“Senin Burada Yerin Yok”: Siyasetteki Kadınlar Erkeklerden Daha Fazla Ayrımcılığa Uğruyor
Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılan 88 adaya gönderilen 3,2 milyondan fazla yanıtı inceleyen araştırma, kadın siyasetçilere yönelik online saldırıların daha kişisel, cinsiyetçi ve cinsel içerikli olduğunu ortaya koydu. Kadınların siyasetteki varlığını hedef alan bu mesajlar, otosansürden yeniden aday olma isteğinin azalmasına kadar uzanan sonuçlar doğuruyor.
Online ortamlar, özellikle de sosyal medya, hararetli siyasi tartışmaların yürütüldüğü başlıca mecralar arasında yer alıyor. İnsanlar bu platformlarda siyasi görüşlerini dile getirebiliyor, örgütlenebiliyor, hatta zaman zaman siyasetçilerle doğrudan iletişim kurabiliyor. Demokratik katılımı güçlendirme potansiyeli taşıyan bu mecralar, aynı zamanda nefret söyleminin, zehirli etkileşimlerin ve online şiddetin yayılması için de elverişli bir zemin oluşturuyor.
Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezindeki ekibimiz, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılan 88 adaya X’te (eski adıyla Twitter) gönderilen 3,2 milyondan fazla yanıtı analiz etti. Bulgularımız, siyasetteki kadınlarla erkeklerin online ortamda gördüğü muamele arasında önemli farklar bulunduğunu ortaya koydu.
Araştırmada Perspective API adlı toksik içerik tespit algoritmasını kullanarak farklı adaylara gönderilen ‘toksik’ yanıtların hem sayısını hem de türlerini inceledik. Algoritmanın verdiği toksiklik puanı sıfır ile bir arasında değişiyor. Bu puan, bir okurun söz konusu metni toksik olarak algılama ihtimalini tahmin ediyor. Algoritma toksikliği, ‘insanı bir tartışmadan uzaklaştırabilecek ölçüde kaba, saygısız veya ölçüsüz yorum’ şeklinde tanımlıyor.
Fransa, İrlanda, İtalya, Portekiz ve İspanya’dan araştırmaya dâhil edilen adayların yaklaşık yüzde 80’i toksik yanıtlar aldı. Ham veriler, açık ve ölçülebilir bir cinsiyet farkına işaret ediyordu: Kadın adaylara gönderilen toksik yanıtların sayısı erkek adaylara gönderilenlerden daha yüksekti.
Ama her paylaşımın aldığı toplam yanıt sayısı arasındaki fark hesaba katıldığında, toksik yanıtların oranındaki cinsiyet farkı istatistiksel açıdan anlamlı olmaktan çıktı. Kadınlar erkeklerden daha az paylaşım yapıyor, buna rağmen paylaşımları daha fazla yanıt alıyordu. Başka bir ifadeyle kadın adayların hesapları, toksik veya zararsız fark etmeksizin, genel olarak daha fazla ilgi çekiyordu.
Kadınların Siyasetteki Varlığı Hedef Alınıyor
Analiz için önce her adayın adının geçtiği paylaşımları topladık. Ardından veri kümesini daraltarak adayların kendi paylaşımlarına gönderilen yanıtlara odaklandık. Toksiklik tespit algoritması her mesaja bir puan verdi ve belirlenen eşiği aşan içerikleri daha yakından incelenmek üzere işaretledi.
Algoritmanın çalışmasını tamamlamasının ardından mesajlarda gerçekte neler söylendiğini inceledik. Açıkça toksik olduğu görülen yaklaşık 2 bin 700 yanıtı içeriklerine göre elle sınıflandırdık. Bunlar, otomatik aracın toksik olma ihtimalini en yüksek gördüğü mesajlardı. Başka bir deyişle, on insan değerlendiriciden dokuzu bu mesajların toksik olduğu konusunda aynı görüşü paylaşacaktı. Yanıtların içeriği, kadınlarla erkeklerin siyasete girdiklerinde son derece farklı tutumlarla karşılaştığını açıkça gösterdi.
Açıkça toksik olarak değerlendirilen yanıtların yüzde 71’i kadın adaylara gönderilmişti. Bu mesajların içeriği, erkek siyasetçilerin karşılaştığı saldırılardan çarpıcı biçimde ayrılıyordu. Kadın adaylar kişiliklerini hedef alan aşağılayıcı saldırılara, cinsiyetçi hakaretlere ve açık cinsel ifadeler içeren yorumlara maruz kalıyordu. Ayrıca kadınları susturmaya veya siyasette yer alma haklarını sorgulamaya yönelik ifadeler de sürekli tekrarlanıyordu. Her dört kadın adaydan biri cinsel içerikli yorumlar aldı.
Erkek siyasetçiler de saldırılardan muaf değildi. Ama erkeklere yöneltilen hakaretler çoğunlukla siyasi kararlarına, görevlerini yerine getirme biçimlerine veya karakterlerine odaklanıyordu. Yolsuzluk, sahtekârlık ya da yetersizlikle suçlanıyorlardı. Saldırılar, kamusal yaşamdaki varlıklarını değil eylemlerini hedef alıyordu.
Aradaki bu fark önem taşıyor. Saldırı siyasi görüşleri veya politikaları değil kimliği hedef aldığında, verilen mesaj da temelden değişiyor. Söylenen artık ‘Seninle aynı fikirde değilim’ değil, ‘Senin burada yerin yok’ oluyor. Bu durum, akademisyenlerin ‘semiyotik şiddet’ adını verdiği olguyu yansıtıyor. Dil ve semboller üzerinden uygulanan bu şiddet, kadınların siyasi aktör olarak meşruiyetini zayıflatmayı amaçlıyor.
Online Şiddet Siyasete Katılımı Nasıl Etkiliyor?
Analizimizde ‘toksiklik yoğunluğu’ adını verdiğimiz bir başka ölçütü de ele aldık. Bu ölçüt, tek bir yanıtta kaç farklı saldırgan unsurun bir araya getirildiğini gösteriyor. Örneğin bir kadını hedef alan mesaj, cinsiyetçi bir hakaretin yanı sıra cinsel içerikli bir tehdit, akıl sağlığına ilişkin aşağılayıcı bir gönderme ve siyaseti tamamen bırakması yönünde bir talep içerebiliyordu.
Kadınlara gönderilen toksik yanıtların yüzde 62’sinde bu tür unsurlardan en az ikisine rastladık. Buna karşılık erkeklere yöneltilen toksik yanıtların yüzde 52’sinde yalnızca bir saldırgan unsur bulunuyordu. Aynı anda yöneltilen birden fazla saldırı, tek bir hakaretten daha ağır bir psikolojik etki yaratıyor. Üst üste gelen bu saldırılar, kadının siyasi alandaki varlığının istenmediği yönünde güçlü bir mesaj veriyor.
Veriler, sol eğilimli siyasi gruplara mensup kadın adayların daha fazla toksik yanıt aldığını da ortaya koydu. Bu örüntü, Brezilya’daki seçimler üzerine yapılan araştırmaların bulgularıyla örtüşüyor. Bulgular, cinsiyet ile siyasi ideolojinin bir araya geldiğinde saldırıları artırabileceğine işaret ediyor.
AB’nin Attığı Adımlar Yeterli mi?
Bu çalışma, siyasetteki kadınlara yönelik online düşmanlığın tek bir ülke, platform veya siyasi kültürle sınırlı kalmadığını gösteren giderek genişleyen araştırmalara yenisini ekliyor. İsveç, Yeni Zelanda ve Hollanda’da yapılan araştırmalar da benzer cinsiyetçi örüntüler ortaya koydu. Kadınlar sırf sayı bakımından her zaman erkeklerden daha fazla saldırıya uğramıyor. Ama kadınlara yöneltilen saldırılar daha kişisel ve daha fazla cinsel içerik taşıyor; aynı zamanda siyasi görev üstlenme haklarını reddetmeyi amaçlıyor.
Bu saldırıların somut sonuçları var. Akademik çalışmalar, online saldırılarla kadın siyasetçilerin yeniden seçilmek için aday olma isteğinin azalması, otosansüre yönelmeleri ve dijital ortamlardan tamamen çekilmeleri arasında bağlantı kuruyor. Saldırılar kimin aday olacağını etkilediğinde, kimin yöneteceğini de etkiliyor.
Avrupa Birliği bu sorunla mücadele etmek için bazı adımlar atmaya başladı. Kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin yeni bir direktif, siber takip ve tacizi tüm AB ülkelerinde suç kapsamına alıyor. 2024’te yürürlüğe giren Dijital Hizmetler Yasası da büyük platformlara, toplumsal cinsiyete dayalı zararlar dâhil olmak üzere demokratik süreçleri tehdit eden riskleri belirleme ve azaltma yükümlülüğü getiriyor.
Bu önlemler gerekli, ancak tek başına yeterli değil. Sosyal medya platformlarının içerik denetleme politikaları, cinsiyetçi saldırıların yalnızca sayısını değil niteliğini de dikkate almalı. Platformlar, bağlamı ve yerel dili anlayabilen tespit araçlarına daha fazla yatırım yapmalı. Sorunun düzenli olarak izlenmesi de gerekiyor. Online saldırı yöntemleri değiştikçe bunlara verilen karşılıklar da gelişmeli.
Özetle siyasetteki kadınlar, erkeklerin maruz kaldığı saldırıların yalnızca daha sert ve yoğun bir biçimiyle karşılaşmıyor. Kişisel aşağılama, cinselleştirme ve kadınların siyasette bulunma hakkını sistematik biçimde yok sayma üzerinden işleyen farklı bir olguyla mücadele ediyorlar. Bu farkı anlamak, sorunla mücadele etmenin ilk adımını oluşturuyor.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 21 Ağustos’ta The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.