Nöroteknoloji

İnsan Beynini Burun Spreyiyle Bilgisayara Bağlamak Mümkün mü?

Burundan sıkılan bir spreyle beynimizi bilgisayara bağlayacaklar... Kulağa en çılgın komplo teorilerinden biri gibi geliyor değil mi? Oysa Silikon Vadisi merkezli Subsense, burun yoluyla beyne ulaştırılacak nanoparçacıklarla tam da bunu yapmayı hedefleyen bir teknoloji üzerinde çalışıyor.

İnsan Beynini Burun Spreyiyle Bilgisayara Bağlamak Mümkün mü?

Silikon Vadisi merkezli nöroteknoloji şirketi Subsense, burun yoluyla beyne ulaştırılacak nanoparçacıklar aracılığıyla insan beynini bilgisayara bağlamayı amaçlayan yeni bir teknoloji üzerinde çalışıyor. Şirket, geliştirdiği yöntemle kafatasına çip veya elektrot yerleştirmeden beyindeki sinyalleri okumayı ve sinir hücrelerini dışarıdan uyarmayı hedefliyor.

Dört yıl önce kurulan şirketin üzerinde çalıştığı sistem, elektrik yüklü nanoparçacıkların burun spreyiyle ilaç kullanımına benzer şekilde burun yoluyla alınarak beyne ulaştırılmasına dayanıyor. Şirketin verdiği bilgilere göre beyne ulaşan parçacıkların nöronların yakınına yerleşmesi ve dışarıdan takılan özel bir başlığın oluşturduğu manyetik alanlara tepki vermesi öngörülüyor. Manyetik bobinler içeren bu başlık aracılığıyla nanoparçacıkların kontrol edilmesi ve böylece beynin belirli bölgelerindeki sinir hücrelerinin uyarılması veya buradaki sinirsel hareketliliğin okunması amaçlanıyor.

Subsense’in yöntemi, Elon Musk’ın Neuralink şirketinin üzerinde çalıştığı beyin-bilgisayar arayüzlerinden (brain-computer interface – BCI) tam da bu noktada ayrılıyor. Neuralink, elektrotları beyne yerleştirmek için cerrahi müdahaleye başvururken Subsense aynı bağlantıyı kafatasını açmadan kurabileceğini öne sürüyor.

Şirket, Palo Alto’daki merkezinde düzenlediği etkinlikte sistemde kullanmayı planladığı beyzbol şapkası ile bisiklet kaskı arasında bir tasarıma sahip olan başlığın henüz çalışır durumda olmayan bir örneğini de sergiledi. Etkinlikte ayrıca yapay zekâ alanının önde gelen isimlerinden Ray Kurzweil’in Subsense’e ürün ve vizyon danışmanı olarak katıldığı açıklandı.

2012’den bu yana Google’da yapay zekâ araştırmacısı olarak çalışan ve aynı zamanda ABD Ulusal Teknoloji ve İnovasyon Madalyası sahibi Kurzweil, şirketin geliştirdiği teknolojinin ilerleyen dönemde nasıl kullanılabileceği konusunda Subsense’e danışmanlık yapacak.

“Akıllı Telefonu Beyinle Birleştirmek İstiyoruz”

Kurzweil, Subsense’in geliştirdiği teknolojinin gelecekte yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, günlük hayatta da kullanılabileceğini düşünüyor. Uzun vadede akıllı telefonların yaptığı işlerin doğrudan beyin üzerinden gerçekleştirilebileceğini savunan Kurzweil, “Nihayetinde [akıllı telefonu] beyinle birleştirmek istiyoruz.” dedi.

Kurzweil, bugün bilgiye ve yapay zekâya ulaşmak için kullandığımız telefon ve bilgisayarları insan ile teknoloji arasında bir engel olarak gördüğünü belirterek, beyin ile bilgisayar arasında doğrudan bağlantı kurulması hâlinde ise bu cihazlara ihtiyaç kalmayacağını iddia ediyor.

