AfD’nin İktidara Gelmesi Rüzgâr Türbinlerinin Sonunu Getirebilir mi?
Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern’daki seçimlerden zaferle çıkan AfD, rüzgâr enerjisine karşı çıkışı kampanyasının öne çıkan başlıklarından biri hâline getirdi. Peki AfD bir eyalette hükûmet kurarsa rüzgâr santrallerinin yaygınlaşmasını gerçekten durdurabilir mi, yoksa federal ve Avrupa düzeyindeki düzenlemeler buna ne ölçüde izin verecek?
Eylül 2026, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi açısından tarihî bir dönüm noktasına sahne oldu. Parti, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta oyların yüzde 44’ünü alarak büyük bir seçim zaferi elde etti. AfD, 20 Eylül’de Mecklenburg-Vorpommern’da yapılan seçimlerden de yüzde 38 oyla birinci çıktı. Böylece parti aynı ay içinde iki doğu eyaletinde seçim zaferi kazanmış oldu. AfD, hem bu iki eyalette hem de ülke genelinde yürüttüğü kampanyalarda özellikle rüzgâr türbinlerine karşı çıkıyor. Peki AfD’yi iktidara bu kadar yaklaştıran politikalar neler ve bundan sonra ne olabilir?
“Eski Partiler”e Karşı Enerji Politikası
AfD’nin enerji politikasında izlediği siyasi strateji, diğer pek çok alanda olduğu gibi geleneksel partilerin yaklaşımıyla keskin biçimde ayrışıyor. Parti, Saksonya-Anhalt seçim programında geleneksel partileri tam 75 kez “eski partiler” (Altparteien) diye tanımlıyor. Bu ifade daha önsözün ilk cümlesinde karşımıza çıkıyor ve metin boyunca, bir başlıktan diğerine geçerken tekrar tekrar kullanılıyor. Ama kullanım sıklığı her bölümde aynı değil. Özellikle enerji politikası alanında çok daha ısrarlı biçimde öne çıkıyor.
Geleneksel partilerden kopuş iddiası bu alanda daha özel bir anlam kazanıyor. “Eski partiler” ifadesi tarihsel olarak Almanya’daki Yeşiller (die Grünen) tarafından, partinin 1980’lerde kuruluşu sırasında kendilerini mevcut siyasi düzenden ayırmak için kullanılmıştı. AfD’nin bugün aynı söylemi sahiplenmesi bu nedenle daha da dikkat çekici. Bir zamanlar Almanya’nın “yeşilleşmesine” katkı sağlayan bu kopuş retoriği, şimdi çevrecilere karşı çevriliyor.
Enerji politikası, AfD’nin seçim programındaki üç ana sütundan biri. Göç konusunda 43, eğitimde 33 önlemin ardından enerji başlığında 30 ayrı önlem sıralanıyor. Bu bölümün merkezinde ise rüzgâr enerjisi yer alıyor. Almanya’da rüzgâr santrallerinin kurulması uzun süredir tartışmalı bir konu. Ama hükûmetin 2022’de enerji dönüşümünü hızlandırmak için yeni bir politika yürürlüğe koymasından sonra bu tartışma daha da sertleşti. Yeni politika kapsamında, 2032’ye kadar ülke topraklarının yüzde 2’sinin karasal rüzgâr enerjisine ayrılması hedefleniyor. Bu nedenle bütün eyaletlerde, hangi bölgelerin bu amaçla kullanılacağını belirlemeye yönelik planlama süreçleri devam ediyor.
Kamuoyuna danışılması yasal olarak zorunlu olsa da bu süreç, dışarıdan ve yukarıdan dayatılmış altyapı projeleriyle karşı karşıya kaldığını düşünen yerel topluluklarda ciddi bir huzursuzluk yaratabiliyor. Örneğin bazı öncelikli alanlarda (Vorranggebiete) arazi sahipleri, komşularının itirazlarını dikkate almadan enerji şirketleriyle sözleşme imzalayabiliyor. Bunun ardından yerelde karşı hareketler ortaya çıkıyor. Fakat türbin projeleri mevcut kuralları ihlal etmediği sürece bu grupların talepleri çoğu zaman karşılık bulmuyor.
Don Kişot Almanya’da
AfD’nin seçim programında enerjiyle ilgili dördüncü önlem tam da bu zemine dayanıyor: Parti, Saksonya-Anhalt’taki bu yerel girişimlerin açıkça “savunuculuğunu üstlenmek” istediğini söylüyor. Bu yaklaşım AfD’nin ülke çapındaki stratejisiyle de uyumlu. Partinin lideri Alice Weidel, Ocak 2025’te AfD’nin ulusal kongresinde yaptığı ve geniş yankı uyandıran konuşmasında rüzgâr türbinlerini “utanç değirmenleri” (Windmühlen der Schande) diye nitelendirmişti.
Parti son aylarda bu politikayı tanıtmak için çeşitli bilgilendirme etkinlikleri düzenledi. Bunlardan ikisi, Alman parlamentolarında yapılmaları nedeniyle özellikle dikkat çekti. İlki 23-24 Ocak 2026’da Berlin’deki Federal Mecliste, ikincisi ise 9 Mayıs 2026’da Thüringen Eyalet Parlamentosunda gerçekleşti.
Genel kamuoyuna açık bu etkinliklerde rüzgâr santrallerinin yaygınlaşmasının yol açtığı olumsuz sonuçlar öne çıkarılıyor. Özellikle ormanlara türbin kurulmasının yarattığı sorunlara ve bu tür altyapıların toprak ile biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerine vurgu yapılıyor. Aslında rüzgâr enerjisi karşıtı anlatının temel dayanağı da burada yatıyor. Çünkü Almanya Doğa Koruma Birliği NABU (Naturschutzbund Deutschland) gibi önemli kuruluşlar da mevcut enerji politikasını eleştiriyor. NABU, enerji politikasının koruma altındaki türlerin yok olmasına katkıda bulunduğunu ve bu nedenle Avrupa Birliği’nin Kuşlar Direktifi’yle çeliştiğini savunuyor.
Bu tür eleştiriler, AfD’nin Almanya’da iklimin korunması ile biyolojik çeşitliliğin korunması arasındaki “yeşil ikilemi” yeniden gündeme taşımasına imkân veriyor. Rüzgâr enerjisine 2022’de öncelik verilmesinden önce bu teknolojinin yaygınlaşması, nesli tehlike altındaki türlerin korunması için yürütülen kampanyalar nedeniyle sık sık yavaşlıyordu. Meslektaşım Reiner Keller ile yaptığımız bir vaka çalışmasında, yalnızca tek bir yırtıcı kuş türü olan kızıl çaylakla ilgili sorunlara odaklanan 500’den fazla gazete haberi tespit ettik.
Ormanların ve bu alanlarda yaşayan canlı türlerinin korunması Almanya’da gerçekten de köklü bir hassasiyet. AfD’nin düzenlediği bilgilendirme toplantıları da bu nedenle insanları yalnızca parti etrafında değil, rüzgâr türbinlerine karşı ortak bir zeminde de buluşturuyor. Partinin amacı, uzun süredir göz ardı edildiğini düşünen gruplara siyasi temsil sunarak kendi çekirdek seçmen kitlesinin ötesine ulaşmak.
AfD’nin Moratoryum Planı Ne Kadar Uygulanabilir?
Şimdi asıl soru, rüzgâr enerjisi karşıtı bu söylemin uygulamada nasıl hayata geçirileceği. AfD, Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerini açık farkla kazandı ancak mutlak çoğunluğa ulaşamadı. Hükûmet kurmak için gereken 42 sandalyenin üç sandalye gerisinde kalan partinin bir ittifaka ihtiyacı var. Böyle bir ittifak kurulamazsa diğer partiler AfD’yi iktidarın dışında bırakabilir. Nitekim Thüringen’de 2024’te buna benzer bir durum yaşandı. AfD yüzde 32 oyla seçimden birinci çıktı, ancak alışılmadık bir sağ-sol koalisyonu kurularak partinin hükûmete girmesi engellendi.
Bu tablo ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Ama AfD’nin siyasi hattını, programında sürekli hedef aldığı geleneksel sağ parti Hristiyan Demokrat Birlik’e (CDU) açık bir karşıtlık üzerinden kurduğu düşünüldüğünde durum daha anlaşılır hâle geliyor. Buna bir de Almanya’da aşırı sağa karşı uygulanan “güvenlik duvarı” (Brandmauer) ekleniyor. Bu duvar bugüne kadar hiçbir hükûmet koalisyonu kurulurken aşılmadı. Dolayısıyla AfD’nin ilk kez bir eyalette gerçekten hükûmet kurup kuramayacağını görmek için Saksonya-Anhalt eyalet başbakanının seçilmesini beklemek gerekecek. Bu süreç, seçimden sonra birkaç hafta sürebilir.
AfD hükûmet kurarsa rüzgâr türbinlerine karşı geliştirdiği politikayı uygulamaya koyabilecek. Bu politikanın temel aracı, rüzgâr santrallerinin yaygınlaşmasını durdurmayı amaçlayan “moratoryum” adı verilen önlem. Peki rüzgâr enerjisinde moratoryum ne anlama geliyor? Teoride moratoryum, bir yasanın uygulanmasını askıya alarak onu geçici süreyle devre dışı bırakan bir düzenlemeyi ifade ediyor. Fakat uygulamada eyaletlerin, enerji dönüşümünü hızlandırmaya yönelik ulusal mevzuatı geçersiz kılma yetkisi yok. O hâlde gerçekte tam anlamıyla moratoryum olmayan önlemler neden bu adla anılıyor?
Aslında bu kavram, farklı araçlarla hayata geçirilse de benzer sonuçlar doğuran tıkanma durumlarını tanımlamak için sık sık kullanılıyor. Örneğin bir eyalet, elindeki planlama yetkilerini enerji dönüşümünü yavaşlatacak şekilde kullanabilir. Bu açıdan en olası senaryo, AfD’nin bir planlama moratoryumu getirmesi ve böylece rüzgâr santralleri için yeni alanların belirlenmesini sınırlaması.
Ama Almanya’daki enerji dönüşümünü hızlandırmayı hedefleyen mevcut yasal çerçeve, bu tür moratoryumlara yalnızca 2027’ye kadar izin veriyor. Bu tarihe kadar eyaletler, rüzgâr enerjisinin hangi bölgelerde yaygınlaşacağını kendi planlamaları doğrultusunda belirleyebiliyor. Fakat federal hükûmetin 2027 için koyduğu ara hedefler karşılanmazsa sistem değişecek ve rüzgâr enerjisinin yaygınlaşması daha piyasa odaklı bir modele kayacak. Şirketler, ilgili eyalet kendi hedeflerini yakalayana kadar yeni projeler geliştirebilecek.
Bu nedenle rüzgâr enerjisinin yaygınlaşmasına çok sert biçimde karşı çıkan bir eyalet, niyetinin tam tersine, 2027 sonrasında bu alanda en serbest düzenlemelere sahip bölgelerden birine dönüşebilir.
AfD Almanya’nın Enerji Dönüşümünü Durdurabilir mi?
Sonuçta Saksonya-Anhalt’ta hükûmet kurmak AfD’ye enerji dönüşümünü aksatma imkânı verebilir, ancak süreci tamamen durdurmasına yetmez. Brandenburg gibi daha önce planlama moratoryumu uygulayan diğer eyaletlerde bu tür önlemler altyapı projelerini yalnızca geciktirdi. Bu açıdan bakıldığında, rüzgâr santrali projelerine karşı çıkanlar için bu tür adımlar içi boş bir zafer anlamına geliyor.
AfD de seçim programında, bu konuda ve başka bazı alanlarda doğrudan harekete geçme imkânının sınırlı olduğunu kabul ediyor. Parti, taleplerini 16 eyaletin temsil edildiği Federal Konseye (Bundesrat) taşımak zorunda olduğunun farkında. Çünkü enerji politikası yalnızca eyalet düzeyindeki siyasi kararlara bağlı değil. Avrupa Birliği direktifleriyle ulusal mevzuatı bir araya getiren çok katmanlı bir yönetişim sistemi içinde şekilleniyor. Üstelik Saksonya-Anhalt’ın Federal Konseydeki 69 sandalyeden yalnızca dördü üzerinde söz hakkı var.
Dolayısıyla AfD’nin böyle bir iktidar yükselişiyle birlikte ortaya çıkan asıl soru, bundan sonra ne olacağı. Parti siyasi vaatlerini yerine getiremezse bunun yarattığı hayal kırıklığı, AfD’ye ulusal ve Avrupa seçimleri öncesinde yeni bir sıçrama tahtası mı sağlayacak? Yoksa uygulanması güç bu programdan memnun kalmayan seçmenler arasında partiye yönelik güvensizliği mi artıracak?
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 16 Eylül’de The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.