İsrail

Haaretz: İsrail Gazze’deki Çeteleri Silahlandırarak Savaş Suçlarında Kullanıyor

İsrailli askerlerin tanıklıkları, Gazze’deki kaynaklar ve uydu görüntülerine dayanan Haaretz araştırması, İsrail’in Gazze’de suçlular ve uyuşturucu kaçakçılarından oluşan silahlı milis ağını nasıl destekleyip sahadaki operasyonlarının bir parçası hâline getirdiğini ortaya koyuyor.

Haaretz: İsrail Gazze’deki Çeteleri Silahlandırarak Savaş Suçlarında Kullanıyor
©Anas-Mohammed / Shutterstock.com

İsrail gazetesi Haaretz, İsrail ordusu ve iç istihbarat servisi Şin Bet’in Gazze Şeridi’nde suç örgütleri, uyuşturucu kaçakçıları ve silahlı Filistinli grupları destekleyerek kendi adına operasyon yürüten vekil güçlere dönüştürdüğünü ortaya koyan kapsamlı bir araştırma yayımladı. İsrailli askerlerin tanıklıkları, Gazze’deki kaynaklardan edinilen bilgiler, Birleşmiş Milletler (BM) verileri, uydu görüntüleri ve sosyal medya paylaşımlarına dayanan araştırmada, söz konusu grupların Filistinlileri evlerinden çıkardığı, evleri yağmalayıp ateşe verdiği ve giderek İsrail güvenlik güçlerinin bir “operasyon kolu” hâline geldiği belirtiliyor.

27 Ağustos 2026’da yayımlanan araştırmaya göre İsrail, Gazze’nin farklı bölgelerinde faaliyet gösteren en az beş silahlı grubu eğitip destekliyor; altıncı bir grubun daha oluşturulmakta olduğu değerlendiriliyor. Beyt Hanun, Şucaiyye, Deyr el-Belah, Han Yunus ve Refah gibi bölgelerde faaliyet gösteren bu gruplar, İsrail’in kontrolündeki alanlarda kurulan tahkim edilmiş üslerden hareket ediyor.

Haaretz, son aylarda İsrail’in desteklediği bu milislerin faaliyetlerini uydu görüntüleri ve sosyal medyada yayımlanan videolar üzerinden takip etti. Gazze’deki Filistinlilerle yapılan görüşmeler, BM tarafından toplanan bilgiler, milislerin kendi açıklamaları ve İsrail ordusundaki asker ve komutanların tanıklıklarıyla bir araya getirilen bu veriler, İsrail ile milisler arasındaki iş birliğinin daha önce bilinenden çok daha kapsamlı olduğunu ortaya koyuyor. Gazeteye göre ortaya çıkan tablo oldukça açık: Silahlı Filistinli milisler, Gazze’de İsrail ordusu ve Şin Bet’in fiilî bir “operasyon koluna” dönüşmüş durumda.

İsrail ordusu ve Şin Bet, Hamas’a karşı olmaları nedeniyle bu grupları himaye ederken taraflar arasında çıkara dayalı yakın bir ilişki bulunuyor. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da geçen yıl milislerin desteklenmesine yönelik eleştirilere, “Bunda yanlış olan ne? Bu iyi bir şey.” sözleriyle karşılık vermişti.
Gazze’deki kaynaklara göre İsrail ordusu, Hamas’a karşı düzenledikleri operasyonlarda milislere topçu ateşi ve insansız hava araçlarıyla destek de sağlıyor.

Araştırmaya göre İsrail ayrıca bu gruplara hafif silah ve saldırı tüfeklerinin yanı sıra istihbarat ve lojistik destek sunuyor. Bazı İsrailli güvenlik kaynakları ve yedek askerler, milislere gece saatlerinde yiyecek ve sigara gibi malzemelerin ulaştırıldığını, yaralanan milislerin ise tedavi için İsrail’deki hastanelere nakledildiğini aktardı.
Haaretz’e konuşan İsrailli askerler, bu yapıların bağımsız hareket eden yerel gruplardan ibaret olmadığını, İsrail ordusu ve Şin Bet’le doğrudan koordinasyon içinde çalıştığını anlatıyor.