Yapay zekâ, nanoteknoloji ve sinirbilimin bir gün bir araya geleceğini uzun yıllardır savunan Kurzweil, özellikle 2005 yılında ortaya koyduğu “teknolojik tekillik” (technological singularity) teorisiyle tanınıyor. Kurzweil’in teorisine göre yapay zekâ geliştikçe insan ile makine arasındaki sınır da giderek ortadan kalkacak. Yapay zekânın 2029 yılında insan zekâsı seviyesine ulaşacağını öngören Kurzweil, 2045’e gelindiğinde ise insanların makinelerle birleşeceğini ileri sürüyor

Subsense’in kurucu ortağı ve CEO’su Tetiana Aleksandrova ise beyin-bilgisayar arayüzlerinin gelecekte “insanların şimdiye kadar geliştirdiği en mahrem teknolojilerden biri” olabileceğini söylüyor. Kurzweil’in yıllardır dile getirdiği bazı fikirlerin bugün hâlâ uzak göründüğünü belirten Aleksandrova, şirketin amacının bunlardan hangilerinin bugünün teknolojisiyle hayata geçirilebileceğini adım adım ortaya koymak olduğunu ifade etti.

Hedef Tedaviyle Sınırlı Değil

Bugüne kadar 27 milyon dolar yatırım alan Subsense’in verdiği bilgilere göre teknoloji henüz klinik öncesi aşamada ve fareler üzerinde test ediliyor. İnsanlar üzerinde yapılacak deneylere başlanmasının ise yıllar alabileceği belirtiliyor. Şirket, teknolojiyi ilk olarak Parkinson ve ALS gibi nörolojik hastalıkların tedavisinde kullanmayı planlıyor.

Subsense, geliştirdiği yöntemin kafatasının açılmasını gerektirmemesi nedeniyle Neuralink’in kullandığı cerrahi yönteme alternatif olabileceğini savunuyor. Ancak yöntemin bazı sınırlamaları olduğunu da kabul ediyor. Şirketin CEO’su Tetiana Aleksandrova’nın verdiği bilgiye göre nanoparçacıklarla beynin en fazla yaklaşık 2 ila 3 santimetre derinine ulaşılabiliyor. Bu nedenle beynin daha derindeki bölgelerini hedefleyen bazı tedavilerde cerrahi yöntemlere yine ihtiyaç duyulabileceği belirtiliyor.

Şirketin uzun vadeli planları ise tıbbi kullanımla sınırlı değil. Subsense, teknolojinin ileride sağlıklı insanların bilişsel ve duyusal yeteneklerini artırmak için de kullanılabileceğini düşünüyor. Aleksandrova buna görme yetisi üzerinden örnek veriyor. İlk olarak görme yetisini kaybeden insanların yeniden görmesine yardımcı olabilecek uygulamalar geliştirilebileceğini, daha ileride ise aynı teknolojinin sağlıklı insanların karanlıkta görebilmesi gibi amaçlarla kullanılabileceğini söylüyor. Ancak bunun henüz oldukça uzak bir hedef olduğunu da belirtiyor.

İnsan Beynini Bilgisayara Bağlama Yarışı

Subsense bu alanda çalışan tek şirket değil. En çok bilinen rakibi Elon Musk’ın Neuralink şirketi. Neuralink, bugüne kadar yaklaşık bir düzine kişinin beynine cerrahi yöntemle kablosuz implant yerleştirdi. Neuralink’in internet sitesinde verilen bilgilere göre şirketin klinik deneylerine katılan kişiler, örneğin omurilik yaralanması nedeniyle felç yaşayan bazı hastalar, beyinlerine yerleştirilen cihazlar aracılığıyla düşüncelerini kullanarak bilgisayarları ve robotik kolları kontrol edebiliyor. İnternet sitesinde ayrıca teknolojiyi kullanan hastaların günlük yaşamlarından kesitlerin yer aldığı videolar da yer alıyor.

Şirket, geliştirdiği teknolojinin özellikle mevcut tedavi seçeneklerinin yetersiz kaldığı kişilerin daha bağımsız hareket edebilmesine yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Şirketin gelecekteki klinik deneylerine katılmak için oluşturduğu hasta kayıt sistemine de 10 binden fazla kişi başvurdu.

