşru hedef kabul ediliyordu. Üstelik bu yaş aralığı 16’dan 60’a kadar genişletilebiliyor, daha küçük yaştakiler de bu kapsama alınabiliyordu. Asker, birliğinin öldürdüğü insanların çoğunun silahsız olduğunu; bazı olaylarda üzerlerinde silah ya da üniforma bulunup bulunmadığının kontrol dahi edilmediğini belirtiyor.

Tanıklıklar, Filistinlilerin varlığından haberdar olmadığı sınırların da ölüm riski yarattığını gösteriyor. Bir mevziye yaklaşan veya askerlerin güvenlik alanı saydığı bölgeye giren kişiler vurulabiliyordu. Le Monde gazetesine konuşan insansız hava aracı operatörü de kara birliklerinin yakınlarında bir binaya yaklaşan kişinin, görünmekten kaçındığı varsayımıyla saldırı hazırlığında kabul edilebildiğini anlatıyor.

Canlı Kalkan Kullanımı ve Binaların Yıkılması

The Economist dergisinin aktardığı tanıklıklara göre, alıkonulan Filistinliler askerlerden önce binalara girmeye ve patlayıcı bulunabilecek yerleri kontrol etmeye de zorlandı. Askerler, sivillerin canlı kalkan olarak kullanıldığı bu uygulamayı “sivrisinek protokolü” olarak adlandırıyordu.

Jonathan’ın birliğinde de bu amaçla kullanılan genç bir Filistinli bulunuyordu. Habere göre İsrail istihbaratı, sorguladığı bu kişinin Hamas üyesi olmadığı sonucuna varmıştı. Buna rağmen genç adam geceleri bağlanıyor, gündüzleri tehlikeli aramalara gönderiliyordu.

Jonathan, takım içindeki tartışmaların canlı kalkan kullanmanın kabul edilebilir olup olmadığı üzerine yapılmadığını söylüyor. Tartışılan, bu kişiye ne kadar yemek verileceği ve dövülüp dövülmeyeceğiydi. Birlik bölgeden çekildiğinde genç adama yalnızca gitmesi söylendi. Haberde, aynı şekilde canlı kalkan olarak kullanıldıktan sonra serbest bırakılan bazı Filistinlilerin daha sonra askerler tarafından vurulduğu da aktarılıyor.

Binaların yıkılması ise Jonathan’ın birliğinin başlıca görevlerinden birine dönüştü. Anlatımına göre, başlangıçta istihkâm birliklerinin yaptığı patlayıcı yerleştirme işini, daha sonra bu konuda eğitim almayan piyadeler de üstlendi. Yüksek binalar, keskin nişancıların kullanabileceği gerekçesiyle yıkılıyordu. Mahallenin en yüksek binası ortadan kaldırılınca, sıradaki bina aynı gerekçeyle hedef alınıyordu.

İsrail ordusu, dergiye verdiği yanıtta canlı kalkan kullanımının yasak olduğunu ve bu yöndeki iddiaların incelendiğini belirtti. Binaların yıkılmasına da ancak askerî hedef olmaları durumunda izin verildiğini savundu.

Bir Yardım Konvoyu Nasıl Hedefe Dönüştü?

Kimlerin hedef sayılabileceğine ilişkin kararların sonuçlarından biri, Nisan 2024’te World Central Kitchen (WCK) adlı insani yardım kuruluşuna ait üç aracın peş peşe vurulmasıydı. Kuruluşun işaretlerini taşıyan araçlarda bulunan yedi yardım çalışanı öldürüldü. Ölenler arasında üç Britanyalı, bir Avustralyalı, bir Filistinli, bir Polonyalı ve ABD-Kanada çifte vatandaşı bir kişi vardı.

The Guardian gazetesinin 5 Eylül’de yayımladığı araştırma, saldırının arkasında kişileri başkalarıyla kurdukları temas üzerinden hedef hâline getiren bir uygulamanın bulunduğunu ortaya koyuyor. Saldırı emrini veren yedek albay Nochi Mendel, yardım çalışanlarının Hamas mensubu oldukları varsayılan silahlı güvenlik görevlileriyle birkaç dakika temas etmeleri nedeniyle potansiyel hedef sayıldığını anlattı. Güvenlik görevlilerinin Hamas’la bağlantılı olduğu varsayımının ise daha sonra dayanaksız olduğu ortaya çıktı.

İbranice “suçlama” anlamındaki “haflala” adıyla anılan uygulama, sahadaki komutanlara bir kişiyi “terörist” olarak tanımlama konusunda geniş takdir yetkisi veriyordu. Mendel’in anlatımına göre, Hamas mensubu olduğu düşünülen birinin yakınında bulunmak veya onunla konuşmak, aynı gruba dâhil sayılmaya yetebiliyordu.

Bu değerlendirme, ilk saldırıdan kurtulanların başka araçlara geçmesiyle konvoydaki diğer araçlara da uygulandı. Gazze Tümeni’nin muharebe yönetiminden sorumlu yedek Tuğgeneral Oren Solomon, silahlı bir kişinin araçlardan birine bindiğine karar verilirken hata yapıldığını kabul etti. Ancak araç Hamas’la ilişkilendirildikten sonra, içinden çıkıp başka bir araca geçenlerin de hedef sayıldığını anlattı.

Konvoy, vurulduğu sırada İsrail birliklerinin yakınında değildi. The Guardian gazetesine konuşan subaylara göre saldırı, askerlere yönelik yakın bir tehdidi önlemek için değil, Hamas’ın yardım dağıtımları üzerindeki kontrolünü engelleme görevi kapsamında düzenlendi. Araştırma, Hamas’ın Gazze’yi yönetme kapasitesini ortadan kaldırma hedefinin, yardım faaliyetlerine katılan kişilerin de örgütle ilişkilendirilerek hedef alınmasına zemin hazırladığını belirtiyor.

İsrail ordusu ise saldırıyı, araçlarda Hamas’ın silahlı mensuplarının bulunduğuna ilişkin hatalı değerlendirmeye ve emirlere uyulmamasına bağladı. Bir kişinin silahlı birinin yakınında bulunmasının, onunla temas kurmasının veya birlikte seyahat etmesinin tek başına o kişiyi meşru hedef hâline getirmeyeceğini açıkladı.

Buna rağmen askerî savcılık, olayda ceza soruşturması açılmasını gerektirecek makul suç şüphesi bulunmadığına karar verdi. WCK bu karara itiraz ederek ekibinin silahsız olduğunu, araçların açıkça işaretlendiğini ve çalışanlarının kimlikleriyle hareket bilgilerinin orduya önceden bildirildiğini vurguladı.

Yıkımın Sonuçları Sürüyor

Gazze Sağlık Bakanlığının güncel verilerine göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana öldürülen Filistinlilerin sayısı 74 bini aştı. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) 25 Eylül’de yayımladığı durum raporuna göre, Gazze nüfusunun yüzde 94’ü acil barınma ve temel ev eşyası desteğine ihtiyaç duyuyor. Hanelerin yüzde 65’i çadırlarda veya derme çatma barınaklarda yaşıyor. İlaç ve tıbbi malzeme eksikliği hayat kurtaran sağlık hizmetlerini aksatırken yaklaşık 200 bin çocuk düzenli bir eğitim ortamına erişemiyor.

İsrail’in uluslararası gazetecilerin Gazze’ye bağımsız girişini engellemesi de sürüyor. Bu kısıtlama, saldırıların ve yıkımın yerinde belgelenmesini zorlaştırırken, sahadan haber aktarma yükü büyük ölçüde Filistinli gazetecilerin omuzlarında kalıyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler