Lübnan

Gazze’den Lübnan’a: İsrail’in Yakıp Yıkma Stratejisi

Ortaya çıkan raporlar, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyindeki tarım arazilerini ve ormanları yok etmek amacıyla ölümcül beyaz fosforu ve diğer kimyasal silahları hukuka aykırı biçimde kullandığını gösteriyor. Bu saldırılar, yalnızca siviller üzerindeki etkileriyle değil, tarım alanları ve ekosistemlerde yol açtığı uzun vadeli tahribatla da dikkat çekiyor; araştırmalar ve Lübnanlı yetkililer, köylerin yaşanmaz hâle geldiğini ve bölgedeki çevresel yıkımın derinleştiğini belirtiyor.

Gazze’den Lübnan’a: İsrail’in Yakıp Yıkma Stratejisi
Fotoğraf: mahdi313 / Shutterstock.com

9 Ekim 2023 sabahı 31 yaşındaki Oday Abousari, Lübnan’ın güneyindeki Dhayra köyünde kendi arazisinde çalışırken yakınlarına birkaç bomba düştü. Çiftçinin görüşü kısa sürede bulanıklaştı ve çevresini boğucu bir koku sardı. “Hemen eve koşup sığındım ve pencereleri kapattım. Az önce yaşananların daha önce deneyimlediğim hiçbir şeye benzemediğini biliyordum,” diye hatırlıyor.

Saatler sonra Abousari nihayet dışarı çıkmaya cesaret ettiğinde, ailesine ait yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarının ve bütün tütün tarlalarının alevler içinde olduğunu gördü. Tütün yetiştirmek için harcanan 15 yılı aşkın emek yok olmuştu. “Cennetim gözlerimin önünde yanıyordu,” diye hatırlıyor.

İsrail güçleri Dhayra’yı 9, 13 ve 16 Ekim’de bombaladı; saldırılarda en az dokuz sivil yaralandı ve çok sayıda tarla, ev ve diğer altyapı unsuru zarar gördü. Nüfusunun çoğunluğunun geçimini tarımdan sağladığı bu köyde bu tür bombardımanlar adeta bir ölüm fermanı anlamına geliyor. Abousari bu saldırılarda 23 keçisini, üç ineğinin tamamını, yaklaşık 120 tavuğunu, traktörlerini ve en acısı, ailesinin 100 yılı aşkın süredir büyük bir özenle işlediği tarlalarını kaybetti.

Bugün Dhayra köyü harabeye dönmüş durumda. Abousari, “Ateşkes sırasında geri gittim ve hiçbir yeri tanıyamadım,” diyor. “Okullar, cami ve evler ortadan kaybolmuştu; İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından tamamen yıkılmışlardı. Mezarlığa gömülmüş akrabalarımın naaşları İsrail’in buldozerleri tarafından sürüklenip götürülmüştü. Nerede olduklarını bilmiyorum.”

Sınır ötesindeki çatışmaların giderek şiddetlenmesi karşısında Abousari, Mart 2024’ten bu yana üç kez evinden kaçmak zorunda kaldı. Her seferinde arazisine dönmeye çalıştı. Ancak Dhayra artık İsrail işgali altında ve çiftliğinin üzerinde sürekli dolaşan İsrail insansız hava araçlarının yarattığı tehdit, bugün onu bölgeden uzak tutuyor. “Geri dönmemizi istemiyorlardı,” diyor. “Bizi sürekli taciz ediyorlardı.”

Şu anda eşi, iki çocuğu ve anne babasıyla birlikte Güney Lübnan’daki Sur belediyesine bağlı Al-Abbassieh köyünde yaşayan Abousari, köyüne yeniden dönebileceği gün için dua ediyor. Ancak toprağın geri döndürülemez biçimde zehirlenmiş olabileceğinden endişe duyuyor. Yaşadığı bazı kaygı verici fiziksel belirtiler de onu düşündürüyor. “Saldırıdan bu yana eskisi gibi nefes alamıyorum. Çok çabuk nefessiz kalıyorum ama doktora gitmekten korkuyorum,” diyor ve olası bir teşhisin gerçekliğiyle yüzleşmek istemediğini ekliyor.

Abousari’nin kaygıları yersiz değil. Birbirinden bağımsız çeşitli araştırmalar, IDF’nin mevcut sınır ötesi çatışmalar sırasında Dhayra’ya ve Lübnan’ın güneyindeki diğer sivil bölgelere düzenlediği saldırılarda kullandığı silahlar arasında, Amerika Birleşik Devletleri tarafından sağlanan ve beyaz fosfor içeren mühimmatın da bulunduğunu ortaya koydu. Beyaz fosfor; toksik, son derece yanıcı bir kimyasal ve yıkıcı, çoğu zaman da ölümcül etkileri nedeniyle savaş sırasında kullanımı uluslararası hukuk kapsamında sınırlandırılmış durumda.

Lübnan ise bu tür silahların kullanılmasını, Güney Lübnan’ı yaşanamaz hâle getirmeyi amaçlayan kasıtlı bir “ekokırım” eylemi olarak kınadı.

Beyaz Fosforun Öldürücü Etkisi

Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre beyaz fosfor, “tüm maruz kalma yollarıyla insanlar için zararlıdır.” Bu kimyasal madde oksijenle temas eder etmez tutuşuyor ve insanlarda ve yaban hayatında ağır yanıklara, solunum sorunlarına ve ölüme yol açabiliyor. Temas ettiği bütün bitki örtüsünü yakıp kavuruyor.

Lübnan’daki Beyrut Amerikan Üniversitesinde ekosistem yönetimi ve toprak bilimi profesörü olan Rami Zurayk, “Beyaz fosfor tamamen tükenene veya oksijen kaynağı kesilene kadar 816 santigrat derecede [1500°F] yanmaya devam eder,” diye açıklıyor. Beyaz fosfor bir kez tutuştuğunda söndürülmesi son derece zor. Kimyasal madde ayrıca toprakta gizli kalabiliyor ve üzeri açıldığında kendiliğinden yeniden tutuşabiliyor. Bu da kirlenmiş bölgelerde yaşayan insanlar açısından süregelen bir tehdit oluşturuyor.

Uzun zamandır ordular tarafından sis perdesi oluşturmak veya savaş alanlarını aydınlatmak amacıyla kullanılan beyaz fosforlu mühimmat, Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi’nin III. Protokolü kapsamında düzenleniyor. Protokol, bu mühimmatın sivil alanların içinde ve yakınında kullanımını sınırlandırıyor.

İsrail III. Protokolü onaylamamış olsa da sivillerin korunmasını zorunlu kılan uluslararası insancıl hukuk ve teamül hukuku hükümleriyle bağlı olmaya devam ediyor. Daha geniş anlamıyla bu hukuk kuralları, askerî saldırıların yalnızca karşı tarafın belirli askerî hedeflerine yöneltilmesi gerektiği anlamına geliyor.

Bu düzenlemelere rağmen Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısının ardından İsrail ordusunun Filistin ve Lübnan’daki operasyonlarında bu tür protokolleri ihlal ettiğini belgeledi. Buna, Ekim 2023 ile Mart 2026 arasında Gazze ve Güney Lübnan genelinde beyaz fosforlu silahların tekrar tekrar kullanılması da dahil.

İnsan Hakları İzleme Örgütü araştırmacısı Ramzi Kaiss, “Doğruladığımız görüntüler var ve Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in Lübnan’da savaş hukukuna yönelik ciddi ihlallerinin belli bir örüntü oluşturduğunu belgeledik,” diyor. Kaiss, yoğun nüfuslu bölgelerde beyaz fosforun tekrar tekrar kullanılmasının yanı sıra sivilleri, gazetecileri, sağlık çalışanlarını ve barış gücü personelini hedef alan saldırılara da işaret ediyor. Kaiss’e göre güvenilir herhangi bir hesap verebilirlik mekanizmasının bulunmaması nedeniyle bu eylemler neredeyse tamamen cezasızlık ortamında devam etti.

Beyaz Fosforun Onlarca Yıllık Geçmişi

İsrail’in bu silahları kullanması ilk kez yaşanmıyor. İsrail Savunma Kuvvetleri aslında onlarca yıldır beyaz fosforlu mühimmat kullanıyor; özellikle 1982 ve 2006’daki Lübnan savaşlarında bu silahların kullanıldığı biliniyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca IDF’nin, 2008-2009 yıllarındaki Birinci Gazze Savaşı sırasında dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri olan Gazze’de pazarlar ve hastaneler gibi sivil alanlarda beyaz fosforu yaygın ve hukuka aykırı biçimde kullandığını daha önce de belgelemişti.

O dönemde Gazze’de bir ameliyathanede çalışan Britanyalı-Filistinli cerrah Ghassan Abu Sittah, bu silahların neler yapabileceğine bizzat tanıklık etti. Abu Sittah, derisinin derinliklerine kadar ilerleyen ve dar bir doku nekrozu sütunu oluşturan yanıklarla hastaneye getirilen 13 yaşındaki bir çocuğu hatırlıyor. Yanıklar çocuğun karın boşluğuna kadar ilerlemiş ve bağırsaklarını içeriden delmişti. “Çocuğun sırtı İsviçre peynirine benziyordu ama delikler siyahtı,” diyor Abu Sittah. Bu, Abu Sittah ve meslektaşlarının bu tür yaralarla ilk karşılaşmasıydı. “Beyaz fosfor oksijen bulduğu sürece yanmaya devam eder ve bu nedenle [çocuğun] etinin içinde yanmaya devam etti.”

Abu Sittah Birleşik Krallık’a döndüğünde neyle karşılaşmış olduğunu anlamaya çalıştı ve bu tür yanıkları tedavi etmesine yardımcı olabilecek tıbbi literatür aradı. Ancak neredeyse hiçbir şey yoktu. Bulabildiği az sayıdaki rapordan bazıları, 1982 yılına kadar uzanan ve Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde çalışan morg görevlilerinin tanıklıklarını içeriyordu. Görevliler, duman çıkarmaya devam ettikleri için içeride tutulamayan cesetleri anlatıyordu.

On yıldan uzun bir süre sonra Abu Sittah aynı tür yaralarla yeniden karşılaştı. İsrail’in Ekim 2023’te saldırısını başlatmasının ardından Gazze’nin en büyük hastanesi olan El Şifa’da gönüllü olarak 43 gün geçirdi. Abu Sittah’ın aktardığına göre yalnızca ilk günlerde beyaz fosfor nedeniyle yaralanan 40’tan fazla hasta hastaneye getirildi: “Bu tür bir yanığı gördüğünüzde onu bir daha asla unutmazsınız.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü, sırasıyla 10 ve 11 Ekim’de Lübnan ve Gazze’de kaydedilmiş görüntüleri analiz ederek Gazze kentinin limanı üzerinde ve İsrail-Lübnan sınırı boyunca iki kırsal bölgede beyaz fosforlu mühimmatın havada birden fazla kez infilak ettirildiğini belgeledi.

Ancak Birleşik Krallık merkezli bağımsız araştırmacı ve sağlık sistemleri ile strateji danışmanı Azra Chang’ın belirttiğine göre, İsrail’in Gazze’ye erişimi engellemesi ve bu tür analizleri gerçekleştirmek için gerekli malzemelerin bölgeye girişini önlemesi nedeniyle kirlenmenin boyutunu bütünüyle değerlendirmeye yönelik çalışmalar sekteye uğradı. Bu nedenle hem kurbanların sayısı hem de çevresel zehirlenmenin genel boyutu hâlâ bilinmiyor.

Chang, “Özellikle çocuklarda şimdiden toksisite belirtileri görüyoruz; bunların arasında doğuştan anomaliler ve özellikle su kaynaklarının kirlenmiş olabileceği yerlerde kronik hastalıklardaki artış da bulunuyor,” diyor. Chang, uygun laboratuvar testlerinin yapılması engellendiği için çok sayıda vakanın doğrulanamadığını ekliyor. Ancak açıklanamayan karaciğer ve böbrek hasarıyla Gazze’den tahliye edilen çocuklara ilişkin olarak Chang, “Eğer test edilmiş olsalardı, toksik çevrenin yol açtığı zehirlenmeyi [göstermiş] olacaklardı,” diyor. (International Journal of Environmental Research and Public Health dergisinde 2012 yılında yayımlanan bir araştırmada, doğum kusurları olan çocukların bulunduğu ailelerin yüzde 27’sinde ebeveynlerden birinin veya her ikisinin Birinci Gazze Savaşı sırasında beyaz fosfora maruz kaldığı tespit edilmişti.)

Güney Lübnan’da Tarım Alanlarının Sistematik Tahribatı

Güney Lübnan’da mevcut savaş sırasında beyaz fosforlu mühimmatın ve farklı bomba türlerinin kullanılması geniş arazi parçalarında yangınlara yol açtı. Bu durum tarım alanlarının yok oluşunu hızlandırırken bölgenin giderek boşalmasına da katkıda bulundu. Lübnanlı yetkililere göre savaş ülkede bir milyondan fazla insanı yerinden etti, 4 bin 300’den fazla kişinin ölümüne yol açtı ve araziyi patlamamış bombalarla doldurdu.

Hollanda’daki Delft Teknoloji Üniversitesinde mimar ve doktora araştırmacısı olan Ahmad Beydoun, Ekim 2023 ile Kasım 2024 arasında İsrail güçlerinin Güney Lübnan’da gerçekleştirdiği yaklaşık 250 beyaz fosfor saldırısını belgeledi ve haritalandırdı. Beydoun’un çalışmasına göre kullanımların yüzde 39’u yerleşim bölgelerinde, yüzde 17’si tarım arazilerinde ve yüzde 44’ü ormanlık veya açık alanlarda gerçekleşti. Bulgularına göre doğrulanmış vakaların yaklaşık yüzde 91’i, İsrail’in Ekim 2024’te Lübnan’a yönelik kara harekâtını başlatmasından önce meydana geldi.

Beydoun’un WhitePhosphorus.info adlı internet sitesinde şu ifadeler yer alıyor: “Beyaz fosforun açıklanan amacı savaş alanında gizlenme sağlamak olsa da İsrail güçlerinin işgalinden önce bu kadar kapsamlı biçimde kullanılması, silahın birliklerin hareketiyle doğrudan bağlantılı olmayan bağlamlarda kullanıldığını gösteriyor… Saldırıların yüzde 79’u gündüz saatlerinde, yüzde 21’i ise gece gerçekleşti. Gündüz saldırılarının ezici çoğunlukta olması, beyaz fosforun aydınlatma amacıyla kullanıldığı yönündeki iddialarla çelişiyor.”

Mart 2026’da İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından yayımlanan bir araştırma, İsrail güçlerinin 3 Mart’ta Lübnan’ın güneyindeki Yohmor kasabasında evlerin üzerinde topçu atışlarıyla fırlatılan beyaz fosforlu mühimmatı bir kez daha hukuka aykırı biçimde kullandığını ortaya koydu. Lübnan Tarım Bakanı Nizar Hani’nin The New Arab’a verdiği bilgiye göre savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırıları Lübnan’daki tarım arazilerinin yüzde 22’sine zarar verdi. Ülkenin güneyinde tarım günlük hayatın temelini oluşturuyor ve bütün toplulukların geçimini sağlıyor. Lübnan’daki turunçgillerin yaklaşık yüzde 70’i ve muzların yüzde 90’ı bu bölgede üretiliyor.

Glifosat İddiası ve Sınır Boyunca Kimyasal Püskürtme

Lübnan hükûmeti, IDF’nin başka kimyasallar da kullandığını söylüyor. Hükûmet, İsrail ordusunu bu yılın şubat ayı başlarında Lübnan ve Suriye sınırları boyunca glifosat püskürtmekle suçladı. Glifosat, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “muhtemel kanserojen” olarak sınıflandırılan bir herbisit. Lübnan hükûmetinin yaptırdığı laboratuvar analizleri, bazı örneklerdeki glifosat konsantrasyonunun normalde kabul edilebilir görülen seviyelerin 20 ila 30 kat üzerinde olduğunu ortaya koydu.

Bulgular, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) tarafından da doğrulandı. UNIFIL, İsrail ordusunun, Lübnan ile İsrail’i birbirinden ayıran ve Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Mavi Hat yakınındaki bölgelerde “toksik olmayan kimyasal bir madde” içeren planlanmış bir hava faaliyeti konusunda kendilerini bilgilendirdiğini açıkladı. BM misyonu olayın ardından yaptığı açıklamada, düzenli devriyelerinden bazılarını dokuz saatten fazla süreyle durdurmak zorunda kaldığını ve söz konusu püskürtmenin, BM Güvenlik Konseyinin 2006 tarihli 1701 sayılı kararı kapsamında üzerinde mutabakata varılan barışı koruma çerçevesinin ihlali anlamına geldiğini belirtti.

İnsan Hakları İzleme Örgütünden Kaiss’e göre toprak verimliliğini ve insan sağlığını tehdit eden böylesine güçlü bir herbisitin kullanılması, yerinden edilen toplulukların bölgeye geri dönmesini zorlaştırabilir: “Bu bölgeler zeytinlikler, tütün ve diğer ürünler de dahil olmak üzere tarıma büyük ölçüde bağımlı ve bu olay, insanların evlerine dönme, geçim kaynaklarını sürdürme ve geniş çaplı yıkımın ardından yeniden inşa faaliyetlerini gerçekleştirme imkânlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.”

UNIFIL ayrıca İsrail uçaklarının Lübnan üzerinde bilinmeyen kimyasal maddeler bırakmasının ilk kez yaşanmadığını da belirtti. Benzer olaylar sınırın diğer tarafında, Suriye’nin güneyinde de bildirildi. Ocak sonu ve Şubat 2026 başında İsrail uçaklarının, Dhayra’dan kuş uçuşu yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta bulunan Kuneytra’daki tarım alanlarının üzerine en az üç kez bilinmeyen maddeler püskürttüğü bildirildi. İsrail, Golan Tepeleri’ni ve Beşar Esad hükûmetinin Aralık 2024’te devrilmesinin ardından ele geçirilen Suriye sınır bölgesindeki ek toprakları işgal altında tutmaya devam ediyor.

Ekokırım ve Çevresel Felaketin Boyutu: “50’den Fazla Köy Haritadan Silindi”

Lübnan Kültür Bakanı Ghassan Salamé’ye göre devam eden tahribat belirleyici bir dönüşüme işaret ediyor. Salamé, mart ayında telefonla yapılan bir söyleşide şöyle konuştu: “Çatışmaların yeniden başlamasından bu yana 50’den fazla köy haritadan silindi. Tamamen yerle bir edildiler, buldozerlerle yıkıldılar. Hedef alınan yalnızca altyapı ve araziler değil. Bazıları beş ya da altı yüz yıllık olan kadim zeytin ağaçlarının defalarca köklerinden söküldüğünü gördük.” Salamé’ye göre yaşananlar, evlerin, altyapının ve tarım arazilerinin IDF tarafından ortadan kaldırıldığı sistematik bir temizliği andırıyor.

Lübnan Çevre Bakanı Tamara El Zein, 2023-2024 işgali sırasında meydana gelen çevresel tahribatı inceleyen bir raporun önsözünde İsrail ordusunu “bir ekokırım eylemi” gerçekleştirmekle suçluyor.

Lübnan Çevre Bakanlığı ile Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi tarafından nisanda yayımlanan rapor, ağır metaller ve çatışmayla bağlantılı diğer kirleticilerin toprağı kirletmesinin uzun vadeli çevresel ve tarımsal sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Raporda İsrail saldırılarının Güney Lübnan’ın “hem fiziksel hem de ekolojik manzarasını yeniden şekillendirdiği” sonucuna varılıyor. Hasarın boyutu yalnızca uydu görüntülerinden görülebilecek durumda değil. Aynı zamanda ölçülebiliyor. Rapora göre İsrail güçlerinin saldırıları 5 bin hektarlık orman alanına zarar verdi, 118 milyon dolar değerinde tarımsal varlığı yok etti ve toprakları milyonda 1.858 parçaya kadar ulaşan fosfor konsantrasyonlarıyla kirletti. Özellikle Güney Lübnan ile ülkenin doğusundaki Bekaa Vadisi’nde yoğun kirlenme noktaları tespit edildi.

Beyrut Amerikan Üniversitesinden Zurayk, “Yok edilen yalnızca insanların inşa ettikleri değil, onların yaşamını mümkün kılan çevrenin kendisi,” diyor. Üniversitenin gıda güvenliği programını da yöneten ve Arap Gıda Egemenliği Ağı’nın kurucu üyelerinden biri olan Zurayk şöyle devam ediyor: “Yöntem dikkat çekici ölçüde tutarlı. İster yıkımın bütünüyle gerçekleştiği Gazze’de olsun ister Güney Lübnan’da, aynı gerekçe öne sürülüyor: Doğal çevre, temizlenmesi gereken bir tür vahşi direniş biçimi olarak çerçeveleniyor. Ardından toprağın dönüşümü ve Batılılaştırılması süreci geliyor; arazi, yerli halkları mülksüzleştirecek ve bölgeyi işgalcinin ihtiyaçlarına ve yaşam biçimine uygun hâle getirecek şekilde yeniden şekillendiriliyor.”

Zurayk sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yaşam alanını yok ettiğinizde insanlar gider. Yakıp yıkma politikasının ve ekokırımın en temel ilkesi budur. İsrail her ikisini de Filistin ve Lübnan’da uyguluyor.”

NOT:Bu yazı, Earth Island Journal tarafından yayımlanan “From Gaza to Lebanon: A Scorched-Earth Strategy” başlıklı makalenin tercümesidir. Orijinal içerik Earth Island Journal tarafından sağlanmıştır ve Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

 

Margaux Seigneur

Margaux Seigneur, Ukrayna, Lübnan, Pakistan, Irak ve başka ülkeler üzerine çalışan Fransız bağımsız bir gazetecidir. Çalışmalarında savaş ve çatışma sonrası toplumlarda gündelik yaşamı ve çatışmaların yerel topluluklar üzerindeki kalıcı etkilerini belgeliyor.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler