Hibrit Savaşta Yeni Eşik: Almanya Rusya’ya Karşı Sertleşiyor
Almanya, Leipzig/Halle Havalimanı’nda patlayıcı yüklü drone’larla düzenlenmeye çalışılan saldırının arkasında Rusya’nın bulunduğunu açıkladı. Berlin’in diplomatik karşı önlemleri, Avrupa’da giderek büyüyen “hibrit savaş” tartışmasını ve Almanya-Rusya ilişkilerindeki yeni gerilim hattını yeniden gündeme taşıdı.
Almanya ile Rusya arasındaki gerilim, Ukrayna savaşının başlamasından bu yana diplomatik yaptırımlar, enerji krizi, casusluk suçlamaları ve siber saldırılar üzerinden giderek tırmanıyordu. Ancak Berlin’in 1 Eylül’de yaptığı açıklama, bu gerilimde yeni bir eşiğe işaret ediyor. Alman hükûmeti, ağustos ayında Leipzig/Halle Havalimanı’nda patlayıcı taşıyan insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilmeye çalışılan saldırıdan Rusya’yı resmen sorumlu tuttu ve Moskova’ya karşı bir dizi diplomatik ve siyasi karşı önlem açıkladı.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’e göre polis soruşturması, saldırının yöntemi ve istihbarat bulguları birlikte değerlendirildiğinde faillerin Rus devlet kurumları adına hareket ettiğine ilişkin yeterli göstergeler bulunuyor. Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ise kullanılan drone konfigürasyonunun, bileşenlerin, patlayıcıların ve ateşleme sistemlerinin daha önce Rusya’yla ilişkilendirilen hibrit operasyonlardan bilindiğini söyledi. Wadephul’un “Savaşta değiliz ama her gün hibrit savaşın hedefiyiz” sözleri, Berlin’in olayı sıradan bir sabotaj vakasından çok daha geniş bir güvenlik tehdidinin parçası olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Reuters’ın aktardığına göre Almanya’nın suçlaması, istihbarat bulgularıyla polis soruşturmasının birlikte değerlendirilmesine dayanıyor.
Leipzig’de Ne Oldu?
Olayların merkezinde, Almanya’nın doğusunda bulunan ve Avrupa’nın en önemli kargo merkezlerinden biri olan Leipzig/Halle Havalimanı var. Havalimanı yalnızca sivil taşımacılık açısından değil, Ukrayna’ya yönelik lojistik destek bakımından da stratejik öneme sahip. Ukraynalı Antonov şirketinin ağır yük uçakları burayı operasyon üssü olarak kullanıyor ve Ukrayna’ya gönderilen askerî malzemelerin bir bölümü de Leipzig üzerinden taşınıyor.
4-5 Ağustos gecesi havalimanının güvenlik bölgesinde patlayıcı taşıyan bir drone bulundu. Alman basınına yansıyan soruşturma bilgilerine göre drone, Ukrayna’ya malzeme taşıyan bir Antonov kargo uçağının yakınındaydı ve yaklaşık 600 gram patlayıcı taşıyordu. Ateşleme mekanizmasının çalışmaması nedeniyle patlama gerçekleşmedi. Alman yetkililer, patlayıcının infilak etmesi durumunda sonuçların çok ağır olabileceğini belirtiyor. 14 Ağustos’ta ise havalimanının çevresinde başka bir drone ile askerî nitelikte patlayıcı izlerinin bulunması soruşturmayı genişletti. The Guardian’ın aktardığı soruşturma ayrıntıları, saldırının başlangıçta düşünüldüğünden daha organize bir operasyon olabileceğine işaret ediyor.
İçişleri Bakanı Dobrindt, saldırıyı gerçekleştirenlerin üst düzey Rus istihbarat görevlilerinden ziyade sahada kullanılan “düşük seviyeli ajanlar” olduğunu söyledi. Ancak Berlin’e göre kullanılan teknoloji ve operasyonun hazırlanış biçimi ciddi bir teknik bilgi ve örgütsel kapasite gerektiriyor. Bu değerlendirme, Avrupa güvenlik kurumlarının son yıllarda üzerinde özellikle durduğu bir yönteme de uyuyor: Rus istihbarat servislerinin operasyonları doğrudan kendi personeliyle gerçekleştirmek yerine, Avrupa içinde para karşılığında çalışabilecek kişileri veya suç ağlarını kullanması.
Moskova ise suçlamaları reddediyor. Rusya’nın Berlin Büyükelçiliği, Alman hükûmetinin iddialarını temelsiz ve siyasi amaçlı olarak nitelendirirken alınan önlemleri ikili ilişkilerde “benzeri görülmemiş bir tırmanış” olarak tanımladı. Rusya, Berlin’in kararlarının karşılıksız kalmayacağını da açıkladı. Anadolu Ajansının aktardığına göre Moskova, Alman makamlarının ortaya koyduğu delilleri kabul etmiyor.
Leipzig İlk Vaka Değil: Avrupa’daki “Hibrit Savaş” Tartışması
Berlin’in Leipzig olayına verdiği tepkiyi anlamak için son birkaç yılda Avrupa’da yaşanan sabotaj vakalarına bakmakta fayda var. Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı savaşın ardından Avrupa ülkeleri yalnızca siber saldırılar ve dezenformasyon kampanyalarıyla değil; askerî tesislerin gözetlenmesi, kritik altyapıya yönelik sabotaj girişimleri, kundaklama ve patlayıcı paketlerle de karşı karşıya kaldı.
Leipzig bu açıdan daha önce de gündeme gelmişti. Temmuz 2024’te Avrupa’daki kargo merkezlerine gönderilen bazı paketlerin içine yanıcı ve patlayıcı düzenekler yerleştirilmiş; bunlardan biri Leipzig’deki DHL lojistik merkezinde yanmıştı. Benzer bir olay Birleşik Krallık’ta Birmingham yakınlarındaki bir depoda da yaşanmıştı. Batılı güvenlik yetkilileri operasyonun arkasında Rus askerî istihbaratı GRU’nun bulunduğundan şüphelenirken, paketlerin ileride Avrupa’dan ABD ve Kanada’ya giden kargo uçaklarında benzer saldırılar düzenlemek için bir tür test işlevi görmüş olabileceği değerlendirildi. Associated Press’in aktardığına göre, Avrupa’daki güvenlik kurumları söz konusu paketleri Rusya’yla ilişkilendirilen daha geniş sabotaj faaliyetlerinin bir parçası olarak ele aldı.
Avrupa Birliği de bu tür olayları münferit suçlardan ziyade daha geniş bir stratejinin parçaları olarak değerlendiriyor. AB Konseyi, Rusya’nın faaliyetleri arasında sabotaj, kritik altyapının aksatılması, siber saldırılar, bilgi manipülasyonu, seçimlere müdahale ve demokratik kurumları zayıflatma girişimlerini sayıyor. Bu nedenle Ekim 2024’te Rusya’nın AB ve üye ülkelerdeki “istikrar bozucu faaliyetlerine” karşı özel bir yaptırım rejimi oluşturuldu. AB Konseyinin oluşturduğu bu çerçeve sabotajdan seçimlere müdahaleye kadar geniş bir faaliyet alanını kapsıyor.
Mart 2026’da AB ülkeleri bu yaklaşımı bir adım daha ileri götürerek hibrit tehditlere karşı Birliğin kapasitesinin güçlendirilmesini istedi. Konsey kararlarında özellikle Rusya ve bağlantılı aktörler, Avrupa’daki “sürekli, koordineli ve uzun vadeli hibrit kampanyaların” sorumlusu olarak tanımlandı. Böylece Leipzig’deki saldırının Rusya’ya atfedilmesi, sıfırdan ortaya çıkan yeni bir değerlendirmeden çok, son birkaç yıldır giderek kurumsallaşan Avrupa güvenlik yaklaşımının devamı niteliğinde. AB Konseyinin Mart 2026 tarihli kararları bu yaklaşımı açık biçimde ortaya koyuyor.
Almanya’nın Cevabı Neden Bu Kadar Sert?
Leipzig’i önceki vakalardan ayıran temel noktalardan biri Berlin’in bu kez sorumluluğu doğrudan Rus devletine yüklemesi. Alman hükûmeti geçmişte sabotaj ve casusluk vakalarında Moskova’ya yönelik suçlamalarda daha ihtiyatlı davranıyor, devam eden soruşturmalar nedeniyle doğrudan siyasi atıftan kaçınabiliyordu. Bu kez ise İçişleri ve Dışişleri Bakanları birlikte kameraların karşısına çıkarak Rusya’yı sorumlu tuttu ve suçlamayı somut karşı tedbirlerle destekledi.
Berlin, bu çerçevede Rusya’nın Bonn’daki başkonsolosluğunu 18 Eylül’de kapatacak. Rus vatandaşlarının Almanya’ya girişindeki kontroller de sıkılaştırılacak. Berlin ayrıca, Rus Kültür Evi’nin (Russisches Haus) Berlin’deki varlığının hukuki temelini sona erdirme kararı aldı. Merkezi işleten Rus devlet ajansı Rossotrudnichestvo 2022’den beri AB yaptırımları altında olsa da kurum bugüne kadar kapatılmamıştı. Leipzig saldırısının ardından Alman hükûmeti bu düzenlemeyi feshetme yoluna gitti. Kurum uzun süredir Kremlin’in Almanya’daki propaganda ve nüfuz faaliyetlerinin araçlarından biri olduğu eleştirileriyle karşı karşıyayken, Ağustos 2026’da Fransız makamlarının merkezin Rus istihbaratıyla bağlantılı faaliyetlerde kullanıldığı yönündeki değerlendirmeleri tartışmayı daha da büyütmüştü.
Almanya bununla yetinmeyerek meseleyi AB düzeyine taşıyor. Dışişleri Bakanı Wadephul, Rusya’nın Avrupa’daki hibrit operasyonlarıyla bağlantılı kişilerin yaptırım listelerine eklenmesini, Rusya’nın petrol ihracatında yaptırımları aşmak amacıyla kullandığı öne sürülen “gölge filo”ya yönelik tedbirlerin artırılmasını, Rus vatandaşlarına verilen 90 günlük turist vizelerinin azaltılmasını ve Rus diplomatların Avrupa içindeki hareket özgürlüğünün sınırlandırılmasını istiyor.
AB’nin tepkisi de Berlin’in yalnız kalmayacağını gösteriyor. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 2 Eylül’de Leipzig saldırısının “devlet destekli terörizmin bütün özelliklerini taşıdığını” söyledi. Rusya’nın Brüksel’deki temsilcisinin çağrıldığını açıklayan Kallas, hâlihazırda Rus askerî-sanayi kompleksiyle bağlantılı yaklaşık 1.600 yeni yaptırım kaydının hazırlık aşamasında olduğunu belirtti. Fransa da Rus diplomatik temsilcisini çağırdı. Kallas’ın 2 Eylül’deki açıklaması Leipzig dosyasının AB dışişleri bakanlarının İrlanda’daki toplantısının önemli başlıklarından biri hâline geldiğini gösteriyor.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de Almanya’yla “tam dayanışma” içinde olduklarını açıklayarak Berlin’in aldığı önlemleri destekledi. Buna karşın Almanya şu aşamada NATO Antlaşması’nın müttefiklerin güvenlik tehdidi karşısında istişarede bulunmasını öngören 4. maddesini devreye sokmayı planlamıyor. Berlin böylece bir yandan olayı doğrudan Rusya kaynaklı bir güvenlik tehdidi olarak tanımlarken diğer yandan cevabını askerî tırmanma yerine diplomatik önlemler ve yaptırımlar çerçevesinde tutmaya çalışıyor.
“Ne Savaş Ne Barış”: Almanya-Rusya İlişkilerinde Yeni Dönem
Leipzig vakasının siyasi önemi tam da bu belirsiz alanda ortaya çıkıyor. Rus tankları Almanya sınırını geçmiyor ve iki ülke arasında resmî bir savaş yok. Buna karşılık Berlin, kendi topraklarındaki kritik altyapının, kargo uçaklarının, bilgi sistemlerinin ve demokratik kurumların yabancı bir devlet tarafından sürekli hedef alındığını düşünüyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in son dönemde kullandığı “artık ne savaş ne barış durumundayız” yaklaşımı, Avrupa’daki hibrit tehdit tartışmasının temel ikilemini özetliyor: Bir devletin başka bir NATO ülkesine karşı saldırgan faaliyet yürüttüğü kabul edildiğinde, ancak bu faaliyet klasik bir askerî saldırının eşiğine ulaşmadığında buna nasıl karşılık verilmeli?
Leipzig bunun için önemli bir test niteliğinde. Berlin’in tercihi şimdilik saldırıyı açıkça Rusya’ya atfetmek, faaliyetin siyasi ve ekonomik maliyetini yükseltmek ve Avrupa düzeyinde ortak yaptırımlar oluşturmak yönünde. Bu yaklaşım aynı zamanda Almanya’nın Rusya politikasındaki daha geniş değişimin bir parçası. Baltık Denizi’ndeki altyapıya yönelik tehditler nedeniyle Almanya ve bölge ülkeleri ağustos sonunda ortak bir drone savunma görev gücü kurulması konusunda çalışmaya başladı. Alman hükûmeti ayrıca dış istihbarat servislerinin hibrit saldırılar karşısında daha aktif siber operasyonlar yürütebilmesine imkân sağlayacak düzenlemeleri tartışıyor. Reuters’a göre bölgedeki ülkeler özellikle kritik altyapı, sabotaj ve drone tehdidine karşı daha yakın güvenlik iş birliği arıyor.
Tartışmanın bir de iç politika boyutu var. Hükûmetin Rusya hakkındaki açıklaması, 6 Eylül’de yapılacak Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinden yalnızca birkaç gün önce geldi. Rusya’yla ilişkilerin normalleştirilmesini ve Moskova’ya yönelik yaptırımların gevşetilmesini savunan aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD), eyalette kamuoyu yoklamalarında önde bulunuyor. Parti, Leipzig saldırısının Rusya’ya atfedilmesi konusunda hükûmetten somut kanıt talep ederken Nord Stream boru hattına yönelik sabotaj soruşturmasında da aynı standardın uygulanması gerektiğini savunuyor. Dolayısıyla Berlin’in Moskova’ya karşı sertleşmesi yalnızca dış politika ve güvenlik alanında değil, Almanya içinde Rusya’yla nasıl bir ilişki kurulması gerektiğine ilişkin siyasi mücadelede de karşılık buluyor.
Leipzig’deki insansız hava aracının patlamamış olması, olayın siyasi etkisini sınırlamadı. Aksine Almanya’nın verdiği cevap, Avrupa’da birkaç yıldır “hibrit tehdit” başlığı altında tartışılan sabotaj ve müdahale faaliyetlerinin giderek daha doğrudan bir devletlerarası güvenlik meselesine dönüşmekte olduğunu gösteriyor. Bundan sonraki kritik soru, AB’nin Almanya’nın talep ettiği yeni yaptırımları ne ölçüde hayata geçireceği ve Berlin’in “ölçülü fakat kararlı” olarak tanımladığı yaklaşımın Rusya’nın benzer operasyonlarını caydırıp caydıramayacağı olacak. (P)