Yapay Zekâ Avrupa’nın Göç Yönetimini Nasıl Değiştiriyor?
Avrupa’da yapay zekâ artık vize ve oturum başvurularından iltica mülakatlarına kadar göç yönetiminin farklı aşamalarında kullanılıyor. AB bu sistemlerin birçoğunu “yüksek riskli” sayarken özel güvencelerin 2027’ye ertelenmesi, hız vaadi ile ayrımcılık riski arasındaki tartışmayı büyütüyor.
Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Düzenlemesi (AI Act), 2 Ağustos 2026’da genel olarak uygulanmaya başladı. Fakat iltica başvurularını inceleyen, göçmenler hakkında risk puanı çıkaran veya sınırda kişileri tespit eden “yüksek riskli” sistemlere yönelik özel güvenceler 2 Aralık 2027’ye ertelendi. Başka bir ifadeyle AB, yapay zekâyı denetlemeye başladığı gün, göç alanındaki en hassas uygulamaların bir bölümüne on altı aylık ek süre tanıdı.
Bu erteleme, AB Göç ve İltica Paktı’nın 12 Haziran’da uygulanmaya başlamasından yalnızca yedi hafta sonra geldi. Pakt, dış sınırlarda kimlik, güvenlik, sağlık ve kırılganlık taramasını genişletiyor; iltica ve geri gönderme işlemlerini hızlandırmayı amaçlıyor. Tam da Avrupa’nın daha fazla insan hakkında daha kısa sürede karar vermeye çalıştığı bu dönemde, kamu idareleri yapay zekâya yöneliyor.
Ancak “göç yönetiminde yapay zekâ” tek bir sistemi ifade etmiyor. Bir araç mülakatı yazıya geçirirken diğeri kişinin doğru söyleyip söylemediğini tahmin ediyor; bir başkası vize dosyasını “yoğun inceleme” hattına gönderiyor. Asıl tartışma da makinenin nihai kararı verip vermemesinden çok, o karara giden yolu nasıl şekillendirdiği üzerinde yoğunlaşıyor.
Oturum Başvurusundan İltica Mülakatına: Avrupa’da Hangi Sistemler Deneniyor?
Fransa’da yapay zekâya yönelmenin arkasında ağır bir idari kriz bulunuyor. Temmuzda yayımlanan Fransa Haklar Savunucusu raporuna göre yabancıların haklarıyla ilgili şikâyetler, 2019’da kuruma yapılan başvuruların yüzde 10’unu oluştururken 2025’te yüzde 41’e yükseldi. Oturum yenileme işlemlerinin ortalama 117 güne ulaştığı ülkede hükûmet, bu yığılmayı azaltmak için çevrim içi sistem ANEF’e yüklenen belgeleri yapay zekâyla kontrol etmeyi bazı valiliklerde deniyor; pilot uygulamanın 2027’de ülke geneline yaygınlaştırılması öngörülüyor. Belgelerin eksiksiz olduğu daha hızlı belirlenirse başvuru sahibine geçici oturum belgesi daha erken verilebileceği iddia ediliyor. Buna karşılık sistem, standart şablona uymayan gerçek bir belgeyi “şüpheli” sayarsa dosya daha kaydedilmeden durma riski taşıyor. Yine Fransa’da göçmenlerin açtığı davalarda devletin savunmasını hazırlayan memurlara yardım etmesi öngörülen bir diğer yapay zekâ aracı olan Astrée’nin yabancılar hukuku modülü ise henüz tasarım ve geliştirme aşamasında. Sistem, valilik görevlilerinin mahkemeye sunacağı savunmaları hazırlamasına yardımcı olmayı amaçlıyor.
ANEF ve Astrée, yapay zekânın Fransa’da oturum başvurusundan bu başvuruların doğurduğu idari davalara kadar farklı aşamalara girmeye başladığını gösteriyor. Avrupa’nın diğer ülkelerinde ise benzer araçlar vize değerlendirmesi, iltica işlemleri ve sınır kontrolünde deneniyor.
Almanya’da Federal Göç ve Mülteciler Dairesi, sığınmacıların konuşmalarından muhtemel geldikleri bölgeyi belirlemeye yarayan dil ve lehçe tanıma araçları üzerinde çalışıyor. BAMF, ses kayıtlarının farklı Avrupa ülkeleri arasında paylaşılacağı ve analiz edileceği ortak bir pilot planlıyor. Bu yöntem tercüman seçimini kolaylaştırabilir; fakat kişi uzun süre başka ülkede yaşamış, birden fazla lehçe öğrenmiş veya doğduğu yerde kullanılan dili kaybetmişse kökeni hakkında yanıltıcı bir işaret de üretebilme ihtimali var.
Bununla birlikte kamuoyunda tartışılan her proje bugün kullanılan bir sisteme dönüşmedi. Örneğin Avrupa Birliği İltica Ajansı da 2021-2022 döneminde ses kayıtlarının önce makine, ardından insan uzmanlar tarafından incelendiği hibrit bir dil değerlendirme modeli denemişti. Yine AB’nin Horizon 2020 programıyla finanse edilen iBorderCtrl projesi, yolcuları bir avatarla görüştürerek yüz hareketlerinden “aldatma işaretleri” çıkarmayı ve bu verileri diğer risk göstergeleriyle birleştirmeyi amaçlayan deneysel bir projeydi. Çalışma bir araştırma prototipi olarak kaldı; operasyonel ve bütün AB’de kullanılan bir sınır sistemi hâline gelmedi.
Algoritmalar Kimi “Riskli” Sayıyor?
Bir göçmen yapay zekâyla yalnızca sınır kapısında karşılaşmıyor. Teknoloji; vize başvurusundan kimlik kontrolüne, iltica mülakatından kişinin anlatımının değerlendirilmesine kadar uzanan farklı aşamalarda devreye girebiliyor. Bazı sistemler yalnızca belgeleri düzenlerken bazıları bir kişi hakkındaki şüphe düzeyini, dosyanın hangi görevliye gönderileceğini veya daha ayrıntılı inceleme gerekip gerekmediğini etkileyebiliyor.
Hollanda’daki vize uygulaması, “risk puanı”nın kişi açısından nasıl somut bir sonuca dönüştüğünü gösteriyor. Dışişleri Bakanlığının kullandığı sistem kısa süreli Schengen vizesi isteyenleri hızlı, normal veya yoğun inceleme hatlarına ayırdı. 2023’te yayımlanan Lighthouse Reports ve NRC araştırması, milliyet, yaş ve cinsiyet gibi değişkenlerin milyonlarca dosyanın sınıflandırılmasında kullanıldığını ortaya koydu. “Yüksek riskli” sayılan kişinin başvurusu otomatik olarak daha uzun ve ayrıntılı incelemeye gönderilebiliyordu. Bakanlığın kendi veri koruma görevlisi, milliyete dayalı farklı muamele nedeniyle sistemin durdurulmasını istemişti. Burada algoritma vizeyi doğrudan reddetmiyordu. Fakat kimin daha fazla şüpheyle karşılanacağını belirliyordu. Üstelik belirli milliyetlerden gelenler daha sık denetlendiğinde onlar hakkında daha fazla olumsuz kayıt oluşuyor; gelecekteki risk modeli de bu kayıtları aynı grubun “riskli” olduğuna kanıt sayabiliyor. Böylece geçmişteki idari şüphe, tarafsız görünen bir puan aracılığıyla kendini yeniden üretiyor.
AB üyesi olmayan Birleşik Krallık’ta yapay zekâ iki farklı yönde deneniyor. İçişleri Bakanlığının iltica mülakatlarını özetleyen ve görevlilerin ülke bilgisine ulaşmasını sağlayan araçları, küçük ölçekli pilotta dosya başına sırasıyla 23 ve 37 dakika tasarruf sağladı. Ancak resmî değerlendirme, denemenin sınırlı olduğunu ve ülke çapında kullanım için daha fazla inceleme gerektiğini vurguladı. Daha tartışmalı proje ise belgesiz gelen ve çocuk olduğunu söyleyen sığınmacıların yaşını yüz fotoğrafından tahmin etmeyi amaçlıyor. İçişleri Bakanlığı, sistemin 2026 boyunca test edildiğini ve 2027’de sınırlarda kullanılmasının planlandığını belirtiyor. Bakanlığa göre nihai kararı yine görevli verecek. Fakat yanlışlıkla yetişkin sayılan bir çocuk, çocuk koruma sistemine değil yetişkin barınma merkezine veya gözaltına yönlendirilebilecek. İlk testlerde sistem tarafından yetişkin sayılan kişilerin yüzde 17’sinin daha sonra çocuk olduğunun anlaşılması, yaş konusunda verilecek yanlış bir ilk kararın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor.
Mesele yalnızca geleceğe ilişkin varsayımlardan da ibaret değil. AB Temel Haklar Ajansı, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Danimarka, Estonya, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İrlanda, Letonya, Hollanda ve İsveç’in göç ve iltica işlemlerinde yapay zekâ araçlarını deneme, pilot uygulama veya kullanma konusunda diğer üye devletlerden daha ileri durumda olduğunu belirtiyor. Ancak Ajans, hangi sistemin nerede, hangi yetkiyle ve hangi ölçekte kullanıldığına dair kamusal bilginin hâlâ sınırlı olduğunu da kabul ediyor.
Göç Yönetimi Neden Yapay Zekânın Deneme Alanına Dönüştü?
Grenoble Üniversitesinde Kamu Hukuku profesörü olan Serge Slama yabancılar hukukunu güvenlikçi yapay zekâ sistemleri için bir “laboratuvar” olarak tanımlıyor.
Bunun ilk nedeni ölçek: Danıştay verilerine göre 2025’te Fransa’da yabancılar hukukuyla ilgili 154 bin 391 başvuru, idare mahkemelerindeki genel dava yükünün yüzde 46,1’ini oluşturdu. Birleşik Krallık’ta iltica görevlilerinin incelediği mülakat dökümleri elli sayfayı aşabiliyor. Devletler de idare açısından birkaç dakikalık tasarruf bile binlerce dosyada büyük bir kapasite artışı anlamına geleceğini düşünüyor. Slama’ya göre devletler, bu uyuşmazlıkları doğuran idari aksaklıkları ve hukuka aykırı kararları azaltmak yerine bunların yönetimini otomatikleştirmeye yöneliyor. Astrée’nin hangi verilerle eğitileceği kamuya açıklanmış değil. Ancak sistem geçmiş valilik savunmaları ve idari kararlarla eğitilirse, oturum hakkını reddetmek üzere kurulmuş kalıp argümanları yeniden üretme riski taşıyor.
İkinci neden, bu sistemlerin çoğu zaman “karar aracı” değil, teknik yardımcı olarak sunulması. Bir mülakat özeti, risk göstergesi veya belge uyarısı tek başına karar sayılmadığı için kamuoyu ve yargı denetiminin dışında kalabiliyor. İnsan denetimi de tek başına bu riski ortadan kaldırmıyor. Fransa Haklar Savunucusu, özellikle iş yükünün ağır olduğu idarelerde iki bilişsel etkiden söz ediyor. “Çıpalama etkisi”, görevlinin sistemin sunduğu ilk değerlendirmeden uzaklaşmakta zorlanmasını; “otomasyon yanlılığı” ise makinenin sonucuna kendi değerlendirmesinden daha fazla güvenmesini ifade ediyor. Avrupa Konseyinin 2026 tarihli yapay zekâ ve insan hakları el kitabı da otomatik bir sınıflandırmanın veya risk puanının, karar resmen bir görevliye ait olsa bile vize, oturum ve iltica kararlarını önemli ölçüde etkileyebileceğini belirtiyor.
Üçüncü neden ise bu araçların çoğu zaman dili, hukuki bilgisi ve etkili itiraz imkânı sınırlı yabancılar üzerinde denenmesi. Bir algoritmanın neden dosyasını şüpheli bulduğunu bilmeyen kişi, yanlış veriyi düzeltemiyor. Üstelik vize reddi, sınırda tutulma veya iltica başvurusunun güvenilmez bulunması; seyahat özgürlüğünden geri göndermeme ilkesine kadar çok ağır hakları etkileyebiliyor. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisinin iltica prosedürlerinde yapay zekâ incelemesine göre ise bu tür araçların sonuçlarına gereğinden fazla ağırlık verilmesi, başvuru sahibinin diğer delillerinin geri plana itilmesine ve “şüpheden yararlanma” ilkesinin zayıflamasına yol açabiliyor.
Güvenceler Ertelendi: 2027’ye Kadar Ne Olacak?
Yeni AB Yapay Zekâ Düzenlemesi, sosyal puanlama ve biyometrik verilerden ırk, din veya siyasi görüş çıkarma gibi bazı uygulamaları yasaklıyor. Buna karşılık göç alanındaki tartışmalı sistemlerin çoğu tamamen yasak değil. Vize veya iltica mülakatında kişinin beyanlarının güvenilirliğini değerlendiren araçlar; güvenlik, düzensiz göç veya sağlık riski hesaplayan sistemler; iltica, vize ve oturum başvurularının incelenmesine yardım eden uygulamalar ile sınırda insanların tespit ve teşhis edilmesinde kullanılan bazı sistemler, düzenlemenin üçüncü ekinde “yüksek riskli” sayılıyor. Yani AB, bu teknolojilerin kullanımını baştan hukuka aykırı kabul etmek yerine, sağlayıcı ve kullanıcıların daha sıkı koşullara uyması hâlinde kullanılabilecekleri bir rejim kuruyor.
İlgili düzenleme 2 Ağustos 2026’da büyük ölçüde uygulanmaya başladı. Ancak iltica, göç ve sınır yönetiminde “yüksek riskli” sayılan sistemlere özgü veri kalitesi, risk yönetimi, teknik kayıt ve insan gözetimi yükümlülükleri 2 Aralık 2027’ye ertelendi. Bu ara dönemde söz konusu araçların denenmesi veya kullanılması yasak değil. Genel Veri Koruma Tüzüğü, ayrımcılık yasağı, temel haklar, ulusal idare hukuku ve iltica mevzuatı uygulanmaya devam ediyor.
Avrupa sınırlarında kararları henüz bütünüyle algoritmalar vermiyor. Daha sessiz bir dönüşüm yaşanıyor: Yapay zekâ kimin daha fazla sorgulanacağını, hangi belgenin şüpheli sayılacağını ve görevlinin dosyaya hangi ilk değerlendirmeyle yaklaşacağını etkileyebiliyor. İnsan son imzayı atsa bile kararın çerçevesi daha önce sistem tarafından çizilmiş olabiliyor.