Çin’de Beyin İmplantına Kullanım Onayı

Çin de beyin-bilgisayar arayüzleri üzerinde çalışan ülkeler arasında. Şanghay merkezli Neuracle Technology ile Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi tarafından geliştirilen NEO adlı beyin implantı, bu yıl klinik deneyler dışında kullanım için onay alan ilk invaziv, yani cerrahi müdahale gerektiren BCI oldu. Cihazın omurilik yaralanması nedeniyle uzuvlarında felç bulunan, ancak kollarında kısmen hareket kabiliyeti devam eden 18 ila 60 yaş arasındaki hastalarda kullanılması öngörülüyor.

NEO’nun Neuralink’in geliştirdiği implanttan önemli bir farkı bulunuyor. Neuralink’in elektrotları doğrudan beyin dokusuna yerleştirilirken NEO’nun sekiz sensörü, beyni çevreleyen koruyucu zarın üzerine yerleştiriliyor. Bu sensörler beyin sinyallerini topluyor, bilgisayar ise bu sinyalleri komutlara çeviriyor. Böylece hastaların robotik eldiven gibi yardımcı cihazları kontrol edebilmesi amaçlanıyor.

MIT Technology Review’un haberine göre NEO’nun klinik deneylerine katılanlardan biri de altı yıl önce geçirdiği trafik kazasının ardından boynundan aşağısı felç kalan 39 yaşındaki Dong Hui. Dong, beyin implantının kullanıldığı yaklaşık 11 aylık rehabilitasyon sürecinin ardından daha önce kullanamadığı parmaklarını hareket ettirmeye ve yeniden kalemle yazmaya başladığını anlatıyor.

Çin hükûmeti de bu alandaki çalışmaları destekliyor. Beyin-bilgisayar arayüzleri, ülkenin son beş yıllık planında kuantum teknolojileri ve insansı robotlarla birlikte geliştirilmesine öncelik verilen altı teknoloji alanından biri olarak yer alıyor.

Nöroteknolojinin Güvenlik Riskleri

Beyin-bilgisayar arayüzlerinin yaygınlaşması mahremiyet ve kişisel verilerin güvenliği konusunda da bazı soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Uzmanlar, beyin sinyallerinden kişinin davranışları, duyguları veya niyetleri hakkında bilgi elde edilebileceğine, bu nedenle sinirsel verilerin diğer kişisel verilere kıyasla çok daha hassas olabileceğine dikkat çekiyor. Bu verilerin kimler tarafından saklanacağı, kimlerin erişimine açık olacağı ve üçüncü kişilerin eline geçmesi durumunda nasıl kullanılabileceği henüz cevaplanması gereken sorular arasında.

Tartışmalar yalnızca beyin verilerinin mahremiyetiyle sınırlı değil. Subsense’in üzerinde çalıştığı sistem gibi bazı beyin-bilgisayar arayüzleri, beyindeki sinyalleri okumanın yanı sıra sinir hücrelerini dışarıdan uyarmayı da hedefliyor. Uzmanlar, bu tür sistemlerde ortaya çıkabilecek bir güvenlik açığının beyne gönderilen sinyallere dışarıdan müdahale edilmesine yol açabileceği ihtimali üzerinde de duruyor. Özellikle hareketle ilgili sinyalleri etkileyen sistemlerde bunun fiziksel sonuçlarının olabileceği belirtiliyor.

Bir diğer konu ise beyin sinyallerini işleyen yazılım ve yapay zekâ sistemlerinin güvenliği. Uzmanlar, sinyallerin yanlış yorumlanması, yazılımdaki güvenlik açıkları veya sisteme yetkisiz erişim gibi sorunların da göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor. Bu nedenle beyin-bilgisayar arayüzlerinin yaygın kullanıma girmesi hâlinde sinirsel verilerin korunmasına yönelik güvenlik standartlarının ve yasal düzenlemelerin de bu teknolojilerle birlikte geliştirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler