“Better Call AI”: Yapay Zekâ Çağında Hukukçu Olmak
Yapay zekânın hukuk dünyasına etkisi giderek daha fazla tartışılıyor. Diğer pek çok meslekte olduğu gibi hukukta da yapay zekânın bir gün hukukçuların yerini alıp almayacağı merak ediliyor. Oysa daha köklü bir değişim çoktan başladı. Yapay zekâ henüz hukukçuların koltuğuna oturmasa da hukukçuların düşünme ve karar verme süreçlerine ortak.
Yapay zekâ henüz hukukçuların koltuğuna oturmadı. Ama hukukçuların çalışma ve karar verme biçimlerini temelden değiştirmeye başladı. Elbette yapay zekânın hukuk alanına girişi, hukuk dünyasının teknolojiyle ilk karşılaşması değil. Matbaadan e-postaya, hukuk veri tabanlarından online mahkemelere kadar pek çok teknoloji, hukukçuların çalışma biçimini defalarca değiştirdi.
Ama yapay zekâ ile birlikte farklı bir eşiğe geliyoruz. Yapay zekâ artık yalnızca hukukçuların işini kolaylaştırmıyor; bilgiyi analiz edip yorumlayarak hukuki muhakemenin kendisine de dâhil oluyor. Başka bir deyişle, ilk kez bir teknoloji hukukçunun yalnızca ne yaptığına değil, nasıl düşündüğüne de etki ediyor.
Avukat Masasından Hâkim Kürsüsüne
Bir avukatın önünde duran yüzlerce sayfalık bir dava dosyasını düşünelim. Dosyadaki olayı anlamak, uygulanacak kanunu belirlemek, argümanları analiz etmek ve buna göre bir strateji kurmak günler, hatta haftalar alabilir. Yapay zekâ ile birlikte bu süreç artık çok daha kısa sürede yürütülebiliyor.
Şimdi aynı dosyanın yabancı bir ülkeden geldiğini düşünelim. Dosyadaki belgeler yabancı bir dilde ve uyuşmazlık o ülkenin hukukuna tabi. Avukatın cevaplaması gereken soru değişmiyor; ama artık bunu bilmediği bir hukuk sistemi ve yabancı dildeki belgeler üzerinden yapmak zorunda. Yakın zamana kadar bu soruya cevap vermek uzun bir süreç gerektirirdi. Hukuki metinler çevrilecek, ilgili ülkenin hukuku araştırılacak, gerektiğinde yerel hukuk bürolarından görüş alınacaktı. Tüm bunlar zaman, maliyet ve ciddi bir koordinasyon yükü demekti. Bugün ise yapay zekâ bu sürecin önemli bir bölümünü dakikalar içinde gerçekleştirebiliyor; metni çevirip açıklayabiliyor, ilgili ülkenin hukukunu araştırabiliyor ve dosyanın hukuki durumunu analiz edebiliyor.
Bir de kürsünün diğer tarafına bakalım. Bir hâkimin önünde yıllara yayılan bir dava dosyası olduğunu düşünelim. Yüzlerce delil, birbiriyle çelişen beyanlar ve karşı karşıya gelen hukuki iddialar var. Bunların arkasında haklar, özgürlükler, bazen de bir insanın hayatını değiştirebilecek sonuçlar bulunuyor. Üstelik bu dosya, hâkimin önündeki onlarca ve bir adli yıl boyunca karşılaşacağı yüzlerce dosyadan yalnızca biri. Hâkimden beklenen, dosyayı yalnızca anlaması değil, bütün bu karmaşa içinde adil bir karara mümkün olduğunca hızlı ulaşması. Yapay zekâ da tam bu noktada hâkimin işini kolaylaştırıyor. Dosyanın temel noktalarını özetleyebiliyor, benzer davalarda verilen kararları bulabiliyor ve çelişkili beyanları ayıklayabiliyor. Böylece hâkim, önündeki dosyayı daha hızlı ve kapsamlı biçimde değerlendirebiliyor.
Bu imkânlar, zaman yönetiminin kritik olduğu hukuk meslekleri için önemli avantajlar sunsa da bir hukukçuya yardımcı olmak ile onun kararına ortak olmak aynı şey değil. Nitekim yapay zekâ söz konusu olduğunda bu ikisini birbirinden ayırmak giderek zorlaşıyor. Yapay zekânın hukuk dünyası için asıl meydan okuması da burada yatıyor: Yapay zekâ olguları analiz ediyor, uygulanacak hukuku belirliyor ve hukuki değerlendirme sunuyorsa, hangi noktaya kadar hâlâ yalnızca bir yardımcıdan söz edebiliriz? Hukuki değerlendirmeyi hâlâ bir avukat imzalayabilir. Mahkeme kararını hâlâ bir hâkim veriyor olabilir. Fakat o görüşe veya karara giden muhakeme süreci, insanın ancak kısmen anladığı bir yapay zekâ sistemi tarafından üretilmiş, daraltılmış veya şekillendirilmişse, son sözün hâlâ bir insanda olması tek başına yeterli midir?
Belki de bir mesleğin yerini alma süreci tam olarak böyle başlıyor. Yapay zekâ, hukukçunun koltuğuna oturmadan önce muhakemesine ortak oluyor. Peki hukukçular, verecekleri kararların ne kadarını yapay zekâya bırakabilir? Yapay zekânın düşünme ve değerlendirme sürecinde giderek daha fazla yer alması, hukukçunun rolünü nasıl değiştirir?
Yapay Zekâ Çağında Avukatın Değeri
Avukatlık açısından yapay zekânın getirdiği asıl yenilik, hukuki bilgiye erişimde değil, bu bilginin nasıl kullanıldığında ortaya çıkıyor. Teknolojik gelişmeler geçmişte de hukuki bilgiye erişimi kolaylaştırarak avukatın bilgi üzerindeki tekelini bir ölçüde aşındırmıştı. Yapay zekâ ise bunu bir adım daha ileri götürerek hukukçuların karar mekanizmalarını etkiliyor.
Eskiden bir avukatın mesleki değeri büyük ölçüde belirli bir zincire dayanıyordu: Hukuku bilmek, uygulanacak hükümleri belirlemek, eldeki olayı analiz etmek ve bunlar ışığında hukuki stratejiyi belirlemek. Yapay zekâ ise bu zincirin ilk üç halkasının maliyetini önemli ölçüde düşürürken son halkaya da giderek yaklaşıyor. Artık bir yapay zekâ modeli, yakın zamana kadar cevaplanması için bir avukatın uzmanlığına ihtiyaç duyulan sorulara saniyeler içinde yanıt verebiliyor.
Yapay zekânın avukatlık açısından yarattığı asıl değişim de burada başlıyor. Yapay zekâ bilgi ve analiz katmanının giderek daha büyük bir kısmını üstlendikçe, avukatın üretilen çıktıyı doğru değerlendirebilme kapasitesi önem kazanıyor.
New York’ta iki avukat, ChatGPT tarafından üretilen ve gerçekte var olmayan mahkeme kararlarını bir dilekçede kullanmıştı. Mahkeme bunun üzerine avukatları ve hukuk bürosunu toplam 5.000 dolar para cezasına mahkûm etti. Ama hukukta böyle bir hatanın bedeli para cezasıyla sınırlı kalmayabilir. Avukat mesleki itibarını, müvekkil ise bir davayı, bir hakkı, malvarlığını, hatta özgürlüğünü kaybedebilir.
Sorun tam da burada. Yapay zekânın yarattığı risk yalnızca hata yapması değil; var olmayan bir karara dayanan veya kritik bir unsuru gözden kaçıran bir cevabı dahi son derece ikna edici biçimde sunabilmesi. Bu çıktıya ne zaman güvenilmemesi gerektiğini, hangi riskin alınmaya değer olduğunu ve olası stratejilerden hangisinin izlenmesi gerektiğini belirlemek ise hâlâ hukukçuya özgü bir muhakeme gerektiriyor. Başka bir deyişle, yapay zekâ hukuki bilgiyi ucuzlatırken hukuki muhakemenin değeri artıyor.
Belki de yapay zekâ çağında iyi bir avukatı diğerlerinden ayıran şey, cevabı bilmekten çok, doğru görünen bir cevaptan ne zaman şüphe etmesi gerektiğini bilmek olacak.
Hâkimin Kararına Kim Ortak?
Hâkimler açısından ise durum daha farklı. Yapay zekâ bir avukatın rolünü dönüştürürken, bir hâkimin kararına ortak olması çok daha temel bir soruyu gündeme getiriyor: Yapay zekânın şekillendirdiği bir yargı kararı hangi noktaya kadar hâkimin kendi kararı sayılabilir?
Bu soru, avukatlıkta olduğundan farklı bir boyut taşıyor. Zira bir avukat yapay zekâ kullanarak hata yaptığında bunun karşısında müvekkili, mahkeme ve meslek kuralları vardır. Sorumluluğun avukata ait olduğu en azından ilke olarak bellidir. Ama yapay zekâ bir hâkimin vereceği kararı şekillendirmeye başladığında sorun, olası bir hatanın kime ait olduğunun ötesine geçer. Mesele, artık yargı kararının meşruiyeti olmuştur.
Zira hukukta hâkimin işlevi yalnızca hukuken doğru cevabı bulmak değildir. Hâkim aynı zamanda devlet adına bağlayıcı bir karar verir ve bu kararın gerekçesini ortaya koymak zorundadır. Bu nedenle yargı kararının yalnızca doğru olması değil, nasıl ve neden o sonuca ulaşıldığının açıklanabilir olması da gerekir. Tarafların karara itiraz edebilmesi, üst mahkemelerin kararı inceleyebilmesi ve hâkimin gerekçesinin eleştirilebilmesi ancak bu şekilde mümkündür. Yapay zekânın karar üzerindeki etkisi arttıkça, bu açıklanabilirliğin ne ölçüde korunabileceği de temel bir sorun hâline gelir.
Bu nedenle aynı kararı bir hâkim ile yapay zekânın vermesi, iki kararın aynı ölçüde meşru olduğu anlamına gelmez. Sonuç aynı, hatta yapay zekânın ulaştığı sonuç istatistiksel olarak daha isabetli olabilir. Ama yargı kararları yalnızca doğru bir çıktı olduğu için değil; belirli bir hukuki sürecin, yetkinin ve hesap verebilirlik yapısının ürünü olduğu için meşrudur. Kararın içeriği değişmese bile, onu üreten süreç değiştiğinde meşruiyeti de tartışmaya açılır.
ABD ceza mahkemelerinde sanıkların yeniden suç işleme riskini tahmin etmek için kullanılan COMPAS sistemi etrafındaki tartışmalar, bu ayrımın neden önemli olduğunu gösteriyor. Bu tür algoritmik sistemler gelecekteki davranışa ilişkin bir risk skoru üretebilir; ama bu skorun hangi verilerle, hangi önyargılarla ve hangi hata payıyla üretildiği tam olarak açıklanmadan yargısal kararı şekillendirmesi, meşruiyet sorununu derinleştirecektir.
Yapay zekânın karar üretme biçimi ile insani muhakemenin kendisi arasında da önemli farklar var. Yapay zekâ binlerce benzer davayı inceleyerek yargı kararlarındaki eğilimleri tespit edebilir ve en muhtemel sonucu öngörebilir. Ama bir hâkimin görevi, geçmiş kararların istatistiksel devamını üretmekten ibaret olamaz. Hukuki muhakeme, somut olayın koşulları veya değişen hukuk anlayışı gerektirdiğinde geçmişteki yaklaşımlardan ayrılabilmeyi de içerir.
Hukukun gelişimi bunun örnekleriyle dolu. İçtihatlar değişir, çünkü toplum değişir. Genel kurallara istisnalar tanınır, çünkü somut olayın koşulları genel uygulamayı adaletsiz kılabilir. Yerleşik kanılar terk edilir, çünkü geçmişte doğru kabul edilen bir yaklaşım artık savunulamaz hâle gelebilir. Hukukun ilerlemesi kimi zaman çoğunluk görüşünün tekrar edilmesiyle değil, ona karşı çıkan bir hâkimin farklı bir hukuki muhakeme ortaya koymasıyla gerçekleşir.
Tam da burada yapay zekânın doğasından kaynaklanan temel bir sorun ortaya çıkar. Yapay zekâ büyük ölçüde geçmiş verilerdeki örüntülerden öğrenir. Geçmişten öğrenmek üzerine kurulu bir sistemde, geçmişten ne zaman ayrışılması gerektiği bir sorun hâline gelir. Bu nedenle geçmişteki hukuk anlayışını öğrenmekle kalmaz; onun içinde yer alan hataları, önyargıları ve artık geçerliliğini yitirmiş kabulleri de yeniden üretebilir. Başka bir deyişle, yapay zekâ geçmişin kararlarını geleceğe taşırken, onların artık geride bırakılması gereken yönlerini de beraberinde getirebilir.
Elbette bütün bunlar, yapay zekânın yargıda kullanılmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Mart 2025’te Rotterdam Mahkemesinin bir ceza kararının gerekçelendirilmesinde yapay zekâdan yazım aracı olarak yararlanması bunun başarılı bir örneği. Ama yapay zekâ, hâkimin işini kolaylaştırmanın ötesine geçerek kararın içeriğini şekillendirmeye başladığında, kararı gerçekte kimin verdiğini sorgulamak şarttır.
Hukuk mesleğinin önündeki asıl soru, yapay zekânın neleri yapabileceğinden çok, neleri ona bırakmamız gerektiği. Yapay zekâ hukuki sürecin giderek daha büyük bir kısmını üstlendikçe, muhakemenin ne kadarının insanda kalması gerektiği de daha önemli hâle geliyor.
Belki de hukukun geleceğini belirleyecek olan, makinelere hukukçular gibi düşünmeyi ne kadar iyi öğreteceğimizden çok, hukukçuların hangi konularda kendi başlarına düşünmeye devam etmeleri gerektiğine vereceğimiz cevap olacak.