Milisler Filistinlileri Evlerini Terk Etmeye Zorluyor

Milislerin faaliyetleri yalnızca Hamas mensuplarına yönelik operasyonlarla sınırlı değil. BM tarafından toplanan bilgilere göre bazı silahlı gruplar, Gazze’deki sivilleri evlerinden çıkarmak için İsrail ordusuyla koordinasyon içinde hareket ediyor. Deyr el-Belah bölgesindeki bir milis komutanı, mayıs ayında yayımladığı bir videoda Filistinlilerin bölgeden çıkarılması konusunda İsrail ordusuyla iş birliği yaptığını açıkça kabul etti. Komutan, “İsrail tarafının mesajlarını insanlara iletiyoruz; burayı terk etmelerini söylüyoruz.” ifadelerini kullandı.

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) da aynı ay içinde, milislerin Gazze sakinlerine bölgelerini tahliye etmeleri yönünde emir verdiğine ilişkin bilgiler aldığını açıkladı. Yerinden edilmiş bazı Filistinli aileler ayrıca kendilerini İsrail güçleri olarak tanıtan kişilerden telefon aldıklarını ve kısa süre içinde bulundukları yerleri terk etmelerinin istendiğini bildirdi.

İsrailli askerlerin gözetleme dronları aracılığıyla takip ettiği operasyonlarda da sivillere ateş açıldığı, Filistinli ailelerin evlerinden çıkarıldığı, evlerin yağmalandıktan sonra yakıldığı belirtiliyor. Gazeteye konuşan bir İsrail Hava Kuvvetleri subayı, bir Şin Bet görevlisiyle birlikte gözetleme ve saldırı amaçlı bir insansız hava aracıyla milisleri takip ederken tanık olduklarını anlattı. Subay, milislerin iki ya da üç kamyonetle bölgeye geldiğini belirterek, “Araçları Hamas’ın kullandığı kamyonetlere çok benziyordu. Araçlardan indiler ve koşarak insanlara ateş etmeye başladılar.” dedi. Ardından milislerin evlere girdiğini anlatan subay, “Her binaya girdiler, ellerine geçirebildikleri her şeyi yağmaladılar. Yığınla eşyayla dışarı çıktılar, ardından evleri ateşe verdiler.” ifadelerini kullandı.

Aynı subay, İsrail devleti ile milisler arasındaki yakın iş birliğini ise şu sözlerle dile getirdi: “İsrail devletinin, ordunun ve Şin Bet’in silahlı ve eğitimli milisleri savaş suçları işlemeye gönderdiğini görüyorsunuz; operasyonları sırasında zarar görmemeleri için onları korumak zorunda olan da benim.”

İsrail destekli milislerin Filistinlilerin Gazze’den sürülmesinde kullandığı iddiaları daha önce de gündeme gelmişti. Al Jazeera, Ağustos 2025’te yayımladığı bir haberde, İsrail’in silahlandırdığı milisleri Gazze’deki etnik temizlik planını ilerletmek amacıyla kullandığı iddialarına yer vermişti. Haberde, İsrail’in bu grupları güçlendirerek kontrol ettikleri alanları genişletmeye çalıştığı ve böylece Filistinlilerin belirli bölgelerde toplanarak Gazze dışına çıkarılmasının önünün açılabileceği öne sürülmüştü.

“Sabra ve Şatila’yı Hatırlatan” Bir İş Birliği

Haaretz’in araştırmasında; İsrail’in denetimi altında, ancak doğrudan askerî hiyerarşinin dışında hareket eden silahlı grupların giderek güçlendirilmesinin Gazze’de “Sabra ve Şatila katliamını hatırlatan” yerel katliamların koşullarını yaratabileceği uyarısına da yer veriliyor. 16 Eylül 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgali sırasında İsrail’in himayesindeki aşırı sağcı Hristiyan Falanjist milisler, İsrail ordusunun kuşatma altında tuttuğu Beyrut’taki Sabra ve Şatila mülteci kamplarına girerek Filistinli ve Lübnanlı sivilleri katletmişti. Yaklaşık 43 saat süren katliamda 3 binden fazla Filistinli mültecinin öldürüldüğü tahmin ediliyor. Sabra ve Şatila, İsrail’in 14 Mayıs 1948’de tarihî Filistin toprakları üzerinde kurulması sürecinde Filistinlilerin zorunlu göç ve katliamlara maruz kaldığı, “Büyük Felaket” anlamına gelen Nakba sırasında yurtlarından sürülen ve önemli bir bölümü Balad el-Şeyh köyünden gelen Filistinli mültecilere ev sahipliği yapıyordu.

Gazze’de bugün ortaya çıkan yapı ile Sabra ve Şatila arasında kurulan benzerlik katliamın birebir tekrarlanacağı iddiasından ziyade, İsrail’in, daha önce de örnekleri görüldüğü üzere, silahlandırdığı yerel grupların İsrail ordusunun koruması altında sivillere yönelik şiddet uygulamasına dayanıyor. Gazetenin araştırmasına göre İsrail ordusu ile milisler arasındaki ilişki son aylarda daha da iç içe geçmiş durumda. Silahlı grup üyeleri İsrail askerî noktalarının çevresinde serbestçe dolaşabiliyor. Milisler ayrıca silahlı güç gösterilerini kayda alarak propaganda ve yeni üye kazanmak amacıyla sosyal medya hesaplarında yayımlıyor.

Şucaiyye’deki milis üslerinden birinin çevresinde yaşananlar ise İsrail’in bu gruplar için yalnızca silah ve lojistik destek sağlamadığını, fiziksel altyapı da oluşturduğunu gösteriyor. Haaretz’e göre İsrail güçleri bölgede geniş bir Filistin mezarlığını tamamen düzleştirerek alanı milislerin kullanabileceği büyük bir eğitim sahasına dönüştürdü.

Yaser Ebu Şebab’la Başlayan Uygulama Genişletildi

İsrail’in Gazze’de yerel silahlı grupları kullanma projesinin geçmişi savaşın ilk dönemlerine uzanıyor. Savaşın başlangıç aşamalarında İsrail’in Hamas’a alternatif bir yönetim modeli olarak Gazze’deki yerel aşiretleri devreye sokmayı değerlendirdiği basına yansımıştı. Bu arayışın arka planında İsrail hükûmetinin Filistin Yönetimi’nin Gazze’ye geri dönmesine karşı çıkması bulunuyordu.

İsrail’in Gazze’de desteklediği beş milis grubunun; İsrail’in 2023’ün sonlarında cezaevlerinin girişlerini bombalamasının ardından hapishanelerden kaçan mahkûmlar, savaşın yarattığı ortamdan çıkar sağlamaya çalışan silahlı kişiler ve Hamas yönetimi tarafından uzun yıllar baskı altında tutulan radikal Selefi hareketlerin mensuplarından oluştuğu belirtiliyor. Gazze’deki kaynaklar, milislerin bazı üyelerinin daha önce Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik güçlerinde görev yaptığını da aktarıyor.

Bu grupların en bilineni, Yaser Ebu Şebab liderliğindeki ve kendisini “Halk Güçleri” (Popular Forces) olarak adlandıran milis yapılanmasıydı. Kaçakçılık ağlarıyla bağlantıları ve sabıka geçmişi bulunan Ebu Şebab ve grubundaki bazı isimlerin IŞİD bağlantılarının bulunduğu da ileri sürülmüştü. Ebu Şebab’ın grubu sonradan kendisini Hamas’a karşı mücadele eden yerel bir güç olarak tanıtsa da başlangıçta bu amaçla ortaya çıkmamıştı.

İsrail güçlerinin Refah Sınır Kapısı ve çevresini işgal ederek kontrol altına almasının ardından Ebu Şebab ve adamlarının İsrail’in desteğiyle güç kazandığı öne sürülüyor. Grubun bu dönemde Gazze’ye giren insani yardım tırlarına el koyduğu ve ele geçirdiği yardım malzemelerini depoladığı belirtiliyor. Gazze’de ciddi gıda kıtlığının yaşandığı dönemde ise bu malzemelerin bir bölümünün karaborsaya sürülerek fahiş fiyatlarla satıldığı aktarılıyor.

2024’ün sonlarına doğru Ebu Şebab grubunun kamuoyuna sunuluş biçimi de değişmeye başladı. İsrail’in daha önce insani yardım konvoylarını yağmalamakla suçlanan grubu Hamas’a karşı mücadele eden yerel bir güç olarak öne çıkarmaya başladığı belirtilirken, bazı Batılı medya kuruluşları da Ebu Şebab ve adamlarını Hamas karşıtı Gazzelilerin temsilcileri olarak tanıtan haberlere yer verdi.

İsrail’in Gazze’de yerel silahlı grupları desteklediğine ilişkin haberler 2025 boyunca daha somut hâle gelirken Başbakan Benjamin Netanyahu, Haziran 2025’te uygulamayı kamuoyu önünde açıkça kabul etti. Netanyahu, “Güvenlik yetkililerinin tavsiyesi üzerine Gazze’de Hamas’a karşı olan aşiretleri harekete geçirdik.” dedi. Netanyahu bu açıklamayı, hükûmetinin “IŞİD bağlantılı suçluları” silahlandırdığı yönündeki suçlamalara yanıt verirken yaptı. Söz konusu suçlamaların merkezinde Ebu Şebab ve adamları bulunuyordu.

Netanyahu’nun milisleri silahlandırma politikası ve bunun kamuoyundan “gizli” yürütülmesi İsrail muhalefetinin de tepkisini çekti. Muhalefet partileri, bu politikayı Netanyahu hükûmetinin 2018’in sonlarından itibaren Katar’dan Gazze’ye milyonlarca dolar nakit para aktarılmasına izin vermesinin devamı olarak değerlendirdi. Netanyahu’yu geçmişte rakip Filistinli Fetih hareketine karşı Hamas’ı güçlendirmekle suçlayan muhalif siyasetçiler, şimdi de Hamas’a alternatif olarak Gazze’deki silahlı çetelerin desteklendiğini savundu.

Ana muhalefet lideri Yair Lapid de sosyal medya hesabından Netanyahu’yu eleştirerek, “Netanyahu, Hamas’a milyonlarca dolar aktarmayı bitirdikten sonra Gazze’de IŞİD bağlantılı gruplara silah sağlamaya başladı. Bunların hepsi herhangi bir stratejik planlamadan yoksun, doğaçlama adımlar ve hepsi daha fazla felakete yol açıyor.” ifadelerini kullandı.

Ebu Şebab Aralık 2025’te öldürüldü. Ölümü birçok Filistinli tarafından kutlanırken kendi ailesi de daha önce İsrail’le iş birliği yaptığı gerekçesiyle onu “hain” ilan ederek reddetmişti. Filistin toplumunda İsrail’le iş birliği, Hamas’a yönelik siyasi tutumdan bağımsız olarak büyük ölçüde ihanet olarak görülüyor.

Ancak Haaretz’e göre Ebu Şebab’ın sembolü hâline geldiği milis projesi onun ölümüyle sona ermedi. Aksine proje, özellikle Ekim 2025’te ateşkesin ilan edilmesinin ardından genişleyerek daha sistematik bir yapıya dönüştü. Milis liderlerinden Şevki Ebu Nasira da İsrail’le iş birliği yaptığını sosyal medyada yayımladığı bir videoda açıkça kabul ederek, “Toprakları Hamas’tan kurtarma kararı aldım. İnsanlar bunun beni iş birlikçi yaptığını söylüyorsa, o zaman iş birlikçiyim.” ifadelerini kullandı.

İsrailli Komutanlar: “Meşru Bir Yönetim Alternatifi Değiller”

İsrail ordusundaki saha komutanları da iş birliği yaptıkları grupların niteliği konusunda oldukça olumsuz bir tablo çiziyor. Haaretz’e konuşan üst düzey askerî yetkililere göre milislerin önde gelen isimleri siyasi liderlerden ya da Hamas’ın yerine geçebilecek meşru bir yönetim alternatifinden oluşmuyor. Aksine bunların bir bölümü, Gazze’de savaşın yarattığı kaos ve otorite boşluğundan kişisel çıkarları için yararlanan eski çete liderleri ve uyuşturucu satıcılarından oluşuyor.

Milisler İsrail ordusunun himayesinde ve İsrail’le iş birliği içinde faaliyet gösterirken Gazze’deki yerel halk nezdinde de bir meşruiyete sahip değil. Üst düzey İsrail ordusu komutanları ve savunma yetkilileri, bu grupları Hamas’ın yerine geçecek alternatif bir yönetime dönüştürme niyetlerinin bulunmadığını ve milislerin böyle bir kapasiteye sahip olmadığını kabul ediyor.

Üst düzey bir İsrail ordusu subayı, “Hamas’ın kontrolünü ele geçirebilecek güçleri yok. İsrail ordusunun koruması ve desteği olmadan Hamas karşısında askerî olarak ayakta kalamazlar.” ifadelerini kullandı. İsrailli komutanlar bu grupları daha ziyade geçici ve belirli bölgelerle sınırlı bir çözüm olarak tanımlıyor. Aynı subay, milislerin kullanılmasının askerî açıdan bir tercih olmaktan çok sahadaki koşulların sonucu olduğunu savunarak, “Onları kullanmak taktiksel bir gereklilikten çok operasyonel koşulların dayattığı bir durum. Sonuçta İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde düzeni sağlayabilecek ve askerlerimize kıyasla avantajlı olduğu yerlerde bazı görevleri yerine getirebilecek yerel bir güce ihtiyacımız var.” dedi.

İsrail Ordusunun “Operasyon Kolu”

İsrail’in yerel silahlı gruplardan yararlandığına ilişkin bilgiler bir yılı aşkın süredir gündemde olsa da Haaretz’in aktardığı asker tanıklıkları, bu yapıların rolünün önemli ölçüde değiştiğine işaret ediyor. Araştırmaya göre gruplar artık İsrail ordusu ve Şin Bet’in sahadaki bir “operasyon kolu” gibi faaliyet gösteriyor.
Bu model, İsrail’in Hamas üyesi olduğunu öne sürdüğü kişilere karşı milisleri kullanmasına imkân tanırken, grupların sıradan Filistinlilere yönelik eylemleri konusunda da geniş bir hareket alanı yaratıyor.

İsrail bir yandan Hamas’ın silahsızlandırılmasını talep edip Gazze’de bağımsız bir Filistin güvenlik gücünün kurulmasına karşı çıkarken, diğer yandan suç örgütleri ve yerel milisleri silahlandırmayı sürdürüyor. Haaretz’e konuşan Hamas kaynakları ise bu gruplar silahlı kaldığı ve İsrail tarafından desteklenmeye devam ettiği sürece silahlarını teslim etmeyeceklerini belirtiyor; zira İsrail destekli milislerin silahsızlanmaları hâlinde kendilerini hedef alacağını savunuyorlar.

İnsan hakları örgütleri ve siyasi analistler de Gazze’de hesap verebilirliği bulunmayan silahlı yerel aktörlerin oluşturulmasının uzun vadede yeni bir iç çatışmayı tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Eleştirilere göre siyasi bir çözüm ve bağımsız Filistin kurumları yerine yerel silahlı gruplara dayalı bir düzen kurulması, Gazze’deki parçalanmayı kalıcı hâle getirme ve bölgeyi birbirleriyle rekabet eden silahlı yapıların kontrol ettiği bir alana dönüştürme amacı taşıyor.

Bununla birlikte milislerin geleceğine ilişkin nihai kararın yalnızca İsrail ordusuna ait olmayabileceği belirtiliyor. Haaretz’e göre bu yapıların geleceği, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail üzerinde ne ölçüde baskı kuracağına ve Netanyahu’nun diplomatik süreçte ilerlemeye razı olup olmayacağına da bağlı. Temmuz ayının sonlarında Trump’ın Barış Kurulu, Gazze için hazırlanan barış planının bir sonraki aşamasının uygulanmasına ilişkin bir anlaşma duyurdu. Yeni anlaşmanın 8. ve 10. maddelerinde Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden çekilmesi ve milislerin silahsızlandırılması açık biçimde birbiriyle ilişkilendirildi.
Netanyahu ise planı resmen reddetti.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler