İsrail’in E1 Hamlesi: Batı Şeria’yı Bölecek Proje Yeniden Gündemde
İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da ilerlettiği E1 yerleşim planı, 1.200’den fazla konut için inşaat ihalesi açılmasıyla yeniden gündemin merkezine yerleşti. Planın Batı Şeria’nın coğrafi bütünlüğünü zedeleyerek iki devletli çözüm ihtimalini daha da zayıflatacağı uyarısı yapılırken, 7 Ekim 2023 sonrası artan yerleşimci şiddeti de tepkileri büyütüyor. Avrupa ülkeleri projeden vazgeçilmesini talep etse de, AB düzeyinde İsrail’e karşı kapsamlı yeni yaptırımlar konusunda henüz ortak bir karar alınabilmiş değil.
İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yıllardır uluslararası itirazlar nedeniyle hayata geçirilemeyen E1 yerleşim projesi yeniden kritik bir aşamaya geldi. İsrail İnşaat ve İskân Bakanlığının 18 Ağustos’ta bölgede 1.234 konutun inşası için ihale sürecini başlatması, Avrupa ülkelerinden sert tepkiler doğurdu. E1’in tamamında yaklaşık 3.400 konut öngörülüyor. Almanya, Fransa, İtalya ve Hollanda’nın da aralarında bulunduğu Avrupa ülkeleri İsrail’den planı geri çekmesini isterken, Avrupa Birliği’nde İsrail’in yerleşim politikalarına karşı ekonomik tedbirlerin kapsamının genişletilmesi yeniden tartışılıyor.
E1 Planı Nedir?
E1, Doğu Kudüs ile yaklaşık 37 bin İsrailli yerleşimcinin yaşadığı Ma’ale Adumim yerleşimi arasında bulunan yaklaşık 12 kilometrekarelik alanı ifade ediyor. Planın merkezinde bu bölgede 3.401 konut inşa edilmesi ve böylece Ma’ale Adumim’in Kudüs ile fiziksel bağlantısının güçlendirilmesi bulunuyor. İsrailli hükûmetler projeyi 1990’lardan bu yana çeşitli dönemlerde ilerletmeye çalışsa da, özellikle iki devletli çözüm üzerindeki etkisi nedeniyle gelen uluslararası baskılar sonucunda inşaat uzun yıllar ertelendi.
Ağustos 2025’te E1’deki konut planlarına nihai onay verildi. Ağustos 2026’da açılan son ihale ise toplam konutların yaklaşık üçte birini kapsıyor. İhaleye teklifler 19 Ekim’e kadar verilebilecek; bu tarih İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan seçimlerden yalnızca bir hafta önceye denk geliyor.
İsrailli yerleşim karşıtı kuruluş Peace Now, hükûmetin böylece seçimlerden önce müteahhitlerle sözleşme aşamasına geçerek sonraki hükûmetlerin projeyi durdurmasını zorlaştırmaya çalıştığını savunuyor: “E1’de inşaat yapılması, iki devlet temelinde bir barış düzenlemesine ulaşma ihtimalini tamamen yok edecektir. Hûkümet, seçimlerden önce müteahhitlerle sözleşme imzalamaya çalışıyor; böylece bir sonraki hükûmetin inşaatı iptal etmesi çok daha zor hâle gelecek.”
Neden “İki Devletli Çözümün Sonu” Olarak Görülüyor?
E1’e yönelik itirazların merkezinde coğrafya bulunuyor. Alanın yapılaşması, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Ramallah ve Nablus ile güneyindeki Beytüllahim ve El Halil arasındaki Filistin coğrafi devamlılığını ciddi biçimde zayıflatacak.
İsrailli avukat ve Kudüs uzmanı Daniel Seidemann, yüklenen haber derlemesinde E1’in diğer yerleşim projelerinden bu nedenle ayrıldığını belirtiyor: “Batı Şeria’yı parçalayacak; bölgeyi Ramallah ve Nablus’un bulunduğu kuzey kantonu ile Beytüllahim ve El Halil’in bulunduğu güney kantonuna bölecek. Bu iki bölüm arasında bağlantı, hatta doğrudan coğrafi yakınlık kalmayacak.”
Projenin ikinci kritik sonucu ise Doğu Kudüs üzerinde ortaya çıkıyor. Filistin yönetimi Doğu Kudüs’ü gelecekte kurulacak Filistin devletinin başkenti olarak görüyor. E1’in yapılaşması ise Doğu Kudüs ile Batı Şeria’nın geri kalanı arasındaki Filistin yerleşimlerinin bağlantısını daha fazla sınırlayacak.
Bu nedenle Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres planı, coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devletinin kurulması açısından “varoluşsal bir tehdit” olarak nitelendirdi.
Avrupa Ülkelerinden Ortak Tepki
E1’in yeniden ilerletilmesi Avrupa’da alışılmadık ölçüde geniş bir ortak açıklamaya yol açtı. Almanya, Fransa, Birleşik Krallık, İtalya, Hollanda, Belçika, İspanya, İsveç, Avusturya, Finlandiya, Yunanistan ve Kıbrıs’ın da aralarında bulunduğu ülkeler ile Avrupa Komisyonu, Kanada, Norveç, Avustralya ve Yeni Zelanda 20 Ağustos’ta projeyi “kabul edilemez” olarak nitelendirdi.
Ortak açıklamada, “E1 yerleşimi Batı Şeria’nın ortasına bir kama sokarak ve Filistin topraklarının coğrafi bütünlüğüne zarar vererek iki devletli çözüm ihtimalini baltalayacaktır” denildi. Liderler ayrıca, “Uluslararası hukuk açıktır: Batı Şeria’daki İsrail yerleşimleri yasa dışıdır” ifadelerini kullandı. İsrail hükûmetine planları “derhâl geri çekme” çağrısında bulunulurken, projeye teklif vermeyi düşünen şirketlere de doğrudan uyarı yapıldı: Şirketlerin “uluslararası hukukun ağır ihlallerine dâhil olma riski” dâhil hukuki ve itibari sonuçlarla karşılaşabileceği belirtildi.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, X hesabından yaptığı açıklamada Avrupa ülkelerinin E1 planına yönelik tepkilerine sert karşılık verdi: “Avrupa ülkelerinin İsrail’e yönelik tehditleri ve yaptırım çağrıları, İsrail’in egemenliğini ve güvenliğini belirleme hakkına müdahale girişimidir. İsrail, Yahudiye ve Samiriye’deki yerleşim politikasını yabancı devletlerin talimatları doğrultusunda belirlemeyecektir. Tehditlerden ve yaptırımlardan ne etkilenirim ne de korkarım. Yabancı devletlerin talimatlarını kabul etmiyoruz. İsrail Devleti, kendi topraklarında inşa etmeye ve gelişmeye devam edecektir.” Smotrich ayrıca E1 projesinin ilerletilmesinin “Filistin devletinin kurulmasını engelleyeceğini” belirterek, “Bu topraklarda bir Filistin devleti kurulmayacak” ifadesini kullandı.
Uluslararası Adalet Divanı da Temmuz 2024 tarihli danışma görüşünde İsrail’in yerleşimleri, altyapı projeleri ve Batı Şeria ile Doğu Kudüs üzerindeki kalıcı kontrolünü birlikte değerlendirerek bu politikaların “geri döndürülemez etkiler” yaratmayı hedeflediğini ve işgal altındaki Filistin topraklarının geniş bölümlerinde ilhak anlamına geldiğini belirtmiş, İsrail’in yeni yerleşim faaliyetlerini derhâl durdurması gerektiği sonucuna varmıştı.
AB Yaptırım Uygulayacak mı?
E1 tartışması, AB’nin İsrail yerleşimlerine yönelik ekonomik yaptırım arayışının zaten hızlandığı bir döneme denk geldi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, temmuz ayında dışişleri bakanları arasındaki görüşmelerde en fazla desteği alan seçeneğin yasa dışı yerleşimlerle ticaretin tamamen yasaklanması olduğunu açıklamıştı. Belçika, Fransa, İrlanda, Lüksemburg, Hollanda, İspanya ve İsveç bu yöndeki önlemleri destekleyen ülkeler arasında yer alıyor.
Ancak bu, AB çapında bir yaptırım kararının alındığı anlamına gelmiyor. Temmuz sonunda üye devletlerin büyükelçileri; yerleşim ürünlerinin etiketlenmesinin sıkılaştırılması, cezalandırıcı gümrük tarifeleri ve yerleşimlerle ticaretin tamamen yasaklanması gibi seçeneklerin hiçbirinde gerekli çoğunluğa ulaşamadı. Almanya ve Çekya daha sert adımlara mesafeli duran ülkeler arasında gösteriliyor. Dolayısıyla E1’in ilerletilmesinin AB içindeki baskıyı artırması beklenirken, birlik çapında yeni bir ekonomik yaptırımın uygulanacağı henüz kesin değil.
7 Ekim Sonrası Batı Şeria: Yerleşimci Şiddetinde Artış
E1’e yönelik tepki yalnızca gelecekteki bir yerleşim projesinden kaynaklanmıyor. Batı Şeria’da 7 Ekim 2023’ten bu yana yerleşimci şiddeti, topraklara erişimin kısıtlanması ve Filistinlilerin yerinden edilmesi ciddi biçimde arttı.
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi OCHA’ya göre 2026’nın ilk aylarında yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları daha da yoğunlaştı. Yalnızca yılın başından 11 Mayıs’a kadar yerleşimci saldırılarında yaklaşık 490 Filistinli yaralandı; bu sayı 2023 ve 2024 yıllarındaki yıllık toplamların her birine yaklaşmış durumda. Mart 2026’da yaklaşık 170 Filistinlinin yerleşimciler tarafından yaralanması, OCHA’nın 2006’da düzenli kayıt tutmaya başlamasından bu yana bir ayda kaydedilen en yüksek rakam oldu.
Bu tablo, Avrupa ülkelerinin E1 açıklamasında da açıkça vurgulandı. Liderler, “sivillere yönelik benzeri görülmemiş düzeyde yerleşimci şiddetinin ve Filistin ekonomisine yönelik ağır kısıtlamaların yaşandığı” bir dönemde E1 kararının daha da kaygı verici olduğunu belirtti.
E1 böylece yalnızca 3.400 konutluk bir imar projesi olmaktan çıkıyor. Tartışmanın merkezinde, Batı Şeria’daki mevcut coğrafi ve siyasi gerçekliğin kalıcı hâle gelip gelmeyeceği ve uluslararası toplumun uzun yıllardır savunduğu iki devletli çözümün sahada uygulanabilir bir seçenek olarak kalıp kalmayacağı sorusu bulunuyor. (P)