Yardım Çalışanları Neden Giderek Daha Büyük Risk Altında?
19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü, insani krizlerde çalışanların karşı karşıya olduğu riskleri yeniden gündeme taşıyor. Son üç yılda binden fazla insani yardım çalışanı öldürüldü; yüzlercesi yaralandı, kaçırıldı veya gözaltına alındı. Gazze, Sudan ve Yemen başta olmak üzere birçok kriz bölgesinde saldırılara erişim kısıtlamaları, idari engeller ve finansman sorunları da eşlik ediyor.
Her yıl 19 Ağustos’ta anılan Dünya İnsani Yardım Günü’nün kökeninde, insani yardım çalışanlarının karşı karşıya olduğu tehlikeleri gösteren saldırılardan biri var. 19 Ağustos 2003’te Irak’ın başkenti Bağdat’taki Canal Hotel’de bulunan Birleşmiş Milletler merkezine düzenlenen bombalı saldırıda, BM Genel Sekreterinin Irak Özel Temsilcisi Sergio Vieira de Mello’nun da aralarında bulunduğu 22 kişi hayatını kaybetti. Beş yıl sonra BM Genel Kurulu, 19 Ağustos’u Dünya İnsani Yardım Günü ilan etti.
Aradan geçen yıllarda insani yardım çalışanlarının güvenliği iyileşmek bir yana, özellikle son dönemde daha büyük bir sorun hâline geldi. BM Genel Sekreteri António Guterres, 19 Ağustos 2026 Dünya İnsani Yardım Günü mesajında geçen yılda 390’dan fazla insani yardım çalışanının öldürüldüğünü açıkladı. Öldürülenlerin çoğunu, kendi ülkelerinde ve toplumlarında çalışan yerel personel oluşturuyor.
2025 Yardım Çalışanları İçin En Ölümcül Yıllardan Biri Oldu
İnsani yardım çalışanlarının güvenliğini 1997’den bu yana takip eden Aid Worker Security Database (AWSD) verileri, son yıllardaki artışın boyutunu ortaya koyuyor. Humanitarian Outcomes tarafından yürütülen veri tabanına göre 2025 yılında 350 yardım çalışanı öldürüldü, 322 kişi yaralandı ve 235 kişi kaçırıldı. Aynı yıl 280 yardım çalışanının gözaltına alındığı kaydedildi.
Bu rakamlar 2025’i yardım çalışanları açısından kayıtlardaki en ölümcül yıllardan biri hâline getiriyor. 2024’te ise AWSD verilerine göre 387 yardım çalışanı öldürülmüştü. Böylece 2025’te ölüm sayısında bir önceki yıla göre sınırlı bir düşüş görülse de kayıplar geçmiş yılların çok üzerinde kalmaya devam etti.
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) Nisan 2026’da Güvenlik Konseyine sunduğu verilere göre 2023, 2024 ve 2025 yıllarında öldürülen insani yardım çalışanlarının toplamı 1.010’u aştı. Bu ölümlerin 560’tan fazlası Gazze ve Batı Şeria’da, yaklaşık 130’u Sudan’da, 60’ı Güney Sudan’da, 25’i Ukrayna’da ve 25’i Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde meydana geldi.
Yardım çalışanlarının karşı karşıya olduğu tehlike yalnızca insani yardım kuruluşlarıyla da sınırlı değil. Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) açıklamasına göre, yıl başından bu yana sağlık hizmetlerine yönelik 914 saldırı kaydedildi. Bu saldırılarda 911 kişi hayatını kaybetti, 1.486 kişi yaralandı. Saldırıların büyük bölümü Ukrayna, Lübnan, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’yı kapsayan işgal altındaki Filistin toprakları ile Myanmar’da gerçekleşti. WHO’nun Aralık 2017’de küresel izleme sistemini devreye almasından bu yana ise 29 ülke ve bölgede sağlık hizmetlerine yönelik 10 bin 400’den fazla saldırı kayda geçti; bu saldırılarda 5 bin 700’den fazla kişi öldü, 8 bin 500’den fazla kişi yaralandı.
Yardım Çalışanları Hangi Risklerle Karşılaşıyor?
Son yıllarda insani yardım çalışanları açısından en ağır kayıpların yaşandığı yerlerin başında Gazze geliyor. OCHA’nın verilerine göre Nisan 2026 itibarıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de en az 593 yardım çalışanı öldürüldü.
Gazze’deki kayıplarda BM’nin Filistinli mültecilere yardım kuruluşu UNRWA çalışanları önemli bir yer tutuyor. UNRWA’nın 30 Temmuz 2026 tarihli durum raporuna göre savaşın başlangıcından bu yana Gazze’de kurumla bağlantılı 393 kişi hayatını kaybetti; bunların 311’i UNRWA personeli, 82’si ise kuruma destek sağlayan kişilerdi. Kuruluşun yerel personeli, İsrail’in engellemelerine rağmen savaş boyunca barınma merkezlerinden sağlık ve eğitim hizmetlerine, yardım dağıtımından temel sosyal hizmetlere kadar geniş bir alanda faaliyet göstermeyi sürdürmeye çalışıyor.
Haziran ayında BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Tom Fletcher da Gazze’yi yardım ulaştırmak açısından “dünyanın en tehlikeli yeri” olarak tanımlayarak burada öldürülen yardım çalışanlarının küresel toplamın yarısından fazlasını oluşturduğuna dikkat çekti.
Gazze’deki sorun yalnızca yardım personelinin güvenliğiyle sınırlı değil. İnsani kuruluşlar personelin ve yardım malzemelerinin hareketi, dağıtım güzergâhları ve temel altyapıya erişim konusunda da sorunlarla karşılaşıyor. OCHA’nın Temmuz 2026 raporuna göre yardım faaliyetleri güvenlik riskleri ve gecikmelerle karşılaşırken, finansman eksikliği nedeniyle barınma desteğine ulaşan ailelerin sayısı mayıstan hazirana yüzde 37 azaldı.
Yemen ise yardım çalışanlarının karşılaştığı başka bir risk türünü gösteriyor: gözaltılar ve insani faaliyetlere yönelik kısıtlamalar. BM’nin Ağustos 2026 itibarıyla verdiği bilgilere göre Husi fiilî makamları 73 BM çalışanını keyfî olarak gözaltında tutuyor. Bunun yanı sıra sivil toplum kuruluşları ve diplomatik misyonlarda görev yapan kişiler de gözaltında bulunuyor. BM, personelin serbest bırakılmasının ve insani yardım faaliyetlerinin güvenli biçimde sürdürülebilmesinin önemine dikkat çekiyor.
44 Kriz ülkesinde İnsani Yardıma Erişim Ciddi Biçimde Kısıtlı
Savaş bölgelerinde insani yardımın ulaştırılmasını belirleyen tek unsur çalışanların fiziksel güvenliği değil. Yardım kuruluşlarının bir ülkeye girebilmesi, ülke içinde hareket edebilmesi ve ihtiyaç sahiplerinin yardım noktalarına ulaşabilmesi de insani müdahalenin temel koşulları arasında.
Bağımsız insani analiz kuruluşu ACAPS’in yayımladığı Küresel İnsani Erişim Değerlendirmesi’ne göre, Aralık 2025-Mayıs 2026 döneminde incelenen 66 kriz ülkesinin 44’ünde insani yardıma erişim yüksek ila aşırı düzeyde kısıtlandı. Erişim koşulları 26 ülkede önceki döneme göre kötüleşirken yalnızca bir ülkede iyileşti. On iki ülke ise ACAPS’in en ağır kategori olarak tanımladığı “aşırı erişim kısıtlamaları” grubunda yer aldı
“İnsani erişim” kavramı yalnızca sınırların yardım konvoylarına kapatılması anlamına gelmiyor. ACAPS; ülke içinde hareket kısıtlamalarını, yardım faaliyetlerine müdahaleyi, personel ve kuruluşlara yönelik şiddeti, insanların hizmetlere ulaşmasının engellenmesini ve fiziksel veya çevresel engelleri de bu kapsamda değerlendiriyor.
2026 değerlendirmesinde dikkat çeken unsurlardan biri de bazı erişim sorunlarının doğrudan çatışmadan değil, hukuki ve idari uygulamalardan kaynaklanması. İnsani kuruluşların kayıtlarının iptal edilmesi, yardım çalışanlarının kovuşturulması, mülteci ve göçmenlere sağlanan yardımların sınırlandırılması ve kuruluşların faaliyetlerine müdahale edilmesi bunlar arasında bulunuyor. ACAPS’e göre yardımın bu ülkelere girişinden çok, ülke içerisindeki hareket ve uygulama aşamalarındaki engeller giderek öne çıkıyor.
İnsani Yardımın Ön Saflarında Yerel Çalışanlar Var
Dünya İnsani Yardım Günü’nde kullanılan “yardım çalışanı” ifadesi yalnızca başka ülkelerden kriz bölgelerine gönderilen BM veya uluslararası sivil toplum kuruluşu çalışanlarını kapsamıyor. İnsani operasyonların önemli bir kısmı, krizin yaşandığı ülkede yaşayan yerel personel ve kuruluşlar tarafından yürütülüyor.
Bunlar sağlık çalışanlarından sürücülere, lojistik personelinden yerel sivil toplum kuruluşlarının çalışanlarına ve gönüllülere kadar geniş bir grubu kapsıyor. António Guterres’in 2026 Dünya İnsani Yardım Günü mesajında da son üç yılda öldürülen binden fazla yardım çalışanının çoğunun kendi toplumlarına yardım eden yerel personel olduğu özellikle belirtiliyor.
Yerel çalışanların önemi özellikle uluslararası personelin ulaşamadığı veya güvenlik nedeniyle ayrıldığı bölgelerde artıyor. Gazze’de de BM kurumları ve uluslararası kuruluşların operasyonlarının büyük bölümünde Filistinli yerel çalışanlar görev yapıyor.
Sudan’da ise Nisan 2023’te başlayan savaş, uluslararası insani kuruluşların faaliyetlerini zorlaştırırken yerel yardım ağlarının önemini artırdı. Emergency Response Rooms (Acil Müdahale Odaları) olarak bilinen gönüllü ağları; toplum mutfaklarından sağlık hizmetlerine ve tahliyelere kadar birçok alanda faaliyet gösteriyor. OCHA, bu oluşumların Sudan’daki geleneksel kolektif dayanışma pratiği “nafeer”den yararlanarak, özellikle çatışmanın erişimi zorlaştırdığı yerlerde sivillere destek sağladığını belirtiyor. Bu yerel çalışan ve gönüllüler de çatışmanın risklerinden muaf değil. Sudan’da insani faaliyetler; çatışmalar, yağma, hareket kısıtlamaları ve yardım malzemelerine erişim sorunlarından etkileniyor. BM’nin Temmuz 2026 değerlendirmesinde savaşın ülkenin sağlık sistemini ağır biçimde sekteye uğrattığı, hizmet sunumunu aksattığı ve insani ihtiyaçların büyümeye devam ettiği belirtiliyor.
Dünya genelindeki bu tablo, 2026’da giderek büyüyen insani ihtiyaçlarla birlikte ele alınıyor. BM’ye göre Mayıs 2026 sonunda dünya genelinde 252 milyondan fazla insan acil insani yardım ve korumaya ihtiyaç duyuyordu. Bu sayı 2026 Küresel İnsani Görünümü hazırlanırken yapılan tahminden 13 milyon daha fazla. Ancak finansman sorunları nedeniyle BM ve ortakları bu yıl öncelikli olarak 87 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyor.
İnsani yardım çalışanlarının korunmasına ilişkin uluslararası kurallar da mevcut. BM Güvenlik Konseyi, Mayıs 2024’te kabul ettiği 2730 sayılı kararla devletlere ve çatışmanın taraflarına insani yardım ve BM personelini koruma, yardım operasyonlarına erişimi kolaylaştırma ve personele yönelik saldırılarda hesap verebilirliği sağlama çağrısında bulunmuştu.
19 Ağustos 2026’da Birleşmiş Milletlerin verdiği mesaj da bu nedenle yalnızca insani yardım çalışanlarının anılmasıyla sınırlı değil. BM; çatışmanın taraflarına savaş hukukuna uyma, insani yardıma güvenli erişim sağlama, saldırıların faillerini hesap verebilir kılma ve yardım faaliyetleri için yeterli kaynak sağlama çağrısı yapıyor. Güncel veriler ise yardım çalışanlarının karşı karşıya olduğu risklerin saldırılarla sınırlı olmadığını; gözaltılar, hareket ve erişim kısıtlamaları, sağlık altyapısına yönelik saldırılar ve finansman sorunlarının da insani operasyonların yürütülmesini giderek zorlaştırdığını gösteriyor.