ABD

NATO’da Krizi Erteleyen Grönland Anlaşması: Egemenlik Danimarka’da Kontrol ABD’de

ABD, Danimarka ve Grönland arasında varılan yeni güvenlik anlaşması, adanın resmî egemenliğini değiştirmeden Washington’ın Arktik’teki nüfuzunu genişletiyor. Trump’ın siyasi zafer olarak sunduğu uzlaşma NATO’yu acil bir krizden kurtarsa da müttefikler arasındaki güven aşınmasını ve nüfuz alanı siyasetini derinleştiriyor.

NATO’da Krizi Erteleyen Grönland Anlaşması: Egemenlik Danimarka’da Kontrol ABD’de
ABD Ulusal Hava Muhafızları’na bağlı bir F-35 savaş uçağı, Kuzey Amerika Hava-Uzay Savunma Komutanlığı görevi kapsamında Grönland’daki Pituffik Uzay Üssü’ne iniş yapıyor. Yeni anlaşma ABD’nin adadaki askerî ve stratejik etkisini artırırken Grönland’ın siyasi egemenliği ve idari kontrolü Danimarka Krallığı ile Grönland yönetiminde kalıyor. | Fotoğraf: wz94 - Shutterstock.

ABD Başkanı Donald Trump, ABD, Danimarka ve Grönland arasında varılan yeni güvenlik anlaşmasını şimdiden kendi siyasi zaferi olarak sunuyor. Trump’a göre Washington, Grönland’ın güvenliği üzerinde kalıcı bir denetim sağladı. Aynı zamanda rakip ülkelerin adada askerî üs kurmasını ya da stratejik açıdan hassas yatırımlar yapmasını engelleme gücünü de elde etti.

Danimarka Başbakanlık Ofisi ise yapılan anlaşmayı oldukça farklı şekilde anlatıyor. Kopenhag’a göre ortaya çıkan düzenleme, Danimarka Krallığı’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü, aynı zamanda Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını korurken Arktik bölgesindeki güvenliği güçlendiriyor.

Ama anlaşmanın arkasındaki siyasi pazarlık şimdiden görülebiliyor. Trump istediği güç gösterisini elde ediyor. Danimarka gazetesi Politiken’in ABD muhabiri durumu şu sözlerle ifade ediyor: “Trump’a sosyal medyada zafer turu atma fırsatı verildi” Danimarka ve Grönland ise resmî egemenliklerini koruyor. NATO, en azından şimdilik, ciddi bir kopuş yaşamaktan kurtuluyor. Böylece bütün taraflar anlaşmayı kendi başarıları olarak sunabiliyor.

Bu, anlaşmanın iyimser yorumu. Daha kaygı verici olan ise aylar boyunca bir müttefike yönelik sürdürülen baskının sonunda karşılık bulmuş olması. Anlaşma, küçük devletlerin hukuken egemen kalmaya devam ettiği, ama stratejik açıdan daha güçlü ülkelerin taleplerine boyun eğmeleri için baskı altında tutulduğu bir nüfuz alanı siyasetini normalleştiriyor.

Trump, Grönland Anlaşmasını İç Politikada Nasıl Kullanabilir?

ABD’deki iç siyasi tablo, anlaşmayı daha da kaygı verici hâle getiriyor. Trump’ın Grönland anlaşmasını açıkladığı gün CNN, MS NOW ve Politico muhabirlerinin etkinliğe girişine izin verilmedi ve basın kartlarına el konuldu. International IDEA da bu ayın başında yayımladığı değerlendirmede, ABD demokrasisini ölçen 30 göstergenin neredeyse yarısının, veri setinin tutulmaya başlandığı 1975 yılından bu yana görülen en düşük seviyeye gerilediğini açıkladı.

Bunları birbirinden bağımsız iki siyasi gelişme olarak görmek zor. Trump ülke içinde hangi medya kuruluşlarının meşru olduğuna karar verme yetkisini kendinde görüyor. Dış politikada ise bir müttefikin topraklarında hangi ülkelerin ve hangi yatırımların kabul edilebilir olduğuna karar verme hakkını kendine tanıyor. Her iki durumda da karşılıklı kuralların yerini kişisel izin alıyor, görüş ayrılığı ise sadakatsizlik gibi görülüyor.

Öte yandan Grönland “anlaşmasının” zamanlaması Trump açısından son derece elverişli. Açıklama, kasım ayındaki ara seçimlerden kısa süre önce ve İran’la savaşın yanı sıra Trump’ın genel dış politika performansının ciddi bir siyasi yük hâline geldiği bir dönemde yapıldı. Eylül ayında Quinnipiac Üniversitesi tarafından yapılan bir ankete göre kayıtlı seçmenlerin yalnızca yüzde 29’u Trump’ın İran politikasını onaylarken yüzde 65’i onaylamadığını söyledi. Trump’ın dış politikadaki genel onay oranı da yüzde 33’te kaldı.

Çatışma uzadıkça Amerikan Kongresindeki Cumhuriyetçiler de savaş yetkileriyle ilgili oylamalarda Trump yönetiminden uzaklaşmaya başladı. Trump, sonu belirsiz bir savaşı savunmak yerine artık zafer turu atabilir ve tehditlerinin ABD’ye kalıcı bir stratejik kazanım sağladığını öne sürebilir.

Danimarka ve Grönland da önemli bir kazanım elde ediyor. İlhaktan, zorla satıştan ve NATO içinde doğrudan bir çatışmaya dönüşebilecek ani bir krizden kaçınıyorlar. Yayımladıkları ortak açıklamada egemenliğin, toprak bütünlüğünün ve Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkının korunacağı özellikle vurgulanıyor.

NATO da en azından kısa vadede rahatlıyor. Ocak ayında Trump’ın tehditlerinin olağanüstü bir ihtimali gündeme getirmişti; NATO’nun kurucu üyelerinden biri, başka bir üyenin topraklarına yönelik doğrudan bir tehdide dönüşebilirdi. Yeni anlaşma bu acil tehlikeyi şimdilik ortadan kaldırıyor ve Arktik güvenliği konusunda ortak bir gündem yaratıyor. NATO’nun kurumsal bütünlüğü korunuyor. Fakat bu, ittifak içindeki siyasi güvenin de yeniden tesis edildiği anlamına gelmiyor.

ABD’nin Zaten Grönland’da Benzer Haklara Sahipti

Trump’ın kullandığı ifadelerle anlaşmanın görünen içeriği arasında önemli bir fark var. Daha sonra 2004 yılında ek düzenlemelerle genişletilen 1951 tarihli savunma anlaşması kapsamında ABD, Grönland üzerinde zaten neredeyse sınırsız uçuş ve üs kullanma haklarına sahip. BBC’nin anlaşmaya ilişkin aktardığı bilgiler de varılan noktanın Grönland’ın mülkiyetini elde etmekten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.

Yeni anlaşmada yine de önemli bazı ek maddeler bulunabilir. NATO üyesi olmayan ülkelerin askerî üs kurmasının sınırlandırılması ve stratejik açıdan hassas bazı yatırımlar için ABD’nin onayının aranması bunlar arasında yer alıyor. Ama bu kazanımlar, Trump’ın defalarca dile getirdiği Grönland’a sahip olma ya da adayı kontrol etme talebinin oldukça gerisinde. Trump, ilhak talebinden daha geniş güvenlik erişimine kadar geri çekildi, ardından bu geri adımı mümkün olan en büyük zafer gibi sundu.

Bunun diplomatik bedeli ise yüksek ve etkileri uzun yıllar hissedilebilir. Reuters’ın yakın zamanda yayımladığı bir araştırmaya göre Avrupa hükûmetleri, ABD’nin güvenilir bir güvenlik ortağı olup olmadığını giderek daha fazla sorguluyor. Yetkililer ayrıca Washington’a duyulan güvenin azalmasının NATO’nun 5. Maddesinin inandırıcılığına zarar verdiği uyarısında bulundu. Söz konusu madde, bir NATO üyesine yapılan silahlı saldırının bütün üyelere yapılmış sayılmasını ve ortak savunma yükümlülüğünün devreye girmesini öngörüyor.

Danimarka ne ABD’nin düşmanı ne de güvenlik yükünü başkalarının omuzlarına bırakan bir ülke. Aksine savunma harcamalarını artıran bir NATO müttefiki. Ocak ayında Arktik savunmasına 14,6 milyar kron, yani yaklaşık 3,5 milyar dolar ayırmayı taahhüt etti. Üstelik ABD öncülüğündeki operasyonlara da düzenli olarak destek veriyor.

ABD, güvenlikle ilgili taleplerini NATO içindeki olağan istişare mekanizmaları üzerinden gündeme getirmek yerine, toprak edinme tehdidini kullanarak Danimarka’yı kendi sözde koruyucusunun yarattığı bir tehlikeyi ortadan kaldırmaya yönelik görüşmelere zorladı. Ortaya çıkan anlaşma da giderek sağlıksız hâle gelen bir ittifak düzeninde hasarı sınırlama girişiminden fazlası değil.

Monroe Doktrini Kuzeye Taşınıyor

2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, Monroe Doktrini’nin yeniden güçlü biçimde uygulanacağını vaat etmişti. Bu doktrin, ABD dışındaki herhangi bir gücün Batı Yarım Küresi’nin işlerine müdahalesine karşı çıkıyor. Temel amaç, yarımküre dışındaki rakip ülkelerin bölgede askerî güç konuşlandırmasını ya da stratejik önem taşıyan varlıkları kontrol etmesini önlemek. Grönland konusunda varılan anlaşma da tam olarak bunu sağlıyor.

Üstelik Grönland benzer bir durumu daha önce de yaşadı. Almanya’nın Nisan 1940’ta Danimarka’yı işgal etmesinden yalnızca birkaç gün sonra dönemin ABD Dışişleri Bakanı Cordell Hull, Britanya büyükelçisine Monroe Doktrini’nin hiçbir istisna olmaksızın Grönland’ı da kapsadığını söyledi. Hull bu açıklamayla, Britanya ve Kanada’nın adayı Almanya’dan önce işgal etmeyi amaçlayan planına karşı açık bir uyarıda bulunuyordu.

Bir yıl sonra Danimarka’nın Washington’daki temsilcisi, Danimarka’nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan ancak savunma bölgeleri içinde ABD’ye münhasır yetki veren bir savunma anlaşması imzaladı. Monroe Doktrini tarih boyunca zaten bu şekilde işledi. ABD’nin bir toprağa doğrudan sahip olması gerekmiyordu. Asıl önemli olan, o bölgeye başka kimlerin girebileceğine Washington’ın karar vermesiydi; buna ABD’nin müttefikleri de dahildi. Latin Amerika bu modeli oldukça iyi tanıyor.

Danimarka bayrağını, mahkemelerini ve refah devletini koruyor. Egemenlik resmen Kopenhag’da kalıyor. Ancak başka kimlerin bölgeye girebileceğine ilişkin karar verme gücü giderek Washington’a kayıyor.

Peki NATO Bu Yeni Düzenlemenin Neresinde?

Grönland Başbakanı ocak ayında adanın güvenlik ve savunma meselelerinin NATO içinde ele alınması gerektiğini söylemişti. Ama ortaya çıkan anlaşma, ittifakın dışında, ikili görüşmeler yoluyla müzakere edildi. Üstelik bu süreç, NATO’nun daha fazla genişlemesinin önüne geçileceği mesajını da veren daha geniş bir ABD stratejisinin parçası. Washington artık Grönland’ın güvenliğini doğrudan kendi adına garanti eden aktör gibi hareket ediyor.

Diğer müttefikler de bu gelişmenin farkında. Reuters bu hafta, aralarında Danimarka’nın da bulunduğu en az sekiz NATO üyesinin ABD silahlarına ve savunma teknolojilerine bağımlılığını azaltmak için adımlar attığını bildirdi. Sadık bir müttefik, kendi topraklarının bir parçası konusunda bu şekilde baskı altına alınabiliyorsa kolektif savunma giderek açık bir koruma düzenini andırmaya başlıyor.

Başkaları da bu süreçten kendi sonuçlarını çıkaracaktır. Washington, Rusya komşuları üzerinde söz hakkı iddia ettiğinde buna itiraz ediyor. Fakat aynı düzeni Arktik’te, üstelik kendi müttefiklerinden birinin aleyhine kurarken bu itirazı savunmak çok daha zorlaşıyor. Latin Amerika 20. yüzyılın büyük bölümünü böyle bir sistemin içinde geçirdi. Şimdi Avrupa da bu düzenin nasıl işlediğini deneyimlemeye davet ediliyor.

Bu anlaşmayı yalnızca Trump’ın neyi elde edemediğine bakarak değerlendirmek yeterli değil. Yarattığı emsale de bakmak gerekiyor. Washington, bir müttefiki tehdit edebileceğini, onu daha geniş ayrıcalıklar konusunda müzakereye zorlayabileceğini, elde ettiği sonucu “kalıcı kontrol” diye tanımlayabileceğini ve ardından istikrarı yeniden sağladığı için kendine pay çıkarabileceğini göstermiş oldu. Monroe Doktrini 2.0 pratikte tam olarak böyle işliyor. Bu yaklaşım NATO’nun resmî bütünlüğünü koruyabilir. Ama aynı zamanda ittifakın nihayetinde ayakta kalmasını sağlayan karşılıklı güvenin daha da hızlı aşınmasına yol açabilir.

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 20 Eylül’de The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Dr. Shannon Brincat

Sunshine Coast Üniversitesinde öğretim üyeliği yapan Dr. Shannon Brincat, Global Discourse dergisinin kurucu ortaklarından ve editörlerindendir. Brincat, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında çalışmaktadır.

Yazarın diğer yazıları

Dr. Juan Zahir Naranjo Cáceres

Avustralya’daki Sunshine Coast Üniversitesinde öğretim üyeliği yapan siyaset bilimci Cáceres’in çalışmaları karşılaştırmalı anayasa hukuku, bölgesel entegrasyon, demokratik dayanıklılık ve yargı kurumlarına odaklanıyor.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler