PISA Testinde Tarihî Gerileme: Almanya’da Eğitim Eşitsizliği Büyüyor
Almanya, PISA 2025’te okuma, matematik ve fen bilimlerinde bugüne kadarki en düşük sonuçlarını aldı. Sonuçlar, başarı ile sosyal köken arasındaki bağın güçlendiğini gösterirken DeZIM uzmanları, göçmen kökenli öğrencilerin karşılaştığı dezavantajların yalnızca göç geçmişiyle açıklanamayacağını vurguluyor.
Almanya, 2025 PISA araştırmasında okuma, matematik ve fen bilimlerinde şimdiye kadarki en düşük sonuçlarını aldı. Eğitim başarısının ailelerin sosyoekonomik durumuna giderek daha fazla bağlı hâle gelmesi, göç ve eğitim politikaları etrafındaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Okuma ve Matematikte Her Üç Öğrenciden Biri Temel Yeterlilik Düzeyine Ulaşamadı
OECD tarafından 8 Eylül 2026’da açıklanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PISA) sonuçları, Almanya’daki eğitim sisteminde yaklaşık on yıldır süren gerilemeyi ortaya koydu. Araştırmaya göre Almanya’daki 15 yaşındaki öğrenciler, 2000 yılında başlayan PISA araştırmalarından bu yana en düşük başarı düzeyine geriledi. Ülke, üç temel alanda da OECD ortalaması seviyesinde kaldı.
Almanya’da öğrencilerin yaklaşık dörtte biri fen bilimlerinde, üçte biri ise okuma ve matematikte temel yeterlilik düzeyine ulaşamadı. Her beş öğrenciden biri, üç alanın hiçbirinde yeterli temel beceri gösteremedi. Ancak araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri, öğrencilerin başarı düzeyleri ile ailelerinin sosyoekonomik durumları arasındaki ilişkinin giderek güçlenmesi oldu.
Sonuçları değerlendiren Alman Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Merkezi (DeZIM) uzmanları, göçmen kökenli öğrencilerin karşılaştığı dezavantajların yalnızca göç geçmişiyle açıklanamayacağını, sosyal eşitsizlik ve ayrımcılığın da dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.
DeZIM: “Öğrencinin Göç Kökeni Açıklayıcı Bir Faktör Değil”
DeZIM’in araştırmaya ilişkin yayımladığı uzman değerlendirmeleri, sosyoekonomik açıdan dezavantajlı ailelerden gelen öğrencilerin yalnızca yüzde 2’si fen bilimlerinde yüksek yeterlilik düzeyine ulaşırken, ayrıcalıklı ailelerden gelen öğrencilerde bu oran yaklaşık yüzde 25’e çıktığına dikkat çekiyor. Almanya’da fen bilimlerindeki başarı ile sosyoekonomik durum arasındaki bağ, PISA araştırmalarının başlangıcından bu yana en yüksek düzeye çıktı.
DeZIM bünyesindeki Ulusal Ayrımcılık ve Irkçılık İzleme Merkezi (NaDiRa) Direktörü Dr. Zerrin Salikutluk, göçmen kökenli öğrencilerin ortalama olarak daha düşük başarı göstermelerinin yalnızca göç geçmişiyle açıklanamayacağını belirtiyor:
“Göç geçmişine sahip gençlerin ortalama olarak daha düşük yeterlilik düzeylerine ulaşması durumunda, göç geçmişinin kendisi yeterli bir açıklama değildir. Farklılıkların büyük bir bölümü sosyal kökenle bağlantılıdır. Ancak bu, ırkçılık ve ayrımcılığın rol oynamadığı anlamına gelmez.”
Salikutluk, sosyal eşitsizliğin de ırkçılığın sonucu olabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanın aktardığına göre iş gücü piyasasında ayrımcılığa uğrayan ebeveynlerin istihdam ve gelir olanaklarının kısıtlanması, çocuklarının eğitim için erişebildiği kaynakları da etkileyebiliyor.
Salikutluk, göçmen kökenli gençlerin eğitim konusunda yüksek beklentilere sahip olduğunun da altını çiziyor: “Özellikle eğitim motivasyonunun azaldığı dönemlerde bu önemli bir kaynaktır. Belirleyici olan, eğitim sistemimizin bu yüksek hedefleri eğitim başarısına dönüştürmeyi başarıp başaramayacağıdır.”
Ailenin Sosyoekonomik Durumu Eğitim Başarısında Daha Belirleyici
DeZIM Araştırma Veri Merkezi Direktörü Dr. Jörg Dollmann da araştırmanın Almanya’daki eğitim sisteminin sosyal hareketliliği sağlamakta karşılaştığı güçlükleri ortaya koyduğunu ifade ediyor:
“Sonuçlar, eğitim sistemimizdeki sosyal geçirgenlik eksikliğinin ne kadar kalıcı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Sosyal köken ile başarı arasındaki ilişki kısmen daha da güçlendi ve Almanya’da neredeyse başka hiçbir ülkede olmadığı kadar belirleyici hâle geldi.”
Bu durumun göçmen kökenli olsun veya olmasın tüm dezavantajlı ailelerin çocuklarını etkilediğini belirten Dollmann, Almanca konusundaki güçlüklerin de eğitim başarısını etkileyebileceğini kabul ediyor. Bununla birlikte göçmen ailelerin çocukları için taşıdığı yüksek eğitim hedeflerinin önemli bir potansiyel oluşturduğunu vurguluyor: “Önceki araştırmalardan, bu ailelerin çocukları için çok yüksek eğitim hedefleri olduğunu biliyoruz. İstiyorlar ancak gerekli kaynaklardan yoksun oldukları için çoğu zaman bunu gerçekleştiremiyorlar.”
PISA Tartışmasında AfD, Göçmenleri Hedef Aldı
PISA sonuçları, Kuzey Ren-Vestfalya eyalet parlamentosunda göç ve eğitim politikaları etrafında tartışmalara neden oldu. Aşırı sağ parti Almanya İçin Alternatif (AfD) milletvekili Christian Blex, okullardaki sorunların sorumluluğunu düşük IQ’ya sahip olduğunu iddia ettiği bölgelerden gelen göçmenlere yükledi. Blex, söz konusu bölgelerden göçün durdurulmasını ve entegrasyon perspektifi bulunmadığını söylediği kişilerin sınır dışı edilmesini talep etti.
Yeşiller milletvekili Gönül Eglence, Blex’in açıklamalarını “ırk teorisinin en saf hâli” olarak nitelendirdi. Partinin bir diğer milletvekili Lena Zingsheim-Zobel ise açıklamaları ırkçı ve ayrımcı olmakla eleştirdi.
Eyalet Eğitim Bakanı Dorothee Feller (CDU), tartışmada doğrudan AfD’ye yanıt vermedi ancak “Kuzey Ren-Vestfalya’da göçmen kökenli olsun veya olmasın gurur duyabileceğimiz çok sayıda harika öğrencimiz var.” dedi. SPD ve FDP ise eğitimde sosyal kökenin belirleyiciliğini azaltmak amacıyla daha fazla personel ve hedefli destek programları talep etti.
Ana Dilde Güçlü Temel, İkinci Dil Öğrenimini Kolaylaştırıyor
PISA sonuçları, okul öncesi dil eğitiminin önemini de gündeme getirdi. Münih yakınlarında yaklaşık 20 yıldır dil eğitimi alanında çalışan ve Handelsblatt gazetesine konuşan Sonny Oswald ve Anette Zuleger, çocuklarda kelime dağarcığının daraldığını ve erken yaşlarda dil desteğine daha fazla ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
Uzmanlara göre öğretmen eksikliği ve ailelerin ekonomik koşulları dil gelişimini zorlaştırıyor. Zuleger, göçmen ailelerin çocuklarıyla mutlaka Almanca konuşması gerektiği yönündeki yaygın düşünceye karşı çıkıyor. Çocuğun aile içinde konuştuğu dilde kurduğu sağlam temelin ikinci dili öğrenmesini desteklediğini belirterek ana dilin geliştirilmesini öneriyor.
Eğitim Bakanı Karin Prien Aileleri Sorumlu Tuttu
Federal Eğitim Bakanı Karin Prien (CDU), PISA sonuçlarını Almanya açısından “endişe verici” ve “kabul edilemez” olarak nitelendirdi. Ancak bakanın düşük başarı düzeyini değerlendirirken ebeveynlerin çocuklarının eğitimine yeterince önem vermediğini ileri sürmesi eleştirilere yol açtı. Prien, 8 Eylül’de Welt TV‘ye verdiği röportajda kendisini şaşırtan noktanın “Almanya’daki eğitim hedeflerinin oldukça düşük olması, yani ebeveynlerin diğer OECD ve AB ülkelerindekilere kıyasla eğitime yeterince önem vermemesi” olduğunu söyledi.
Prien’in açıklamalarına Federal Başbakan Friedrich Merz (CDU) de benzer bir değerlendirmeyle katıldı. Merz, Federal Mecliste yaptığı konuşmada eğitim ve çocuk yetiştirme sorumluluğunun devlete bırakılamayacağını söyleyerek ailelerin de sorumluluğu bulunduğunu vurguladı. Buna karşılık eleştiriler, öğretmen eksikliği, ders iptalleri ve yetersiz destek programları gibi sorunlar devam ederken ailelerden daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istemenin mevcut eğitim eşitsizliklerini derinleştirebileceği üzerinde yoğunlaştı.
Bakan Prien ise 10 Eylül’de Federal Mecliste yaptığı konuşmada ailelerin çocuklarının eğitimine daha fazla destek verebilmeleri için ebeveyn rehberliği hizmetlerinin genişletileceğini açıkladı. Sol Parti temsilcileri, hükûmeti ailelere yönelik harcamaları azaltmakla eleştirirken Prien, çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin düzenlemeler üzerinde de çalışıldığını bildirdi.
Bu tartışma, PISA sonuçlarının ardından eğitimde başarısızlığın nedenlerinin nerede aranması gerektiğine ilişkin farklı yaklaşımları görünür kıldı: Hükûmet ailelerin eğitimdeki sorumluluğunu vurgularken eleştiriler, devletin eşit eğitim olanakları sağlama yükümlülüğü üzerinde yoğunlaşıyor. (P)