Seçimin Ardından İsveç’te Koalisyon Aritmetiği: Düğümü Kim Çözecek?
İsveç’te aşırı sağ gerilerken merkez sol parlamentoda az bir farkla bir çoğunluk kazandı. Ancak Sol Partinin kabineye katılma talebi ile Merkez Partisinin buna itirazı, hükûmet değişikliğinin önünü tıkıyor. Seçim sonucunun göç ve sosyal politikalara ne ölçüde yansıyacağı, kurulacak ortaklığın programına bağlı.
İsveç’te 13 Eylül’de yapılan genel seçimler, aşırı sağın gerilediği ve hükûmet değişikliğinin mümkün hâle geldiği bir tablo ortaya çıkardı. Katılımın oranının yüzde 84,9 olduğu seçimlerde Sosyal Demokratlar, Sol Parti, Yeşiller ve Merkez Partisi, 349 sandalyeli parlamentoda toplam 176 milletvekili kazandı. Muhafazakârlar, Hristiyan Demokratlar, Liberaller ve aşırı sağcı İsveç Demokratlarından oluşan sağ blok ise 173 sandalyede kaldı.
Ancak merkez solun elde ettiği dar çoğunluk, ortak bir hükûmet programında uzlaşıldığı anlamına gelmiyor. Özellikle Sol Parti ile Merkez Partisinin birbirleriyle bağdaşmayan ortaklık şartları, seçim başarısının iktidar değişikliğine dönüşmesini zorlaştırıyor. İsveç siyasetinin önündeki temel soru da burada beliriyor: Aşırı sağın sandıktaki gerilemesi, ülkenin yönetiminde ve politikalarında ne ölçüde karşılık bulacak?
Büyük Partiler Gerilerken İttifak Dengeleri Değişti
Seçim sonuçları, partilerin başarısı ile içinde bulundukları blokların başarısının farklılaşabildiğini gösteriyor. Sosyal Demokratlar yüzde 28,02 ile birinci parti olmayı sürdürürken önceki seçime göre oy kaybetti. Buna karşılık Sol Parti, Yeşiller ve Merkez Partisinin güçlenmesi, Magdalena Andersson liderliğindeki muhalefete parlamento çoğunluğunu kazandırdı.
Sağ blokta ise bunun tersi yaşandı. Hükûmeti oluşturan Muhafazakârlar, Hristiyan Demokratlar ve Liberaller oylarını artırmasına rağmen, hükûmeti dışarıdan destekleyen İsveç Demokratlarının (SD) kaybı ittifakın çoğunluğunu korumasına yetmedi. Yüzde 19,85’e ulaşan Muhafazakârlar ikinci parti olurken İsveç Demokratları yüzde 17,48’e geriledi.
İsveç Demokratlarının gerilemesini tek bir nedene bağlamak güç. Le Monde’un aktardığı değerlendirmelerde, partinin bazı seçmenlerinin sandığa gitmemesi, kampanyada sağlık ve eğitim gibi konuların öne çıkması ve sertleşen göç politikalarına yönelik tepkiler olası açıklamalar arasında yer alıyor. Bu tablo, ekonomik ve sosyal beklentilerle göç karşıtı siyasetin seçmen nezdinde her zaman aynı yönde işlemediğini düşündürüyor. Ancak bu etkenlerin oy kaybındaki ağırlığını belirlemek için daha ayrıntılı seçmen analizlerine ihtiyaç var.
Sonuçta Sosyal Demokratlar kendi oy kaybına rağmen hükûmet kurma fırsatı elde etti. Başbakan Ulf Kristersson’un istifasının ardından Meclis Başkanı Andreas Norlén, 18 Eylül’de Andersson’a hükûmet kurma olanaklarını araştırma görevi verdi. Andersson’un önündeki sınav, birlikte çoğunluk sağlayan dört partinin hangi şartlarda ortak hareket edebileceğini belirlemek.
Çoğunluk Var, Ortak Hükûmet Zemini Yok
Merkez soldaki anlaşmazlığın odağında Sol Partinin kabineye katılma talebi bulunuyor. Geçmişte sosyal demokrat hükûmetlere dışarıdan destek veren parti, bu kez hükûmette doğrudan sorumluluk üstlenmek istiyor. Parti lideri Nooshi Dadgostar, yalnızca kendi partilerinin de yer aldığı bir hükûmeti destekleyeceklerini açıklıyor.
Merkez Partisi ise Sosyal Demokratlar ve Yeşillerle hükûmet kurmaya açık olduğunu belirtirken Sol Partiyle aynı kabinede yer almayı reddediyor. Böylece Andersson’un ihtiyaç duyduğu iki aktör, hükûmetin bileşimi konusunda birbirine zıt şartlar öne sürüyor.
Bu anlaşmazlık, ekonomik politikalardaki ayrılıklardan da besleniyor. Merkez Partisinin işletmeleri, girişimciliği ve piyasa odaklı çözümleri önceleyen çizgisi ile Sol Partinin kamusal hizmetler ve yeniden dağıtım taleplerini aynı programda buluşturmak kolay olmayacak. Kabinede kimin yer alacağı tartışması, uygulanacak politikaları hangi partinin ne ölçüde belirleyeceği sorusunu da içeriyor.
Burada hükûmete katılmak, başbakanın seçilmesine engel olmamak ve bütçeyi desteklemek arasındaki ayrım önem kazanıyor. İsveç’te bir başbakan adayının göreve gelebilmesi için 175 milletvekilinin desteğini alması gerekmiyor; adayın karşısında en az 175 ret oyunun oluşmaması yeterli. Dolayısıyla bazı partilerin çekimser kalması, kabinede yer almadıkları bir hükûmetin kurulmasını mümkün kılabilir.
Ancak başbakanlık oylamasının aşılması, bütçe ve temel politikalar üzerinde uzlaşma ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Andersson’un bulması gereken çözüm, partilerin kabine içindeki veya dışındaki rollerini belirlerken hükûmetin parlamentoda çalışabilmesini de güvence altına alan bir düzenleme. Sol Partinin doğrudan katılım talebi ile Merkez Partisinin itirazı, bu çözümün önündeki başlıca engel olmayı sürdürüyor.
Sağ Bloka Dönüş Ne Kadar Mümkün?
Merkez soldaki anlaşmazlıklar, sağ blok açısından da yeni bir çoğunluk arayışına alan açıyor. Merkez Partisinin ekonomi politikalarındaki sağ eğilimi, Muhafazakârlarla bir yakınlaşmanın mümkün olabileceği yorumlarını besliyor. Fakat böyle bir senaryonun önünde İsveç Demokratlarının rolü duruyor.
Üstelik Merkez Partisi, seçim sonrasında iki bloka eşit mesafede beklediğini söylemiyor. Parti sekreteri Hannes Hervieu, Kristersson’un hükûmet dayanağının seçimi kaybettiğini belirterek Sosyal Demokratlarla istikrarlı bir hükûmet için müzakereye hazır olduklarını açıkladı. Bu açıklama, sağa dönüşün partinin mevcut tutumunda değişiklik gerektireceğini gösteriyor.
İsveç Demokratlarının kabineye girme talebinden vazgeçmesi de tek başına bu engeli kaldırmayabilir. Önceki dönemde parti, bakanlık üstlenmeden Tidö Anlaşması üzerinden hükûmet politikalarında etkili olmuştu. Dolayısıyla olası bir sağ ortaklıkta Merkez Partisi açısından belirleyici mesele, SD’nin kaç bakanlık alacağının ötesinde, özellikle göç ve entegrasyon politikaları üzerinde ne kadar söz sahibi olacağı.
Bu nedenle sağ bloğun yeniden hükûmet kurabilmesi, merkez soldaki görüşmelerin başarısızlığından kendiliğinden doğacak bir sonuç olarak görülmemeli. Böyle bir ihtimal, partilerin iş birliği şartlarını ve İsveç Demokratlarıyla ilişkilerini yeniden tanımlamalarına bağlı.
Müslüman Seçmenlerin Değişim Beklentisi
Koalisyon görüşmelerinin sonucu, seçim sürecinde azınlık haklarını gündeme taşıyan Müslüman seçmenler açısından da önem taşıyor. Mosaiq kuruluşunun seçim öncesinde yayımladığı rapor, parlamentodaki partilerin Müslümanların yaşamını etkileyen konulardaki tutumlarını karşılaştırmış; Sol Parti ile Yeşillere en olumlu değerlendirmeyi vermişti. Raporda Merkez Partisi ve Sosyal Demokratların daha geride yer alması, muhalefet partileri arasındaki farklılıklara da işaret ediyordu.
Bu çalışma, Müslüman seçmenlerin önündeki siyasi seçenekleri anlamaya yardımcı oluyor. Ancak partilerin tutumlarını değerlendiren bir rapordan, Müslüman seçmenlerin topluca Sol Partiye yöneldiği veya partinin oy artışını tek başına sağladığı sonucu çıkarılamaz. Böyle bir değerlendirme, seçim sonrasına ait seçmen araştırmalarıyla desteklenmeli.
Bununla birlikte raporun ortaya koyduğu ayrım, koalisyon tartışmasıyla doğrudan bağlantılı. Müslümanların hakları konusunda daha olumlu değerlendirilen partilerin kurulacak hükûmette ne kadar etkili olacağı, değişim beklentisinin hangi politikalara dönüşebileceğini de ilgilendiriyor. Sol Partinin kabinede bulunması talebi ile Merkez Partisinin buna itirazı, bu açıdan da sonuç doğurabilecek bir anlaşmazlık.
Buradaki siyasi sorumluluk, kendi tercihlerini sandığa yansıtan seçmenlerden çok, bu tercihleri ortak bir yönetim programında buluşturmakla karşı karşıya olan partilere ait. Sol Partinin güçlenmesiyle koalisyonun zorlaşması arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmak, Merkez Partisinin şartlarını ve Sosyal Demokratların uzlaşma arayışındaki rolünü geri plana iter.
İsveç’te seçimler, aşırı sağın desteğinin gerileyebileceğini ve onun desteklediği bir hükûmetin çoğunluğunu kaybedebileceğini gösterdi. Merkez solun önündeki görev, elde ettiği çoğunluğu çalışabilir bir hükûmete dönüştürmek. Bu hükûmetin göç, eşit yurttaşlık ve sosyal politika alanlarında üzerinde anlaşacağı program ise seçim sonucunun yaratacağı değişimin sınırlarını belirleyecek. Aşırı sağın sandıktaki kaybının siyasi etkisi, şimdi kurulacak ortaklığın neyi değiştirebildiğinde görülecek.